Belki Son Gezi! (5'inci Bölüm)


Tatvan - Keban - Kemaliye

Tatvan /2014

Bana kalırsa Muş'ta yeteri kadar kalmadık.

Muş'u ve ilçelerini hakkı ile gezebilmek için "insan en az üç dört gün zaman ayırabilmeli" diye düşünüyorum.

Çarşısını bile göremedik.

Bunda hava şartlarının olumsuz olmasının büyük payı var. Ayrıca Hamurpet Gölü bizi fazlasıyla yordu.

Kısmet olursa yine gelmek isterim.

28 Nisan 2014 Pazartesi

Muş'u terk ediyor ve Tatvan'a gitmek için yola koyuluyoruz. Saat 15:00

Muş-Tatvan arası 83 km.

Dağdan asfalta kadar olan uzaklığı da hesaba katarsak bu mesafeyi 1.5 saat içinde kolaylıkla kat edebileceğimizi düşünüyoruz.

Yol boyu kızımla konuşarak Tatvan'daki otel rezervasyonunu yapmıştık.

Nitekim düşündüğümüz gerçekleşiyor ve saat 16:47'de Tatvan'a varıyoruz.

Aşağıda reklâm tabelası olan otel için rezervasyon yaptırdık.

Otel Mostar!

 

1km değil otele en az 4-5km var!

Bu fotoğrafı neden buraya koydum!

Işıklı tabelanın sağ alt köşesinde otele olan uzaklık için 1km yazıyor.

Bu kocaman bir hata, otel en az 4-5km içeride.

Ne var bunda diyebilirsiniz.

Öyle düşündüğünüz gibi değil.

Sabahtan beri yoldayız. Banyo yapmak ihtiyacını hissediyoruz. Üstüne üstlük kurtlar gibi de açız.

Belki de daha da önemlisi, Tatvan'ın trafiği İstanbul veya Ankara gibi sıkışık.

İki ana arter var biri geliş, biri gidiş.

"Otele 1km ikazı" bizi yanılttı. Ara ara ortalıkta otel motel yok.

2-3km gidince de "atladık galiba" diye aynı yola geri dönmek zorundasınız.

Yön değiştirmek büyük sıkıntı.

30 dakika kadar otel aradık desem!

Daha ne olsun ki!

Otel bir benzin istasyonunun hemen yanı başında . Aklınızda olsun siz de bizim gibi perişan olmayın.

Araba için güvenli bir yer bulduk eşyaları otele çıkartmadık. Park yeri hemen hemen her yerde sorun.

Kendimize gelir gelmez kısa bir araştırma yaparak güvenli bir lokanta adı öğrendik.

Bursa İskender Salonu
28.04.2014 / 17:44

Kaan cep telefonunu işyeri gibi kullanıyor. Ne zaman fırsat bulsa "Sanal büroda".

Ara ki bulasın!

Kaan Otçu

İyi bir yemek olduğunu düşünüyorum.

Karnımız doyunca gözümüz açıldı ama her yanımızdan ses geliyor. 12 saattir dağ bayır yollardayız.

Doğruca otele dönmek en hayırlı iş olacak. Biz de öyle yaptık.

Fotoğraf makinemi -önce kaybettiğim, daha sonra bulduğum- geniş açılı objektif ile baş başa bıraktım.

Ne dertleri varsa sabaha kadar konuşup anlaşsınlar...

Bir baba olarak bu çiftin her an ayrılma olasılığı var ve bu beni çok korkutuyor.

Yeni bir evlilik için minimum 2000$'ı gözden çıkartmak gerek.

Yeni nesil (!) makinelerin ne istediği belli değil ki!

Saat: 21:30

Yastığa doğru başımı yaklaştırırken film koptu. Gerisini hatırlıyorum.

Erkenden yatarsan 05:00'te kalkman da kaçınılmaz olur.

Daha kargalar bile iş başı yapmadı ki!

-!..

Otelin penceresinden Tatvan - 29 Nisan 2014 -Pazartesi / Saat 05:00

Bir kaç kare fotoğraf çekiyorum.

Dün gece Kaan ile "saat 06:00'da resepsiyonda buluşuruz" diye sözleşmiştik.

