Moryayla - Erzurum


Moryayla

08 Ekim 2011 / Saat 06:00

Yaylalar Köyü'nü terk edip İspir'e doğru yol alıyoruz. Dün gece Sn.Naim Altınay'a, konukseverliği için teşekkür ederek vedalaşmıştık.

Yaylalar -Yusufeli arası en az 2 saat.

Nitekim Yusufeli - İspir arası da bir o kadar zaman alınca 09:53 de İspir'e ulaşıyoruz. Vakit kaybetmeyelim diye sabah kahvaltı yapmadan yola çıkmıştık.

İspir'de karnımızı doyurmazsak dağda zorlanacağımız aşikar. Vakitsiz, tatsız tutsuz bir yemek yiyiyoruz.:(

Gezilerde beslenme düzeni ister istemez bozuluyor. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey, neyi nerede yiyeceğiniz?

Bir de mideyi bozarsanız, gezi ilave (!) olarak burnunuzdan da gelebilir:)

Bilmeyenler için Yedigöller'in yolunu ayrıntılı olarak tarif etmek isterim.

İspir'i Batı istikametine doğru 4 km kadar geçtikten sonra, kavşaktan Kuzeye (sağa) doğru dönen Rize yol ayrımı var. O istikamete döneceksiniz.

(Rize'ye doğru giderken çay solunuzda kalacak.)

İspir - Moryayla arası yaklaşık olarak 30 km civarında. Siz siz olun araziye girmeden önce son benzinlikte deponuzu mutlaka tam doldurun.

Moryayla 12, Yedigöller 18 Km.

Çayırözü'nü geçtikten sonra yukarıdaki levhayı görüp sağa dönmeniz lazım. Ulutaş Köyü biraz içeride kalır.

Ulutaş

Ulutaş'ın içinden geçen yol, sizi hiçbir tereddüte mahal bırakmaksızın doğruca Moryayla'ya götürecektir.

Moryayla

Moryayla'ya geldiğinizi iki çirkin yapıdan kolaylıkla anlayabilirsiniz. Yakında bir de AVM yapılırsa şaşırmayın.

Yol ayrımı

Köyün çıkışından sola dönerseniz Yedigöller'e, sağa dönerseniz İspir'e gidersiniz.

Dönüşte İspire gitmek için bu yolu kullanacaksanız, bir kaç sapak var önceden harita üzerinde çalışmalısınız

Yukarıdaki fotoğrafa ilk bakışta "bir perspektif hatası var" diye düşünebilirsiniz. Benden kaynaklanan bir şey yok.

Direkleri karşılıklı değil, diyagonal dikilmiş. Neye özen gösteriyoruz ki!

Neden Moryayla? Bu konuda fazla söze hacet yok diye düşünüyorum.

Sola döndükten sonra yol yükselmeye başlayacak. Muhtemelen siz de yayılan koyun sürülerini göreceksiniz.

Koyunların kuyrukları dikkatimi çekti. Bu cinsi ilk defa gördüm. Tahirova türüne benzese de gerçek adını bilemedim.

Çoban etinin çok lezzetli olduğunu söyledi.

?

Sürüye yaklaştığımda yerde boynu bükük yatan kuzuyu görünce içim sızladı.

Uzunca bir zamandır hayvan ölümleri beni çok sarsıyor. Hangi ölüm sarsmaz ki!

Hele hele yavru hayvanların benzeri hallerini görünce acım ikiye katlanıyor.

Sürü yürüdü gitti, ben de ağlamak üzereyim.

Ne yapsam acaba diye düşünürken...

Önce esnedi, sonra gerindi...

Ve...

"Ben de gideyim bari" havasında yürüdü gitti.

Uyuyormuş. İyi mi?

Son viraj biraz dik ve zemin gevşek. Dönüş açısı da uygun değil.

Bu andan sonra temkinli olmakta fayda var. Yoksa!

Son durak, otopark

Yedigöller

İlk defa gelen herkesin bir süre dili tutuluyor. Benim nefesim kesilecek gibi olmuştu

Geniş açılı objektif ile böyle görüyorsunuz. (12-24 mm)

Bir süre manzarayı seyrettikten sonra göllere inmek için hazırlık yapıyoruz. Gezi öncesi her ikimizde baton almıştık. İyi ki almışız.

Kelebek gafam zaman zaman da olsa gençlik yıllarına gidiyor.

Anadolu'da bir tabir vardır. "Ardından yel yetişmez" derler. Öylesine yürürdüm. Polatlı avlağı olan Türk Şerefli'de gün sonunda yorulan av köpeğimi sırtıma alarak dağdan indirdiğimi hatırlarım.

