Edirne 3


28 ‎Kasım ‎2014 ‎Cuma / Saat:‏‎12:12:42   â

Dijital fotoğrafın avantajlarından birisi de gün ve tarihi, ilgili karenin arka plânına kaydetmesi.

Bu özellik benim gibi yazılarını fotoğrafla destekleyen yazarlara (!) metnin akış yönünü belirlemede büyük ölçüde yardımcı oluyor.

Hatırlanacağı gibi son yazımı "Demokan ile kent merkezinde buluşmak üzere sözleştik" diye bitirmiştim. Öğlen vakti oldu. Telefon teması kurarak buluşma noktasında bekliyorum.

Onları gördüm. Uğur Hoca  hararetle bir şeyler anlatıyor. Demokan'ın kulağı Uğur Hoca'da gözü oynaşta. Bunu yaya geçidinde olmasına rağmen makineyi tutuş şeklinden anlayabiliyorum 

Buluşmadan sonra Selimiye'ye doğru yürüyoruz.

Onlar camiyi gezerken ben dışarıda bekliyorum. Hatırlanacağı gibi ben bu işi iki saat  önce tamamlamıştım.

Bir süre sonra bir araya gelerek Selimiye Vakıf Müzesi'ne yöneliyoruz. Cami öğle namazı için yavaş yavaş dolmaya başlıyor. 

Selimiye  Külliyesi içerisinde yer alan Dar'ül Kurra Medresesi, cami ile birlikte;

Osmanlı Devleti'nin Mimarbaşı Sinan tarafından 1569 -75 yılları arasında inşa edilmiştir. (Sarı daire içindeki kapı müze girişi)

Müzeye girince kızlı erkekli 5-6 kişiden oluşan bir grup görevli ile karşılaşıyoruz.

Aramızdaki diyalog aşağıdaki gibi gelişiyor. Başlıyorum sormaya:

- Giriş ücretli mi?

- Evet.

- Üç kişi için bilet almak istiyorum. dedikten sonra hemen  parayı uzatıyorum.

Onlar ise bana bir soru yöneltiyorlar.

- ......... bankasının kartı var mı?

- Yok. Olsa neye yarayacaktı?

- Giriş ücretsiz olacaktı.  

- .... bankasının var mı?

- O da yok.

Anlaşılan o ki bu seçenekleri seslendirirken zaten çok cüzi bir giriş ücretinden bile sarfı nazar etmişler.  Var olan bir imkândan faydalanmamızı istiyorlar. Bundan şüphem yok.

Aklıma takılan bir ayrıcalığı dillendiriyorum. 

- 65 yaş üzerine bir imkân var mı?

- Var. Nüfus cüzdanlarınızı görelim. Bu iyi bir yaklaşım (!) olsa da gençlerin kendilerinden  çok daha yaşlı biri ile konuşurken konuşma adabını yeterince bilmediğini düşünüyorum.

Sanki askeri bölgeye giriyoruz. Nüfus cüzdanımı sessizce uzatıyorum.

Ara ara yüzümüze bakarak fotoğrafımızla bizi eşleştiriyorlar...  Aklıma II. Dünya Savaşı ile ilgili çekilen filmler geliyor.

Sanki sınıra kadar geldik de bu son Nazi kontrol noktasını da aşarsak Alman zulmünden kurtulacağız...

Pes vallahi... Ruh halime bakar mısınız?

İnanın bana dışarıdan bir gören olsa "Aranan kaçaklar bulundu galiba" diye düşünmez ise ben de ne olayım.

İster istemez korkuyorum! Belli mi olur isim benzerliği olur,  yazı silinmiş olur, aranan birine benzeyebiliriz Olur da olur. Sıradan vatandaşız her şey olur.

Bilindiği üzere ülkemizde gerçekleşen en büyük yolsuzlukların başında 65 ve üzeri yaştaki insanların müzelere bedava girmek için yaptıkları evrakta sahteciliktir...

(...) 

Onlar bakadursun..