05:30 gibi aradım uyanmış. Ben iniyorum diye haber verdim.

Konaklamadan kaynaklanan borcumuzu ödemek istiyorum! Erkenden Nemrut Krateri'ne ineceğiz.

Gel gör ki ortalıkta kimseler yok!

İn cin top oynuyor!

Hayır top oynamıyorlar, uyuyorlar.

Bakın Doğu Anadolu'yu gezecekseniz bu sahnelere karşı hazırlıklı olacaksınız.

Ne yapsınlar?

Gerektiği kadar personel çalıştırmazsanız, onlara istirahatları için bir oda tahsis edemezseniz!

Uyurlar yani!

"Höt" çekersen bu sefer de ayakta uyurlar. Zarar eden yine sen olursun.

Ne yapacağım şimdi?

Kahvaltı şansımızın ne denli düşük olduğu ortada!

Ayılacak da sana sofra hazırlayacak!

Şimdi "30 dakika nasıl geçer?" sorusuna yanıt aramalıyım.

Etrafı kolaçan ediyorum.

Aman Allahım!

O da ne?

Tatvan'da otel lobisinde kitap var!

Kitap!

Uzaylı görsem ancak bu kadar şaşırabilirim.

Bu ilk (!) heyecanımı bağışlayın.

Hem de ne kitap! Hemen başına çöküp karıştırmaya başlıyorum.

Tatvan Kaymakamlığı bastırmış. (Şimdi oldu!)

Olsun. Bu bile kâr.

Başlıyorum sayfaları tek tek çevirmeye. Hiç bir şeyi atlamak istemiyorum

Doğru yaptığımı birinci sayfanın birinci satırında fark ediyorum. İnanın bana gözlerim doluyor.

"Fotoğraf "an"ın belgelenmesidir. Geri getirilmesi asla mümkün olmayan "an"ın. Her fotoğrafta bir hikaye bir hüzün vardır."

-!..

Duygulanmakta haksız mıyım?

Yazılanlar doğru değil mi?

Ben ne yapıyorum!

"An"ı belgeliyorum. Şimdi olduğu gibi.

Ticari defterlerinizi ve benzeri pek çok evrakı tasdik ettirmek için notere gitmek zorundasınız.

Bir "an"ı ise ancak fotoğrafçılar tasdik eder.

Kitabı elimden bırakasım gelmiyor.

Ona:

"Nemrut Krateri'ni beraber gezelim. Sonra seni arzu edersen Ankara'ya da götürebilirim.

Seni demirbaşa kaydeder buradaki yalnızlığına son da verebilirim." şeklindeki düşüncelerime:

İçimdeki "ben" şiddetle muhalefet ediyor.

Bu davranış biçiminin arka plânında "ahlâki değerler" yatar.

Geleceğe dönük bir "korku" yok.

"Yaranma kaygısı" hiç ama hiç yok.

-!..

İnsan doğru olanı uygularken "asla ve asla bir beklenti içinde olmamalı" diye düşünüyorum.

-!..

Ben yine kitaba dönmek istiyorum.

Bakın şimdi size fotoğrafın ne denli önemli bir belge olduğunu bu anda yaşadığım sıcak bir örnekten yola çıkarak sunmaya çalışacağım.

Aşağıdaki fotoğraf karesine dikkatlice bir bakın.

Tatvan /1967

Tamam diyorsanız bir de aşağıdakine bakın.

-!..

Benzerliği fark edemeyenler için söylüyorum.

Ufuk hattındaki dağlara bakın...

Benzerliği fark ettiniz mi?

Hemen hemen aynı açıdan tesadüfen çekilmiş 2 kare!

Öyle değil mi?

64 sene içinde gerçekleşen değişimi bundan daha güzel ne anlatabilir ki!

Bu keyifi size ancak fotoğraf, veya benzeri konularda yapılan belgeseller yaşatabilir.

Son kez kitaba döneceğim .

Aşağıdaki fotoğraf avcıları ilgilendirir.

1950 /Yorumsuz!

Kitabı Tatvan Kaymakamlığı yaptırmış. Öncelikle emeği geçenleri yürekten kutlarım.

