Av Tutkusu


AV TUTKUSU

"Hepimiz avcıydık ve o harika şeyin, avın başlangıcındaydık. Avlanma hakkında yazılmış o kadar mistik saçmalık vardır ama av herhalde dinden daha yaşlıdır. İnsanların bazıları avcıdır, bazıları değildir."
 ...
 "Önünde yeni, taze, bilinmeyen bir gün olan avcılar kadar belki de kimse mutlu olamazdı."

Diyor üstat Hemingway... Gerçekten de mistik zırvalıklardan sıyrılıp avın kendisini anlamaya çalıştığımızda, insan doğasından başka bir şey çıkmıyor ortaya. İnsanların avcılığı, insanın dünyaya gelmesinden pek kısa bir süre sonra başlamış bir olgu. Bu nedenle insanın doğası ile avcılığı birlikte gelişip büyümüş; medeniyet ile birlikte avcılık bilgisi ve kültürü de birikmiş.

Ava çıkmak için, sezon öncesi başlayan hazırlıkları saymazsak sürekli bir düşünce çalışması var kafamızda. Düşüncelerimiz diğer unsurlarla, artık av ile ilişkili oldukları kadar ilgili.. Aksi takdirde sadece av dışındaki yaşamımızı sürdürecek kadar diğer şeyleri düşünüyoruz. O nedenle ava giderken pikniğe veya meyhaneye gider gibi hazırlık yapanları pek kabul edemiyorum. Bu zihinlerini ve zamanlarını başka şeylere ayırdıklarını gösteriyor. Türlü ihtimaller kafamızdan gelip geçiyor, hepsine göre değişik çözümler üretiyoruz, elimizde ne var ve daha neye ihtiyacımız var, sürekli bir hesap makinası gibi işliyor zihnimiz.

Mutlu muyuz? Evet, hem de hiç olmadığımız kadar... Bizi mutlu eden, içimizi kıpır kıpır eden nedir? Atış heyecanı mı? Nişancılığımızı gösterme hevesi mi? Bence bunlarla pek az ilgisi var içimizdeki çocukça bayram heyecanının.. Bizi heyecanlandırarak mutlu eden, kan akışımızı hızlandıran şey, yine bilinmeyene ve yeniye olan ihtiyacımız olabilir mi? Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir soru. Sabahleyin kümeste gördüğünüz sülünlerin beş on tanesinin önünüze salınması ile onların peşine düşmeniz, olan bitenden pek haberi olmayan köpeğinizden başka kimi fazla heyecanlandırır? Ortada bilinmeyen, sürpriz olan, biraz endişelendiren, biraz da korkutan hiç bir şey yoktur. Sülünlerin aslında renkli birer tavuk olduğunu, tahminen nerede ve kaç tane olduklarını bilmektesinizdir.

Buna karşın yaban tam tersidir. Avcı yabana çıktığında karşısına neyin çıkacağını bilememektedir. Onun için "Rasgele" sözü ortaya çıkmıştır. Dakikalar geçtikçe avcı daha da heyecanlanır, heyecandaki endişe miktarı artmaya başlar. Avı bulamama, avın en sık rastlanan gerçeklerinden biridir. Avın bulunamaması durumunda yine de avlanılmış olur. Taban eti hikayesi hatırlansa da, yine avcının içi buruktur. O durumdaki bir avcı ile keyifli bir akşam sohbeti yapmak mümkün değildir. Çünkü avın amacı avı bulmaktır ve eksik kalan birşeyler olmuştur.

Bilinmeyen ve el değmemiş olan bir av günü, yaşanacak bir gençlik gibi avcının önünde uzanmaktadır. Avcı bunun tadını çıkardığı ölçüde, hoş sürprizlerle karşılaştığı ve bu sürprizleri değerlendirebildiği ölçüde mutlu olur.

Avcının karşısına avı birden ortaya çıkar. Bunun belirtileri değişik ölçülerde her zaman vardır. Ördeklerin uçuşunun izlenmesi, kopoyların sesinin dinlenmesi, tavşan izinin sürülmesi gibi. Ancak yine de avın ortaya çıkması hep ani olmuştur. Bu biraz da avın tepkisinden kaynaklanır. Av hayvanı da kendisinin av olduğunun farkındadır ve bunu değiştirmek için ani hareket etmelidir. Bana göre avın eğer varsa kutsal anı, avcının avıyla ilk karşılaştığı, mümkün olduysa gözgöze geldiği andır. Bu anda av hayvanı hayatının en endişeli bakışını avcıya doğrultmuştur. Hayatı kanatlanmak üzere olan bir kuş gibidir. Vücudu kaçmak için gerekecek tüm enerjiyi, kanatlara veya bacaklara sevketmiştir. Gözlerinde korku, endişe, heyecan, belki de biraz öfke vardır.

