Bursa Doğa - Av Fuarı (1)


Taraklı - İznik - Gemlik - Bursa

7-8-9-10 Haziran 2012

1. Bölüm

Çil Keklik / Perdix perdix

Uzunca bir zamandır ava gitmiyorum. Bundan sonra da gitmeyeceğim de...

Bu defteri kapattım.

Umut ederim ki bu kararım "avcılığın yanlış bir uğraş olduğu yönünde" bir fikir hasıl etmez.

Neresinden bakarsanız bakın insanoğlunun ayakta kalma mücadelesi içinde avcılığın çok ama çok önemli bir yeri vardır.

Günümüz için bir şeyler söylemek gerekirse özellikle kara avcılığı yapmak için -3. dünya ülkeleri hariç- zorunlu bir hal kalmamıştır.

Buna rağmen denizlerdeki balık avcılığı halen dünya nüfusunun %25'ni doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.

Bugün gelinen noktada tarihsel süreç açısından av- avcı ilişkisi mana bağlamında değişmemiştir.

Daha vahimi odur ki:

Özgürlük adına Batı dünyası Doğu'da avlanmaktadır.

Batı, kendi insanının refahı için -dolaylı yollardan olsa da- fütursuzca işlenen cinayetlere ortak olurken, bunun gerekçesini de ne yazık ki "demokrasi" ile izah etmeye çalışmaktadır.

Onlara göre av sahasına (!) bahar da gelmiştir.

İyi de bahar aylarında av yapılmaz ki!

(...)

Merkez Av Komisyonu bir bıldırcının yaşamı için saatlerce konuşup genellikle de bıldırcının avlanmaması yönünde limitleri kısıtlarken -ki bu doğru bir yaklaşımdır- Birleşmiş Milletler Ortadoğu'da yaşanan kanlı savaşlara müdahale etmek hususunda bile heveskar görülmemektedir.

Günde ister bir, isterse yüz kişi öldürülmüş olsun müş...

Kimin umurunda?

Limit yok ki!

(...)

Uzunca bir aradan sonra -oğlumun ısrarı ile- özellikle av malzemelerinin teşhir edileceği av fuarına gidiyorum.

Benzeri bir fuar yanılmıyorsam 1985 ve 1986 yıllarında önce Beyoğlu'nda, daha sonra da "The Marmara Hotel"de gerçekleştirilmişti.

Ona ve daha sonra yapılan fuarlara ben, son 20 seneden fazla bir zamandan bu yana da oğlum katılıyor.

Fuarda yaşadığım -belgesel nitelikte sayılabilecek- bazı ilginç anları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Fuar 7 Haziran 2012 Perşembe günü açılacaktı.

Ben 4 Haziran 2012 Pazartesi günü yola düştüm.

İstikamet Taraklı!

İçinizden "ne alaka" dediğinizi duyar gibiyim.

Taraklı ile ilgili bazı fotoğraflar görmüştüm.

Merak ettim. Nasıl olsa gereken "alaka"yı gittikten sonra kurarım gibi bir özgüvene sahibim.

Avcılığın yıllar içinde bana kazandırdığı özellikle "görmek" başlığı altında toplanabilecek özel bir yetiden bahsediyorum.

Göremezsem arar sorar, görülecek nesneyi mutlaka bulurum. Onu da ana konuya mutlaka bağlarım. Bundan yana kaygım yok.

Avcılık insanlara doğru anlatılabilse muhteşem bir uğraş...

Ölçüyü kaçırmazsan

Ölçü nedir?

Yeri gelince anlatacağım.

(...)

Taraklı'ya Çamlıdere - Bolu - Sakarya güzergahını kullandım.

Çamlıdere'den eşimle beraber 05:30 da yola çıktık.

Sapanca kavşağından Güney'e inerek Geyve'ye girmeden Taraklı'ya vasıl oldum.

Taraklı'ya yaklaşık 20 km kala yol boyunca kiraz ve erik bahçeleri var.

Müthiş lezzetli ve Ankara'da 8-10 TL'ye satılan meyveler burada 2 TL. Yediğimiz kazığın boyu bu.

 

  

Mehmet Uysal

Hem kiraz topladık hem de üretici ile sohbet ettik sıkça da "ellerine sağlık" dedik. Fazlası ile hak ediyorlar.

Yeri gelince de sordum.

- Taraklı'da nerede kalmalıyım?

- Beyim ben Taraklı'ya hiç gitmedim ki, orası bize çok uzak.

-!..

Bu tür cevapları Anadolu'nun her yerinde duyarsınız.

Merak bizden uzak bir kavramdır. Ben alıştım. 

Çözüm!

Bir evvelki yazımda anlatmaya çalıştığım gibi eğitime küçük yaştan başlayacaksınız.

