Geleceği Düşlemek Geçmişi Özlemek


"Yaşama dair..."

!..

İlkokula başladığım yıllarda her ne hikmet ise çok merak ederdim!

"On sene sonra ben ne olacağım?"

Gelecek hakkındaki ufkum on sene ile kısıtlıydı. Ötesi aklıma bile gelmezdi.

Gelemezdi çünkü yaşım da, dünyam da küçüktü.

Bu süreyi çok uzun bir zaman dilimi olarak algılıyordum.

Deli danalar gibi ortalarda koşuştursam da...

"Nereye doğru?" "Nasıl? koşacağımdan daha çok "varacağım nokta"yı merak ederdim.

Bilinmeyeni bilme arzusunun bebekken "Mu ne, mu ne ?" sorusu ile başladığını hepimiz biliyoruz.

Masum, arka planı olmayan, saf, temiz, duru bir su misali...

Hangimiz yaşamadık ki!

Çocukluk işte...

Okul yıllarının ardından gelen askerlik hizmeti sonrası, aslında bir milat sayılır Türk erkeği için...

Yirmili yaşların verdiği cesaretle hayatın içine bodoslama dalmak, genellikle bu dönemin kaçınılmazıdır.

Evlenip ev kurma arzusu da bu zaman dilimine rastlar.

Uzun yıllar sonrası çekilen "ah, ah" ların veya "oh, oh" ların temelinde o gün aldığınız kararlar etkindir.

Cesaretiniz dorukta, egonuz şişkin, burnunuz henüz sürtülmemiştir.

Sizden güçlüsü, sizden akıllısı yoktur...

Beklenti yüksek, tecrübe ise hemen hemen sıfır noktasındadır.

Zaman su gibi akıp gider, siz farkında bile olmadan orta yaş sınırına doğru yavaş yavaş kulaç atarken.

Umudunuzun kırılmaya başladığını, hayalleriniz ile gerçekleşenlerin örtüşmediğini fark etmeye başlarsınız.

Yolun yarısında olduğunuzu Dante'nin katkılarıyla tesadüfen Cahit Sıtkı Tarancı'dan öğrenirsiniz.

Bir gün ölebileceğiniz aklınıza bile gelmez. Ta ki "Her fani ölümü tadacaktır" satırlarını okuyana kadar.

Kırklı yaşlar, sığ suları terk edip azgın dalgalara savaş açtığınız, göğüs gerdiğiniz bir zaman dilimidir.

Uzun yıllar sonrasını merak etme düşüncesi yerini "Bir dönem sonrası"na

Veya

"Gelecek sene ne olacak?" kaygısına bırakmıştır.

"İçerik" ağırlıklı analizler bu dönemde gündemimizin birinci sırasını işgal eder. Kafanız karışıktır.

Yakın çevreniz statünüzü sorgular, yeri geldikçe üstü kapalı da olsa kıyaslanırsınız.

Bu baskı, yaşam sevincinizin üzerine karabasan gibi çöker.

Yaşanan maddi sıkıntılar yetmezmiş gibi üstüne bir de bu eklenmiştir.

Yaşınız icabı, saçlar hafif hafif kırlaşırken göz altlarınızda torbalar oluşmaya başlar.

20 senedir görmediğiniz okul arkadaşınıza rastladığınızda "Vay Alicim ne kadar da değişmişsin" dersiniz.

"Yaşlanmışsın" diyemediğiniz için.

İşin acı tarafı odur ki, Ali de sizin için aynı şeyi düşünmektedir.

İnsanların "kırk yaşında kamil insan olduğu" şeklindeki ortak kanaatin altında yatan gerçek;

aslında, sizin ayaklarınızın yere değip, değmemesi ile ilgilidir.

Kamil insan olmanın yaşla değil, başla ilgisi vardır.

Hayatın "lay lay lom" dan ibaret olmadığını artık anlamışsınızdır.

"Kendini bilen her şeyi bilir" özdeyişi geçmişe göre sizin için daha anlamlıdır.

Farkında olmaya başladığınız bir diğer önemli olgu da akıp giden "zaman"dır.

Hane halkı çoğalmış, dolayısıyla bu güne kadar lügatınızda anlamını pek de önemsemediğiniz "geçim derdi" "gelecek kaygısı" "maişet" gibi yeni (!) kelimeler veya yeni tanımlar, gündeminizin en önemli maddesi haline gelmiştir.

