Sinop Kuzey'e...(Bölüm / 2)


Diyojen / M.Ö 413- 324

İksir Otel

Kastamonu'dan ayrılıp kente 29 km mesafede olan Daday'a geldik. Geceyi İksir Otel'de geçireceğiz.

Otel hemen hemen boş gibi...

Düzen bozuldu. Bir saat önce yemekten kalktık, yatmak için saat çok erken, yapacak iş yok!

Bir saat kadar dinlenme hususunda fikir birliğine vardık.

Günlük gazeteleri okumak için iyi bir fırsat.

(...)

Yemek salonuna indiğimde Kaan'ı masa başında gördüm. Garsona akşam yemeği niyetine hafif bir şeyler sipariş ediyordu. Yesen bir türlü yemesen bir türlü. Doğrusu, öğün düzenini bozmamak.

Bu zorunlu yemekten çok haz aldığımız söylenemez.

Sabah 07:00 de kahvaltıda buluşmak üzere sözleşerek odalarımıza çekildik.

Gezilerin "olmazsa olmazları" vardır.

Zamanlama disiplini bunlardan sadece biridir. Buna uyulmaz ise farkında bile olmadan gerilirsiniz.

En azından ben gerilirim. Bu güne kadar hiç kimseyi ne araçta, ne kapıda, ne de sofra başında beklettim.

Bu konuda lakayt davrananlar olursa o gezi benim için son olur. İlişki fedakarlık ister. Makul ölçülerde kendi düzeninizin dışına çıkacak, asgari ölçüde buluşacaksınız. Ne ben, ne de birlikte yolculuğa çıktığım arkadaşlarım bu kriterlerin dışına çıkmadık.

(...)

Kısa süren bir kahvaltı sonrası Cide'ye gitmek için yola revan olduk.

Benim kafamda ağırlıklı olarak "Anamur", Kaan'ın kafasında ise "İstanbul" var.

Varmış!

Gelen telefon ve elektronik postadan ötürü "telefonu kulağından, gözünü ekrandan hiç ayıramadı" dersem doğru olur.

İster istemez konuşmalara kulak misafiri oluyorum. Bir şeyler ters giderse ben daha çok üzülüyorum.

Bunun adı eski tabirle "huy".

Empati yeteneğiniz tavan yaparsa bilin ki siz de taban yaparsınız.

"Huyum batsın" başka diyeceğim yok.

Bu duygularla yeni güne başlıyoruz.

06 Şubat 2013 / Daday

İnsanın kafası rahat değilse gerisi lafı güzaf...

Sen nereye gidersen git derdin de seninle geliyor.

Kafan karışık olunca ister istemez konsantrasyon da bozuluyor.

Yola yeterince odaklanamadığım için benim yüzümden iki kere yanlış yöne saptık ve boş yere 50 km yol kat ettik.

Bu ilk defa oluyor ve bu ilkler beni korkutuyor.

(...)

Amacımız ağırlıklı olarak "fotoğraf" olduğu için sürekli olarak kayda değer bir manzara arayışı içindeyiz.

Gelin görün ki güneş bizden yana değil. Hava puslu. Işık olmadığı için renk de yok.

Görülen odur ki bu gezide zorlanacağız ve bulduğumuzla yetineceğiz.

Fotoğraf çekmek için sahaya çıkınca tüm problemlerimi kısa bir süre için de olsa unutabiliyorum.

Aslına bakarsanız problemsiz bir hayat hayalden öte değil.

Marifet, isyanın da kabullenmenin de ölçüsünü tutturabilmek.

Ne yazık ki bunu anlayabilmek için -en azından kendi adıma ifade etmek isterim ki- sonbaharı beklemek gerekiyormuş!

Hele hele bir kanaat önderiniz yoksa... İşiniz gerçekten çok zor.

Bu ve benzeri geziler size farklı bakış açıları kazandırabilir. Aşağıdaki fotoğraf karesi önceki yazımda bir nebze de olsa bahsettiğim, futbolla ilgili görüşlerimin bir kanıtıdır.

Futbolla yatıp futbolla kalkarsanız, varacağınız son nokta herhalde böyle olur.

"Ölmeye geldik" yerine, "gülmeye geldik" demek, tüm zamanlar için tercih edilebilecek bir seçenektir.

Karadenizlinin dünyaya bakış açısı Anadolu insanına göre her zaman farklı olmuştur.

Mizah anlayışları düşündürücü ve hoştur.

Var olan hava şartları yüzünden güzergah için önceden yaptığımız bütün planlar suya düştü.