Binlerce kere teşekkür ederim.

Kaymakam Bey için bir kaç şey söylemek isterim.

Adınızı bile bilmiyorum. İnşallah sizi vali olarak da görürüz.

(...)

Kitap temin etmek istiyorsanız: www.tatvan.gov.tr adresine başvurabilirsiniz.

Kapak sayfasının ardında böyle bir not var.

İlk fırsatta bunu yapacağım.

(Kitabı basan matbaa ile iş yerim arasında 200 m mesafe var. Kitaptan "örnek olsun diye" bir adet bile saklanamamış.)

Bu çabamdan dolayı "an"ı tespit etmenin yanı sıra sevincimi sizlerle paylaşmak istedim.

Bunu Mehmet Bey'den rica ettim. Kırmadı beni.

Herkese selâmmmm...

Bu gezi öncesinde Kaan'a Tatvan'da sekiz sene önce yediğimiz kebabı seksen kere anlattım.

Karnı önyargılar ile iyice doydu. Bir de yedirebilirsem deme gitsin.

2006 / Bkz:

 

Kafam bunlarla dolu midemiz aç. Kaan tam anlamı ile ayılamadı.

Doğruca efsane lokantaya gidiyoruz.

Kaan'ın itirazı var:

- "Abi sabah sabah tandır mı yenir yaaa!."

- Tamam canım yemeyelim. Ben bir muhabbet edeyim bir iki kare fotoğraf çekelim gideriz.

- Tamam. (&!%+K!!*)

Lokantaya giriyoruz. Laf lafı açıyor. Ustalar büryan çorbasının nasıl olduğunu anlatırken et suyu geliyor.

Kaan tetikte ve kuşkulu! Gözleri fıldır fıldır dönüyor.

Ayılmış belli.

Bu arada ikna çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor.

En az 4-5 saattir kuyudaki etlerden süzülen yağların içinde biriktiği tava ritüeline uygun olarak geliyor.

Dumanı üstünde olan et suyu önce tezgaha, daha sonra ise tencereye alınıyor.

Soldan sağa: Mirza Yalçın - Bedrettin Yalçın

Ustalar çorbayı bir anlamda parça etle zenginleştiriyorlar.

Kaan masaya konuşlanmış bile...

Altta görülen lokmalardan yarım düzine kadarı:

"Ay sıcaktı, anlamadım, ekmek bayattı, olmadı baştan alalım" muhabbeti ile Kaan tarafından ilgili organa yerleştiriliyor.

İşlem 10 dakika ya sürüyor ya da sürmüyor.

Kaan: Bu ne biçim et yahu... Dağılıyor bi garip... Telef olmasın yiyeyim bari... (2'inci tabak)

Sabah güneşi olduğu gibi cama yansıdığı için ancak bu kareyi elde edebiliyorum. 2014

Tatvan'a yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim. Sabah 06:00'da açılan dükkan öğleden sonra 3-4 gibi "yok" satıyor.

Bunu da aklınızdan çıkarmayın.

İstikamet doğruca Nemrut Krateri.

Nemrut Kalderası

Bu fotoğrafı 2006'da Van'a giderken uçaktan çekmiştim.

Önce havanın akıl almaz derece soğuk ve rüzgârlı olduğunu söylemek isterim.

Rüzgâr o kadar kuvvetli ki "hadi gidelim" desen alıp götürecek.

Kraterin girişinde ve içinde hummalı bir çalışma var. Her yerde iş makinesi çalışıyor.

Aşağıdaki beyazlık buz tutmuş yumuşak toprak.

Fotoğraf beyazdan ötürü patlamasın diye büyük gayret sarf ediyorum ama nafile çaba.

Bir adım öte yer değiştirince de dizime kadar batıyorum. Üzerime boza kıvamında toprak sıvanıyor.

Elde ettiğimle yetinmek mecburiyetinde kalıyorum.

1000 m içeri girince soğuk daha da fazlalaşıyor. Manzara değişiyor.

Vakti ekonomik kullanmak için hızlı hareket ederek gözümüze hoş gelen her yeri fotoğraflıyoruz.