Altmış yaş ve üstüne eriştiğinizde önünüzde sizi bekleyen sorunların neler olduğunu, neler olabileceğini iyi bildiğiniz tartışılmaz bir gerçektir.

Hoş olmayacağını bildiğiniz kadar!

Düzgün olmayan kalp atışları, tansiyon, eklem ağrıları, uykunun sık sık bölünmesi ve benzeri olaylar arkadaşlarınız arasında yapılan sohbetlerin ağırlıklı noktasıdır.

Yakın arkadaşlarınızın size olan ilgisini odaklamak için "Biliyor musun bende şeker çıktı" diyerek sızlandığınızda;

"Senin gibi tatlı bir insana da bu yakışırdı şeker kardeşim" esprisi ile karşılaşmanız an meselesidir.

İlaç kutunuz "olmazsa olmaz" aksesuarlarınız arasında yer alır.

Başucunuzdaki ilaç sayısı zaman içinde artmakta "Neyi, ne zaman yutacağım" sorusu hep gündemdedir.

Yazılan reçetelerden bi nane (!) anlamadığınız için her yeri geldikçe onları tanıdık bir doktora okutur, dertlerinizi bir kere daha paylaşma arzusu içine girersiniz. Nafile bir çaba içinde olduğunuzu bile bile...

Yeri geldiğinde;

"Hehh bende de aynen öyle oluyor"

"Sen ne alıyorsun?"

"5 mg (...) yatarken"

"Tamam ben de ondan alayım" şeklindeki doktorculuk oyunlarının, küçük yaşta oynadığınız aynı adlı oyun ile zerre kadar ilgisi yoktur. Sohbet (!) konusu uzuvlar aynı olsa da içerik anlamında çok farklıdır.

Ama gerçek odur ki bu yaş gurubunun paydaşları farklı da olsa, senaryo üç aşağı beş yukarı buna benzer.

Ortak payda bununla sınırlı değildir.

Eski defterleri karıştırma arzusunun doruklara ulaşması bu dönemde başlar.

Gelecekten ümit kesilmiş, geçmiş ile haşır neşir olunmaya başlanmıştır.

Çok seneler evvel "bir emekli olsam, bak göreceksiniz" şeklindeki söylemler yerini;

Kahve köşelerinde "al kızı ver papazı" şeklindeki kağıt oyunlarına ya da "geceleri sık sık kalkıyorum" şeklinde şikayetlere bırakmıştır.

Erkekler askerlik, kadınlar da doğum anıları ile yakın çevrelerini onlarca kere bayılttıkları için dinleyici bulmakta zorlanırlar.

Bundan böyle torun tombalak tayfası bile sizi rüşvet karşılığı dinleyecektir.

Bu yüzden cepleriniz çikolata, sakız ve şekerlemelerle doludur.

Ütüleyecek kafa bulmakta zorlandığınızı fark etmeniz, gerçekten acıdır.

Sizi "iyi adamdır ama her nedense bugünlerde çok sinirli" diye tanımlarlar.

Yaşlanan kadınların modayı günü gününe takip etmeleri, aşırı makyajla boya kartelasına dönen yüzleri "Ay hayata o kadar bağlı ki..." gerekçesi ile açıklansa da çok sayıda taraftar bulduğu söylenemez.

Gardroplarında kırmızı renkli abartılı giysilerle fazlası ile yer açmaları yine bu dönemin bir davranış biçimidir.

Aslına "ben daha ölmedim (!)" demenin farklı bir ifade şeklidir.

Erkeklerin entellektüel görüntü vermek uğruna saç uzatıp küpe takmaları da benzer bir davranıştır.

Dışı kalaylı içi alaylıdır, dolayısıyla trajikomiktir.

Çok az sayıda kadın ve erkek "ölümün, beyinde başlayıp beyinde bittiğini" fark eder.

Tıpkı seks dürtülerinde olduğu gibi...

(Ölüm, bu bağlamda "mutlu son" veya "kurtuluş" gibi görülebilir.)

Sokak kültüründen nasibini alamayanların -kahvehanelere gitme gibi bir şansı olmadığı için- çeşitli vesilelerle arkadaşlarının bürolarında buluşmaları, yine aynı amaca yöneliktir.

