Belki Son Gezi! (8. Bölüm)


Kemaliye (3)

Sarı okların altında görülen yolu takip ederseniz Subasan'a varırsınız. 

Bugün Kemaliye'den yola çıkarak Subasan  üzerinden uzun bir gezi daha yapacağız.

Güzergâh üzerinde görülmesi gereken pek çok yer var.

Örneğin Apçağa Köyü!

Kemaliye'ye 5,5km  uzaklıkta olan Apçağa'nın anlamı "Çağlayan su" demek.

"Orda bir köy var, uzakta,

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de, tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür." diye devam eden şiirin yazarı Ahmet Kutsi Tecer'in ailesi Apçağa'lı.

Köy şirin mi şirin. Görmek lazım. 

Doğu Perinçek de köyün ünlüleri arasında,

Diyeceğim o ki Kemaliye gezme ile kolay kolay bitmez.

(...)

Aşağıdaki karede gerçekleştirdiğimiz turu haritada üzerinde göstermeye çalıştım.

Kemaliye'den başlayan ve yine Kemaliye'de sonlanan bir gezi olacak.

Subasan Mevkii'ni daha yakından görmek isterseniz Bkz:

Harmankaya üzerinden Taşyol'a gireceğiz

 

Subatan Mevkii

Bu sene yurdun hemen hemen her yeri kuraklık yaşadı. 

Normal bir sezon geçirseydik şimdi burada kar tepeleri görecektik.

Yol uzun olduğu için hızlı dolaşmamız gerekiyor.

Sultan Murat Caddesi!

İsim kulağınızı rahatsız etti, bunu tahmin edebiliyorum.

Ben de yadırgadım doğrusu. O zamanlar cadde mi vardı! Bkz:

Vardı da ben mi bilemedim?

İpek yolu da buradan geçtiğine göre!

Ona da İpek Otobanı mı diyeceğiz?

Cadde kavramı dilimize ne zaman girdi?

Bilemediğim ne çok şey varmış.

Ferit Develioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe adlı ansiklopedik lügatinde kelimenin aslının Arapça'dan alındığı ima ediliyor. Türkçe karşılığı bilindiği üzere geniş yol. 

Tanımlama insana doğal olarak itici geliyor.

Besi hayvanları da olmasa ortada canlı yok!

Ama cadde var!

Sevmedim. 

Ali Balı kardeşimin arıları belirli bir süre karşıdaki sırtta konaklıyor.

Arıcılık gerçekten zor bir iş. Çiçeği takip edeceksin!

Temiz su bulacaksın. 24 saat başında bekleyeceksin.

Ali Bey'den dinleyeceksiniz.

(..)

Büyük bir sulak alana geliyoruz. Gölün karşı tarafında bir kaç kuş var ama mesafe uzak olduğu için, türü doğru adlandırmakta zorlanıyoruz.

Yaklaşık olarak 200 metreden fazla bir mesafeden bahsediyorum.

Ne yapmak lazım diye düşünürken Kaan beni uyarıyor.

- Abi bu zıkkımı  (!)  taşıyıp durduk. Kursana şunu Allah aşkına!  Tam zamanı değil mi? 

Yerden göğe kadar haklı. Söylenecek tek bir söz bulamıyorum. 

Bir haftadır dağ tepe demeden yanımızda taşıdığımız ama hiç kullanmadığım objektifi makineme takarak kuşlara doğrultuyorum

Bu arada -iyi ki- Kaan da bana odaklanmış. Yoksa anlatmakta zorluk çekeceğimiz işler yapıyoruz. Toplam ağırlık 5-6kg.

Hassas davranmak lazım.

Kuşlar kaçtı kaçıyor, objektifin altına yastık falan filan derken  ister istemez geriliyorsunuz.

400 mm f.2.8 x 1.7 Nikon  (1.7- Teleconverter)

Bu şekilde 680 mm'lik  bir objektif  kullanmış oluyorum. (1.7x400=280) 400+280=680 mm)

Angıt (Tadorna ferruginea)

Karşı tepeyi zar zor görürken objektiften gördüğüm manzara beni bir hayli etkiliyor.