Bir de şimdi gör!

-!..

Fazla söze gerek yok diye düşünüyorum.

Göller bölgesi aslında kamp yapılması gereken bir yer. Özellikle makro çalışacak fotoğrafçı arkadaşlarıma şiddetle öneririm. Bir tam günü orada geçirirseniz güneşin doğuşuna veya batışına göre pozisyon alırsınız. Aksi takdirde benim gibi bulduğunuzla yetineceksiniz.

Gentianaverna subsp. pontica / Laz kantaronu

Ne beni ne de Demokan'ı tutmak mümkün! Bu denli bakir bir doğa ile baş başa kalmak kolay elde edilebilir bir şans değil. Üstüne üstlük hava şartları fotoğraf için de mükemmel. Daha ne olabilir ki?

Bir süre sonra Demokan'ın beni çağırması üzerine yanına gidince onun bir ters lale bulduğunu görüyorum. Lalenin hemen üst tarafında toprak eşilmiş. Birçok çiçeğin yerinden söküldüğü gün gibi aşikâr.

Çevreyi dikkatle aradığımda başkalarını buluyor ve çok keyifleniyoruz

Ters Lale /Tulip crying

Her ikimizde kolay kolay gülen insanlar değiliz. Bu tarifim yanlış anlaşılsın istemem.

Küçük şeylerden mutlu olur ama, esprinin kıldan incesine kılıçtan keskinine güleriz.

Örneğin yaptıkları işin "çok güzel olduğunu" zannedenler var!

Sadece bir kere seyretmeye çalıştım. Yüzümde tebessüm bile oluşmadı.

İnsanlar nerede gülüneceğini anlasınlar diye gülme efekti veriyorlar.

İşte bu traji komik. Buna acı acı gülünebilir.

Her neyse... Söz konusu mutluluk olunca aklıma Nazım Hikmet ile Abidin Dino geldi.

"Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?"diye sorunca Nazım.

Abidin Dino'da;

"... Gidebilseydik Meserret kahvesine, İlk karşılaştığımız yere,

Ve bir acı kahvemi içseydin. Anlatsaydık o günlerden, geçmişten, gelecekten,

Ne günler biterdi, ne geceler... Dinerdi tüm acılar seninle...

Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.

Ve dolaşsaydık Türkiye'yi bir baştan bir başa.

Yattığımız yerler müze olmuş, sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım, yapardım mutluluğun resmini.

Buna da ne tual yeterdi; Ne boya... " şiirini yazmış, sanıldığının aksine, resim yerine.

(...)

Olur.

Mutluluğu şiir, resim veya fotoğrafla anlatabilirsiniz. Daha pek çok yolu olsa da...

Demokanın yüz ifadesi, söylemeye çalıştıklarımın kanıtı değil mi?

Demokan 03 Mayıs 2011 de emekli olduğunda, başarılarla dolu 41 yılı geride bıraktı. Üroloji camiası içinde mesleki bilgi açısından saygın bir yeri olan hoca, aynı zamanda entelektüel yapısıyla akil kişi olarak da bilinir.

Hoca, geçmişteki başarıları ile gurur duymanın yanı sıra lekesiz bir yaşamın ona verdiği huzuru yaşıyor şimdilerde...

Aslında çok daha fazlasını hak ediyor.

Nice senelere...

Yaş 65, yeni bir ömrün başındayız:)

Her fani zaman zaman da olsa "hayatının muhasebesini yapar" diye düşünüyorum.

Böylesi anlarda envanterdeki "keşke" miktarı çoksa!

Birşeyler kaçırılmış anlamına gelmez mi?

Neden erkekler hep askerlik anılarını anlatırlar?

Yakın çevremizi derinlemesine gözlemlediğimizde ileri yaş grubunun -geriye dönük olmak üzere- ısrarla kendini tekrarladığına tanık oluruz. Bu aslına bir sonun başlangıcıdır ve hüzün vericidir.

En büyük kokularımın biridir bu... Kerhen dinlenmek.

Düşünsel düzeyde kaos, bizi ister istemez yalnızlaştırır. Anıları tekrarlamamanın yollarından biri, onları yenileri ile çoğaltmaktır.

Rahmetli Prof.Dr. Tarık Minkari'yi anımsayın. Aydın Boysan'ı düşünün. Beraber olmak istemez miydiniz?

Onları efsane kılan nedir?

Çok taze bir örnek sunmak isterim.