Söz yaşam sıkıntısından açıldığında hızını alamayanlar, kısa sürede devleti baştan aşağı bozarlar ve yeni baştan dizerler.

Bu arada çok sayıda insan telef olur. 3-5 tanesini de mutlaka meydana asarlar.

Görmüşsünüzdür...

Küfürün günyüzü görmemişi, en kallavisi, hızla ard arda kafiyeli olarak dizilir.

Bu konuda erkek milleti olarak üstün bir beceri sergileriz. Hatırlayın spor müsabakalarını!

"Ben onun taaa..." diye başlayan "kalaylama" eyleminin kapsama alanı 7'inci cedde kadar uzanır.

Nasibini almayan hemen hemen yok gibidir.

Erişim ve dağıtım hususunda özen gösterir, iş miktara gelince bu bağlamda gani gönüllü oluruz.

Yapılan vurgulamalar işin tadını çıkarmaya yöneliktir.

Tansiyonun en oynak olduğu zamanlar da bu saatlere rastlar.

Bir süre sonra grup huzur içinde dağılır. Memleket kurtulmuş, gün de problem de bitmiştir.

Bir sonrası günün sabahına kadar...

Bu yaş sınırına ulaşabilmiş az sayıdaki talihlinin parasal sorunu yoktur.

Yaşama sevinçleri de...

Yakın çevrenizde "Ne yapayım kardeşim yaşam savaşı verirken bir hobi sahibi olamadık, 65 yaşından sonra da olmuyor" şeklindeki yakınmaları duymanız sıkça gerçekleşen bir olgudur.

Hayatın farklı boyutlarını ıskalayanların son savunması "kırkından sonra saz çalınmıyor" şeklinde sonlandırılır.

-!..

Çoğunluğun durumu ise gerçekten içler acısıdır.

Emeklilik günü geldiğinde bir ay içinde kazandıkları paranın önemli bir kısmı ellerinden alınır.

Aslına bakarsanız ne masraflar azalmış, ne de mideler küçülmüştür.

Giderleri karşılamak için yeniden çalışmaya başlasalar maaşları ellerinden alınacak,

Çalışmasalar eksik kalacaklardır...

"İki ara bir derede kaldık" sözü sanki bu haller için söylenmiş gibidir.

Alıştıkları sosyal statüyü sürdürmeleri artık geçmişe göre daha zordur.

"Küçük bir köye yerleşelim" fikri tabiat sevgisinden değil, faturaların baskısındandır.

Aslında telaffuz edilmese de bu bir kaçıştır. Pek çok onurlu insan -hüzün dolu- bu yolu seçer.

Maddi sıkıntıları en aza indirmenin kolay yollarından biridir küçülmek...

İkramiye!

O alacaklılar arasında çoktan pay edilmiştir bile.

Yaşam üç aşağı beş yukarı böyle akıp gider...

Pek çok insan, betimlemeye çalıştığım bu öykünün bir parçasında kendine uygun bir rol bulabilir.

(Beterin beteri de vardır, bunu da unutmayalım.)

Şimdi...

Yaşanan gerçekler bu ve benzeri şekilde tezahür ediyorsa...

Biz nerede yanlış yaptık!

-!..

Bir an için, kırılma anını bulduğunuzu var sayalım.

Kime ne faydası olacak!

Hiç dirilen birini duyduğunuz oldu mu?

-!..

Dolayısıyla iş işten tamamen geçmeden "Şimdi ne yapabilirim?" sorusunu yanıt aramak, bana "çok daha akılcı gibi" geliyor.

Yaşamın ne denli biteviye ve bir o kadar da benzer olduğunu betimlemeye çalıştım.

Gördüğüm o dur ki yaşamı daha anlamı kılmanın geçerli yolu 20'li yaşlardaki tercihlerinizle yakinen ilgili.

Bir kanaat önderiniz var ise şanslı sayılırsınız.

Her şeye rağmen "hayatı ince elekten geçirmek" üstte kalan kısmını yeni baştan düzenlemek zor gibi görünse de imkansız değildir.

Yapabilir miyiz?

-!..

Deneyebiliriz.


Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.  

İçsen de tükenir içmesen de.  

Bu yüzden hayattan tat almaya bak.  

Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da...

                                                 Neyzen Tevfik

Bu yazı 2901 kez okundu...