Okuyucu Mektupları


"Dil sözü kulaklara veriyor, kalem uzaklara"

                                                                                                      İbrahim Alaeddin Gövsa

Kars / Göle

Mektupların her dönemde önemli olduğunu düşünürüm.

Benim kuşağım ağırlıklı olarak mektupla haberleşti.

Derdini, tasasını, sevincini, kederini sevgisini, arzusunu kağıda döktü allayıp pullayıp postaladı.

"Evvela selam eder büyüklerimin ellerinden öperim..." diye başladıktan sonra yeri geldi tüm köyün halini hatırını sordu.

Küçüklerin gözünden öperken evin eşeğine, köpeğine, danasına, kuzusuna selam gönderdi.

"Beni sorarsanız..." diye başlayan bölüm "kestane kebap, acele cevap" diye sonlanırdı.

"Bak postacı geliyor selam veriyor" diye başlayan ilkokul şarkısını hangimiz söylemedik ki!..

Onlar şapkaları ve yanlarına astıkları çantaları ile bir devrin sembolü idi...

Şarkıda sevindirici haber alanlar;

"Çok teşekkür ederim postacı sana,

Çok sevinçli haberler getirdin bana." derken

Postacı da altta kalmaz;

"Bugün artık bu kadar darılmayınız,

Yarın yine gelirim hoşça kalınız." derdi.

Şarkı sözlerinde nezaket, incelik ve zarafet vurgulanmıştı.

Bu ve benzeri hasletler ilkokula başlayan çocukların bilinç altlarına şarkılarla yerleştirilirdi.

Sonra yavaş yavaş da olsa yozlaşık.

"Hey corc versene borc,

Olmaz maykıl bende de yok" diye tepinmeye başladık. O kadar çok örnek gösterilebilir ki!

Birbirine nefretle bakan günümüz insanını düşündüğümde, geçmişe olan hayranlığım her geçen gün artıyor.

Ne hoş günlermiş!

Mektupların

Normal,

İadeli taahütlü,

ve

Ekspres gibi farklı gönderme seçenekleri vardı.

İçinden hiçbir zaman hayırlı bir haber çıkmayan sarı zarflı mektupları düşünürken bile irite oluyorum.

Genel olarak "mektupla haberleşme" hâla var ama, her geçen gün "sayıları azalıyor" diye düşünüyorum.

Türkiye genelinde yurt içi ve yurt dışı gönderilen tebrik kartları sayısı;

2000 yılında 144 milyon adetten 2011 itibarı ile 5 milyona düşmesi bu kanımı destekliyor.

Aynı dönem içinde mektup sayıları da yaklaşık olarak;

181 milyondan 54 milyona düşmüş. Bana göre daha da düşecek.

Telgraf çekmek ölüm, doğum, nişan, düğün, gibi olağanüstü haller için geçerliydi.

Telgrafın içeriği onu getiren postacı tarafından biliniyor olmalı ki, havadis hayırlı ise kapıda bahşiş için pişkin pişkin bekler, aksi halde imzanızı alır ve bir anda toz olurlardı.

Telgrafı, telefonla yazdırmak gibi lüks bir seçenek vardı.

Önce telefon idaresi aranır, size cevap veren memura telefonunuzu verir ve beklemeye başlardınız.

Aradan yarım saat kadar bir zaman geçer onlar sizi arayınca telgraf metnini tane tane yazdırırdınız.

Onun da seçenekleri vardı.

En hızlı ulaşanına "yıldırım" denilirdi. Nasıl bir yıldırımsa! O da yerine 5-6 saatten önce ulaşmazdı.

Telgraf için ödenen bedel kullanılan kelime sayısı ile ölçülürdü. Tarifesi vardı.

On kelimeye kadar şu kadar, on kelimeden fazlası için kelime başına bu kadar gibi...

Hâl böyle olunca derdimizi anlatabilmek için önce uzunca bir cümle kurulur, daha sonra da;

"Şu fazla" "Bu fazla" "Buna gerek yok" denilerek metin yolunmuş kaza dönerdi.

Cümleyi bitiren "nokta işareti" ücrete tabiyken bunun yerine "stop" yazarsanız ücret alınmazdı.

Aklı zorlayan davranışlar bununla kısıtlı değildi.

"Osman Bey'e git bademleri seçerek al, 10 kg gönder" içerikli bir telgrafı Mithat Paşa Caddesi'nde bulunan PTT den çekemediğimi (gönderemediğimi) çok iyi hatırlıyorum.

Sene 1981 veya 1982 olacaktı...

PTT deki memur "Nuh" diyor "peygamber" demiyordu!

"Telgrafımı niye kabul etmiyorsunuz?" diye sorduğumda aramızda aşağıdaki gibi bir konuşma geçtiğini bu gün ki gibi anımsıyorum;

- Osman kim?

- Osman Nuri.

- Ne iş yapar, kimdir bu şahıs?

- Lokantacı, Anamur'da çok sevilir benim de arkadaşım.

-!..

- "Badem ne demek?"

- "Badem gibi, kabuklu hani ağaçta yetişiyor ya, nasıl desem kırıp yiyeceğiz işte." (Bu arada şirin görünmek için sırıtıyorum)

Ne dediysem diyeyim ikna olmadı. Son söz olarak;

- "Olmaz bunda bir iş var" dedi ve telgrafı kabul etmedi.

Hayalimdeki buzlu bademler, badem olmuştu.

Peki memur neden böyle davranmıştı!

İhtilal olmuş herkes öküz altında buzağı arıyor. Devir şüphe ve ispiyon devri.

Ona göre telgrafım şifreliymiş! Kabul ederse suça iştirak etmiş olurmuş!

Zehir hafiye!.. Ama hatırı sayılır ölçüde geri.

Madem kanaatin bu kadar kesin, polise haber versene!

Onu gözü (!) yemiyor.

İşin özü;

Genel olarak bankın arkasında oturan memura göre vatandaş;

Ezilmesi gereken bir böcektir. Potansiyel suçludur. Şüpheli kişidir.

O kafa son on beş yılda büyük ölçüde kırılmış olsa da, varlığını kısmen sürdürmeye devam ediyor, edecek de!

Halbuki ben Anamur'daki bir dostumdan sadece badem istemiştim. Hepsi hepsi bu...

Osman Nuri'yi rahmetle anıyorum.

Çok hatırşinas ve babacan tavırlıydı. Anamur'u lokantasıyla dünyaya tanıtmıştı. Nasıl mı?

Turistin birinin yolu tesadüfen Anamur'a düşüyor. Ana caddede gezerken Osman Nuri'nin lokantasına giriyorlar. Rahmetli onun karnını bir güzel doyuruyor ve her şekilde konukseverlik örnekleri sergiliyor.

Meğer ki bu adam tüm dünyayı gezerek her gittiği yerde yöresel yemekler yapan temiz lokantaları tespit eder ve her sene bunları bir rehber kitapçıkta yayınlarmış. Kitaba girişin kısa öyküsü bu.

Rahmetlinin bu içten davranışı onu ve lokantasını tüm dünyaya tanıttı.