Avcının tarafında ise farklı gelişmeler olmaktadır aynı anda. Avcı, avıyla ilk karşılaştığı anda, ne kadar hazırlıklı da olsa bir şaşkınlık, bir sıçrama yaşar. Elinde olmayan hareketler, refleksler devreye girmiştir. Avcı silahını omuzlamış, avına doğrultmuştur bile. Burada avcı ne düşünür, ne hisseder? Yüreğin yerinden fırlayacak gibi atması, yani heyecan doğaldır ki en başta olan gelişmedir. Avcı merhamet hissi olmadan ateş eder. Merhamet hissinin tetiği çeken parmağı etkileyecek kadar hızlı bir şekilde beyne hükmetmesi mümkün olmamaktadır. Ondan önce tetiği çekmesini emreden refleks ve içgüdü çoktan işi bitirmiştir ve tetik çekilmiştir. Belki de bazı durumlarda araya görme duyusu girerek refleksi önleyebilmektedir. Bu da istenmeyen durumların önüne geçilmesinde yararlı olmaktadır. Örneğin avı yasaklanmış bir hayvan olduğunun farkedilmesi gibi.

Avcı ne kadar tecrübeli olsa bile ve avıyla ilk karşılaştığı an ile tetiği çekmesi arasındaki zamanı uzatarak bu araya profesyonellikten kaynaklanan, doğru nişan alma, doğru pozisyonu bekleme gibi unsurları eklese de bu aranın uzamış olması hareketlerin refleksten çıktığını göstermez diye düşünüyorum. Çünkü bu hesaplar, daha önceden düşünülmüş olasılıkların üzerine yine daha önceden düşünülmüş çözümlerdir. Zaten önceden bunlar hesap edilmemiş olsaydı, çabuk refleks verilerek hızla ateş edilirdi sanıyorum. Buna belki de hesaplanmış refleks diyebiliriz.

Avcı avının gözüne baktığında bu nedenle bir şey hissetmez sanıyorum. Çünkü bir anlığına avcı-av ilişkisi tüm dünyanın üzerine çıkmış, tüm duyguların önüne geçmiştir. Büyülü bir makine çalışmaya başlamış ve iki canlıyı etkisi altına almıştır.

Avın çok önemli anlarından biri de avın elde edilmesi anıdır. Av hayvanı, eğer başarılı bir av olmuşsa, son nefesini bulunduğu yerde vermektedir. Hayatının sona erdiğini, canının teninden süratle kayıp gittiğini farketmektedir. Buna karşı yapabileceği bir şey olmadığını kavramıştır. Belki de son kez yaşamını geçirdiği yerlere, gökyüzüne, ağaçlara bakmaktadır. Kanının aktığını, içindeki dayanılmaz acıları hissetmektedir. Birazdan acıları son bulacak, çayırları, ormanları, gökyüzünü, hemcinslerini, dünyayı bir daha göremeyecektir.

Avcının iç dünyası ise tarifi imkansız heyecanlara karışmıştır. Avını elde etme düşüncesi, iyi vuramamış olma, belki de kaçırmış olma endişesi birbiri içinde kaynarken avına doğru süratle gitmektedir. Bu gidiş dahi reflekse bağlıdır. Amaç yalnızca elde edilen avın başına gelmektir. Bu yapılırken ayağa batan dikenler, çarpan taşlar farkedilmemektedir. 

Elde edilen avın başına gelindiğinde ise avcının içini gurur, sevinç, merak duygularının bir karışımı etkilemektedir. Avını inceler, onu okşar, tüylerini düzeltir, boynuzlarını okşar. Ona saygı duyar, onu çok sever. Avı onun ortağı gibidir. Bunun için vicdanının derinliklerinde küçük bir sızı sürekli sızlar, öncekilere eklenir. Bundan sonra mantığı ve iradesi tekrar hakimiyeti ele geçirir ve avın taşınması, etinin ya da trofenin elde edilmesi fikirleriyle yeniden beyni çalışmaya başlar.

Bilinmezliğin bittiği bu noktadan itibaren, avcı gittikçe artan bir dozda bundan sonra yeni bilinmezliklere ve yeni av günlerine hasret duyacaktır. Bu hasreti de onu yeni avlara götürecektir. Avcılığa bu şekilde yaklaşmayanlar elbette ki vardır ve olacaktır. Nahoşun emsal olmayacağı gibi, istenmeyen tarzın yazılması da bir nevi teşviktir. Özlenen, istenen vakti geldiğinde saygı duyulması gereken tarzda olmalıdır. Her kavuşmada heyecan vardır, kavuşmanın heyecanı kavuşulanın değerini düşürmemelidir.

Avcılara Rastgele

 

Bu yazı 4366 kez okundu...