Boğa Güreşleri
Artvin - Kafkasör


                                                                    

Boğa güreşlerini, Maçahel'i, Modüt'ü, İnkor'u, İspir'i sizlere anlatmadan evvel -yeri geldi- küçük bir açıklama yapmak istiyorum.

Yaşanan hemen hemen her gün, yeni bir olaya şahit oluyoruz. "Bu çok önemli, bunu mutlaka yazmalıyım" derken ikinci gün gündem aniden değişiyor ve bir başka olay öncelik kazanıyor. Bu döngü hiç değişmediği gibi, zaman içinde ivme de kazanıyor. İletişimin inanılmaz hızı dünyayı derinden etkiliyor.

Benim sorunum da bu. Hangisine yetişeceğimi bilemiyorum! (Yabanhayatı ile ilgili konuları kast ediyorum)

Sıcağı sıcağına bir örnek vermek isterim. 27 Temmuz 2011 tarihli Habertürk Gazetesi'nde bir haber yayınlandı.

Olay Ayvalık'ta bulunan Hasır Adası'nda yaşanıyor. Ada sıcak ve susuz. Doğal olarak orada yaşam savaşı veren canlılar zor durumda. Veteriner kliniğinde çalışan iki genç kendi imkanları ile pazarlardan atılmış sebze ve meyve artıklarını kiraladıkları motorla adaya taşıyıp bu hayvanlara destek olmaya çalışıyorlar.

Ben bu davranışı tüm yüreğimle tüm içtenliğimle ayakta alkışlıyorum.

Çok da önemsiyorum.

Teşekkürler Murat Şengönül. Teşekkürler Ezgi Parmaksız.

Örnek almamız gereken davranış biçimi bu olmalı.

Üzülerek ifade etmek isterim ki bu tür haberler prim (!) yapmıyor. Bu iki genci haber yapan televizyon kanalı yok.

Gazetelerin 3. sayfalarına bakın! Toplumun nasıl bir girdaba sürüklendiğini gözlerinizle görün.

Halbuki insanoğlunun tabiatında "görerek eğitilmek" gibi bir gerçek var. Siz neyi sunarsanız hangi değerleri ön plana çıkartırsanız genç dimağlar onu örnek alır. Dolayısıyla medyanın görevleri içinde iyi örnekler ağırlıklı olmak zorunda.

Ama gelin görün ki yaşanan gerçekler bunun tam aksi yönde.

(...)

Sınırlı aklını, yaşanan cıvık magazin haberlerine odaklayanlar,

Bilgileri (!) futbol ve televizyon dizileri ile sınırlı olanlar,

Akşama kadar kanal kanal gezerek kendilerine evlenecek eş arayanlar,

Sn. Pakize Suda'nın sorduğu "bilakis - Bilhassa" gibi iki kelimenin anlamını bilemeyip "ben pek kullanmam" demek sureti ile aklı sıra yırttığını zanneden beyin fukaraları.

Ve

Daha nice milyonlar (!) için bu ve benzeri bir haber son derece anlamsız gelebilir.

Hadi bir an için onları görmezden gelelim.

Ama ne yazık ki hayvanların bu zaafından istifade eden avcılar, motorlarla adaya çıkıp av yapıyorlarmış!

-!..

Zaman zaman çeşitli duyumlar alıyorum. "Avcılıkla ilgili bir sitede 'gezi yazıları' 'kedi öyküleri' veya benzeri konuların ne alakası var" gibi.

Avcılıkla ilgili olmak üzere günlerce durmadan yazabilirim. Avcılık hakkında bu güne kadar hiç bir yerde duymadığınız, okumadığınız farklı yaklaşımları sayfalara kolayca dökebilirim.

Şu anda içimden hiç, ama hiç gelmiyor.

Sebep!

Haberin içindeki "avcı kılıklı" kendini bilmezlerin yüzünden.

Onların iflah olması çok, ama çok zor.

Var olan bu halden sorumlu olanların avcılar olduğu tartışılmaz. Buna çanak tutan da bakanlıktır.