Cide'de gecelemeyi düşünüyorduk. Sisten Cide görünmüyor!

Hemen karar değiştirdik.

Cide, Doğanyurt, İnebolu, Abana, Çatalzeytin, Ayancık üzerinden Sinop'a gideceğiz.

Bu mesafe yaklaşık olarak 250 km. Aklımız keserse, herhangi bir yerde konaklayabiliriz.

Yollar dar ve virajlı. Bu güzergahtan yıllar önce bir kaç kere geçmiştim.

Mevsim uygun olsa çok güzel fotoğraf kareleri yakalamak mümkün.

Doğanyurt

Uzun yolculuk sırasında zaman zaman da olsa lafın bittiği anlar oluyor.

Ara vermeden kendimi sorgulamaya başlıyorum.

Neden? Niçin? Nereye kadar? Değer mi? ve benzeri pek çok sorunun en acımasız versiyonlarına yanıt bulmaya çalışıyorum.

Cevaplayamadığınız sorular insanın üzerine karabasan gibi çöküyor.

Bu gezide (!) hemen hemen hiç mutlu bir an yaşamadım diyebilirim.

Hatta "Buralarda benim ne işim var" diye kendimi sorguladığım anlar bile oldu.

(...)

Her yeri geldiğinde avcılık üzerine kişisel düşüncelerimi yazıya döküyorum.

Yabanhayatına ilişkin gidişat kağıt (!) üzerinde mükemmel!

Milli Parkların internet sitesine girin. Onlarca şube kurulmuş, ortalık müdürden geçilmiyor...

Ama ne acıdır ki...

Telefonu açıp müdürden (!) bilgi istediğimizde "Ben göreve yeni geldim, size yanıt veremeyeceğim" diyor.

!..

(Çalışkan, görevin kendisine yüklediği sorumluluğun farkında, bilgili ve içinde ahlaken yüksek değerler taşıyan her seviyede çalışan arkadaşlarımı tenzih ederim)

Bir benzetme yapacağım.

Otobüs yolcuları yerlerini almışlar. Bavullar yüklenmiş. Varsayın ki İstanbul'dan Van'a gidecekler.

Siz de bu araçtasınız.

Bir an için bu sahneyi hayal edin... Kalkışa da beş dakika kalmış olsun.

Arabanın direksiyonuna geçen kişi:

"Benim ehliyetim yok, dolayısıyla otobüs kullanmayı da bilmiyorum.

İnşallah bu seyahatte öğreneceğim" dese!

O an için ne düşünürsünüz veya ne yapasınız?

-!..

İsyan edeceğinizden hiç şüphem yok. Ehliyetsiz sürücü hayatınızı sonlandırabilir değil mi?

Elinizden hiç bir şey gelmiyorsa derhal o otobüsten inersiniz.

Doğru mu? Doğru.

Ama "vatan" otobüs değil ki!

-!..

Ayrıca ben niye iniyorum!

İşinin ehli bir adam bulsanız olmaz mı?

Önemli bir makamı işgal eden yetersiz ve yeteneksiz kişilere karşı neden tepki vermiyorsunuz?

-!..

Çok uzun zamandan beri bürokrasi siyasetin tam ortasında.

Her başa gelen iktidar "doğru olsun olmasın" kendi adamı ile çalışmak istiyor.

Hal böyle olunca yapılan tercihler yüzünden "burnumuzun" işi gerçekten zor!

(...)

Orman Fakülteleri'ne yeni giren öğrenci sene kaybetmez ise 4 sene sonunda orman mühendisi olur.

Bu genci alır Milli Parklar bünyesine yerleştirmeye kalkarsanız...

İstisnalar hariç başarı şansınız hemen hemen hiç olmaz.

Neden?

1- Bu alan özel bilgi birikimi ister.

2- Bu alanda görev almak için saha çalışmasına uygun fiziki özellik ister.

3- Bu alanda görev almak için yabanhayatını sevmek gerekir.

4- Bu alanda görev almak için soylu bir yüreğe sahip olmanız gerekir.

Dolayısıyla bahse konu farklılıklar için:

Dört yıllık eğitimden sonra ek olarak en az iki sene süreli bir eğitim işin olmazsa olmazıdır.

Bir örnek vermek isterim.

Doktor olabilmek için 6 yıl eğitimi şart koşuyoruz.

Ama uzman olabilmek için en az 4 yıl daha emek sarf etmek gerekiyor.

Kulak burun boğaz mütehassısı, olabilmek için:

Hepsi birbirine komşu (!) iç içe geçmiş üç organı 25 cm çaplı amorf bir kürede (!) dört senede öğreniyorsak...