Steve Jobs “Son 33 yılda her sabah aynaya baktım ve kendime sordum; ’Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, şu anda yaptığımı yapmak ister miydim?’

Ve

Herhangi bir zamanda ard arda birçok günde yanıt ’hayır’ olduğunda, biliyorum bir şeyleri değiştirmem lazım.” demişti.

Zamana yayılmış benzeri sözleri sarf eden çok sayıda insan vardır.

Söylenenlerin zerresinden nasibini almamış milyonlar olduğu gibi.

"Herkesin dünyayı değiştirmek gibi bir misyonu olmasa da, kendini yenilemek, dolayısıyla kendini değiştirmek gibi bir görevi olmalı" diye düşünmekteyim.

"Kendini bil" sözü kısa ama çok anlamlıdır.

Hava sıcak, zaman zaman kırılan buzul parçaları mutlak sessizliği bozuyor. Hoca, erketeye yatmış bu anı yakalama çabasında.

Bana da göstermek için yanına çağırdığında benim gözüm gözüm başka yerlere takılıyor.

"Huyum kurusun" diyeceğim ama...

 

Biri kırmış suya atmış, diğerleri avlanmış, öteki havuz kadar göle ağ getirmiş.

Cansız şahitler bunu anlatıyor.

Bunları yapanlar insan!

Daha doğru bir tanımla "İnsansı..."

-!..

En çok korunması gereken yerlerin başında bence yaylalar olmalı.

Yerlisi ile yabancı ile kendini bilmezler at oynatıp, cirit atıyorlar. :(

Orman Bakanlığı!

-!..

Düzü koruyamıyor ki dağı korusun.

Gerçek bu. İnsanın içi parçalanıyor.

Gelin ben size çevreyi gezdireyim, belki açılırsınız.

Kamp yeri nasıl da güzel... Kalmak istemez miydiniz?

Bir bahçıvan tutsanız! Bu kadar muntazam dikemez.

Bu kareyi yakalamak için önce hocayı yakalamak lazımdı.

Kanatları takmak daha kolay oldu:)

Ben de rica ettim...

Saat 13:45

İki buçuk saate yakın bir zamandır krater göllerinin içinde dolaşıyoruz. Bu gece Erzurum'da konaklayacağız. Neresinden bakarsanız bakın 150 km yolumuz var. Yol hali bilinmez ki! Üstüne üstlük otel rezervasyonumuz da yok.

Arabamızın yanına çıktıktan sonra "kendimizi ödüllendirelim" istedik.

Demokan tören istemedi. Ben de ısrarcı olmadım.

"Ödülünü yiyen ilk yarışmacılar" ünvanını aldıktan sonra Yedigöller'i terk ettik.:)

 

İspir'e uğramadan Pazaryolu üzerinden Erzuruma doğru gidiyoruz. Arabayı ben kullanıyorum.

Saat 15:34

Yolun sol tarafında bir araç duruyor. Bir adam, elinde bir kepçe, kelebek yakalıyor.

Arabayı 15-20 metre sonra durdurarak hemen fotoğrafını çekiyorum.

Belindeki siyah kuşak özel malzeme ile dolu. (Önden gördük)

Daha sonra da geri geri giderek adamla konuşacak bir mesafeye gelince arabanın içinden;

- "Yaptığınız bu iş yasak" diyorum.

Adam bana sırıtarak;

-"Only English" demez mi!

Bir anda dilim tutuluyor aklıma sinirden "yasak" kelimesi gelmiyor. Demokan'a sorduktan sonra ağzımdan ite kaka;

- All area forbidden cümlesi çıkıyor.

Adam itin gözü, ne demek istediğimi anlaması an meselesi oluyor. Hemen tası tarağı toplamaya başlıyor.

Biz de bir süre adamı izliyor ve orayı terk ediyoruz.

İstikamet İspir İlçe Jandarma Karakolu.

Burada bir konuya açıklık getirmem lazım.

Yasalara göre adama dokunma şansımız yok.

Arama yapamayız. Yasa dışı kullanılan malzemeyi müsadere edemeyiz.

Bu kesin. Ne yapabiliriz?

Kolluk kuvvetlerine ihbar edebiliriz.

Yapmaya çalıştığım da o.

30 km içinde tek bir polis arabasına rastlayamıyorum. Halbuki her gittiğimde kavşakta görürdüm.

25 xxx xx / Hyundai / 15:34

İspir İlçe Jandarma Karakolu /16:01

Karakolun önüne gelince hızla nöbetçiye doğru yönelerek komutanı görmek istediğimi söylüyorum. Nöbetçi;

- Neden? diyor.