Ece Özdemirci

Taraklı

İnternette gördüğüm fotoğrafları zihnime kazımıştım. Çok kısa sürede o noktaları bularak yukarıdaki fotoğrafları çektim.

Doğrudan ilçe merkezine vasıl oldum.Sözde burada en az bir gece kalacaktık.

04 Haziran 2012 / Saat 09.29

Ortada ne yemek yenecek düzgün bir yer var ne de kalınacak bir otel. Sokaklarda inlerle cinler top oynuyor.

Günlerden de pazartesi! Saat 9:30 esnaf işyerini açmaz mı!

Konaklarda gecelemek bana göre bir iş değil.

Adam gecenin bir yarısı giriş yapıyor. Uyuyan var mı yok mu? Kimin umurunda!

Tahta zeminin çıkardığı gürültü içinde uykunun bölünmemesi hemen hemen imkansız gibi...

Gece uykusu yoksa -benim için- tatil de yoktur.

Duvarları beyaza, pencereleri de kahverengiye boyamak sureti ile ilçeye gelen turistlerin zevkten dört köşe olacağını zannetmek "gereğinden fazla bir iyimserlik olur" diye düşünmekteyim.

Bu moda oldu. Orta Anadolu'da hemen hemen her ilçe sakini, belediyenin baskısı ile evlerini bu şekilde boyuyor.

Hatta belediye bedava boyuyor.

Hiçbirinin aklına "insanımızı değiştirelim" demek gelmiyor...

Bu evleri nerede görürsem göreyim aklıma bestesi Manos Loizos tarafından yapılan ve Yeni Türkü tarafından seslendirilen Murathan Mungan şiiri geliyor.

Tak etti canıma bu maskeli balo
Bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri.."

Bir jenerasyon öncekilerin sıkça kullandığı bir atasözü vardır.

"Zarfa değil mazrufa bak"

"Dış görünüşüne aldanma içi önemli" diyor... Kime? Anlayana...

30 dakika sonra Taraklı'dan ayrılıyorum.

İstikamet İznik.

Yolda Tunatan lokantasında yemek yedik. Doğru adres olduğunu söyleyebilirim.

Saat 13:00 gibi İznik'e ulaştım. Öncelikle kalacak bir yer bulmam lazımdı.

Taraklı'dan ayrılınca Ankara'ya telefon ederek kızımdan bize internet üzerinden bir araştırma yaparak otel bulmasını istemiştim.

Kızım kriterlerimi iyi biliyor.

Kısa sürede bizi telefonla arayarak rezervasyon yaptırdığını hatta hesabı bile ödediğini bildirdi.

Aferin kızıma:-)

Çamlık Motel

Otel göle bakıyor. Sahipleri de müşterilerle çok ilgili. Otelin bir de asansörü olsa çok daha iyi olacak. Tek kusuru bu.

İlgilerinden dolayı Cumhur Çivi, Orhan Çivi ve Cemil Kaya'ya bir kere daha teşekkür ederim.

Gürültüden uzak bir yer arıyorsanız bu tercih doğru olur.

Otele yerleştikten sonra gölü gören hakim bir noktadan fotoğraf çekmek istiyorum.

Bu suretle ilçenin yerleşim planı hakkında kabaca da olsa bir fikir sahibi olunuyor.

Nerede olduğumu bilmem benim için avcılıktan kalma bir alışkanlığım.

İznik

İlçe temiz ve düzenli sayılabilir. İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender'in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316'da kurulmuş. Bunu internetten edindiğim bilgiler çerçevesinde yazabiliyorum. 2300 yılı aşkın bir süreden bahsediyoruz.. İlçe tarihi dokusunu yaşatma gayreti içinde.

Dilerim ki TOKİ ilçenin göbeğine girmez! Bursa'yı yakın zamanda gördüyseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

Görmediyseniz! Ben fotoğraf çektim. Sizlere sunacağım.

Müze ne yazık ki kapalı.

Çarşı içinde dolaşınca ince bir zevkin ipuçlarını görebiliyorsunuz

Elbetteki çini satan işyerlerini kısmen de olsa ziyaret ettim. Gözlerim av sahnesi içeren bir eser aradı.

Bulamadım.

Var mı derseniz çini üzerine yabanhayvanını -minyatür av sahneleri hariç- resmetmiş bir ressamı en azından ben bilmiyorum.

Çünkü yabanhayvanlarının anatomisini bilen Fuat Çağatay ve Özgür Bal dışında bir Türk ressamını tanımıyorum.

Keşke çok sayıda olabilse...

Otelin bahçesi İznik Gölü'ne bakan yüzü, size keyifli fotoğraf kareleri yakalamak için fırsat sunuyor.

Tatlı su yılanı / Natrix sp.

Bahri / Podiceps cristatus

İznik Gölü'nde gün batımı

Bir gece İznik'te kalıp ertesi sabah Gemlik'e doğru yola çıkacağız.
 