Ben caddede dolaşan turistlerin ellerinde kitapçıkla dolaşarak, yana yakıla Osman Nuri'yi aradıklarına defalarca şahit oldum. Tur operatörleri doğrudan gelirlerdi. Öğlen servislerinde yer bulmak problem olurdu.

Şimdilerde oğlu Hasan Nuri aynı işi daha da güzel yürütüyormuş. Ne büyük bir mutluluk.

Aşağıda "türk mektupları" adlı kitapta da mektuplar var...

Derin Türkömer tarafından tercüme edilen eserin birinci basımı 2005 de yapılmış.

Birinci mektupta;

"Meraklı hayvanlar."

Üçüncü Mektup başlığı altında;

"Kuşlar ve diğer evcil hayvanlar"

"Türklerin hayvan sevgisi"

"Türkler ve okçuluk" başlığı altında önemli bilgiler aktarılıyor.

Yanlış anlatmış olmayayım. Bu başlıkların altında daha pek çok şey anlatılmış.

Ben sadece yabanhayatını ilgilendiren birkaç başlığı yazdım.

Türk Mektupları yazar Ogier Ghislain de Busbecq'in o dönemde dostu ve meslektaşı olan Macar asıllı diplomat Nicholas Michault'a yazdığı mektupların bir derlemesi. Uzunca bir süre kaynak olarak kabul görmüş.

Derin Türkömer'in bu çalışması bizi 15'inci yüzyılda Anadolu'da varlığını sürdüren yabanhayatı hakkında önemli bilgiler veriyor.

Avcılar (!) Derin Türkömer'e ne çok şey borçlu olduklarının farkında bile değil.

Sadece avcılar mı!

-!..

Belki de sorgulanması gereken önemli konulardan biri de bu.

Ben her zaman ki gibi Sn. Türkömer'i bu çok önemli çalışmasından ötürü kutluyorum.

Elinize yüreğinize sağlık...

Bu yazımda bana gelen okuyucu mektuplarını yayınlamak istedim.

Yaklaşık olarak 20 yıldan bu yana yazıyorum.

Zor olanı "geçen zaman" değil, bu süre içinde;

Göstermiş olduğunuz tutarlılık,

Doğru olanı seslendirme hususundaki hassasiyetiniz,

Gündemi takip konusundaki beceriniz,

Farklı bakış açıları sunmak konusundaki maharetiniz,

Gündem yaratma kabiliyetiniz,

Türkçe yazım kurallarına olan tutkunuzdur.

Aklıma gelmeyen benzeri bir kaç başlık daha sizi süreç içinde "okunur" kılar.

Kırk türlü elekten geçersiniz...

Öyle ki "söyleminizle eyleminiz" arasındaki tutarlılığınız bile mercek altına alınır.

İşte bu aşamada okuyucu mektupları devreye girer...

Mektuplar bu uzun süreç içinde size yol gösterir.

Mektupları, fırtınalar içinde tek başına yaşam mücadelesi veren gemiye atılan kurtarma halatlarına benzetirim.

Daha sakin sulara kavuşmanız için size yol gösteren deniz fenerleridir mektuplar...

Hakim bakış açım bu yöndedir.

Dolayısıyla bana mektup yazan herkese teşekkür borcum var diye düşünürüm.

Ne kadar haklı olduğumu mektupları okuduğunuzda sizler de göreceksiniz.

 

∞∞ Okuyucu Mektupları ∞∞

 

Sayın M. Emin Bora

Kocaeli Değirmendere'den yazıyorum. Şair yazar H. İhsan Sönmez...

İlginç ve dramatik bir tesadüfle bir makalenizi okudum. Şöyle ki yazacağım altıncı kitap için hazırlık yapıyordum. Siirt bölümüyle ilgili notlarıma ve internet bilgilerine bakarken, şehit Bnb. Yavuz Göksel'le ilgili bir hikayenizle karşılaştım.  Bu nedenle rahmetli Yavuz binbaşı ile ortak bir dostluğumuz olduğunu düşündüm.

Göksel binbaşı benim hemşerimdi. Kendisinin birlik komutanlığı yaptığı Pervari Ekindüzü Karakol Komutanıydım o zaman. 2003 de emekli oldum. Bir süre Ankara'da yaşadım sonra Değirmendere'ye yerleştim. Ama daha çok edebiyatçılığımla tanınıyorum.

Yavuz binbaşıyla özel ve yakın bir ilişkim vardı. O gün o olaydan sağ çıkan astsubay bendim. O sabah karakola uğrayarak beni de alarak çıkmıştık. Dönüşte bu olay meydana geldi. Her yönüyle vahşi bir pusuydu. Mucize sayılır, o arabadan sağ çıktım. Yıllar yılı da hafızamdan çıkmadı. Hatta hayatımın kapattığım bir sayfası olarak kaldı. Ancak Güneydoğuyla ilgili bir kitap hazırlığında olduğumdan o günlere ne yazık ki dönmek zorunda kaldım. Yazınızla karşılaştım.

Yine dramatik bir anı olarak Göksel binbaşının da adını andığım genel olarak şehit temalı "Bir tutam gözyaşı bırak gizlice" isimli bir şiirimi jandarma dergisi yayınlanmıştı.

http://www.antoloji.com/bir-tutam-gozyasi-birak-gizlice-siiri/

Bu şiir birçok lisede okuma yarışmalarına da katıldı. Kozan lisesi bu şiirle okuma yarışmasında bir birincilik kazanmıştı ve bir kitabımda yayınlanmıştı. O yıllarda Pervari’de yanımda olan ve sık sık Göksel binbaşının ziyaret ettiği bir kızım vardı. Adı Özlem'di  sonra mühendis oldu ve ne yazık ki dört ay önce kendisini kaybettik. Şimdi bu anılarda şiirler ne yazık ki bana kaldı.

Hikayenizi okurken çok duygulandım. Aynı duyguyla size yazma gereği duydum.

Binbaşı Göksel'i Rahmetle  anıyorum. Saygılarımla...

H. İhsan Sönmez

1

 

Sayın Mehmet Emin BORA

Bir arkadaşımın tavsiyesi ile web sayfanıza girdim ve 3 saatime mal oldu. Bandırma doğumlu oluşunuz önce dikkatimi çekti. Tabi ki askerlik anılarınız. Bende 1996'larda Tabur K. olarak oralarda idim. Anılarınızla anılarım canlandı. Hala Zerza Vadisi ve Tekeli Köyü (Günyazı Güneyi) gözümde tüter. Çok güzel yazmışsınız, tebrik ederim. Örnek bir askerlik yapmışsınız, birileri yenilere aktarmalı.

Arada 20 yıl fark olmasına rağmen benim yaşadıklarımla çakışan şeyler oldukça fazla.

Emin Küçükkılıç

2

 

Pek Muhterem

Mehmet Emin Bora beyefendi,

5 Aralık 2005  

Kıymetli dostum Ali Üstay beyin zatıalinize gönderdiği (Dağlar Dağlar) kitabı bu meyanda pek çok dostuna da gönderdi ki şimdi iyi anlıyorum ki en isabetlisi size göndermesi olmuş.  