Ben yan gözle cam ardından bahçeyi kontrol ediyorum. İlk iş  oradaki nesneleri fotoğraflamak lazım. Arkadaşlarıma dönerek;  

"Aaaa bahçesi de var, önce orayı gezelim" deme gafletine düşüyorum

Emir büyük yerden geliyor. İnce elekten geçmiş olmalıyız ki otoriter bir ses tonu ile:

- Buradan devam edin, diyor

Lafa bakar mısınız! Oldu olacak "tek sıra marş" de de, tam olsun bari...

-!..  

Bu plâna göre benim güneşi yakalama ihtimalim kalmadı. "Müzeden çıkıncaya kadar güneşi bekletebilir misiniz"  diye soracağım...

Ama ne demek istediğimi anlayacaklarından şüphem var.  

 Ortama uygun olsun diye içimden "La havle vela kuvvete illa billâh" diyorum. 

Şimdi:

Ben fotoğraf çekeceğim, dolayısıyla  nereyi önce, nereyi daha  sonra gezeceğimden sana ne be çocuk. Müzeden çıktığımda büyük bir olasılıkla fotoğraf saati geçmiş olacak!  Olamaz mı?

Dolayısıyla önce güneşli havayı değerlendireceğim. Kapalı mekanlarda fotoğraf açısından problem olmaz. Ben böyle planladım.

Ne diyorsun şimdi!

Bu basit mantığı bile yürütemezsen ne işin var müzede?

-!..

Kendime iş  edindim ve Ankara'da daha sakin düşünerek sorunu çözdüğümü zannediyorum.

Şöyle ki:

Müzenin giriş kapısından içeri girip sola döndüğünüzde bilet gişesinden önce sağda bahçeye açılan kapı var. Sorunun ana kaynağı bu!.. 

Bilet alıp geri dönerseniz, kafaları (!)  karışıyor. İstiyorlar ki bileti al saat yönünde dön git! Tur bitince bahçeye mi girersin, dışarı mı çıkarsın ne halin varsa gör. Yeter ki benim kafamı (!)  karıştırma.   

Müzenin mimarisi değiştirilemeyeceğine göre akılları sıra çözüm yolu bulmuşlar. 

İşin garibi biz müzeye para vermeden girdik. 65 yaşın üstü parasızmış!

Be kardeşim madem para almayacaksın önce bahçeye girsem ne olur, girmesem ne olur! 

Özde, insan unsuru çok ama çok önemli. Bireyi düzeltemezseniz hiç bir şeyi düzeltemezsiniz.

90 yıldır Türkçe düşünerek (!) birbirini halâ anlamakta zorluk çeken bir toplumu Osmanlıcaya yönlendirilmesini düşünüyorum!

Düşünemiyorum.  

Müzeye girince biraz olsun rahatlıyorum.

Gördüğüm güzellikler karşısında yüreğim kabarıyor. Bkz:

   

18. Yüz yıl Osmanlı dönemi / Yazı türü nesih 

Ders gören öğrenciler

Müderris / Hoca 

Avizeyi, kubbeye doğrudan monte edememişler. Belli ki ağırlık sorunu var.
Demokan'ın "start bekler hali" ortadaki demir yığınından kaynaklanıyor.  Bu alanda fotoğraf için doğru bir açı bulmak çok zor.

Silah hakkında özellikle de antik değeri olan tabanca ve tüfekler hakkında değerlendirme yapabilecek düzeyde bir bilgi birikimine sahip değilim.

Dolayısıyla sadece fotoğraflarını çekerek  kısmen de olsa ilgili sitelerin linklerini eklemenin daha doğru olduğunu düşündüm.