Canlarını size emanet etmiş:

Binlerce metre kare alanda yaşayan,

Yüzlerce farklı canlının,

Onlarca özelliğini öğrenmek için fazladan iki sene eğitim neden çok oluyor?

-!..

Yazın bir tarafa; bu önerim bir süre sonra gerçekleşecek.

Kulaklarımın çınlamasını duyamasam da...

(...)

Olmazsa ne olur?

Aşağıdaki kareyi yurdun neresine giderseniz gidin bir vesile ile benzerini görürsünüz.

Açıkta silah taşınıyor!

Mevcut yasaya göre açıkta silahla motorlu araçta seyir halinde bulunmak müsadereyi gerektirir.

Çok mu önemli?

Kaçak avcıyı ödüllendiren idare için tabii ki değil!

Suçu toplum hazırlar, suçlu işler.

                                                 BUCKLE

Sene olmuş 2013.

Sen halâ:

"Keklik nasıl üretilir?"

"Bu sene avı yasaklayarak mı saklasak, yoksa yasaklamadan mı saklasak" arasında gidip geliyorsan!

Kadronda Sedat Acar gibi mükemmel bir mühendisin varken, kendi adını bile telaffuz etmekte zorlanan adamlardan akıl almaya kalkarsan... Bkz:

"Eğer bir ayıyla karşılaşırsanız..." gibi önemli bir konu başlığını bakanlık dururken bir kaymakamlık kaleme alıyorsa...

Size sormak gereğini bile hissetmiyorsa...

Bu kanıyı oluşturamamışsanız....

Ayılar üzerine yaptığı bilimsel çalışmalarla bir yıldız gibi parlayan Dr. Hüseyin Ambarlı'dan bi haberseniz,

Casin Cihan, İsmail Menteş isimleri sizlere bir şey ifade etmiyorsa...

Ne yapmak gerekir?

-!..

İdari tedbirler almak gerekir.

Derhal yeni bir yapılanmaya gidip yeni bölümler oluşturacaksınız.

Gün bu gün, gerekçe hazır, tam kadrolaşma zamanı.

Konu Sinop... Farkındayım.

İlgili yazıyı kaleme alma gayreti içindeyken gündem de hızla değişiyor.

Mecburen yazının akışı da ister istemez değişiyor. Hoşgörü ile karşılanacağını umut ediyorum.

(...)

Ayı ile ilgili haber gazetelerde ve internet ortamında hızla yayılınca ilk iş olarak Azdavay Kaymakamlığı'nın internet sitesine girdim. Siteden öğrendiğime göre işin aslı farklı.

Kaymakamlık ilçe hudutları için bir gezi rehberi yapmış.

Bu arada zorunlu olarak "Ayı ile karşılaşırsanız ne yapmanız gerekir?" sorusuna yanıt arama çabasına girmiş.

Gerçek bu.

Önce İlçe Kaymakamı Osman Doğramacı'yı yürekten kutluyorum.

Asli görevinin bilincinde olmayan bir kurum (!) yapması gerekeni yapmıyorsa -yapamıyorsa- var olan boşluk bir diğeri tarafından doldurulur. Bu durum fizik yasalarının aslına uygun bir haldir. Kaymakamlık bu boşluğu doldurmuştur.

Azdavay Kaymakamı Osman Doğramacı İngilizce, Fransızca ve Almanca biliyor.

Binlerce kere bravo. Gönülden kutluyorum.İnternet sitesinde yayınlanan özgeçmişinde:

"Hizmet ettiği her yerde dikili bir ağaç, güzel bir eser ve hoş bir seda bırakmak isteyen..." şeklinde bir tanımlama yapılmış.

Yakın bir zaman diliminde kaymakamı, vali olarak bir ilin başında görürseniz hiç şaşırmayın.

Görünen köy kılavuz istemez.

Okuduklarımdan anladığıma göre ikazlar yabancı bir dilden tercümeye benziyor.

Bu arada konuya yeterince vakıf olmadıkları için yayınladıkları yazıdaki mantık hatalarını da görememişler.

Ayrıca bahse konu ayı Black bear olabileceği gibi Grizzly de olabilir. Ne fark mı var!

Tonaj tonaj...

Black bear / Kara ayı

Grizzly

Ayılarla ilgii olarak Amerika'da yapılan çekimler, özellikle belgesel yayını yapan kanallarda sıkça gösteriliyor.

Mahalle halkı kente inmiş kara ayıyı teneke çalarak kovalıyorlar.

Buna aldanmayalım.