- Şikayetçiyim.

Telefonla içeri aktarıyor.

Giriş izni bir kaç telefon konuşmasından sonra çıkıyor.

Bu arada cep telefonumu alıyorlar. Bunu anlamış değilim. Cep telefonu mu patlıyor?

Elimde lenduha Nikon D3 var! Ona bakan yok.

Doğruca görevli astsubayın yanına girerek olayı teferruatı ile anlatıyorum.

-!..

Ben yolumdan saptım, vatandaşlık görevimi ifa etmeye çalışıyorum. Onlar habire soru soruyor!

- Elinde trap var mı trap?

- Kepçe var.

-Trap var mı trap?

- Kepçe var. Kelebek avlıyor bu da yasalarımıza göre yasak.

-Trap!

-!..

Aklıma fotoğraf makinesi geliyor. Makineden çektiğim kareyi gösteriyorum.

- Tamam trap.

-!..

Tamam da o trap değil! Trap bu.

http://bugdorm.megaview.com.tw

Adam kepçe ile avlanıyor. Onun İngilizcesi de "butterfly net". Adamın elinde de o var.

Israrla İngilizce adını tekrarının kime ne faydası var? Elle yakalasa suç değil mi?

Sen yaptığı işin özüne bak. :(

Bir ara laf arasında "Ankara'ya gidince konunun takipçisi olacağım ve burada yaşadıklarımı da aynen yazacağım" diyorum.

Bir kıpırdanma oluyor.

Plâkadan aracın Erzurum'da bir araç kiralama şirketine ait olduğunu, 5 dakika içinde tespit ediyorlar.

Telsizle anons yaparak araç hazırlanmasını istiyorlar.

Görevli Astsubay isim yazılmaması konusunda bir ricada bulunuyor.

Ben de şimdi yazmıyorum.

Kaçak kelebek avcısını 15:34 de tespit etmişim. Karakoldan çıkışım 16:01 Toplamı 27 dakika....

Karakolda en az 10 dakika meramımı anlatmaya çalıştım.

17 dakika içinde ihbarda bulunmuşum.

Karakoldan çıktıktan sonra farkında bile olmadan halâ hızla araba kullanmaya devam ediyorum.

Ta ki Demokan'ın ikazına kadar.

Şunu bir kere daha anladım ki söz konusu milli menfaatler olursa, ben koyu bir milliyetçiyim.

Yabancı bir adamı Doğu'da görünce içimden "hayırdır bu ne iş" demek geliyor."

Hayra dolaşanı siz gördüyseniz lütfen bana anlatın.

ERZURUM

Saat 18:30 gibi Erzurum'a vasıl oluyoruz.

Biraz yorgun, olabildiğince kızgınım.

30 sene evvel yaptığım bir inşaatta bir bekçi çalışırdı.

Hoş sohbet olmasının yanı sıra, bilge bir tarafı da vardı Ahmet Efendi'nin. (Rahmetle anıyorum)

Zaman zaman dertleşirdik. Yeri geldiğinde aşırı içki kullanan damadından usulünce şikayetçi olurdu.

Arada bir ben de sorardım kendisine;

- Damat ne yapıyor? İyi mi?

Cevap verirken kafasını hafifçe öne eyer, ince bir mizah örneği sergileyerek değişen bir şey olmadığını anlatmak için:

- İyi valla... Önüne geleni gapıyor, ardına geleni depiyor derdi. Gülüşürdük.

Benim şimdiki halim de böyle de tek bir farkla "ne gapacak, ne de depecek" adam var. Eziyetim kendime.

Durup durup kuruyorum.

Bu hareketi siz İngiltere'de yapın!

Vazgeçtim usulsüz avcılıktan, meselâ görünür bir yere çöp atın! Anında sizi çöp bidonundan beter yaparlar.

-!..

Bir gece kalacağız, doğru dürüst bir yerde kalalım diye doğruca Polat Otel'e gidiyoruz.

Sıcak bir banyodan sonra teleme peyniri gibi oluyorum. Otelde yemek yiyip erkenden yatıyoruz.

Saat gecenin ikisi, sırılsıklam terlemiş vaziyette uyanıyorum. Klima çalışmıyor. Bütün gün güneş almış oda, cehennem misali yanıyor. Pencereler kazaya mahal vermemek için çok az açılabiliyor.

Sıcaktan ölebilirisiniz. Bunda bir sıkıntı yok.

Pencerenin açılabildiği kadarını zapturap altına alıyorum. Oda kapsını zincirledikten sonra araya kapı kapanmasın diye ayakkabılarımı tıkıştırıyorum. Bıraksam her ikisi de kendiliğinden kapanıyor.