Orduda ve silah üretiminde büyük yenilikler yapan Sultan III. Selim Dolmabahçe semtinde yeni bir tüfenkhâne yaptırmıştır. Kıyıdan biraz geride ve yamaçta bulunan bu tüfenkhânede döneminin en iyi tüfekleri imal edilirdi. Geleneksel tüfenkhânelerde imâl edilen tüfeklerin menzilleri 300-350 adım olurken, burada üretilen tüfekler 1000 adıma kadar hedefleri vurabilmekteydi. Ancak Sultan II. Mahmud bu tüfenkhâneyi kapatmış ve yerine ıstabl-ı âmire yaptırmıştır.(saray ahırı) Bkz:

Kesici Silahlar (Eslihâ-i câriha)

Miğfer

 Atıcı Silahlar (Eslihâ-i râmiye)

Yemek pişirmek için sahra tipi seyyar kazan

Top,  top mermileri ve havan

Müzeden çıkmaya yakın Mimar Sinan'ın iki yazısı dikkatimi çekiyor: Kısa metinde empati var, öğrenme arzusu ise had safhada . Bilgi edinmek için  sarf edilen çaba çok dikkat çekici, tevazu dersen ibretlik.

Daha ne olsun ki!  Örnek alınmalı...  

-1-

-

-2- Bkz:

3 önemli camii ve bir müzeyi yarım güne sığdırdık. Tam içimizse sinmese de... Zaman açısından sınırlı gezilerde ayrıntılılara inme şansı ister istemez pek olmuyor.

Gece veya gündüz olsun yemek yemek vesilesi ile Edirne çarşılarında dolaştık. Çarşılar ortak yaşam mekânlarıdır. Esnafın size karşı sergilediği davranışlarla beraber, tüm kent halkının birbirleri ile en sıcak temas kurdukları yerlerdir çarşılar.

Ortak sesi duyar, kılık kıyafeti gözlemlerken, ortak estetik duygusunu ancak dolaşarak algılayabilirsiniz.

Heykele put diyerek bu sanatı dışlayan bir kültürümüz var.  Ama bu yanlış kanı Edirne'de pek itibar görmemiş olacak ki, meydanlarda heykelleri görebiliyoruz.

Yanlış hatırlamıyorsam Kars gezimde de benzer görüntülere şahit olmuştum.

Edirneyi ayrıcalıklı kılan unsurlar tabii ki yazdıklarımla sınırlı değil.

Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşler Festivali , Hıdırellez ve Kakava Şenlikleri Festivali, Uluslararası Nefesli Sazlar Festivali, Uluslararası  Bando ve Ciğer Festivali,  var olan kültürel etkinliklerden bazılarıdır.

Aynalı süpürge Bkz:

Kentin görünmeyen yüzü gecelerden oluşur. Ardında eğlence kültürü, damak zevki gizlidir.

İçki satılan mekanlara yalnız başına gelen hanım müşterilere dönüp de bakan yok. (Bizler  hariç) 

Yanlış anlaşılmasın o kadar garibimize gitti ki şaşkınlıkla baktık.  Demek ki oluyormuş.  İçimden geldi. En yüksek perdeden  "bravoooo" diye haykırmak istedim. 

Trakya kültürü  Batı kültürüne daha yakın. Bunu kolaylıkla gözlemleyebliyorsunuz 

Akgünler / Saraçlar Caddesi No:95  / Edirne- 0284 22551 85

Bilindiği üzere Edirne bir peynir cenneti. O kadar çok peynirci var ki... Sora sora bilinen bir peynirciyi bulduk. İzin alarak yukarıdaki fotoğrafı çektim.

Daha sonra da kırmızı daire içinde göstermeye çalıştığım fiyat listesini büyülterek görmenizi istedim.

Ayrılırken "Ankara'ya  göndermeniz mümkün mü?" diye de sordum. Kargo ile her yere gönderebileceklerini söylediler. Takdir sizlerin. Edirne peyniri neden ayrıcalıklı sorusuna yanıt arıyorsanız ekteki linkin içeriğini okumanızı öneririm.  Bkz:

Unutmamanız gerek bir şey var. Kargo fiyatları çok yüksek. Astarı yüzünden pahalıya gelebilir. Anlaşmalı firmaların biri vasıtası ile getirtebilirseniz çok lezzetli bir peyniri % 30 oranında daha düşük fiyatla tüketme şansınız olabilir. Benim favorim 5 kg koyun peyniri..