Hemen deklanşöre basıyorum.

Bu arada kuşlar huylanıyor. Uçarak üzerimizden geçerken, ben de çekime devam ediyorum.

Angıt (Tadorna ferruginea)

Benim gördüğüm kareleri arkadaşlarım da görsün istiyorum. Ali Balı'ya makineyi vererek üstümüze yaklaşan kerkenezi gösteriyorum.

Ali Bey hemen kuşa odaklanarak 15-20 kare kadar bir çekim. yapıyor. Hepimiz işin acemisiyiz. 

Yakın zamanda cam gibi kareler gelecek!

Hiç şüpheniz olmasın. 

Bayağı kerkenez (Falco tinnunculus)

Ali Bey makineyi bana veriyor. Ben objektifi yine gölün karşı yakasına doğrultuyorum.

Angıt'ın özeline (!) girdiğimi onu korkuttuğumu ancak Ankara'ya geldiğimde fark ediyorum.

Özür dilemek isterdim.

Angıt (Tadorna ferruginea)

Küçük su çulluğu (Lymnocryptes minimus)

Her yerde çapulcu var...

Harmankaya Köyü'ne gelmemiz 2 saatten fazla bir zamanımızı alıyor. Kat ettiğimiz mesafe 40km

Kaan'ın ancak sitemizde yayınlanan yazılarda görebildiği Taşyol'a vardığımızda saat : ‏‎11:45:52

Günlerden 01 ‎Mayıs ‎2014 ‎Perşembe ‏‎

Taşyol

Benim için Taşyol'la ilgili farklı yazı yazmak çok zor. Her gelişimde bir şekilde konuyu gündeme getirdim. Olsa olsa farklı açılardan görüntü elde etmiş olabilirim.

Bu geziyi daha da renkli kılmak için kendimi zorluyorum. Öyle bir şey yapalım ki bir evvelki içerikle benzerlik arz etmesin!. 

Karasu'ya farklı derelerden, akan sular var. Yağışlı geçen ilkbahar aylarında bu derelere girmek hemen hemen imkânsız.

Bu sene yağış olmadığı için su seviyesi 3-4 metre düşmüş. Bu kanyona girmenin tam zamanı. Yoksa bu da içimde ukde kalacak.

Dilerim ki, bir daha bu kuraklık olmaz. Buraya inmek kimin haddine!

Meydanı boş buluyor ve kanyona giriyoruz.

Bir saat kadar yürüdükten sonra zurnanın zırt dediği noktaya geliyoruz. Bundan ötesi bizim için imkansız. Kendimizi mi koruyalım yoksa makinelerimizi mi?

Bir ara dereden karşıdan karşıya geçerken sıçramam gerekti. Ayak basmak için niyetlendiğim küçük adacık üstüne sıçramamla beraber suya gömüldü. Tabii ki ben de... 

Bu olasılığa düşünce bazında hazırlıklıyım. Şartlandığım bir tek şey vardı. Nasıl düşersem düşeyim sağ elim yukarıda olacak.

Nitekim boylu boyunca suya gömüldüm  Ama sağ elim şnorkel gibi dimdik havada. Makine kurtuldu.

Bu anı fotoğraflayamadık. Ama Ali Bey düştüğümü görmüş olmalı ki yanıma geldiğinde hayretler içinde:

"Nasıl bir düşüş o!" diyerek beni kutladı.

Makine suya girerse ne olur?  Hepimiz bunun farkındayız.  

-!..

Dinlenmemiz lazım. Düzgün bir alan bulduk.

Yemek yiyeceğiz. 

Allah akıl versin

Nereye kadar gidebiliriz!

Bu noktadan sonra ileri gitmemiz mümkün değil. Dönüşe geçmeye karar verdik.    

Kaan'ın elinde cep telefonu ha bire beni taciz ediyor. Rezilliğin her anını kayda alıyor. Bir yandan kıkırdarken bu yetmiyormuş gibi çektiklerini eşe dosta postalıyor.