İki üç gün önce öğrendim. Açılan bir avcılık kursu sonunda yapılan imtihanlarda test kağıtları dağıtıldıktan sonra bir yetkili (!) ortaya çıkıp kursiyerlere seslenerek 1a - 2c - 3a - 4b demek sureti ile soruların tek tek cevabını yazdırıyormuş. Arada bir bazı soruları da bilerek yanlış yazdırmak sureti ile sonuçların kabul edilebilir bir hal alması için tabir caiz ise "ince ayar" çekiyormuş.

Gelin böylesi bir ortamda yazı yazın.

Hadi bu anlattığımız gerçek olmasın.

Bu sene yaşanan sınav rezaletine ne diyeceksiniz? Bu da mı yalan?

Bir ünlü gazeteci onlarca yıldır insanımız doğruları öğrensin diye yazı yazdı. Yeri geldi halkın egosunu tatmin etmek için onlara iltifat etti. Süreç sonunda toplumun büyükçe bir kesimi bu savaşçının adını bile anmaz oldu.

O da bıktı ve bu tür insanlar için "göbeğini kaşıyanlar" tanımlamasını yaparken bir diğerinin sabrı taşmış ki bugün ki köşesinde usulünce, bunlara dolaylı yoldan "Öküz" dedi. (31 Temmuz 2011)

Demem odur ki yazı yazmak göründüğü kadar kolay değildir.

Hele hele sadece "evrensel değerleri kendinize pusula yapmış iseniz" işiniz tahmin edilenden çok daha zordur.

Zaman zaman da olsa farklı alanlarda kalem gezdirmemin gerekçesi budur.

Boğa Güreşleri

01 Temmuz 2011 Saat / 20:53

Bu sene Doğu Karadeniz'e yapacağımız geziyi çok evvelden planladık.

Kış ayları boyunca muhabbetin ana konusu Maçahel- Yusufeli - Barhal Vadisi oldu.

Plana göre üç kişi gidecektik. Demokan - Erinç ve ben.

Gezi tarihini "temmuz başı" olarak tespit etmiştik.

Gün geçti, ay geçti mevsim değişti. Fikirler de değişti.

Erinç tutturdu "Amerika'ya gideceğim, dönüşte ayın bilmem kaçında İstanbul'da düğün var, mutlaka katılmam lazım. Yani biraz yorgun olurum bir kaç hafta ertelesek!

Demokan; "Ben 2 temmuz'da gidebilirim. 18'inde Rusya'ya gideceğim, 6-7 günlük bir gezi bana uygun" deyince karar kesinleşti.

Erinç yok, biz gezimize Artvin'den başlayacağız.

Erinç'in tüm planları bir anda suya düştü.

Artvin'den arsa bakacaktı:)

"Barajlardan ötürü geleceğin yıldızı Artvin olacak" şeklindeki öngörümü dikkate almış.

Bu arada kadim dostum Süleyman Saraç Artvin'den beni arayarak; cuma, cumartesi pazar Kafkasör Yaylası'nda geleneksel boğa güreşleri olduğunu hatırlattıktan sonra mutlaka beklediğini söyledi.

Merak eder dururdum. Hayvanların dövüştürülmesine hiç sıcak bakmadığım kesin. Bu vesile ile yeni bir şey öğreneceğim.

Şimdi iş gerekli organizasyonu yapmaya kalıyor.

Kızımdan bana yardımcı olmasını istedim. İşin bu kısmı çok önemli.

Konaklama ve araç için rezervasyon yapmazsanız bilin ki sefalet kapıda.

Kiralık uygun bir araç bulmak, işin en önemli kısmı. İnternet üzerinden detaylı bir araştırma ve sonuçta bir ön anlaşma yapmazsanız, firma sahipleri yüz yüze gelince en az 30 milyarlık bir boş senede imza atmanızı istiyorlar.

Yumurta kapıda! Çaresiz kaldığınızı anlamaya görsünler.

Aracı teslim ederken depo boş mu olacak, dolu mu olacaktan tutun da, gelen şoförün yol parasına kadar konuşmanız, hatta sözleşmeye yazdırmanız lazım.

Aracı teslim alırken ne teslim aldığınızı bilmeniz önemeli bir ayrıntı.

Ayrıca aracın özel bir sigortası olmalı. Bunu yaptırmayan şirketler size aracı teslim ederken "Polis sorarsa arkadaşımın aracı" dersiniz diye tenbihatta bulunuyor. Maraş gezisinde bunu yaşadık.