Edirne gece de yaşayan bir il. Çarşısı gündüz  olduğu gibi cıvıl cıvıl...

Hiç kimse bir diğeri ile ilgilenmiyor. Ortada başı boş gezen tufeyli (asalak) gruplar yok. Ne el açanı gördüm, ne de köşe başı tutanı. Bunları neden yazdım?

Akşam saat 22:00 den sonra Ankara / Kızılay / Sakarya'da dolaşmak cesaret ister hale geldi.. Tinercisi, gaspçısı  ne ararsan bir arada. Burası başkent. Bir zamanların en prestijli bölgesi. Alkole kumara ve benzeri pisliklere teslim olmuş

Denetimden uzak. Kaderine terk edilmiş bir halde.  

İnsan Edirne'yi gördükten sonra önce seviniyor, yaşadığı kent aklına gelince de düşünüyor ve üzülüyor.

Edirne'de hiç mi yanlış bir şey yok! Ben böyle demedim. Yaşadığım kentle kıyaslama yaptım.  

Bir çöp kutusu tüm sokağın güzelliğini bozmak için yeterli olabiliyor. İşin acı tarafı bu durumun sokak sakinleri tarafından görülmemesi... Bu duruma, esnaf müsaade etmemeli. Asli görev onların. 

İşyerleri sat 23:00'e kadar açık.

Öğle yemeği için  ciğer tava yemek istiyoruz. Uğur Bey, bizi Edirne'nin en bilinen yerlerinden biri olan 'Edirne Ciğercisi'ne götürmeyi önerdi. oylama yaptık oybirliği ile kabul edildi. Çarşıları geze geze ciğerciye geldik  

Soldan sağa: Doç. Dr. Demokan Erol - Prof. Dr. Uğur Kuyumcuoğlu 

İlhan Usta

Merak edenler için kısa bir açıklama yapayım.  Bu işin püf noktası bir değil birden çok... En önemlisi ciğeri damarlardan arındırmak. Belki de işin en zor tarafından birisi bu.

Ciğeri çok ince dilimlemek için elinizi defalarca kesebileceğinizi  de önceden kabullenmeniz lazım. Usta bile bana elini gösterdi gerisini siz anlayın...

Dana ciğeri kullanıyorlarmış. Kullanılan sıvı yağı sık sık süzmek, değiştirmek gözden kaçan ayrıntılardan birkaçı. Yolunuz Edirne'ye düşerse bu mekânı mutlaka ziyaret edin derim. 

Edirne Ciğercisi Kâzım Usta  Bkz:

Yemekten sonra çok yakınımızda bulunan sinagogu görmek istedik.

Yapının onarımı neredeyse bitmek üzere. Yılbaşına yetişmese de ocak ayı içinde bitecek gibi görülüyor. Işık müsait olduğu için hemen bir kare fotoğraf  çekiyorum.

Tecrübelerim bu tür yerleri fotoğraflamada bana her zaman "Elini çabuk tut" komutunu verir.

Nitekim bahçeye doğru burnumuzu uzatır uzatmaz "fotoğraf çekmek yasak" uyarısını aldık.

Neden?

Sanki NASA'ya sızdık da uzaya gitmenin kısa yolları (!) adlı dosyayı fotoğraflayacağız!

Çok ciddi bir öneride bulunmak isterim.

Zaman zaman ülke gündemini meşgul eden  yeni bir anayasa yapılma meselesi var.

Ülkeye doğru yönde ivme kazandırmak isteyen siyasetçilere duyurmak isterim.

Anayasanın asla değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen 4 maddesine bir madde daha ekleyerek  o faslı 5 madde yapalım.

Önerim kısa ve net. 

"Yasak kelimesini Türkçe'de  kullanmak yasaktır"  

Halının (!) altından neler çıkar neler. Üşenmeyecek, 90 senelik halıların tamamın altına bakacaksın.  