O sıcakta şapkayı niye taktım ki! 

Halâ anlamış değilim. Hacivat'la Karagöz gibiyiz.

Kaan'ın  zaman zaman zorlandığını görünce elinde taşıdıklarını yeleğimin ceplerine yerleştiriyorum.

Hızlı yürüyerek arabaya ilk ulaşan ben oluyorum.

Arkamdan Ali Bey, daha sonra da Kaan geliyor.

Yorgunluktan bitmiş gibi...

Su kenarına oturarak bir süre dinlenmesi için onu bekliyoruz.

Kaan korku dolu gözlerle çıkacağı düz duvara bakıyor.

Üzülüyorum tabi (fffırt)

Kaan'ı' yukarı çıkartmak için ben ipe asılırken Ali Bey'de Kaan'ın elinden tutarak onu zar zor da olsa yukarı çıkartıyoruz.

Aslında onu sırtıma alarak yukarı çıkartabilirdim ama nedense bu teklifime sıcak bakmadı.

(Bu biraz fazla oldu galiba:)

Kazasız belasız kanyonu terk ediyoruz.

01 ‎Mayıs ‎2014 ‎Perşembe, ‏‎
Saat /14:22:30 

Öğleden sonra Hayati Eraydın'ı yani Reis'i evinde ziyaret edeceğiz. Akşam bavul toplama ve arabayı yerleştirme işi var. 

Ertesi sabah erkenden yola çıkmak istiyoruz. Bağıştaş - Kangal - Sivas - Yozgat  üzerinden Ankara'ya gideceğiz.

Duruma göre Kaan Ankara'da bir gece kalıp dinlenebilir veya İstanbul'a devam edecek.

Gün içinde kat edilecek 1000km yoldan bahsediyorum. 

(...)

Saat tam 16:00 da Reisin verdiği ev adresindeyiz.

Reis ince bir adam. Evi bulamayız diye eşini yola çıkartmış.

Nasıl mahcup oldum ne diyeceğimi bilemedim doğrusu. 

Benim yıllardır göremediğim Reis hem yaşlanmış hem de hasta.

Ona sarıldım öptüm. Reis canlandı.

Her zaman yaptığı gibi başladı anlatmaya...

Oradan buradan soruyor söylüyor, daldan dala atlıyor.

Gözleri karşısında oturan Kaan'ı pek seçemiyor olmalı ki onu Şevket Gültekin'e benzeterek o şekilde hitap ediyor.

Bir süre sonra sıra bana geliyor. Ona 44 yıl öncesine ait kritik bir kaç soru  soruyorum. (Vereceği cevapları Kaan'a bir kaç gün evvel söylemiştim)

- Reis sen bana silah sattın mı?

- Evet

- Ne sattın?

- Remington  30-06 kalibre. Model (O unutmamış ben unuttum.) 

- Ben kime satım?

-  Ağa Ceylan'a sattın

-!..

Hafızaya bakar mısınız? 44 sene evveli anlatıyor.

Reisin asıl işi teknik ressam.

Dolayısıyla kalemi çok kuvvetli.

Yabanhayvanlarının anatomisini çok iyi biliyor.

Onun yaptığı tahnitler canlı gibi dururdu. 

Kara kalem ve kuru boyalarla inanılmaz güzel resimler yapardı.

Bunların çoğunu Ahmet Şahin almış.

Ahmet Şahin varlıklı bir avcıydı. O zaman Haymana yolu üzerinde büyük bir çiftliği vardı. Ben hiç gitmedim.

Çok sayıda yabanhayvanı beslediğini duyardım. Adamı canından bezdirdiler. Vakit bulursam yazarım. 

Reis üzerinde çalıştığı resimleri dosyalamış.

Reisin buna benzer çok sayıda çalışması oldu.

Reisi fazla yormamak istedim

İzin aldık yanından ayrıldık.

Merdivenden inerken arkamdan bağırdığını duydum.

- Memed...

- Buyur Reis

- Ankaradakilerine söyle... Reis daha ölmemiş de...

