Avcı Gözü İle!


"Yazan yazar, kızan kızar"

Çamlıdere

Altı senedir yaz aylarında Çamlıdere'de oturuyorum.

Oldum olsa sıcağı sevmem. "Deniz mi, dağ mı?" diye sorsalar bir an bile düşünmem...

Dağ.

Bu denli bir tutkunun altında çocukluk yaşlarımın Mersin ve Adana'da geçmesinin önemli bir rolü oldu diye düşünüyorum.

1951-56 yılları arasında önce Mersin daha sonra da Adana'da kaldık. Babam askerdi Erzurum'dan Mersin'e tayin olmuştu. O yılları "Aile ve Avcılık" başlıklı yazımda uzun uzun anlatmıştım. Bkz:

Çamlıdere'ye ilk defa avcılık kursuna eğitmen sıfatı ile gitmiştim.

Çamlıdere / 19 Şubat 2002

İkinci kere ise 2006 yılının mart ayında bir dostumun oturduğu sitede, satılık bir ev olduğunu duyunca görmeye gittim.

Kaba inşaatı bitmişti, evi gördüm bitmiş halini hayal ettim ve aldım.

 

Altı sene boyunca her yaz eksiksiz gittim ve en az dört ay boyunca sürekli olarak kaldım.

Ektim, diktim, yaptım, çattım...

Sitenin denizden yüksekliği 1350 m.

Ağustos ayında battaniye ile uyuyorsunuz. Benim için öncelikli geçer akçe bu.

Bol oksijenli havası, Kızılcahamam Milli Parkı'na sınır olması, doğal zenginliği, uyumlu insanlarının varlığının yanı sıra Çamlıdere'nin Ankara'ya olan yakınlığı -100 km civarında- onu ilçeler arasında -bana göre- birinci sıraya oturtuyor.

1958'de Ankara'ya gelmiştik.

1966 dan bu yana Ankara'yı gezerim. Görmediğim hemen hemen hiç bir yeri kalmadı.

Dağ taş buna dahil.

Çamlıdere doğal güzellik açısından bu bağlamda bir numara. Kim ne derse desin.

Benli Yayla

 

Arabanın bagajında 6 sene önce 2 tane sedir ağacı fidanı getirmiştim. (Bu fotoğrafta onlar görülmüyor.)

Şimdi boyları 4 metreyi aştı.

Ladin de öyle...

Müthiş bir oksijen bolluğu var. 

 

Diktiğim ağaçların büyümesini görmekten çok etkileniyorum.

Tabiatı derinlemesine gözlemleyince müthiş bir düzenin varlığına yakından şahit oluyorsunuz.

Üretmenin ne denli önemli olduğunu yaşayarak anlamak bir başka şey.

Aşırı sessizlik sizi "içinizdeki kişi" ile diyaloğa zorluyor.

Sadece gerçekleri konuşuyorsunuz.

Aldatmacalardan, laf kalabalıklarından uzak, içten bir diyalog...

Pişmanlıklarınız, isyanlarınız, kararlılığınız "bir daha yaşasaydım mutlaka aynısını yapardım" dediğiniz...

Veya

"Asla" diyebileceğiniz, yaşama dair karar anları...

İnsanın kendisi ile yüzleşmesi için dingin bir sessizliğe ihtiyaç varmış.

Çamlıdere bana bu imkânı verdi.

Sadece yabanhayatına ait 600'e yakın kitabı bir araya getirebildim.

Özellikle yabanhayatının felsefesi ile ilgili kaynak olabilecek kitapların bir arada olması çok önemli.

Meraklısı için her şey bir arada.

Nisan ayının ikinci yarısında havalar soğuk da olsa ben tabiri caizse Çamlıdere'ye göçüyorum.

(Mayıs ayının 2. yarısında sular donabiliyor.)

Altı sene boyunca Çamlıdere'nin 39 köyünün tamamına defalarca gittim.

Ana yollar şöyle dursun orman yollarının hemen hemen hepsini bilirim.

Görmediğim hiç bir yaylası yok.

Çamlıdere'de benim kadar yol bilen biri varsa hodri meydan!

(Bunu Kızılcahamam ve bazı komşu ilçeler için de olsa söyleyebilirim.)

Binlerce fotoğraf çektim. Ağacını çiçeğini böceğini sevdim. Pek çok da dost edindim.

Bu sitede Çamlıdere başlığı altında 20 den fazla yazıyı kaleme aldım.