 Yemin ediyorum yasaklar kalınca herkes evinin önünü, arkasını, içini, dışını pırıl pırıl yapar. Hızını alamaz komşuya musallat olur. Misler gibi oluruz. 

Gelelim fotoğraflama işine.

Bir ay sonra burayı açacaksın, herkes görecek. Şimdi fotoğraf çeksek ne kaybedersin? 

Belki gözden kaçan bir yanlışlığı görmenizi sağlarız! Olamaz mı?

-!..

Kal Kadoş Ha Gadol
(Kutsal Büyük Havra)

1905 yılındaki büyük yangında Edirne'deki 13 sinagog yok olunca daha önce Mayor ve Polya sinagoglarının olduğu yere inşa edilen sinagog,  Kal Kadoş Ha Gadol adıyla 1907 yılında ibadete açılmış. Bkz:

Sinagogun dış cephesindeki mermer üzerine İbranice yazılan yazılar  dikkatimi çekiyor.

Çalışan bir görevliye burada ne yazıyor diye soruyorum. Ağzının kenarı ile kerhen cevap veriyor.

- 10 Emir.

Ankara'ya geldikten sonra internet üzerinden 10 Emir'in Türkçesini buldum. İçeriği aşağıda.

Sinagog'un ön yüzünde yazılı 10 Emir

             1905 yılındaki büyük yangında Edirne'deki 13 sinagog yok olunca daha önce Mayor ve Polya sinagoglarının olduğu yere inşa edilen sinagog, Kal Kadoş Ha Gadol (Kutsal Büyük Havra) adıyla 1907 yılında ibadete açıldı.

10 Emir

              1- Karşımda başka ilahların olmayacak.
2- Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
             3-  Yehova'nın, Rab'ın ismini boş yere ağıza almayacaksın. 
            4- Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün efendin Rab'e Sebttir.
Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız.
 
 Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı. 
            5- Babana ve anana hürmet edeceksin. 
6-  Öldürmeyeceksin.
           7-  Zina etmeyeceksin.
           8-  Çalmayacaksın.
           9-  Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın.
          10- Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.

Merak edenler olabilir diye Kur'ân-ı Kerim'de geçen yasaklardan benzeri yasakları alarak, farklı bir pencereden bakmak istedim.   

Kur’ân-ı Kerîm’deki Temel Emirler ve Yasaklar /  114 emir ve yasaktan rastgele alınmış 10 tanesi Bkz:

Sözünüze Sadık Olun

Yetimi, Öksüzü, İhtiyaç Sahibini Gözetin

Emanetleri Ehil Kişilere Verin

Ölçü ve Tartıda Dürüst Olun

Anne ve Babaya Çok İyi Davranın

Haram Yemeyin

Yalan Söylemeyin

Hırsızlık Yapmayın

Size Selam Verene Sen Mümin Değilsin Demeyin

Dinde Baskı ve Zorlama Yapmayın

Görüleceği üzere temel sorun "uyar gibi görünüp, uymayanlardan kaynaklanıyor" diye düşünüyorum.

-!.. 

İstikamet Şükrü Paşa Anıtı.

Bugün ne gördüysek gördük. Uğur Hoca yarın sabah (cumartesi) erkenden İstanbul'a gidiyor. Biz de 17:45 uçağı ile Ankara'ya döneceğiz.

Yarın hemen hemen yolda geçecek gibi görülüyor.

Edirne Osmanlı tarihinde en önemli başkentlerden biridir. Belki de en önemlisi... Mesela İstanbul'un fethi Edirne'de plânlanmıştır.

Sitemizin ana konusu ağırlıklı olarak: avcılık ve yabanhayatı olsa da, olası ihtimalle bedbinliğimden ötürü bu konulardan uzaklaştığımı düşünüyorum.

Neden?

Betimlemeye çalışayım.

Bir an için gözünüzde büyük bir kanyon canlandırın.