Eski tabir ile kurander yaptıracağım.

Başarmışım ki bir süre sonra sızmışım.

Demokan düzenek kuramadığı için sabahlamış.

Beş yıldızlısı bu. Diyeceksiniz ki "resepsiyona haber verseydin".

Topu topu 3-4 saat uyuyacağım. Gecenin o saatinde bir de gülen (!) yüzlü görevlilere dert anlat!

Hiç işim olmaz.

09 Ekim 2011 / Saat : 06:15

Erkenden hortluyorum. (Rahmetli annem erken kalkanlara böyle derdi)

Gece hesap yaptım. Bu oda öğleden sonra güneş aldığına göre, fotoğraf için sabah güneşi harika olacak.

Yanılmamışım.

Polat Otel'in pencersinden Erzurum

Demokan da erkenci. Kahvaltı yapıp kendimizi Erzurum sokaklarına atıyoruz.

İlk işimiz şehrin merkezinde olan kaleyi ziyaret etmek oluyor.

1877 London

5-6 sene evvel kale içinde güreşler düzenleniyordu. Şimdi olması gereken şekle gelmiş.

 

İç kale 5. yüzyılda Roma İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılmış.

"Tepsi Minare" olarakta adlandırılan kule Ortaçağ'da gözetleme kulesi olarak kullanılmış.

Osmanlı mimarisinin Barok Çağı'nda saat kulesine çevrilmiş. Yazılanlardan öğrendiğimiz bu yönde.

Kale içinde bulunan mescidin giriş kapısının sağ tarafındaki bir yazı Demokan'ın dikkatini çekiyor.

Mescidin kitabesi bulunmaktadır!

Nerede?

-!..

Kitabe çoğunlukla bu tür yapıların giriş kapısının üzerinde bulunur. Yok ki?

Merak edip kalenin giriş kapısında bulunan gişeye (!) gidiyorum. Derdimi anlatıp sorumu soruyorum.

- Kitabe nerede?

- Ben o işlerden anlamam.

-!..

Tatlıyı bilmezsin şıra pazarında ne işin var? diyemiyorum:)

Bir iş gezisinde olan oğlumla Erzurum'da buluştuk. Öğle yemeği için nerede yiyelim derken en doğru kararı Erzurumlu verir diyerek soruyu bir dostumuz yönelttik. Muammer Usta dedi.

Muammer Usta'nın şehrin içinde iki ayrı olduğunuise geç öğrendik.

Birinde sadece tatlı var. Kebapçıyı bulana kadar biraz (!) dolaşmak zorunda kaldık. Ama değdi doğrusu...

Çağ Kebap

Bu yemek aslında dönerin yatay şekli, bazı yerlerde "yatık döner" diye de adlandırılıyor..

Bana göre onu özel kılan kullanılan et.

Bir de servis. Çünkü parça parça gelmesi lazım.

Garsonun gözü masamızda, son lokmayı yutmadan yetiştiriyorlar.

Çok başarılı bir servis ve çok temiz bir ortam var.

Tolga Bora - Demokan Erol

Şehirlerarası götürülecek şekilde talı, peynir, tereyağı satılıyor. Fiyatlar ise son derece makul.

Büyük şehirlerde - abartmadan söylemek isterim- bu yemeği arsa fiyatına yersiniz.

 

Arvin'den kiraladığımız aracı yıkatıp deposunu da tam dolduruyoruz. Bunlar mükellefiyetlerimiz içinde olmasa da insani ilişkiler içinde olduğunu düşünüyorum.

Sağlıkla kazasız biten bir gezide, bazı harcamaları gözardı edeceksiniz. Doğrusu budur.

Merak edenler olabilir. 8 gün süren bu gezinin kişi başına düşen harcama toplamı 1.550 Tl oldu. Buna araç kirası benzin giderleri, yeme içme ve konaklama bedeli dahildir. Benzeri bir miktarı otobüsle yapılacak gezilerde talep ediyorlar. İçerikleri mukayese bile edilemez.

Çok fotoğraflı uzunca bir yazı oldu, bunun farkındayım. ama oraları göresiniz istedim.

Şimdi geç kalmış onca yazı beni bekliyor.

Arasıra gezi yapmak iyidir.

Gezi düşünceleri genişletir ve öz saygısına düzen verir.

                                                                  Sainte Beuve

 

Mehmet Emin Bora

08 Ekim 2011 / Ankara

Bu yazı 5038 kez okundu...