(...)

Orada kedilerim var.

Sayıları zaman zaman 25'e yaklaşıyor. Ben zorunlu olarak oradan ayrılınca da azalıyorlar.

O evde doğanlar ayrılamıyorlar. Ne de olsa baba evi.

Kışa girmeden onların yiyecekleri mamaları toptan alıyorum.

Evlerine iki taraflı çarpma kapıdan girip çıkıyorlar.

Onların evi bu kadar benimsemesi beni büyük ölçüde keyiflendiriyor.

Canavar ve müthiş dörtler

Fotoğraftaki anne kedinin yaptıklarını bir bilseniz! İnanılır gibi değil.

Her yıl doğurduğu yavruları "Bakabileceğine (!) güvendiği evlere uygun sayıda bırakıyor."

Hakkınızda öngörü sahibi.

Sizi ölçmüş, biçmiş, tartmış. Bilgece davranışlar sergiliyor.

Örneğin:

"Bu ancak bir taneye bakabilir" diye düşünüyor ve o eve bir tane yavru bırakıyor.

Bu evlerin arasında 5 km mesafe var!

Hemen hemen her gün o evlere bir kere uğruyor.

Bu organizasyonun bir parçası (!) olmak, bana olağanüstü bir keyif veriyor.

Sadece bununla kalsa iyi...

Onca kedi arasında yemeğini tek başına yemek istiyor.

Sessiz sakin ve vakur.

İşte kedi bu...

50 senedir kedilerle iç içeyim, bu kadar akıllısını görmedim diyebilirim.

Çamlıdere ile olan bağlarımı derinlemesine anlattığımı sanıyorum. Dolayısıyla medyada Çamlıdere ile ilgili bir haber gördüğüm zaman hemen dikkat kesilirim.

1960 dan sonra Akşam Gazetesi okurdum.

Çünkü Çetin Altan orada yazardı. Köşesinin adını "Taş" diye hatırlıyorum. Bir kaç yazısını halâ saklarım.

O hangi gazeteye giderse arkasından ben de...

Daha sonra Hürriyet - Milliyet,

Bir süre Hürriyet - Sabah,

Şimdilerde Hürriyet - Habertürk okuyorum.

Yakında bu ikiliye Vatan Gazetesi'ni katacağım.

Apartman görevlisi gazeteyi sabah saat 07:00 de kapıya bırakmış oluyor.

Yılda en az 20 gün Habertürk'ü o saatte gelmediği için okuyamıyorum. Geç dağıtılıyor.

Bu gazeteyi seviyorum.

Baskı kalitesi, sayfa düzeni, ekleri ve tabi ki öncelikle yazarları tercih sebebim.

Fatih Altaylı'nın görüşlerinin "akıl" ağırlıklı olması beni rahatlatıyor.

Ayrıca sözü çok dolandırmadan dobra dobra söyleyen de pek kalmadı.

Gazetenin ölçüleri başlı başına bir olay.

Kahvaltı sırasında okuduğum için Habertürk bu bağlamda benden tam puan alıyor.

Diğer gazeteler neden bu ölçülere düşmezler ki! Sayfaları çevirirken darmadağın oluyorum.

Çadır kurmak daha kolay!

"Karizma çizilir" diye düşünüyor olmalılar.

Habertürk'ün ekleri de hoş. Ben ağırlıklı olarak Ankara ekini dikkatle takip ediyorum.

Özellikle yaban hayatı ile ilgili haberleri ince süzgeçten geçiriyorum. Tülbentten desek daha doğru olur.

Geçmiş senelerde Ankara ekinde Çamlıdere'de çektiğim bir fotoğrafın yarısını keserek haber yapmışlardı.

Keşke bana haber verseydiniz! Size çok daha iyi fotoğraflar verebilirdim.

Yaklaşık olarak 2 sene önce Ankara ekinde aşağıdaki haberi okudum. O gazeteyi saklamışım.

Okuyalım.

13 Nisan 2009 / Habertürk / Ankara eki...

Oturduğum ev bu kavşağa 3 km bir mesafede.

Her gün bu maket (!) evin yanından en az iki kere geçiyorum.

Bu ev, örnek ev bile değildir.

Burada kimse oturmuyor. Oturamaz da.

Ev 3 yolun kesiştiği bir noktada sembolik olarak yapılmış. Ömre bedel hiç bir hali de yoktur.

Haber içeriği yanlışlarla dolu.