Malumu aliniz altının değerini altıncı anlar!

Yaşım 88, 17 yaşımdan beri ben de bir doğa hayranı, mütevazi kanaatkar bir avcı, Türkiye’de Anadolu Safari Servis adlı ilk seyahat acentesi sahibi olmuş, zaten bu vesile ile 1976 yılında bu mümtaz insanı tanımak şansına malik olmuş bir dostuyum.  

Şahsen eminim ki, binlerce dostu arasında bu muhteremi benim kadar içtenlikle tanımış bir yakını mevcut değildir.

Erişilmeyecek medeni avcılığından öte, zamanımızın (Evliya Çelebi’sidir) Beş kıtada ve Antartika’da at oynatmış, ve canı pahasına yüce dağlara tırmanmış, azimkar bir fanidir.

Ben de Türkiye’mizin tüm dağlarına adım atmış birisi iken şimdi beş basamak merdiveni çıkmaktan aciz bir piri faniyim.

Ali beyde bir nebzecik göz attığım iki cilt kitabınıza acizane takdir ve tebriklerimi arz etmeme izninizi istirham ederim. Türkiye’de doğal yaşam, yaban hayatının korunması, öğretilmesi, medeni, bilinçli avcılığın rayına oturtulması hususundaki rehberliğinizle berhudar olun efendim.

Saygı ve sempatilerimle,

Yaşar Buluç

3

Hocam selamlar,

Ben 24 yasında, avcılığa yeni merak salmış, her ne kadar avcılık belgemde avcı olarak nitelensem de ben kendimi acemi bir avcı adayı olarak görüyorum. Eylül ayında Elmadağ'da düzenlenen avcılık kursuna katıldım ve sizin verdiğiniz dersleri de dikkatle dinledim. O güden beri web sayfanızı sık sık ziyaret ediyorum. Hocam benim sorum nasıl iyi bir avcı olurum gibilerinden değil.

Kafamda çelişkiler var. Sizin de son yazınızda ( Ölüm, Merhamet ve Avcılık) söylediğiniz gibi savunmasız kalan hayvanları avlıyoruz. Kendi kendime düşündüğümde bazen avcılığı kendime yakıştıramıyorum. Yani kendimle çelişiyorum. Ben doğayı ve hayvanları çok seven biriyim ve avcı olarakta onları avlamaya çalışan birisiyim. Nasıl bir tezatlıktır ki bu hem seveceksin hem de öldüreceksin! Bu sorunun cevabını kendime de veremiyorum. Bu soruyu başkaları da soruyor bana. Hafta sonu ava gittim deyince "nasıl kıyıyorsunuz o hayvanlara" diyorlar. Mantıklı düşününce de onlara hak veriyorum. Çünkü hayvanları vurmamızın amacı beslenmek değil, açlıktan değil. Sadece egomuzu tatmin etmek mi?

Umarım, ne anlatmaya çalıştığımı anlarsınız. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

Erkan PEHLİVAN / Ziraat Mühendisi / Zooteknist 

4

Sayın, Mehmet Emin BORA

Marvin Harris'in "İNEKLER, DOMUZLAR, SAVAŞLAR ve CADILAR" adlı kitabını çaresizce tez için internet de ararken domuzların bilinçsiz bir şekilde avlanması ile ilgili yazınıza rastladım. Elinize sağlık çok güzel bir araştırma yapmışsınız bu konuda size sonuna kadar katıldığımı bilmenizi isterim hiçbir hayvan gereksiz yere öldürülmemelidir. Domuzların bilinçsizce avlanmasının yanı sıra buna benzer bir durumda İstanbul da  Terkos Gölü'nde yaşanmaktadır. Fakat burada katledilen hayvanlar yaban ördekleridir. Balıkçılığın arkasına saklanan bilinçsiz köylüler 4 mevsim ağlarını karış karış göle atıyorlar ve balık avlamak için göle dalan yaban ördekleri ağlara takılarak can veriyor. O bölgede yaşayan bir arkadaşımın söylediğine göre her yıl 10 binin üstünde yaban ördeği balıkçı ağlarına takılarak suyun altında can veriyormuş. İnanın bunu duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu. 

Saygılarımla

Tansel OKAN

5

Dostlarım,

Aşağıdaki link, o bana Dostum dese de o benim Abim olan,  www.arpacik.net doğa sitesinin sahibi, aklımın çıkmaz sokaklarına yol bulan, geçtiğimiz günlerde de Ekonomimetre Dergisi tarafından Yılın Çevrecisi seçilen,... akıl yolunda yürümeyi en azından niyetlenmiş herkes için gerekli bir Yoldaş. Bu siteyi, aşağıdaki okunacak duygulardan bağımsız olarak hararetle tavsiye ederim. Ön yargınızla karşılaşacaklarınızı börtü böcek zannetseniz de, önce yaşamın bizzat içine düştüğünüze şahit olacak, ardından da aslında yaşamınızı bilmeden bir börtü böcek olarak geçirdiğinizin farkına varacaksınız. Kendinizi belge, belgesel, zenginleştirilmiş bilim taşlarından gereken tutamlarla döşeli bir ziyafet sofrasında hissetmemeniz düşünülemez.

Kendisi geçtiğimiz günlerde yaptığı son iki röportajının bitimini "sorusu olan var mı?" diye sonlandırınca çekine çekine, en azından tam anlamıyla öyle düşünmesem de genel geçer yargıların ışığında gönlümden çok aklımdan geçenleri onunla paylaştım. Avcılığı benim gibi hissedemeyip, yaşam biçimine bir türlü dönüştürememişlere ibret olsun diye mi bilemiyorum, yazımı yayınlama nezaketini gösterdi. Tolerans sınırlarını haylice Mevlana'ya dayadığını bilmeme rağmen, ayağımın altından gelen sesin kuru bir meşe dalından mı yoksa baş veren açık yeşil bir meşe filizinden mi geldiğini bilmeksizin ardımdan gelecek avcı kahkahalarını bekliyorum. Yani bir taş attım bir kuyuya. Ancak tedirginliğim o ki; attığım taşı kuyu niyetine atsam da cahilce bir bacadan içeri boca etmiş olmayayım, yerde olmak yerine damda olmak misali. Kısaca muhalif olmaktan değil de orta yerde bir cahil olarak kalmaktır endişem.

Sevgilerimle... 

Ahmet Haluk Başaklar

6

Sayın Bora,

"Destur" başlıklı yazınızı okudum, ellerinize ve de kaleminize sağlık. Durum ancak bu kadar iyi özetlenebilirdi. Eğer yardım edebileceğim herhangi bir konuda gereksinmeniz olursa lütfen söyleyin. 22 yıldır ava giden ve yasalara olabildiğince uyum sağlamaya çalışan bir vatandaş olarak bugünkü durumdan o kadar rahatsızım ki anlatamam. 75 YTL ödeyerek, derse ve sınava girmeden sertifika alan yüzlerle insan var bu ülkede! Bir eğitimci olarak eğitimin en önemli olgu olduğunu savunduğum bir ülkede ne yazık ki "yetkili" dediğimiz insanlar karmaşayı ve kanunsuzluğu kendileri yaratıyorlar ve sonra da avcı olmayan, üveyik ile kumruyu ayırt edemeyecek insanlar avcılık konusunda ahkam kesiyorlar, miting vb. düzenliyorlar. Ortega'nın sözü nasıl da uymuş?