Gemlik'te1980 öncesi 2-3 ay kadar kalmıştım. Orhangazi ilçesinde bir fabrika inşaatına başlamıştık.

Gündüz yaptığımız işleri gece yıkıyorlardı.

Terör almış başını gitmişti. Can güvenliğimi sağlamak için av silahlarımı şantiyede tutuyordum.

Bugün dağlarda yaşanan o gün şehirde yaşanıyordu.

Bir gün uyandığımızda (12 Eylül 1980) her şey değişmişti.

Gemlik o zaman da güzeldi şimdi de... Öyle güzel ilişkiler kurmuştum ki Gemlik'li avcılarla ava bile gitmiştim.

İznik Gölü'nü bir kaç kere dolaştığımı anımsıyorum. Bilmediğim görmediğim köşe bucak kalmamıştı.

Bu duyguları bir kere daha yaşayarak göl kıyısından Gemlik'e doğru yol almaya başladık.

Av fuarına gidiyorum. Avcılara seslenmek isterim "lütfen bana inanın..."

Fotoğraf çekmek en az avcılık kadar zevkli.

Avcılıktan da en az 10 kere daha zor.

Her ikisini de yaptığım için bunu gönül rahatlığı içinde söyleyebiliyorum.

40 sene evvel isterdim ki 365 gün gece gündüz av yapayım... Bizden önceki jenerasyonun bir tek doğrusu vardı.

En çok vuran avcı, en iyi avcıdır.

Kendi eksiklerini hiç ama hiç görmek istemediler öyle ki:.

Yasa dışı av yapan kişiyi ödüllendirmek için tören bile düzenlediler. Devleti temsil edenler bu çirkinliğe alkış tuttu.

Bir kuş ölünce ağıt yakan basınımızın ünlü kalemleri "bilmeze, duymaza, görmeze" yattı...

Sararmış yaprağa ağıt yakacaksın katliamı görmezden geleceksin!

Bir kısım ünlü basın mensuplarının mesleki dayanışma (!) anlayışı bu.

Eylemleri ile söylemleri arasında dağlar var...

Bkz: www.arpacik.net/www/Icerik_Detay.asp?Icerik=96

(...)

İznik Gölü çevresini takip ederek Gemlik'e doğru devam ediyoruz.

Tabi ki fotoğraf çeke çeke...

Gemlik
05.06.2012 / Saat 10:45

Gemlik'e girerken yolun sağ tarafında satılık bir araba görüyorum.

Heyecanlanmadım dersem yalan olur. Rahmetli babam 1964 yılında bu arabanın bir benzerini Ankara'da bir Amerikalıdan 30.000 TL ye satın almıştı. O tarihte Ankara'da toplam 1000 adet özel araç olduğunu zannetmiyorum.

1960 model V8 Dodge / Pioneer.

Uzunca bir süre bu arabayı kullandık. O zaman benzinin litre fiyatı 0.85 Krş idi. 80-90 TL' ye Ankara'dan İstanbul'a giderdik.

Aslında sarf edilen benzin bağlamında çok şey değişmemiş. Şu anda da Land Rower Avrupa yakasına 100 lt ile giriyor.

İyi ki oto gaz var!

(...)

Gemlik

5 Haziran 2012

Gemlik'de Atamer Otel'de 2 gece konakladık. Otel deniz manzaralı ve ilçeye 7-8 km bir uzaklıkta Her şeyi ile güzel.

Av fuarının açılmasına 2 gün kaldı.

Bu iki günü değerlendirmek için bir günü Bursa'ya ayırdık.

Sabahın erken bir saatinde Uludağ'a çıktım.

Kimse olmadığı için bu kareyi alabildim. Bu çınara hayranım. Anlatmaya gerek duymuyorum.

Elimde olsa (!) Bursa'da yaşarım.

Uludağ eteklerinde yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum.

İnsanı hoş, esnafı sempatik, coğrafi konumu müthiş... Hangi açıdan bakarsanız bakın Bursa tam puanı hak ediyor.

Öz Zeytinciler / Bursa Pazarı

Ankara'ya bolca peynir getirdim. Yarın gitsem yine aynı adrese giderim.

Uludağ Kebapçısı / 1964

1967'den bu yana müşterisiyim. Pek çok ünlünün ziyaret ettiği bu kebapçıyı fırsat bulursanız mutlaka ziyaret edin.

Toplu konut inşaatları şehrin görüntüsünü bana göre bozmuş. Tarihi dokuyu bozmak kolay, muhafaza etmek zordur.

Her zaman olduğu gibi yine kolay yol seçilmiş gibi görülüyor.

!

Ne kaybediyoruz? sorusuna bir örnek vermek isterim. Sizce hangi silüet daha güzel?