Bu arada yukarıdan bir kişinin yol boyunca yanımıza doğru yürüyerek yaklaştığını görüyorum.

Sanki şehirde bir yerden bir yere yürüyen insanların tavrı ile...

Nereden geliyor nereye gidiyor?

Merakım var ya...

Hemen yoluna çıkarak soruyorum.

- Selam nereden böyle!

- Serin Bayır Köyü'nden geliyorum. Göle gidiyorum.

-!..

- Ne köyü! Nerede köy var?

- Köy yukarıda 13km ötede.

-!..

- Biz de göl kenarına gidiyoruz. Sıkış bakalım arkaya.

Yol boyunca konuşuyoruz. Her gün bu 26km yolu yürüyerek kat ediyormuş.

Gölün kenarında çardak şeklinde bir yapıda 30 seneden beri baba oğul çalışıyorlarmış.

Çay kahve yapılan, zaman zaman da balık pişirilen bir yeri anlatıyor. Hemen anımsıyorum. Bkz:

Ekim 2006

Beraberce göl kenarına kadar geliyoruz

İş makineleri her yerde...

Kaan ismini şimdi hatırlayamadığım genç arkadaşımla beraber göl kenarındaki salaş kır gazinosuna gidiyor.

Ben de "yüz karası o tuvalet ne oldu" diye yakın çevreyi dolaşıyorum.

2006'da aşağıdaki gibiydi.

İyi korunmuş.

2014'te de aynı taş, aynı kazurat yığını.

-!..

Sekiz sene içinde değişen hiç bir şey olmamış. Aslında, olsa şaşırmak lazım.

Yanlış biliyor ve düşünüyorsam siz yazın düzelteyim.

İnsanlık tarihi sırasıyla aşağıdaki evrelerden geçmiştir.

Homo erectus, (Yaklaşık olarak 1,9 milyon yıl öncesinden 250 bin yıl öncesine kadar var olmuştur.)

Homo sapiens archaic, (500 bin yıl önce yaşamış oldukları kabul edilir.)

Neandertal insanı, (Günümüzden yaklaşık 200 bin ila 28 bin yıl önce yaşadıkları kabul edilir.)

Cro-magnon adamı (Bilim insanlarına göre dünyada oluşan ilk kabile olduğuna inanılıyor. M.Ö 30 bin yıl )

Daha sonra da, günümüz insanından ve yeri geldiğinde onun yapıtlarından bahsedebiliriz.

Göl manzaralı!

Bu bakış açısı ile Nemrut Krateri'inde halen hizmet vermekte olan tuvaleti (!) var olan zaman dilimleri ile karşılaştırmak istedim.

Var olan mimari yapı (!) insanlık tarihinde mutlaka bir yere oturmalıydı.

Bu bağlamda eksik bilgim tuvaletin tarihçesi!.

İnternette bir kaç küçük sorgulama yaptım. Bir de alıntı.

Okuyalım mı?

"Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu." Bkz:

Görünen o ki!

Biz bu işi beceremiyoruz. Bkz:

Stilimiz halen binlerce, hatta onbinlerce yıl geride kalmış.

Hiç mi artısı yok!

Olmaz mı!

Tuvaletin her yeri, her yanı taş.

Bu konuda az bilinen bir özdeyiş var.

"Tedariksiz abdest bozan domala domala taş arar" şeklinde.

Dolayısı ile var olan özgün mimari (!) yapı, özdeyişe nispet kendi içinde hızlı çözüm yolları barındırıyor.

Malzeme bol.

Çizdirmezseniz (!) sorun da yok demektir.

Bu az bir şey mi!

Bu tabiat harikası krateri her yıl binlerce kişi geziyor.

Biz birbirimizi biliyoruz da...

Çok sayıda yabancı turist de geliyor.

Sizce hakkımızda ne düşünürler?

-!..

"Avrupa Birliği'ne bizi alın" diye yalvarıp yakarıyoruz.

- Doğru mu?

- Doğru.

Daha çok bekleriz.

Avrupa'ya bir dalsak var ya!

Onları en az 200 yıl geri götürtmezsek ben de ne olayım.

Sabah ışığını kaçırmamak için hızla dolaşıyorum.