Saygılarımla,

Ümit Özkanal / Eskişehir Osmangazi Üniversitesi / Yabancı Diller Bölüm Başkan Yardımcısı

7

Sevgili M.Emin Bey,

Bu sabah dostum düş hekimim Yalçın'dan bir paylaşım aldım. Bir düğünü anlatıyordu, yüreği pür telaş içinde. "yalnız ağaç"ın yalnızlığını sürdürmeyeceğinden o kadar emindim ki. İpi göğüsleyen ilk siz olmuşsunuz ve bundan ötürü kendi gönlünüzde duyduklarınızı duyanlarca, fark etmeseniz de şükranlarına boğuldunuz, tıpkı o fidanların dikildiğinden habersiz olmamız gibi. Bu canım ülkede, eğer ki siz ve sizler gibi, yaptığını değil de yapılanı öne çıkaranlar olmasaydı, o meşhur bahse konu olan "Topkapı Sarayımız var ya, gerekirse..." konumuna çoktan burun buruna gelmiştik. Gün gelecek "neydi o bizi idare eden(?) in adı , yahu?" dense bile, kimseler o tepedeki yeşilin rengini dahi tartışamayacaktır.

Belki kimseler de bilmeyecektir, onları kimlerin, hangi zorluklarla, coşkuyla, sevinçle ya da hüzünle diktiğini. Bir tek kendiniz bilecek de olabilirsiniz. Aksi durumu isteseydiniz, sanırım bir avuç yürek olarak gidip oraya ağaç dikmeyecek ya da ağacı oraya dikmeyecektiniz. Özetle, bir ölmezliğe kürek atmışsınız, yürek atmışsınız.

Işık taşıyan ellerin ölmediği bilindiğinden, bu dünyaya yeni ayak izlerinizi koyabilecek sağlıklı bir ömür dilerim.

Saygı ve sevgilerimle...

Ahmet Haluk Başaklar

8

Tahnit eserleri ve trofeler için yazılan ”Zararın neresinden dönersiniz” başlıklı yazısı için Emin Bey’i tebrik ediyorum.

Bir konu ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Av ve Yaban Hayvanları hakkında çıkardığı son yönetmeliğinin noksanları daha iyi anlaşılıyor.

Birkan Özgüner / İstanbul

9

Merhaba

Ben Ömer Yüksel.

Düzce Orman Fakültesi 2.sınıf öğrencisiyim. Av ve Yaban Hayatı konulu dersimiz için kaynak ararken web sitenizi gördüm ve çok beğendim. Gerçekten emek harcanarak ve yılların birikimiyle ortaya konulmuş bir eser. Uğraşlarınız gerçekten mükemmel şekilde toplanmış ve bir hobi olmaktan çıkmış insanlara ve doğaya ışık tutmuşsunuz.

Bunları görünce ödevim olan bir konuda size danışma gereği duydum. Yakın zamanda okulumuza yaban hayvanlarından oluşan müze niteliğinde bir bölüm açılacak. Hocamız eğitim amaçlı okula kalacak olan bu müzenin oluşması ve daha da gelişmesi için dersi alan öğrencilere ödev verdi. Bende bunun için epeydir doldurulmuş yaban hayvanı arıyorum. Bursa'da ve Bandırma'da çeşitli araştırmalar yaptım ama bir sonuca varamadım. Bu konuya ilişkin bana herhangi bir bilgi verebilirseniz çok mutlu olurum. Teşekkürler...

10

Merhaba,

Tanışmak, oturup bir kahve içmek onları görmek isterdim. Şimdilerde ise geçti bu düşünceler artık kafamdan. Çünkü tanışınca fikirlerini okuduğunuz, benimsediğiniz, içselleştirdiğiniz (bunu kelimenin tam manasıyla yazdım) kişilerin de aslında birer insan, birer ölümlü olduğunu fark ediyor insan. Oysa ki fikirler hiç bir zaman ölmezler. Bu yüzden bu şekilde her an gidecekmiş gibi boşuna yazmayın. Yazdıklarınız hep bir yerlerde kalacak, dünya üzerindeki tüm sunucular çökse bile akıllarda ruhlarda yer edecekler.

Kedi meselesinde ise, halen tartışılmakla birlikte, kedilerinizi kısırlaştırmanız gerektiğini düşünüyorum. Bir süre sonra bakamayacağınız kadar çok olacaklar çünkü. Ayrıca eminim benden iyi biliyorsunuzdur ancak her doğum yaptığında dişi kediler kansere bir adım daha yaklaşırlar. Sokak kedilerinin ortalama ömrü üç yıldır mesela, her sene bir kez doğum yaparlar ancak çoğu dördüncü kez doğuramaz.

Tekrar görüşmek dileğiyle.

Alper Aladağ

11

Sayın Mehmet Emin Bora

Öncelikle teşekkür ve hürmet bizden size.

Bunun öncelikli bir kaç nedeni var. Başlıcaları;

Sanayi geleneği oluşmamış sanayicinin sanayiden anladığı temel noktanın çok para kazanmak olduğunu sanıp, üretimi oturtup malı tanıttıktan sonra ilk iş ürün kalitesini düşürüp kar artımı derdinde olmak iken, sizin yıllardır kalitenizden asla ödün vermiyor olmanız.

Sanayicinin kazandığı paraları yatlarda, barlarda dünyadaki hoş nimetlerle yemek varken, ya da sansasyonel reklam amaçlı hayır işlerine yardım yapmak varken, kimsenin pek umursamadığı aslında sorunun ciddiyetini bile anlamadığı yurdumuzdaki avcılığın doğal hayat için ne derece tehlikeli hale geldiğini görüp bu işin disipline edilmesini söyleyip bu konuda çaba göstermek.

Üstelik bu çaba sonucunda kendi ürettiği malzemelerin bile satışının düşmesini göze almak bu her baba yiğidin ülkemizde yapmadığı yapmayacağı bir şey. Üstelik bu konudaki çabalarınızdan halkın çoğunun haberinin bile olmayacağını, avcıların bile büyük kısmından tepki alacağını, sektör imalatçılarının düşman kesileceğini, devletin umursamayacağını bilerek her şeye rağmen bu çabayı göstermek Neyzen Tevfik gibi Nazım Hikmet gibi olmayı belki de uzaylı olmayı falan gerektiriyor.

Sizin hayatımda bir kesişmeniz de 2002 yılında Söke'de avcılık kursu açıldığını duyup kursa katılmam ve kitabınızı almamla oldu. Sağ olun sayenizde bir de avcılık diplomam oldu.

Bu yazdıklarım övgü amaçlı değildi. Sadece gerçekten düşündüğüm ve doğruluğuna inandığım şeyler.