1- Çamlıdere'nin nüfusu internette yayınlandığı hali ile 15 bin 339'dan 9 bin 329'a düştüğü belirtilse de gerçek belediye tarafından ilçe giriş ve çıkışında yazıldığı gibi 3000'dir. (Vatandaşa sorarsanız 2000'i geçmez.) Bkz:

İlçede son altı senedir asla 15.000 kişi bir araya gelmemiştir.

(Sayım ve seçim günleri toplu taşıma yapıldıysa onu bilemem!)

02.05 2011

2- Kösyayla ile fotoğrafı yayınlanan evin arasında en az 15 km mesafe var.

3- Kösyayla'da Allah için bir tek ev yoktur. Olamaz da!

Kösyayla'nın varlığını Altuntaş yangın kulesinden dönerken keşfetmiştim.

Ormanın derinliklerinden bana göz kırpar gibiydi.

İş, gölün sağ tarafında gördüğüm yolun başlangıcını bulmaya kalmıştı.

Kısa sürede buldum.

Kösyayla

Kösyayla'nın yolu Çamlıdere Yaylası'nın yanından geçiyor. Asfalt yol, bir devlet kuruluşuna ait yerleşkede sona erer. Yolun nihayetinden sağa dönen bir toprak yol var. Tel örgü boyunca bu yolu takip edeceksiniz. Yolun ikiye ayrıldığı yerden sağa devam edilip, her ayrımda hep sağı tercih ederseniz kısa sürede Kösyayla'ya varırsınız.

Kösyayla'yı ilk defa bu noktadan (X) görmüştüm

Yolun toplamı asfaltın bittiği yerden itibaren tahminen 7-8 km civarındadır.

Macera severseniz Kösyayla'dan Kızılcaören Vadisi'ne, oradan da Kızılcahamam'a ulaşmanız mümkündür.

Mevsiminde yol boyunca çok güzel kelebek fotoğrafı çekme şansınız var.

Anadolu Melikesi / Melanargia larissa

Kösyayla'da yazın damlayan (!) bir tek çeşme vardır. Çevresi de genellikle aşağıdaki gibidir.

Burası ömrünüzü uzatır mı!

İşte bu tartışılır.

Ömre bedel!

Yukarıdaki haberin yayınlanmasının üzerinden yaklaşık olarak 1 yıl 6 ay gibi bir zaman geçiyor.

Temcit pilavı gibi ısıtılan haber bu sefer daha başka yanlışlıklarla yine soframızda!

-!..

31 Ekim 2011 / Habertürk / Ankara

1- Çamkoru mesire alanı içinde yerleşim alanı yok. Adı üzerinde mesire alanı.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın yapmış olduğu bir tanım var.

Okuyalım.

Tabiat Parkları;

Milli Parklardan farklı olarak, milli ve milletlerarası ender bulunan sadece tabii kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarıdır.

Bu bilgiler Tabiat Parkı'nın genel tanımını yapıyor.

Aşağıdaki bilgi ise Çamkoru Tabiat Alanı için geçerlidir.

Konaklama ve Tesisler : Alan içerisinde konaklama tesisi bulunmamaktadır.

Siz dağ evleri var diyorsunuz!

Evler nerede?

2- Bu saha Çamlıdere'ye 15 km civarında. Ev şöyle dursun göl yakınına araç bile alınmıyor.

3- Kuzine sobaları yanlış bir tanım. Kuzine TDK'nun sözlüğünde: "denizcilik - Gemilerde yemek pişirilen yer anlamında kullanılıyor.

Bir diğer anlamı isim: Hem ısıtmaya hem de üzerinde veya içinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak sobası. Kelimenin kökeni İtalyanca. (cusina) Bkz: TDK

Dolayısıyla "Kuzine sobaları" yanlış bir tanım. "Kuzinelerle ısıtılıyor" veya "sobalarla ısıtılıyor" demek lazımdı.

Bu sefer aradan sadece 4 ay geçiyor. Pilavın dibi çoktan tuttu ama bir kere daha ısıtılıyor. Ne hikmetse!

Slogan da görüntü de aynı.

Aradan onca zaman geçmesine rağmen içinde hiç bir yeni yapılaşma olmayan Çamkoru Tabiat Parkı yerleşim yeri gibi gösterilmeye devam ediyor.

28 Şubat 2012 / Habertürk / Ankara

Aynı fotoğrafı benim bildiğim 3. kere kullanıyorlar.

Fotoğrafın köküne kıran girdi galiba!