Artvin'den Süleyman vasıtası ile bir arazi taşıtı için anlaşma yaptık. Aracı Hopa'da teslim alacağız.

Plana göre 02 Temmuz 2011 günü uçakla Batum'a gideceğiz. (Size söylemeyi unuttum. Ben bu arada ucuz diye pervaneli bir uçak aldım. Yani aslında benim uçağımla gideceğiz.)

Ankara - Esenboğa yolu onarıldığı için "yolculuğu riske atmaktansa" 2 saat önce orada olmayı uygun gördük.

02 Temmuz 2011 de Esenboğa Hava Limanı
12:30 da uçacağız. Saat 09:49

Randevularıma 30 dakika erken giderim. Dışarıda beklerim ama geç kalmam söz konusu bile olamaz. Kimseyi bekletmem bekletenle de ilişkimi hızla gözden geçiririm. Bazen -şimdi olduğu gibi- havaalanında fazladan 2 saat geçirmem gerekebilir. Olsun, ya geç kalırsak ne olacak? Bu benim yaşam tarzım.

Mehmet Emin BORA

Plastik bir bel kemeri takmak sureti ile pantolonun belimizden sıyrılmasını bertaraf etmeme rağmen 2 defa kontrol noktasından geçerken zorlanmadım dersem yalan olur. Çantalar ağır ve içi makine aksesuarları ile dolu. Ense kökünüzde arkanızdaki yolcunun sabırsız tıslamalarını hissederken kemer çıkartmak gerçekten zor oluyor.

Allahtan kontrol memurları anlayışlı ve tecrübeli.

Zar zor da olsa otobüsle uçağa taşındık.

Bir ara kabine girerek pilota son talimatları verdim.

"Mümkünse tenha yollardan gidelim. Gözüm üstünde çok sallama"

Yolculuk 2 saat 30 dakika kadar bir süre aldı. Yolculuk sırasında Hopa'da görev yapan Sn. Selçuk Zengin ile ahbap olduk. Bize yöre hakkında önemli bilgiler verdi.

Saat 15.00 gibi Batum Hava Alanı'na indik. Hepimizi bir küçük salona tıkıştırdılar.

Veteriner Hekim Selçuk Zengin - Doç.Dr. Demokan Erol

Anlamsız bir bekleyişten sonra bir otobüse binerek yaklaşık 30 dakika sonra Hopa'ya vardık.

Bana sorsanız gök delindi derim. Böyle bir yağmuru yakın zamanda görmemiştim.

Terminal binasının önünde bizi bekleyen arkadaşlarımızdan uygun bir yerde aracı teslim aldık.

9 Temmuz 2011 günü Erzurum'da saat 18:00 de telefonla irtibat kurup aracı teslim edeceğiz.

Hopa
7 gün sürecek yolculuğumuz için direksiyon başına geçtim. İstikamet Artvin.

Barajlarda su tutulmaya başlanmış. (2-3 yıl)

10 sene içinde birbirine bağlı en az 8-9 baraj bu hale gelirse, uçaklar da bu baraj göllerine inecek.

Karşıda gördüğünüz dağlarda yöresel yemekleri ile ünlenmiş butik oteller olacak.

Yurt dışından gelen avcılar en büyük sazanı yakalamak için bu göllere olta atacak...

Oltalar kırılmayacak ama, makus talih bu suretle mutlaka kırılacak.

Ben böylesine bir Çoruh Vadisi düşlüyorum.

Farklı kültürlerin birbirinden etkilenmesi bu vadide gerçekleşecek.

Karadeniz'in çalışkan insanı bunu mutlaka başaracak.

Örnekler ortaya çıkmış bile...

Vakitlice Artvin'e gelerek otele yerleşmek istiyoruz.

Bu seyahate çıkmadan 15 gün önce Ankara'da bulunan yakın bir dostumdan Artvin'de ve Maçahel'de yer bulma konusunda bana yardım etmesini rica etmiştim. O da gereken temasları kurarak bana ilgili kişinin telefonunu verdi. Ben de o beyi aradım. Aldığım cevap "gelmeden bir gün önce beni arayın" oldu.

-!..