Saygı ve hürmetlerimle

Berkehan Selçuk Kut / İstanbul

12

Sayın Bora

Sitenizi avcılık dağcılık hakkında internette araştırma yaparken keşfettim. Arada sırada inceleyerek yeni yazıları ve güncellemeleri takip ediyorum. Konuda bahsi geçen yazıda cami'de oynayan_tepişen_ çocukları anlatıp rahatsızlığınızı dile getirmişsiniz. Ben bu konuda yanıldığınızı düşünüyorum.
 
Eğer çocuklar bağıra çağıra oynamıyorlar, terbiye sınırlarını zorlamıyorlarsa cami içinde oynamaları gayet
yerinde ve mantıklı bir davranıştır. Dışarıda neyin ne olduğunun belli olmadığı sokaklarda oynamalarındansa....
Günümüzde birçok imam, vaiz, hoca eski gelenekçi yapıyı takip etmiyorsa bilakis çocukların cami ve dine ısınmaları alışmaları için bu durumun engellenmemesini söylemektedirler. Ama bu konu suiistimale açık olduğundan kontrol mutlaka sağlanmalıdır.
 
Açık söylemek gerekirse çocukluğumda, babamın ortaokul müdürü olduğu köyün camisi içinde yaz dersi aldığımız dönemlerde ders aralarında hocamızın azıcık koşturmamıza müsade etmesini ve hatta imamın oğlu arkadaşım olduğu için minareye yarı gizli yarı izinli şekilde çıkmamızı hep hayırla ve mutlulukla yad ederim. Şimdi o arkadaşım da doktor ben de. Camiyi, saygıyı, ruhaniyeti gayet iyi biliyoruz.
 
Lütfen katı olmayın. Geçen birkaç ramazanda gene birkaç hocadan da teravih namazı için camiye getirilen çocukları zaptı rap altına çalışması yerine daha uysal bir şekilde disipline etme çabası göstermenin uygun olacağını kıkırdayan çocuklara bağırılıp camiden çıkarılmaması gerektiğini de dinledim.
 
Benim yazıyı yazmamdaki esas maksadımla ilgili olmamakla beraber çocukların gereksiz İngilizce konuşması ve para istemesi elbette tasvip edilecek davranışlar değildir. Bu da sadece imamın camiye girişi yasaklamasıyla ve dini eğitimle değil mutlaka temel  eğitim ve öğretmenle de ortak çalışma içinde sağlanır.
 
 
Yeni yazılarınızı merakla bekler, saygılar sunarım.
 
Dr.Burak BÜYÜKEREN
Kartal Dr. Lütfi KIRDAR E.A.H Kan Merkezi
Sorumlu Hekimi
Kartal-İSTANBUL

13

Mehmet Bey,

İzniniz olursa Mehmet Ağabey demek isterim, öncelikle mailime cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Oldukça sevindim. Ben inanıyorum ki yazılarınız birçok değerli okuyucu tarafından okunuyordur öyle olmasa bile ilerde mutlaka değeri bilinecektir. Sizin de bildiğiniz gibi bizim Türkiye'de her şey değeri kaybedildikten sonra anlaşılıyor. Bu bir kural haline gelmiştir adeta. Ama lütfen asla umutsuzluğa kapılmayan ben şahsım adına yazılarınızı büyük bir beğeni ve mutlulukla okuyorum. Bugün Kapadokya gezilerinizi anlatan yazılarınızı okudum ve bende tebessüm yarattığınız için de tekrar müteşekkirim size.
 
Resimleriniz de oldukça başarılı ki bunu söylememe gerek olmadığını da biliyorum :=) Değerli eşinize de en içten sevgilerimi sunuyorum.
 
 Tekrar görüşebilmek dileği ile.
 
 Mutlu ve sağlıcakla kalın.
 
 Dilek...

09.08.2008 Cmt 14:30

14

Mehmet Emin Bey yine yakıp geçtiniz 

Gözlerimde mahpus gözyaşlarım

Çağlayan oldu 3 fotoğraf sayesinde

Bu nasıl bir aymazlıktır?

Bu nasıl bir vicdansızlıktır?

Fotoğraftan anlamadığım;

Yavru domuz; avcılar ölen hamile domuzun karnını deştikleri (ya da karnından vurulduğu) için mi doğmuş ve ölmüş oldu?

Yoksa annenin vurulması doğumu tetikleyip normal doğum gerçekleşmiş ve yavru ölmüş?

Gerçi iki halde de durumun iğrençliği değişmiyor.

Oooooooof, of....!!!

Önceden ava ve avcılığa meraklıyken ki (gerçekte 34 yıllık ömrümde sadece bir tavşan ve bir ördek vurmuşluğum var. Ben daha çok işin doğayla bütünleşme tarafını severim) Özellikle oğullarım doğduktan sonra.  Daha bir meraklı oldum yaşamın devam edebilmesine ve ettirilmesine...

Artık ister insan ister hayvan isterse de bitki olsun, zorunlu olmadıkça hiçbir yaşama son verilmesi taraftarı değilim. (Terör örgütü mensubu olan hayvanlar hariç elbette)

Selamlar.

Not1: Sıcak günde soğuk ayran tadındaki yazılarınız hiç eksik olmasın hayatımızdan. Amin

Dr. Burak BÜYÜKEREN 

İstanbul Sağlık Müdürlüğü / Kamu Yataklı Tedavi / Hizmetleri Şube Müdürü

15

Merhaba Mehmet Emin Abi

Siteni tesadüfen buldum ve aralıksız her yerini heyecanla okudum. Hele "Gelin Kayası" macerasına bayıldım. Ben şu anda gölcükte oturuyorum. Ama Ankara'da okudum. İzmir'den gelip giderken Ankara çevresindeki o çıplak tepecikleri görüp hep oralara ağaç dikmeyi hayal ederdim. Siz bunu gerçekleştirmişsiniz. O resimlere bakarken sanki ben de ordaymışım gibi mutlu oldum. Çalışmalarında başarılar dilerim. Saygılarımı sunarım.

Esat Hoşgönül

16

Sayın Mehmet Emin BORA

Sizden istediklerimi yerine getirdiğiniz için size ve arkadaşınız Ömer Kıraç beyefendiye minnettarım. Gerçekten beni ve ailemi çok mutlu ettiniz. Çok teşekkürler. Başka bir hata yok. Her şeyi mükemmel bir şekilde hazırlamışsınız. Bir soyağacı ancak bu kadar şahane olabilir. Her şey için çook sağolun...

Sevgi ve saygılarımla;

SANİYE MERVE ÖKTEM...

17

Sevgili Üstat Mehmet Emin Abi,

Bir rastlantı sonucu sitenize erişme imkanı buldum. Gerçekten emek harcanmış bir site. Emeklerinizden ötürü teşekkür eder, devamlılığını dilerim.

Ben 1983 Tekirdağ Çorlu Doğumlu, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu, avcılığı babadan kalma olarak ve vefat etmiş babasının silahı ile yapan, 305.Dönem Piyade Asteğmen ve aynı zamanda amatör bir şair olan kardeşiniz Haluk Ecevit. Takdimimden anladığınız üzere bir çok ortak noktamız var. Size bu maili yazma sebebim budur. Siteniz bu neden dikkatimi cezbetmiştir.