Temcit pilavı iftardan sahura kalır... Yanlış haberin üzerinden 3 sene geçmiş! Hâla ısıtıp ısıtıp okuyucunun önüne sürülüyor.

Aynı fotoğraflar benzeri yanlışlarla...

Neden?

İşin daha da kötü tarafı, yazının sonundaki bilgiler internetten olduğu gibi alınmış.

Bu kolaycılık gazetenin adıyla da anlayışıyla da örtüşmüyor.

Kopyala +Yapıştır. İş bitti. Bkz:

Veriler doğru mu yanlış mı! Kaynak güvenilir mi?

-!..

Sorumluluk duygusunun oluşabilmesi için önce ciddi bir eğitim gerekiyor diye düşünüyorum.

Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nde "Rize Günleri" adı altında 4 gün süren bir fuar düzenlendi.

Hemen hemen bu tür etkinliklerin hepsini izlerim.

Bu sefer de öyle yaptım.

   

Ardeşen Atmaca Derneği

Çok kalabalık olan bu bölümden bir CD satın alarak dolaşmaya devam ettim. Konu hakkında ön bilgilerim var. Seneler evvel Merkez Av Komisyonu'nda üyelik yaptığım zaman bu konudaki Karadenizli avcıların istek ve arzuların yakinen şahit oldum.

Atmacaya ilgi halâ çok büyük.

Avcıları anlayabiliyorum ama fotoğraf çektirmek isteyenlerin büyük bölümü hanım!

Gezmeye devam ederek bir süre sonra yine bir yırtıcı kuşun sergilendiği yeni bir bölüme geldim.

Soru sormak hemen hemen imkansız gibi. Kimi fotoğraf çekiyor kimi de çektiriyor!

Anlatılanlardan duyduklarıma şaşırmadım dersem yalan olur!

Bu ne kuşu? şeklinde sorulan soruya verilen cevap akla zarar...

Atmaca Şahini!

-!.. (Dilim tutuldu)

Neticede bir tür kuştan bahsediyoruz. Bunun bir adı olmalı.

Var ama bir az düşünen biri için inandırıcı değil.

Verilen cevap:

"Elma armudu" gibi bir şey...

veya

"Mercedes Cadillac'ı gibi!

Ama biz biliyoruz ki elma başka armut başka!

Mercedes başka, Cadillac başka!

Görünen o ki sapla saman karışmış.

Kime ne anlatacağım!

Dilimde tüy bitti.

İçim daralınca Barhal Vadisi'ndeki Sn. Salih Kulak'ın bana yaptığı ikazı anımsıyorum!

Kolumdan çekerek kulağıma kendine has o şive ile fısıldamıştı:

"Bu ne acele! Dünyanın işini sen mi bitirecen?" Bkz:

Bu sözü anımsayarak içimden " hadi işine bak dön git evine" dedim.

Öyle de yaptım.

   

Atmaca Şahini!

Gelin görün ki ben ne kadar kaçarsam kaçayım, sorun beni bir türlü buluyor.

Fuarın açıldığı ilk gün gitmiştim.

Ertesi sabah Habertürk Gazetesi'nde aşağıdaki yazıyı okudum.

03 Mart 2012 / Cumartesi /Habertürk / Ankara

Benim yanlışların üzerine gitmeme gibi bir lüksüm (!) olsa da, "gazetenin araştırma yapmadan kamuoyunu bilgilendirme bağlamında yazma şansı olmamalı" diye düşünüyorum

Hele hele bu gazete Habertürk ise!

Aklıma Sn. Bardakçı'nın esip gürlediği sahneler geliyor.

Özde kızınca en hafif tabirle "oku öğren de öyle gel" demiyor mu?

Aykan kardeşim neden araştırma yapmadın?

Bu sitede "MAK" kararları diye Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın her yıl yayınlanan kararları var.

Korunan kuşlara dikkatlice baksan, aşağıdaki tabloyu hemen göreceksin.

Atmacagiller

Accipitridae

 Türkçe Adı

Accipiter

nisus

Atmaca

Accipiter

brevipes

Yoz Atmaca

Buteo

buteo

Şahin

Buteo

rufinus

Kızıl Şahin

Buteo

lagopus

Paçalı Şahin

Pernis

apivorus

Arı Şahini

Pernis

ptilorhyncus

Tepeli Arı Şahini

Rizeli avcı kardeşlerimin dediği gibi Atmaca Şahin'i diye bir kuş türü yok.