İçimden "Nasıl yani!" demek geldi, ama terbiyem bu soruyu sormama müsaade etmedi.

Bir gün önce arayalım da, mesela "bulamadım" derse o an ne yapabiliriz ki?

Bu kaygımı ortadan kaldırmak için tekrar kadim dostumu aradım. O da o kişiyi aramış olmalı ki daha sonra beni arayarak "Organizasyon tamam" dedi.

Sıralama aynen böyle oldu.

Bana söylenene göre Artvin Öğretmen Evi'nden yer ayrılmış. Biz de doğruca oraya gittik. Resepsiyondaki görevliler böyle bir rezervasyonun yapılmadığını söyleyince bankın önünde dikili kaldık.

Israrımız üzerine kayıtları incelediklerinde; Evet düne kadar 2 kişi için yer ayırtılmış, ama sonra iptal edilmiş. Bakın "bedeli alınacak" diye de bir not düşülmüş dedikten sonra kayıtları bize gösterdiler.

Buz gibi olduk. İster istemez önce Ankara'yı daha sonra da müdürü (!) aradık. Bulduk ve ben konuştum.

Bize çok kızgın ve kırgınmış. Onun için iptal ettirmiş.

E bravo doğrusu.

Neden kızgın?

Bir gün önce arayacakmışız. Öyle söylememiş mi? Nasıl olur da onu aramazmışız!

(Konuşma sırasında ses tonundan anladığım kadarı ile bizi personeli ile karıştırıyor.)

Beyefendi biz sizi 15 gün önce aradık. Bir hafta önce de aradık. Ama suç benim.

Artvin'de Hilton olsa, Dedeman olsa, Shereton olsa inanın ki sizi aramazdık. Daraldık da aradık.

Önce bunu bilelim.

Ayrıca Demokan iki gün önce Artvin Belediye Reisi ile görüşmüş. Reis Bey Demokan kardeşimi Artvin'de ağırlamak istiyor. Demokan onlara "rezervasyonumuz var" diyerek bu yardım isteğini geri çevirmiş.

Şimdi dikkat.

Arkadaşımın arkadaşları havaalanına indiğimizden bu saate kadar en az 3 kere telefonla ile bizi arayarak bir ihtiyacımızın olup olmadığını sordular.

Tam da "ortada kaldık" diye düşünürken Demokan'ın cep telefonu bir kere daha çaldı. Telefondaki ses; "Hocam merhaba otele yerleştiniz mi? Sizin için bir şeyler yapabilir miyiz?" diye sormaz mı?

Derhal durumu izah ettik. "Bizden haber bekleyin" dediler

Çok hızlı bir organizasyonla 15 dakika sonra otele yerleştirildik. Ayrıca 2 gece kaldığımız otelden ayrılırken, konaklama bedelini ödeme (!) hususunda çok da mücadele ettik. Oraya da not düşülmüş!

Bilmem anlatabildim mi?

Bir daha mı!

Tövbeler tövbesi. Ben, aradaki arkadaşımın hassasiyetini biliyorum. Kim bilir ne kadar üzülmüştür.

Üzülme be Hasan Bey!

Ben ismini bile unuttum.

Emekli olunca herkes unutacak.

Mahkeme kadıya mülk değil ki.

Süleyman telefonla ardı. Kafkasör'e bekliyor. Akşam yemeğinde beraber olacağız.

Kafkasör Yaylası Artvin'e 9 km. Arabayla 20 dakika kadar bir zaman alıyor. Yol virajlı ve dar. Yarın sabah güreşler başlayacak ortalık ana baba gününe dönecek. Dolayısıyla yöreyi bir gece önce de olsa görmekte fayda var, diye düşünerek hemen yola çıkıyoruz.

Sahaya vardığımızda ağzımız açık kalıyor. En az bin kişi çadırlarını kurmuş yarını bekliyor. Hem de günlerdir. Hatta bir ay öncesinden gelip konaklayanlar varmış.

İyi ki gelmişiz.

Kafkasör
02.07 2011 / Saat 19:38

Süleyman Saraç yarın yapılacak güreşlerde Baş Hakem. Boğalara tutku derecesinde bağlı. Tıpkı benim kedilere olan halim gibi. Gece birlikteliğimiz sırasında geçmişe ait ortak anılarımızı konuşmamızın yanı sıra boğa güreşinin incelikleri hakkında da bilgi edindik.