Size biraz birim buralardan bahsetmek isterim. Ben Çerkezköy İlçesinin Yanıkağıl Köyü'nde ikamet etmekteyim. Köyümüzde önceki yıllara nazaran çok az av hayvanı kaldı. Sanırım ülkemizdeki genel durumda böyle. Tabi ki işin sebebi gayet açık: bilinçsizce yapılan avlar. Fakat gördüğünüz gibi artık Milli Parklarda olaya bir çare bulamadı ve onlarda bir kaç yıl üst üste yaptıkları sıkı denetimlerini artık bıraktılar. Bundan sonrası ne olur bilinmez. Ama CANPOLAT amcanın açıkladığı gibi: "bizim çocuklar av bulamaz yas  tutar, tüfekleri dolaplarda pas tutar"...

Av hayatımız dışında yakın çevremizden bahsetmek istiyorum. ikamet ettiğimiz yer çevresinde, 20 km çapındaki alan olduğu gibi Çerkezköy ve Çorlu organize sanayileri tarafından kaplanmış durumda. Hal böyle iken burada çoğunluğunu tekstil fabrikalarının oluşturduğu işletmelerin atıklarından etkilenmemek mümkün değil. Son 10 yılda bölgemizdeki kanserli hasta oranı nerede ise 3 katına çıktı. Risk her geçen gün artıyor... Bunun yanında, bölge insanımızın ana geçim kaynağı da bu fabrikalar. Bunun dışında fabrikalarda çalışmayı seçmeyen halk hayvancılıkla uğraşıyor. Ama imkansızlıklar nedeniyle oda bitme safhasında.

Meralarımızda çocukken gördüğüm; mehmetçik, tahtalı, çayır bıldırcını, üveyik ve gagaçkalara ne oldu bilmiyorum. Artık hiçbirini avlandığımız köy merasında göremiyorum. Ama bir gecede teyp kurarak, 41 tane kazı nasıl gafil avladığını ballandıra ballandıra anlatan avcı arkadaşlarımız var. Hal böyle olunca... Bizim çocuklar muhtemelen yas tutar. Avcılığı artık sadece yürüyüş amaçlı yapar olduk. Çünkü hiç bir şey arayasım gelmiyor. Çünkü yok.

Mehmet Emin abi sözlerim git gide uzadı. Okuma zahmetiniz için teşekkür ederim. Saygı ve selam eder, Hünerli ellerinizden öperim.

Haluk ECEVİT

18

Öncelikle o güzel yazılarınız için teşekkür eder bana avcı olduğumu hatırlattığınız için teşekkür ederim. Lakin çok mücadele etmek istesem de imkanlarım sebebiyle birçok yanlışın sadece altını çizebildim. İllegal avlanmasam da bazı kuralları çiğnemeye mahkum edildim. Her ne şekilde olursa oldun bu zamana kadar canlılara acımamazlık etmedim. Sözüm ona avcı müsveddesi olmadım.

Siz benim çocukluk hayallerimdeki fikirleri bana ödev olarak verdiniz diye düşünüyorum.

Çevrecilerin pislikleri yasal boşluklar örnek alınacak büyükler hep yanlıştı .

İmkanlar keşke farklı olsaydı ki halkla ilişkiler sektöründen geliyorum.

Bedava ava alışmışken önce 1937 yılı kurallarımızı değiştirmemiz gerek.

Her neyse amacım sizle dertleşmek değildi aslında. Yeni yıl yazınızın doğal yaşam sorunları ile olması bana çok şeyi zaten hatırlatmıştı.

Siz büyüklerimiz gibi olmak sizin kaldırdığınız taşların altındaki çöpleri temizlemek isterim.

Saygılarımla Ellerinizden Öper Hayırlı Bayramlar dilerim.

İsfendiyar Topçu

19

Sayın BORA,

Beni babamın fotoğrafıyla buluşturan sayfanız için teşekkür ederim. Lütfen devam edin kim bilir kaç kişinin gözlerin yaşartacak hatıraları canlandırıp, size ulaşmasa da teşekkür alacaksınız.

Selamlar, hürmetler.

Kazım ERYILMAZ

20

Merhaba,
 
Rica ederim efendim. Yazılarınızdan etkilenerek artık ben de gittiğim yerlere ait duygularımı kaleme alacağım. Yeni dönmüş olduğum Karadeniz ile başlayacağım bu işe.

İyi günler dilerim.
 
Kemal Borandağ

21

Merhabalar,

Şu anda Şanlıurfa/Ceylanpınar bölgesinde 337. Dönem Piyade Asteğmen rütbesiyle karakol komutanlığı görevimi yapmaktayım. Yaklaşık 4 aydır bu bölgedeyim. Babam günün birinde bir mail göndermişti. Başlığı Şemdinli Çatalca'da bir komutan idi.

Merakla okudum tabi ki. Mükemmel betimlemeler, destekleyici ve açıklayıcı fotoğraflar içeren okudukça daha da zevk veren müthiş bir yazıydı.

Okumayı çok severim çok şey okudum ama son zamanlar da okuduğum en güzel eserlerden biriydi çünkü beni anlatıyordu bir bakıma.

Bilirsiniz, yıllarca şehirde yaşadıktan sonra günün birinde tabiri caizse 'sürgün'e gönderilmek insanı fazlasıyla sıkıyor.
Ama sizin hikayenizi okuduktan sonra kendi kendime 'ben ne yapmışım ki' diyorum.
Ya da gerçekten 'sürgünde miyim?'

Benim karakolum yeni tip (u tipi) karakol. Elektrik su gibi sıkıntılar yok elektrik kesildiği an jeneratör devreye giriyor. Yemekler, yemekhane, kiler, banyo, çamaşırhane vs.vs.vs...

Aslında her şeyimiz varmış da farkında değilmişim.

Yazınız farkında olmadığım şeyleri görmeme, durum - gidişat - mesai ne olursa olsun aslında nelerin yapıldığını, yapılabileceğini gösterdi.

Benim 'kadrolu' bir atım yok ama kadrolu bir 'Land'ım var. Ona bile bakışım değişti.

Çok teşekkür eder, sağlık ve başarı dolu günler dilerim.

Kıvanç MURSALOĞLU

22

Merhaba Mehmet Emin Bey,

Sizin yazılarınızı tesadüf eseri internette buldum ve 3 gün içerisinde tamamını okudum.

Yaşamınızdan kesitler, yıllar öncesinin fotoğrafları ve anlatımınızla, geçmişin o saf temiz, kardeşlik dolu dünyasına adım attım sayenizde.

Sizin gibi ince duygusal insanlar maalesef fazlaca yok. İyi ki varsınız…

Yıllar önce avcı olduğunuza ve bir canlının hayatına son verdiğinize inanası gelmiyor insanın.

Olsun, şimdi sizin deneyimleriniz ile diğer avcılar inşallah can alırken 40 kez düşünürler.