Bkz:

Yönetim plânı yok. Bkz:

Yönetim plânı mevcutturBkz:

Gördüğünüz gibi Genel Müdürlüğün internet sitesinde aynı sayfada birbiri ile çelişkili iki bilgi var.

Neden?

-!..

Çünkü:

Nemrut Kalderası:

1- Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın sorumluluğunda olan hem Tabiat Anıtı hem de Ramsar Alanı olarak tescilli olduğunu biliyorum. Tabiat Anıtı'nın Yönetim Plânı olur. Plânda öngörülen yapı ve tesis harici bir şey yapılamaz. Bu alanın plânının henüz onaylanmadığı yönünde bilgilerim var. Alanın Yönetim Plânı'nda -Onaylanmamış- mevcut yolun korunması ile ilgili hüküm olduğunu da duydum.

Diğer taraftan aynı alan; Ramsar Alanıdır. Ramsar alanı olarak belirlenen alanların yönetimi konusunda da; alanın doğal yapısının bozulmamasını tavsiye eder. Alanın doğal ve ekolojik yapısının bozulmaması esastır. Alan bu şekilde yönetilen sulak alandır. (Tabi ki bu iyi niyetli tavsiyeler sadece kağıt üzerindedir.)

2- Alan aynı zamanda 2873 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde 1. Derece Doğal Sit ilan edilmiştir.

Bu statüye göre var olan şekilde inşaat çalışması yapılmaması lazımdır.

3- Yol inşaatının Bitlis Valiliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile beraber yapıldığı söyleniyor.

Sonuç: Hangi koruma statüsüne koyarsanız koyunuz, yapılacak veya yapılmış plân kararlarına, alan koruma ruhuna uygun olmadığını zannediyorum.

Bu kadar karmaşanın yaşandığı bir durumda "Yönetim Plânı varmış yokmuş" kimin umurunda olabilir ki!

Ben etrafı fotoğraflarken çay da hazır gibi.

Külde demlenmiş çay...

Kaan ısrarla bu "an"ı belgelemek istiyor ve şapkasını eline alarak. "Abi saçlarım da görünsün" demez mi?

"Tabii ki" diyerek deklanşöre basıyorum.

Gelsin kül çayı

Oturan Kaan...

Bu arada kraterde çalışan inşaat işçilerinden biri yanımıza gelerek muhabbete başlıyor.

Söylediklerinin içinde doğrular var.

Örneğin "İngilizce serbest ama Kürtçe yasak!" dedikten sonra "Neden?" diye sorgulaması buna bir örnek.

Çok düzgün konuşuyor. Bunda İstanbul'da uzun süre çalışmış olmasının büyük etkisi olmuş diye düşünüyorum.

Ayrıca "demokratik haklar" üzerine kendini eğitmiş gibi...

Her ikisinin de adları Ankara'daki not defterimde kalmış. Herkesten özür dilerim

Bu arada bu salaş kır kahvesini işleten ......arkadaş. yaşadığı sorunu bizlerle paylaşıyor.

Milli parkçılar "Burada çay kahve satamazsın, çek git" diyorlarmış.

Bu arkadaşlarıma sormak isterim. Kızılcahamam Milli Parkı'nda çay, kahve, köfte, kebap ne ararsan var.

"Milli Park içerisinde ateş yakılmaz" diye biliyorum.Bkz:

Yaz aylarında piknikçiler dumandan birbirini göremez hâle geliyorlar

Bırakın ateş yakmayı milli parkın içine dağ gibi bina yapıldı, hâlen de yapılıyor!

Kızılcahamam Milli Parkı

Gelip inşaatı durdurmak ister misiniz? Yazın bir tarafa, kahraman olursunuz.

Kahraman olmak ne demek!

Bir örnek vereyim hemen anlaşılacak .

Mustafa Gökceylan. Bkz:

Bu ismi duydunuz mu? Bkz:

-!..

Senin benim duymuş olmamız pek de önemli değil.

Onu: Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve benzeri büyük ülkelerin doğa severleri tanıyor.

Uluslararası rehberlerde "Kovado Gölü" anlatılırken Mustafa Gökceylan'dan bahsediyorlar!