Peki bu tevatürün aslı astarı nereden kaynaklanıyor?

Üşenmedim, fuara bir kere daha gittim. Önce birinci reyondaki yetkili ile konuştum, ona:

- "Literatürde böyle bir tür yok" dedim

- "Senin literatüründe olmayabilir" şeklinde cevap alınca ben de hemen demir aldım.

Adresin yanlış olduğunu çabuk anlayacaksın. Bunu bana zaman öğretti. Nafile çabadan bahsediyorum.

Geçtim ikinci bölüme. Kuş da yok, sahibi de...

Kuş, gördüğü ilgiden haklı olarak daralmış.

Sahibi de onu buradan uzaklaştırmış. Böyle söylediler. En azından kuş için iyi olmuş.

Acıklı acıklı etrafıma bakmaya başladım.

Bir beyefendi kendini benimle ilgilenmek zorunda hissetmiş olacak ki bana doğru yaklaşarak sordu:

- Size yardım edebilir miyim?

Anlattım derdimi. Çok çabuk diyalog kurduk. Hemen gerekli açıklamayı yapma gayreti içine girdi.

Mehmet Emin Bora - Özgün Güven

" Lazcada bir kelime vardır... Anke.

Ankenin kelime anlamı ufak, zayıf, çelimsiz demek. Bu kuş biraz ufak. Biz onun için böyle söylemiş olabiliriz" şeklinde bir açıklama yaptıktan sonra "avcılar birazdan gelirler onlara sorabilirsiniz" dedi. Vaktim olmadığı için Sn. Özgün Güven Bey'e teşekkür ederek oradan ayrıldım.

Kendisinden Fındıklı İl Özel İdaresi Müdürü olduğunu öğrendim.

7 Mart 2012

Bu yazıyı öğleden sonra internete koyacağımı düşünürken bu sefer de aşağıdaki haberi gördüm.

Haber içeriğinde:

Çamurcun yazılması gerekirken camuran,

Kuş cenneti yazılması gerekirken, Kuş Ceddeti,

Bıyıklı, yazılması gerekirken, bıayıklı

Şah kartal, yazılması gerekirken şak kartal yazılmış.

Ne diyeyim ki! Tablo ortada!

7 Mart 2012 Habertürk Gazetesi Ankara eki

Aşağıdaki yazıyı Sn. Fatih Altaylı yazmıştı.

Okuyalım.

 

29 Şubat 2012

Derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum. Dilerim ki amacımın halisane olduğu düşünülür.

Yazdıklarımın doğru olduğunu düşünüyorum

Çetin Altan çok uzun seneler evvel bir yazısında;

"Merakının minüskül ayrıntılarına gireceksin" şeklinde bir tanımlama yapmıştı.

Ne acıdır ki pek çoğumuz bunu gerçekleştirmiyoruz. Ayrıntıya girmek için çaba sarf etmek lazım.

Eğitimi göz ardı edemezsiniz.

Eğitim şart.

Sağlıklı bir yaşam için...
Çamlıdere

Yaşam şartları bizleri her açıdan büyük ölçüde erozyona uğratıyor. Farkında bile değiliz.

Her alanda "Adam sendeci"lik almış başını gidiyor. Bunun bir diğer adı yozlaşmaktır.

Avcılar bazı keklik sürüleri için "yoz alayı" tabirini kullanır.

Neden?

(...)

Avlanma sırasında;

Avcıların kulağı seste,

Gözleri dört yönü tararken,

Aklı olasılıkları değerlendirmeli,

Eli de tetikte olmalıdır.

Avlanma disiplini bunu gerektirir.

(...)

Avcılar dünyaya da bu güzle bakmak zorundadır.

Aksi halde;

"Felsefi bakımdan eğitilmemiş bir avcının 'insansıdan' ne farkı var?" sorusuna olumlu karşılık bulmakta zorlanırız.

Ülke genelinde hemen hemen her alanda yaşanan bu gerçeğin bir tek adı vardır.

Sıradanlık.

 

“Bir insanı ahlâken eğitmeden sadece zihnen eğitmek,

topluma bir bela kazandırmaktır.”

                                                                        Theodore Roosevelt

 

Evrilemeyen devrilir.

 

Mehmet Emin Bora

09 Mart 2012 / Ankara

Not:

Linaslı değil, lisanslı / 9 Mart 2012 - Kent Tablosu - HT Ankara eki )

Bu yazı 4316 kez okundu...