Umut ediyorsunuz ki karşınızdaki yalçın kayalıklara seslendiğinizde o ses de size;

Aynı renkte, aynı tonda, kısmen volümü düşük de olsa yankı yaparak geri dönecek!..

-!..

Heyhat...

Boşa beklersiniz... Bu yönde benzeri bir ruh hali yaşıyorum.

Ama yeri geliyor 100 yıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerime doğruyu bulma yolunda bir iz bırakma duygusu ön plâna çıkıyor. Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Edirne'de şimdi temellerine bile ulaşmakta zorluk çekilen bir saray var.

Saray-ı Cedid-i Amire (Yeni Saray) 

 

Nereden biliyoruz? Tosyalızade Dr. Rıfat Osman'ın eski Türkçe kaleme aldığı anılarından! 

Bu belgelere nasıl ulaşılmıştır?

Bu kitabın günümüz Türkçesine çevirimesi Yrd. Doç Dr. Ratip Kazancıgil tarafından yapılmıştır.

Yrd. Doç Dr. Ratip Kazancıgil Dr. Rıfat Osman'ın kızına ulaşmış ve sohet esnasında: Rahmetliden kalan yazılı belge var mı? sorusunu Mihrinaz Unural'a yöneltince "A haklısınız içeride bir sandık evrak var, beraberce bakabiliriz." demiştir.    

Dayım anlatıyor:

Beraberce bir odaya girerek sandığın başına geldik. Kapağı açınca bir not bulduk. Dr. Rıfat Osman'ın ölmeden evvel yazdığı bir not...

"Benden sonra kalanlara: Her kimse bu sandığın varlığını araştıra araştıra buraya kadar gelmişse, sandığın muhteviyatının ona verilmesi arzumdur " şeklinde bir içerikle karşılaşırlar.

O sandıktan çıkan belgelerin ışığı altında o kadar çok şey gün yüzüne çıkmıştır ki... Bu ayrı bir yazı konusudur.  

Bu kitabın tercüme edilmesi sonunda dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in himayelerinde bir uluslararası sempozyum gerçekleştirilmiştir.

 

Yine kitaptan elde edilen bilgilerin ışığında sarayın plânı yeni Türkçeye çevrilmiştir.

Bir sayfasını dikkatlerinize sunmak isterim. Görmenizi istediğim satırların altlarını kırmızı ile işaretledim. (Yazıyı görmekte zorlanıyorsanız "ctrl" tuşunu basılı tutarken farenin (maus) tekerleğini yavaş yavaş öne doğru çevirin)  

Var olan bu belgeden yola çıkarak nereye varabiliriz!  Bunu sonta tartışmak isterim. 

Sık sık seslendirmeye çalıştığım bir konu var. Dünya döndüğü sürece avcılık bir şekilde devam edecektir. Ama asla unutulmaması gereken bir gerçek var.

Yabanhayvanları halâ var oldukları ilk günde oldukları gibidir.

Buna karşı taşla, sopayla yeri geldiğinde eli ile avlanan insanoğlu, olağanüstü bir gelişme göstermiştir. 

Gerçek odur ki artık eşit değiliz!

Bu demek değil ki yırtıcı hayvanlarla elimizle boğuşacağız. Ama teknolojinin insanoğluna sağladığı en son imkânlarını arkamıza almaya da gerek yok. 

Geçmişten ders almak, dönemin doğru ve yanlışlarını  tarfsız bir gözle irdelemek doğru olur diye düşünüyorum.

Zihinleri bulandırmanın hiç kimsye bir hayrı olmaz. 

Sürekli geçmişe sığınmak, gelecekten emin olmayanların işidir

                                                                                      Pietro Antonio Domenico Trapassi ( Metastasio)

 

Devam Edecek

Edirne 4

  Şükrü Paşa  Anıtı  ve Balkan Savaşı Müzesi    

 

               29 Aralık 2014 / ANKARA

 

 

  

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 2644 kez okundu...