Şimdi:

Bana Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nden bir tek isim verin ki uluslararası bir ünü olsun!

Elbetteki içlerinde bu işe gönül vermiş insanlar vardır ve daima olacaktır.

Benim demek istediğim "garibanı tehdit ederken" yasal çizgilerin muhafaza edilip edimediği ile ilgilidir.

Dilerim ki meramımı anlatabilmiş olayım!

Buyurun gelin misafirim olun size milli parkın içine neler yapıldığını tek tek göstereyim!

Var mısınız?

-!..

Bir ara Kaan ortalıktan kayboluyor. Aramaya gittiğimde onu su kenarında buluyorum. İşaretle beni yanına çağırıyor.

Ona yaklaştığımda gördüğüm manzara inanılmazdı.

Uğur böceği / Coccinella septumpunctata

Kaan'la yer değiştiriyoruz.

Krater gezimizi sonlandırarak geri dönüş yolculuğuna başlıyoruz.

Krateri görmeye gelen turistler girişte fotoğraf çekiyorlar.

Telesiyej çalışmaları sonlanacak gibi görülüyor.

Tatvan'a veda ediyoruz

Keban gezi plânımız içinde sadece bir geçiş noktası.

Bana kalsa durmam bile.

Kaan ilk defa geldiği için görsün istedim

Keban Barajı

Çırçır Şelalesi'nde en ufak bir gelişme yok, dolayısıyla değişim de yok.

Tabiri caiz ise zorla balık satıyorlar.

Giriş kapısının hali ortada.

Hiç mi değişen bir şey olmaz!

Arapgir üzerinden Kemaliye'ye geliyoruz.

Bu sene yeterince kar yağışı olmayınca sular 5-6m kadar yükseklik kaybetmiş.

Aşağı Yuvacık Mezrası / Aşağı Kindir (Eski adı)

Doğruca Bozkurt Oteli'ne yerleşerek yemek salonuna iniyoruz.

Buraya gelince farklı bir duygu yaşıyorum. Ha evine dönmüşsün ha Kemaliye'ye gelmişsin...

Aynı duyguyu hiç bir yerde yaşamadım.

Otelin yemekleri için ev yemeği tadında diyebilirim. Personel içten, aşçılar babacan.

Otel sahibi Şevki Bey her müşteri ile tek tek ilgileniyor.

Kim nereye gidiyor? Kiminle gidiyor, Kumanyaları hazır mı? Bu ve benzeri sorunlar Şevki Bey sayesinde sorun olmaktan çıkıyor.

Ya Kemaliyeliler!

-!...

Bu ülkenin dörtbir yanını fırıldak gibi döne döne gezdim, halâ da geziyorum.

Bir eşini, bulursanız haber verin!

Çaşır Mantarı /Subasan Mevkii / Kemaliye

Akşam yemeğimizin bir parçası oldu.

Var olan düzen, sakinlik insana derin bir iç huzuru yaşatıyor.

Yazılarımı takip eden değerli okuyucular, yazılanların "gezi notlarından fazlasını" kapsadığını kolaylıkla görebilirler.

Şunu yedik bunu yedik, buradan baktım çok güzeldi.

Havası hoş, yollar boş gibi sıradan bilgilerin yerine:

Gözlemliyebildiğim her türlü soruna farklı bakış açıları ile yaklaşmayı yeğlediğim söylenebilir.

Sosyal sorumluluk duygusunu çok yoğun yaşayan biriyim.

Tespitlerimi 40 yılı aşkın bir süre ile yaptığım avcılığa borçluyum.

Avcının en önemli vasıflarından birinin "iyi görebilme yetisi" olduğu tartışılmaz bir gerçek.

Bunun ne anlama geldiğini dilerim ki yazma fırsatı bulurum.

 

Herkesin bakmadığı yönden bak dünyaya

                                             Mevlana Celaleddin-i Rumi

 

5. Bölümün sonu

Devam Edecek ...

Kemaliye (1)

 

 

Mehmet Emin BORA

02 Temmuz 2014 Salı

Çamlıdere / Ankara

 

Bu yazı 3329 kez okundu...