Bizim ayımız boz ayı. Burnuna halka takarak yıllarca oynattık. Şimdi özgür.

O da yaşam savaşı veriyor ve bu hakka saygı göstermemizi bekliyor. Hepsi hepsi bundan ibaret.

Kahverengi ayı / Boz ayı / Ursus arctos
Karacabey Ayı Barınağı

 

Önce Azdavay Kaymakamlığının rehber kitapçıktaki ikazlarını okuyalım.

1- Doğada en az 4 kişi ve üzeri gruplarla yürümeniz ve yürürken gürültü yapmamanız gerekiyor. Sakin olun ve paniğe kapılmayın. Bu davranış ayıyı sakinleştirecek ve sizin bir tehdit oluşturmadığınızı düşünecektir. Ayılar da insanlar kadar işitebiliyor. Bu yüzden varlığınızın farkına varan her türlü hayvan saklanıyor ve her hareketinizi gözlemliyor.

2- Bu durumda yanınızda ayı spreyi taşımanız, ayı izlerini takip etmeniz ve ayıya asla yaklaşmamanız gerekiyor. Ayı spreyini hazır bulundurun, grup olarak yürüyün. Bölgeden uzaklaşın ya da yol değiştirin. Ya da ayının yol değiştirmesini bekleyin.

3- Ayı yakınınızdaysa yavaşça geriye dönün. Sakın koşmayın. Normal bir ses tonuyla ayıyla konuşun. Böylelikle insan olduğunuzu anlayacak, merakını giderecektir. Sizinle temas ederse ölü taklidi yapın. Sindiğinizi göstermek muhtemelen saldırıyı sonlandıracaktır. Ayının sizi kolayca ters döndüremeyeceği bir pozisyonda bacaklarınızı ayırmış bir şekilde karnınızın üzerine yatın Boynunuzu ve başınızın arkasını ellerinizle destekleyin.

4- Ayının hareketleri saldırgan ise bu tür saldırılarda arabanıza sığının yanınızda yoksa ağaca tırmanın. Kaçamıyorsanız ölü taklidi yapmayın, saldırıya karşı koyun, sprey kullanın, ayının yenilgiyi kabullenmediğinizi anlamasını sağlayacak her şeyi yapın

Şimdi de yukarıdaki metnin içindeki temel yanlışlıkları anlatalım.

1- Var sayalım ki üç arkadaşız. Ne olacak? Briç oynamıyoruz ki illa da dördüncüyü bulalım!

Ayrıca "dört kişi olunca ayı kaçar" diye bir kural da yok ki!

2- Yazılanın tam aksine gürültü yapmalıyız. Gürültü yapılınca çok büyük bir olasılıkla ayı mutlaka kaçacaktır.

3- Ayı spreyi diye bir meta bu ülkede satılmıyor. İthalatı da yanlış bilmiyorsam yasak olabilir. Piyasadaki küçük spreyler ayı için olsa olsa enfiye tadında bir keyif verir. Hele hele ayı "az acılı" şeklinde bir de "damak zevki" geliştirmiş ise...

Olabilecekleri düşünmek bile istemem.

(...)

Ayıya karşı kullanılacak ise gerçek boyda biber gazı aşağıdaki gibi olmalı..

.

Ama ne yazık ki ithalatı yok...

.

230 gr. biber gazı 7.2 sn süreyle 7.6 m uzaklığa etki ediyor.

290 gr. gaz 9.2 sn. süreyle 8.1 m uzaklığa etki edebiliyor.

(1 feet 2.54 cm)

Bu ölçekte bir gazın Amerika'daki parakende satış fiyatı 30 $ civarında.

Ülkemize geldiğinde satış fiyatı en az 100.00 TL civarında olabilir. Bir kaç kutu boşaltmadan ne yapacağını da bilemezsin.

Çok anlamsız alanlarda kullanılacağından da şüpheniz olmasın.

İnsanların pek çoğu kentlerde başı boş dolaşan ayılar için satın alacaklar.

Konu o kadar mühim olmalı ki...

Parlamentoda tartışılıyor.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, ayı saldırıları konusunda CHP Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın sorusuna "Biber gazının etkili olacağını söylemiş".

Uğur Bayraktutan "Hani gaz nerede?" diyebilse işin gazı tam çıkacak ama....

Kulaktan dolma bilgi ile ancak bu kadar oluyor.

Biz yine rehber kitapçığı irdeleyelim.

4- Ayı yakınınızdaysa yavaşça geriye dönün. Sakın koşmayın. Normal bir ses tonuyla ayıyla konuşun.