Ellerinize, yüreğinize sağlık….

Saygılarımla.

Levent BÜYÜKKOÇOĞLU

23

Sevgili Mehmet Bey,

"Kıral Çıplak" başlıklı çok anlamlı ve değerli yazınız için tebrik eder, şahsımla ilgili görüşleriniz için teşekkür ederim. Aslında siz, Türkiye'nin avcılıkta aşama kaydetmesine emek verenler arasında isimlendirdiğiniz kişilerin çok önünde yerinizi almaktasınız. Değeriniz tartışılmazdır.

Sevgi ve Saygılarımla,

Mahmut Kulein

24

Merhaba Mehmet Bey,

Öncelikle av ve avcılık için yapmış olduğunuz özverili çalışmalarınızdan dolayı, bir naçizane avcı olarak şahsım adına teşekkür ederim. Sizin gibi değerli şahsiyetler sayesinde avcılar, çeşitli haksızlıklara, bilgi eksikliğine ve tecrübesizliğe maruz kalmıyorlar. İnsanları bilgilendirmek güzel ve bir o kadarda gurur vericidir. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Her şey gönlünüzce olsun.

Üsküdar'dan Engin Dağlı

25

Sayın Mehmet Emin Bora,

Web sitenizi fırsat buldukça takip ediyor, yazılarınızı büyük bir keyifle okuyorum. Avcılığa vermiş olduğunuz gönülden ötürü -beni duygulandıraraktan- size tebrik, taktir ve şükranlarımı naçizane sunmak isterim

Sizin yazılarınız ve avcılığa vermiş olduğunuz emek, beni avcılığa daha da çok bağlıyor. Zira yalnız olmadığımı görüyorum.

Avcılığa vermiş olduğunuz önemden ötürü önünüzde eğilerekten saygılarımı sunarım.

Yasin ÖZKAN / ANTALYA

26

Sitenizdeki askerlik anılarınızı zevkle okuyorum. Bahsettiğiniz bölgelerde şu anda muvazzaf olarak çalışıyorum. “Nehru” adıyla bahsettiğiniz yer eski adıyla “Nehri” yeni adıyla “Bağlar Köyü”dür. Bildiğim kadarıyla eski Nakşibendi büyüklerinden “Seyyid Taha-i Hakkari” tarafından 1800'lü yıllarda kurulmuştur. Eski medresenin duvarları kısmen mevcuttur. İnternette daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz…

Saygılar…

Yücel Kıvrak

27

Mehmet Emin Amca merhaba...

Beni hatırlar mısınız bilmem ama ben sizi unutmayıp mail yoluyla bir selam vermek istedim... Kendimi size tekrar tanıtayım; ben 17 Mayıs 2008 yılında Çamlıdere Kösyayla'ya gelen Barış İzci Grubu'nun yardımcı izci lideriyim.. Henüz yeni görebilme imkanı buldum. Sitenizde "DÖRT KABAK OLMAZ!" başlığıyla fotoğraflarımızı ekleyip hakkımızda yazı yazmışsınız.. Bizi önemseyip sitenizde fevkalade güzellikte yazınızı paylaştığınız için gerçekten çok teşekkür ederim.. Yakın bir zamanda sizi tekrar ziyaret etmek isterim diğer izci lideri arkadaşımla beraber... Şimdilik kendinize iyi bakın.. Bir gün yine doğa ortamında karşılaşıp hoş sohbet etmek ümidi ile.. Eşiniz Ümran Hanım'a bol bol selamlar..

28

Merhaba Mehmet Bey,

Gecenin bir saatinde internette ne arıyordum, bunu ben de bilmiyorum. Tesadüf bir topaç resmi çıktı karşıma, belki 40 yıl geçmişti topaca el sürmeyeli, nostalji işte, resme tıkladım sayfada 104 numaralı yazınız açıldı.

Bu sayfa nedir derken üst tarafta bold olarak yazılmış " 13 Ağustos 1945 de Bandırma'da doğdum." cümlesini gördüm, aaa hemşerimmiş diye düşündüm, hemen altındaki satırlarda da babanızın subay olduğu yazıyordu dikkatimi çekti, benim babam da subaydı.

Ortak noktaları yakalamaktan mutluydum, 104 numaralı yazıyı sonuna kadar okudum, naturel anlatımıyla çok hoştu, gerçek bir nostalji. Hay Allah bu güzel yazı bitti derken, "diğer yazılarım" linki dikkatimi çekti, sonrası mı ..... epeyce yazınızı bu gece okudum, kalanını da yarın devam edeceğim.

Devre arkadaşlarımızın (KHO 76 devresi) kurduğu bir mail grubu var. Arkadaşlarımla paylaşmayı düşünerek web sayfanızın linkini mail grubumuza da gönderdim.

Size de bu teşekkür mesajını yazmaktan kendimi alamadım,

Selam, sevgi ve saygılarımla,

Nevzat Özgör

29

Sayın Beyefendi.

Domuza göstermiş olduğunuz bu bilgi ve önem için size hem benim namıma hem de bütün hayvanlar + ağaçlar namına sonsuz teşekkürlerimizi sunarım... Bu dünya aleminde biz maymunlar öldürmediğimiz başka bir şey yok. Hem kendi neslimizi hemde tabiatta ne varsa, kurt, kaplan, fil, balina, yılanlar... Neyse, size tekrar teşekkürlerimi sunar ve devam etmenizi isteriz.

Bizler de sizi başka yönlerden destekleriz. Bu hayvan öldürmeler Yahudi - Hıristiyan ve Müslümanlar'da çok    vardır... Esas problem... Dinleri yanlış ifadelemek..

Saygılarımlan

Tayfun Sancar

30

Sayın Mehmet Emin Bey

Öncelikle ben de Kara Yataklıyım. yazınızı tesadüfen internette okudum ve o kadar etkilendim ki nerdeyse ağlayacaktım sanki sizin o yaşadıklarınızı şu an ben yaşadım. Mehmet Erdem'le de akraba sayılırız ve bu yaşanan acı olaydan sizin bu kaleme aldığınız yazıyla haberim oldu. Siz o insanları arabanıza alarak zaten gerekeni yapmışsınız ama tabi gerisi takdiri ilahi. Bütün Kara Yatak adına size sonsuz teşekkür ediyorum.

Selamlar.

Köyümüze yine bekliyoruz avcı abi...

Zeki Ayaz

31

07 Haziran 2011 / Öğleden sonra saat 15:00 suları.

Cep telefonum çalıyor. Açtığımda ilk duyduğum sözler;

- Mehmet Beyle mi görüşüyorum? şeklindeydi. Diyalog aşağıdaki şekilde devam etti.

- Evet buyurun.

- Ben de Mehmet

-Buyursunlar Mehmet Bey size nasıl yardımcı olabilirim?

- Askerlik anılarınızın 4'üncü bölümünde yazılanlar yanlış. Ben sizden önce orada yedek subaylık yapan bahse konu kişiyim.

- !..