- Allah uzun ömür versin Reis o ne biçim söz.. Hoşça kal.

-!..

Buluşmamızın üzerinden tam tamına 67 gün geçti.

Bu yazı dizisini hazırlarken Ali Balı kardeşimden yöresel yer adları konusunda yardım alma ihtiyacını hissettim ve onu telefonla aradım.

- Merhaba Ali Bey ben Mehmet Emin Bora Ankara'dan arıyorum.

- Merhaba Mehmet Bey.

- Uygunsanız sizden bazı arazi fotoğraflarının neresi olduğu hususunda yardımlarınıza ihtiyacım olacak. Konu bu.

- Tamam fotoğrafları gönderin neresi olduğunu yazayım.

(Ali Bey isteksiz konuşuyor. Ben de bu konularda çok hassasım. İşgillendim "Tamam" diyerek konuşmayı kısa tuttum.

Bu sefer Ali Bey konuşmaya devam etti.

- Ben de haber aldınız zannettim!

- Neyin haberi? Anlamadım.

- Reis bugün vefat etti. Şu anda camiden selası veriliyor..

 -!.

Gözlerimden bir anda yaş döküldü. Aynen şu anda olduğu gibi.

Biz şimdi kime Reis diyeceğiz! 

Nur içinde yat.

Sana Allah'tan rahmet,  geride kalanlara başsağlığı ve sabır dilerim.

Avcı denilebilecek nadir insanlardan birini kaybettik. Böyle bilinmeli.

(...)

Bu yazı dizisinin adı neden "Belki Son Gezi"

-!..

Bunu da anlatmak için  gayret sarf edeceğim.

Bağıştaş

Bir gezi  daha sonlandı.

8 gün içinde Kaan 3193km, ben ise yaklaşık olarak 2193km bir yol kat etim.  

Yolun tamamında arabayı Kaan kullandı. En ufak bir risk yaşamadık.

Merak edilir diye yazma ihtiyacı hissettim. Toplam masrafımız 4.000.00 TL oldu.

Bunun içinde yemek,otel, ve akaryakıt giderlerinin tamamı var.

Her ilin en iyi otelinde konakladık. En iyi lokantaları tercih ettik.

Adam başı gündelik harcamamız  250.00 TL oldu. (1$= 2.20 TL)  (Gelecek kuşaklar kıyaslama yapabilsinler istedim)

Bu geziye başlamadan evvel iki aya yakın bir zaman araştırma yaptım. Adresler ve isimler belirledik.

Bu çalışmalarda bana yardımcı olan değerli dostum Hasan Saday başta olmak üzere kızım Pınar Özdemirci'ye, oğlum Tolga Bora'ya  teşekkür ederim.

Bir ilden bir ile, bir dağdan bir diğerine  geçerken yol boyu bizi uzaktan da olsa takip ettiler. Böyle bir desteğin  ne demek olduğunu bildiğinizi düşünüyorum.

Tabii ki Ali Balı kardeşime teşekkür edeceğim. Beraber olmaktan büyük bir haz duyduk. Onun kendisine olan güveni bilgisinden kaynaklanıyor. Bu tür gezileri sıradan insanlarla sürdüremezsiniz.

Peki "hepsi hepsi bu mu" diye de sorulabilir.

Hayır hepsi bu değil.

Çok geniş bir coğrafya gezdik. İnsan davranışlarını gözlemleme fırsatımız oldu.

Uçsuz bucaksız toprakları görünce "Bu topraklar doğru yönetiliyor mu? diye sorgulama yaptık.

Merkezi otoritenin problemin merkezinden ne denli uzak olduğunu gördük.

Ve daha pek çok şeyi gözlemledik ve aramızda tartıştık.

Bundan sonra her yeri geldikçe düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

100 yıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerim nerede yanlış yaptığımızı kolaylıkla anlayacak. 

Ramazan Bayramınız kutlu olsun.

Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlamakla olur.

                                                            Socrates

Mehmet Emin BORA

28 Temmuz 2014  Pazartesi

Çamlıdere / Ankara

 

Bu yazı 2042 kez okundu...