Zaman kısa yarın sabah Bursa'ya geçeceğiz. Uzunca bir zamandan beri Umurbey'e gitmek istedim bir türlü fırsat olmadı.

Merhum Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın Köyü... Üstelik de Gemlik'e çok yakın. 7-8 km

Aklımda kalmasın dedim ve gittim. İyi ki de gitmişim.

Anıt mezarın kütüphanesi kapalı. Çevrenin çok bakımlı olduğu söylenemez. Terk edilmiş gibi bir havası var. Duyduğuma göre kütüphanesi ile ilgili bir de sorun yaşanmış. Bazı kitaplar çalınmış gibi anlattılar.

Bahçesinde dolaşırken 1960 öncesine gittim. Ankara'ya ilk geldiğimiz yıllarda Büklüm sokakta otururduk.

Bir gün Celala Bayar'ın yanımızdaki binaya geldiği söylemişlerdi.1959 yılı olabilir. Yakın bir dostu varmış.

Sonra? O yıllar herkes için zor yıllardı. Her halini bugün gibi hatırlıyorum.

Ben bunları anımsarken bahçede gördüğüm hüthüt beni çok şaşırttı. Onlarca fotoğraf çekmeme ağzındaki zeytin tanesi sebep

oldu. O yakalamak için zeytine ben de ona hasta olmuştum.

İbibik/ Upupa epops
Bir diğer adı
Hüt Hüt Kuşu

Benim fotoğraf çektiğimi gören kafenin sahipleri bizi çaya davet ettiler. Laf lafı açtı.

Beni tüm körfezi gören bir kata çıkardılar. Burayı mutlaka görmenizi öneririm. Daha da önemlisi bu insanlarla tanışmanızı. Esnaf böyle olmalı. Ali Aslan ve Ayhan Aslan kardeşlerime bir kere daha teşekkür ederim.

Keşke vaktimiz olsa da daha çok kalabilseydik.

Kayalar Cafe / Umurbey / Gemlik

Özel odadan Gemlik Körfezi'ne Bakış

Uzunca bir aradan sonra hava kararmaya yakın üst katta bir toplantı salonlarının olduğu söyleyerek beni o kata çıkardılar.

Bu gün batımını da oradan çektim.

Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

                                                   Orhan Veli Kanık

 

Gemlik'in neresinden bakarsanız deniz bir güzel görünür insana...

Bugün Bursa'ya geçeceğiz. Fuar öğlen saatlerine doğru açılacak.

Sabahın köründe hortluyorum. Biliyorsunuz bu adetten oldu.

Otelin yan bahçesini gören bir merdiven başı var. Canım oradan denize bakmak istedi. Koridorun sonuna varıp da dışarı bakınca gördüğüm manzara karşısında şaşkına döndüm. Bir an bile beklemeden koşarak korioru geçtim. Odaya balıklama dalıp objektifi de geri dönerken değiştirdim.

Ne mi gördüm?

Sincap / Sciuridae

Sincaplara karşı aşırı derece tutkum var. İçimden ağzını burnunu kuyruğunu öpesim geliyor. Tel üzerinde o kadar hızlı koşuyor ki anlatılacak gibi değil.

İlk kareyi 06:12 de son kareyi de 06:14 de çekmişim.

Objektif değiştirme ve 17 kare fotoğraf çekimi hepsi hepsi 2 dakikaya sığmış.

Bir gün sincap fotoğrafı çekerseniz beni mutlaka hatırlayacaksınız..

Son kareyi aynı yerde havada yakaladım.

Martı / Laridae

Bazı kardeşlerim "bu nasıl bir av fuarı yazısı" diyebilirler...

Anlatmaya çalıştığım da zaten bu.

Avcılığı salt "ele geçirme" diye algılayan kardeşlerimin "yanılgı" içinde olduklarını düşünüyorum.

Avcılık yaşamın her safhasında kullanılabilecek bir "deneyimler manzumesidir."

Dolayısıyla bir silah sesinin arkasına girmeyecek kadar büyüktür.

Bunu elde etmenin tek yolu sürekli eğitimden geçer. Yaşama dair farklı bakış açıları ancak bu şekilde oluşturulabilir.

2. Bölümde size av fuarında yaşadıklarımı anlatacağım. Kayda değer çok önemli bir kaç söyleşi yaptım.

Çok değerli eski dostlarımı görme fırsatı buldum. Onlar anlattılar ben dinledim.

Benim altı tane dürüst hizmet edenim vardır.

Bütün bildiklerimi bana onlar öğrettiler.

Adları: ne, ne zaman, nasıl, niçin, kimdir.

                                                                                      Rudyard Kipling

 

 

Mehmet Emin Bora

25 Eylül 2012 / Ankara

 

 

Bu yazı 3624 kez okundu...