Pes yani!

Ayıyı görünce geriye döneceksin, kıçın kıçın giderken de sakin sakin konuşacaksın.

"Affedersin ayı kardeş bak kıçımı döndüm kendi yoluma gideceğim. Lütfen beni zorlatıp da altıma s.........ma."

Hareket bu diyalog da yukardaki gibi olabilir...

Oldu mu?

Oldu.

-!..

Kaçamıyorsanız ölü taklidi yapmayın diyorsunuz.

Bu cümlenin içerdiğii manadan "Kaçarken ölü taklidi yapın anlamı çıkmaz mı?"

3- Korunma tedbirleri anlatılırken "Sizinle temas ederse ölü taklidi yapın", "Başını ellerinin arasına al bacaklarını açarak yat" diyorsun. 4. maddede tam tersini öneriyorsun!

Olmadı "ağaca tırman" deniliyor.

Hadi canım...

Sıradan 10 kişiyi bir araya getirelim. Ağaçlık bir bölgede "Ben bilmem eşim bilir" yarışmasındaki gibi "Eşiniz bu ağaçlardan birine kaç dakikada tırmanabilir ?" diye yarışmayı başlatalım.

Ayı sizi ağaç dalları arasında debelenirken şapur şupur yemezse... Aha ben de ne olayım.

Ayı sizden önce ağaca tırmanıp "nanik" yaparsa da şaşırmayın.

Ömrüm ormanda geçiyor ve ben ağaca çıkamıyorum. Sıradan vatandaş ağaca çıkacakmış!

Boş bir zaman bulabilirseniz deneyin derim.

(...)

Olmadı arabaya binecekmişiz!

Ormanda ayı ile karşılaşıyorsunuz yanınızda araba var!

Bu nasıl bir araba ki ormanda benimle beraber geziyor?

El arabası olmasın!

-!..

Ayı konusuna bu kadar girdik.

Bu konuda Vitaly Nikolaenko'dan bahsetmeden geçersek hata yapmış oluruz,

Vitaly Nikolaenko

"...Vitaly Nikolaenko 7 yıl önce yaşamını yitirmiş ünlü doğa ve hayvan fotoğrafçısı bir Rus. Nikolaenko, 33 yıl boyunca, tutkusunun peşinde bütün dünyayı dolaştı, binlerce kilometre yürüdü. Onun asıl tutkusuysa kahverengi ayılardı. Onlarla 800 defadan fazla karşılaştı, 12 binden fazla fotoğrafını çekti. O, kahverengi ayılara yaşamını adadı. Ama ne yazık ki bu hayvanlardan biri 2003 yılında Vitaly Nikolaenko’nun yaşamına son verdi.

Bu konudaki uzmanlığı onu dünya çapında ünlü yaptı. Hakkında filmler yapıldı. Paha biçilmez bilgiler, malzemeler topladı. Kamerasını hiç yanından eksik etmedi. Onun resimleri gerçekten şaşırtıcıydı. İşinin gerçek bir profesyoneliydi. En önemli eserlerinden "Kamçatka Brown Bear" adlı bir fotoğraf albümü ustalığının bir kanıtıdır.

Yöredeki bütün ayıları onlara taktığı isimlerle çağırıyordu. 2003 yılında sevgi ve güvenle gereğinden çok fazla yaklaştığı öfkeli, genç bir ayının pençesi canına mal oldu. O, doğadaki hayvanların, vahşi ve saldırgan olduğu palavrasına inanmazdı. Zaten bilim adamları da boz ayının bu davranışını onun Vitaly’i bir rakip olarak görmesine ve kendi bölgesini koruma içgüdüsüne bağlıyorlar.

Şimdilerde oralara yolu düşenler, Tihaya nehrinin kıyısında Vitaly Nikolaenko için yapılmış anıtı görebilirler."

Vitaly Nikolaenko anısına yapılan anıt

Kaynak Bkz: .

Ayı hakkında daha çok bilgi edinmek isterseniz: Bkz

 

Artık yeter! Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip  yücelten,

buna karşılık bize  bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp

onurlu  insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala

tavırlı  zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından 

ve gazetelerden gına geldi.

Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin  eseridir
sanıyorsunuz?

Cehalet tüm fenalıkların anasıdır.

                                                                                            Prof.Dr. Celal Şengör.

 

Devam Edecek...

Sinop

Kuzey'e...

Gerçeklerle yüzleşmek istemeyenler!

Bölüm / 3

 

  

        27 Şubat 2013 / Ankara

 

 

 

Bu yazı 2586 kez okundu...