Kızım Yavruladı



Ece Özdemirci
14 Eylül 2011 / Saat 21:15

Doğum sancısını kadınlar çekiyor, bebeği onlar doğuruyor ama, onun yakın çevresindekiler de en az dokuz doğuruyor.

En azından benim için bu öyle oldu.

"Beklemek"

Benim gibi bir adam için eziyet.

Ama gerçek odur ki "uygun zaman" ın oluşmasının altında yatan tek gerçek "sabır".

J.J.Rousseau "Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır" derken

Leigh Hunt "Sabır ve nezaket kudrettir" diyor.

Demek ki az nasiplenmişim.

Tanrıya şükürler olsun.

Dede oldum.

Şimdi!

Şimdi çok mutluyum.

Kızım Pınar'ın doğduğu gün, onu ilk defa kucağıma aldığımda "Ben bu kızı nasıl birilerine verebilirim" diye düşünmüştüm.

25 yaşında evlenmiştim. O yaşlarda yaşamı tüm boyutları ile algılama hususunda yeterli bir yaşanmışlığa sahip olduğum söylenemez. İnsanların pek çoğu yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, oysa hepimiz (!) biliyoruz ki yaşamadıkça yaşlanırız.

Acısı ile tatlısı ile, dolu dolu bir hayat yaşanmamış ise geriye bolca "keşke" kalır. Atsan atılmaz, satsan satılmaz.

Pınar evlendi aynı gün bir oğlum oldu.

Tolga evlendi aynı gün bir kızım oldu.

Ece geldi. Dünyamız değişti

Kızımın bu çocukluk fotoğrafını "zaman" denen mefhumun nasıl hızla geçtiğini vurgulamak için koydum.


Pınar Ayfer Bora (Özdemirci)

Pınarı öğlen vakti saat 12 gibi hastaneye yatırdılar. Bana da huyumu bildikleri için "Siz gelmeyin" dediler.

Saat 13:00 gibi orada oldum. Sabrın da bir sonu olduğunu düşünüyorum:)

Odaya girdiğimde Pınar NST'ye bağlanmıştı. 131 bebeğin kalp atışını, 25 kızıma gelen krampların şiddetini gösteriyormuş. Üstelik sesli... Güm güm güm,

Rakamlar bir yükseliyor bir alçalıyor.

Ne olması gerekir?

-!..

Neden korkmalıyız!

-!..

Bu ve benzeri pek çok bilinmeyen, 9 doğurmamızın gerekçeleri.

Her şeyi bilsen ne çare, bilmesen ne çare...

Zaman zaman dünyaya "kuzu gibi gelip, koyun gibi gidenlere" imrenmiyorum dersem yalan söylemiş olurum.

Bu örneğin aslı büyükbaşlar üzerinden betimlenir ama...

NST ( Non Stress Test)

Hastaneye geldiğimzden bu yana yaklaşık olarak 9 saate yakın bir zaman geçti.

Kulağımız kapıda bekliyoruz.

Tolga Bora - Ümran Bora

Tolga kulağını kapıya yaklaştırmış bekliyor. Duyduklarından memnun kaldığı aşikar.

Ümran - Mehmet Emin Bora
(Şu suratıma bir bakar mısınız? Benden başka herkes gülüyor)

Soldan sağa: Ümran Bora - Zennure Özdemirci -Tolga Bora - Bilada Özdemirci - Mete Özdemirci

Mete ve Kızı:)

Dede ve Ece

9 saatten fazla bir zaman hastanede kalınca, insanın aklına türlü türlü şeyler geliyor.

Yeni doğacak bebeğin ve annenin sağlığı için tüm aile teyakkuz halinde...

Bu herkes için böyle...

Doğum için bir hafta öncesinden Çamlıdere'den geldik

Orada da doğumlar olmuş, torunlar dünyaya gelmişti.

Düşününce aklıma onlar geldi.

Kediler...

Tek başlarına doğuruyorlar.

Sevgiden yoksun bir "insansı"nın (!) davranışları ile karşılaşırlar ise yavrularını tek tek başka bir sığınağa taşıyorlar.

Gece gündüz demeden onlara yiyecek temin ediyorlar.

Üstüne üstlük canları pahasına onları koruyorlar.

Kediler...

Onların çok özel hallerini fotoğraflamıştım.

Anne-Yavru ilişkisini vurgulamaya çalıştığım bu görüntüler, tüm hayvanlar alemi için geçerlidir diye düşünüyorum.

Aksi halde canlılar dünyasının devamı söz konusu bile olamazdı.

Çocuklarımıza hayvan ve tabiat sevgisi aşılayalım. Onları seven, insanları da sever. İnsan olur.

Ece'nin sevgi seli içinde büyüyeceğini biliyorum.

Hoş geldin Ece, bahtın açık, şansın bol olsun.

Gözlerinden sevgi ile öpüyorum.

Kedici Dede:)

En güzel kuyruk annemin kuyruğu

En güzel kuyruk annemin kuyruğu

 

Yaşamak bir şölendir.

Bu şölene çağrılan kimseler pek çoksa da,

masaya otumayı başaranlar pek azdır.

                                                                            Darwin

 

Not: Bu yazı "zorunlu" olarak araya girdi. Hoşgörü ile karşılayacağınızı düşünüyorum.

(3-4 gün kadar , Elazığ - Maltya - Adıyaman hattında dolaşacağım.)

 

Mehmet Emin Bora

22 Eylül 2011 / Ankara

Bu yazı 2510 kez okundu...