- Ben çocuklara selam verdirtmedim. Tam aksine onlar hasta olduklarında takımdan ilaç verdim. Bu yüzden hakkımda soruşturma açıldı. Yasal süreç yürütüldü..

-!..

- Hatta orada kaçakçılık yapan biri (!) daha sonra ........... olduktan sonra beni mahkemeye verdi. Dava 10 sene kadar sürdü. Elimde çok sayıda belge ve fotoğraf var. İnşallah bir araya geliriz size onları veririm. Ben şimdi İstanbul'da mali müşavir olarak çalışıyorum.

(Öykü 36 yıl öncesine ait.) http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=169

Mehmet Bey yazdıklarımın çok gerçekçi olduğunu söyledikten sonra kendi durumu ile ilgili olarak "sizi kim bilgilendirmiş ise yanlış anlatmış" demek istiyor. Olabilir, gereken düzeltmeyi derhal yapabiliriz. Önemli olan işin diğer kısmı!  O belge ve fotoğrafları değerlendirebilirsek, çok hoş olmaz mı!

"Mehmet Bey...

Bu yazımı okursanız sizden ricam bir araya gelebilmemiz. Anlatacaklarınızı merakla dinleyeceğim ve izniniz olursa da yayınlayacağım. Lütfen haberleşelim. Saygı ve sevgilerimle."

32

 

- Alo... Mehmet Beyle mi görüşüyorum?

- Buyurun ben Mehmet

- Abey ben şimdi sizi Şemdinli'den arıyorum. Yazınızı "google" da arama yaparken buldum. Benim amcamdan (Hüseyin Çelikbaş - Siso) bahsetmişsin. Amcam ölmiştir, köyün fotoğraflarını koymuşsun. Biz çok memnun olduk. Teşekkür etmek için aradım.

- Ben teşekkür ederim. İlk fırsatta Şemdinli'ye geleceğim.

- Mutlaka bekleriz abi, hoşça kalın...

Mehmet Şerif Evin

23 Eylül 2009 / Saat 12:50

33

Sn. Hocam merhaba.

"Ölüm, Yaşam ve Avcılık" yazınızı dikkatle ve zevkle okudum. Sonunda tavsiye ettiğiniz "Yabanhayatı Enstitüsü / Araştırma Merkezi" beni heyecanlandırdı. Kendim avcı değilsem ve bu işi sevmesem de Ülkemiz için çok faydalı olacak.

Bazı devletlerde Orman İdaresi bünyesinde benzer birimler (Game Management and Wildlife) müstakil olarak veya Ormancılık Enstitüsünün Bölümü olarak var. Türkiye'de de kurulabilir. Sadece ÇOB Bakan Onayı yeterli olacaktır. Mevzuatı buna müsait.

Selam ve saygılarımla.

Şaban Çetiner

18.11.2009 Çar 18:25

Orman Yük. Müh KTÜ-1987

Yeşil Türkiye Ormancılar Derneği

Yönetim K. Üyesi (yayıncılık)

34

Sayın Bora,

Tesadüfen Çatalca anılarınızı okudum. Halen www.erdalsarizeybek.com.tr

ve face book erdal sarızeybek web adreslerinde yayınlanmaktadır.

Bilgilerinize,

Bayramınızı kutluyor böylesi duygu dolu anılarınızı yayınladığınız için teşekkür ediyorum.

Erdal Sarızeybek

35

Değerli Üstadım,

Ne yazacağımı, nerden başlayacağımı bilemiyorum. Üye olduğum av sitelerinde gözlemim odur ki, avcılığımızın geleceği büyük tehdit altında. Binlerce üyesi olan sitelerimiz de avcılığın geleceği, ne yapılması gerektiği ve çözümleri ile ilgili açılan konulara duyarsızlık maalesef beni derinden üzdü.

Katılım hiç yok denecek kadar az.

"Ama kimde ne köpek var?" ,

"Hangi cins?" ,

"Kimde kaç para?" diye sorarsanız bu oran oldukça yüksek.

"Kim kaç tane vurmuş?" (limit neredeyse hiç önemli değil).

Dişi domuz yavruları dahil bunlara, ilgi hayli yüksek. Sonuç da bir hayli düşündürücü.

Sizden sürdürülebilir avcılık ve yapılması gerekenler ile ilgili bir yazı yazabilir misiniz?

Değerli fikirleriniz öğrenmek istiyorum.

Federasyonlar, konfederasyonlar kuruluyor duyuyoruz. Fakat daha avcılıkla ilgili bu zaman kadar bir şey yaptıklarını duymadık. Avcılık Derneklerinin örgütlenmelerini, Yaban Hayatı ve Milli Parklar'ın ne yapması gerektiğini eğitim, üretim ve paylaşım konuları, özel avlakları hakkındaki değerli fikirlerinizi bizlerden esirgemezseniz en mutlu insan ben olacağım herhalde. (...) Allah ailenize uzun ömürler versin.

Saygılarımla.

Not : Kimileri sizleri 2106 senesinde anlasa da, ben sizi çok iyi anlıyorum..

Ahmet Recai Demirci
Emekli Memur
Atabey - Isparta

36

Yaşamak umut etmektir. Hiç tükenmemesi dileği ile...
Çamlıdere / Dörtkonaklar Köyü

Zaman içinde oluşan dört bilgisayara sahibim.

Ne kadar dikkatli olmaya çalışsam da her yenileme sırasında bazı bilgiler kayboluyor.

Veya bu bilgiler bir evvelki bilgisayarda, farklı bir başlık altında kalabiliyor.

Vakit buldukça onları buluyor ve son kullandığım bilgisayara aktarmaya çalışıyorum.

Ama bana gelen mektupları mutlaka yanıtlıyorum. En azından teşekkür ediyorum.

Çok önemli onlarca mektup daha var. Yeri geldikçe onları da yayınlamak isterim.

"Yaşamın" ne denli biteviye olduğunu ve "bir diğer yaşamla" ne kadar benzer olduğunu bir önceki yazım olan;

"Geleceği Düşlemek Geçmişi Özlemek" başlığı altında betimlemeye çalışmıştım.

Bu sıradanlığın dışına çıkmak mümkün mü?

Bunu başarabilir miyiz?

Birinci soruya cevabınız "evet" ise "yolu yarıladık" demektir.

İkinci soru için kolaylıkla "neden olmasın" diyebilirsiniz.

Herkesin anlatılacak bir öyküsü mutlaka vardır.

Mektuplar geleceği planlamama yardımcı oluğu gibi, beni yek düze bir yaşamdan uzak tutuyor.

Sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır.

Mektuplar, manevi bir huzur kaynağı, geçmiş günlerin anı defteri,

insanın kendi isteklerini anlamasına

ve

anlatmasına yardımcı olan bir kılavuzdur.

                                                                                                                T.Elizabethan

 

Yeni yılın, başta siz olmak üzere tüm aileniz için sağlık ve mutluluk dolu günler getirmesini Allah'tan diler, bu vesile ile sevgi ve saygılarımın kabulünü rica ederim.

 

Mehmet Emin Bora

25 Aralık 2011 / ANKARA

 

Bu yazı 4386 kez okundu...