Yarışma 6 kategoride yapılıyormuş.

Deste - Ayak - Küçük Orta - Büyük Orta - Baş Altı - Baş

Aslında bir de Süper Baş var. Son 3 senedir bu sınıfta yarışma yapılmıyor. Daha çok yabancı ırkların katıldığı bu yarışma yerli ırkları korumak için şimdilik de olsa kaldırılmış.

Baş güreşi kazanan boğa sahibine 9.000 TL ödenecekmiş.

Tüm organizasyon "Kafkasör Boğa Güreşlerini Yaşatma ve Yaylaları Koruma Derneği" ve "Artvin Belediyesi'nin katkıları ile gerçekleşiyormuş. Dernek 2006 yılında kurulmuş.

Denek Başkanı Sn. Ahmet Kınalı aynı zamanda öğretmenmiş.

Süleyman Saraç - Cüneyt Öztürk

Besim Aydemir - Cüneyt Öztürk

Çaşur

Yemekte çok keyifli bir sohbet ortamı oldu. Çok güldük. Karadeniz insanın yaratıcı zekası her boyutta sofradaydı.

Biri çanak tutarken, diğeri ince ince konuyu işliyor, üstüne yüklenilen sabırla uygun ortamın oluşmasını sağladıktan sonra öyle bir karşı hamle yapıyor ki... Sözün bittiği yerde Kahkahalar ortalığı çınlatıyor.

Bu geceyi kısmen de olsa video olarak kayıt ettim...

Hoş hikayelerdi.

Ertesi sabah erkenden gelebilmek için vakitlice yatmak lazım. Sabah buluşmak üzere 31 yıllık arkadaşlarımla vedalaştım.

3 Temmuz 2011 / Pazar

Sabah saat 04:30 gibi uyandım.

Süleyman erken bir zamanda Kafkasör'de olmamızı istedi. Allahtan Demokan da benim gibi erken uyanıyor.

05:00 da yola çıkıyor ve ilk fotoğrafları 05:49 da çekiyorum.

Güreşler 08:00 de başlayacakmış.

Güreşlerin başlamasına 2 saat var. Tribünler dolmaya başladı bile...

Etrafta büyük bir çoşku var. Demokan yakın izlemeye geçti. Ben oturduğumuz yeri terk edemiyorum.

Koltuk burada da kıymetli.

Saat 08:20 gibi güreşler az da olsa bir gecikme ile başladı. Bu yarışmaya farklı kategoride 63 boğa katılacakmış.

Boğalar önce tartıya giriyor daha sonra da boynuzları aşırı derecede sivri ise bu sivrilikler işin uzmanları tarafından gideriliyor. Daha sonra da kimin kiminle eşleşeceğini kurra ile belirliyorlar.

Kurra

Sahaya sadece hakemler ve boğaların sahibi giriyor.

Güreş başlayınca boğalar uzunca bir süre birbirlerini göz empasına alarak tabiri caizse kesiyorlar.

Kim kimi korkutacak veya yıldıracak. Öncelikli amaç bu.

Tıpkı kavga yapacak insanlar gibi...
Daha sonra ise bir itişmece (!) süresi başlıyor.

Sonra aniden kafa kafaya geliyorlar ve güç gösterisi burada başlıyor.

Bunu bilek güreşine benzetebilirsiniz.

En nihayet birinin gücü tükenince geri çekilmek ihtiyacını hissediyor.

Bu kızımız boğa sahibi ve çok hevesli. İlginç değil mi?

Hakemler güreşi olabildiğince yakından seyrederek hakkaniyet ölçüsünün dışına çıkılmasına mani oluyorlar.

Bu ne demek?

Şöyle bir kaide var. Boğa kendi arzusu ile geri kaçar ve tekrar güreşe dönerse bu mümkün. Yok hayvan geri kaçtıktan sonra sahibi tarafından tekrar güreşe zorlanırsa! İşte hakem burada devreye giriyor ve bu yarışmayı sonlandırıyor.

İşte bir kaçış anı.

Bir turun galibi bir süre sonra tekrar arenaya dönmek zorunda. Tıpkı güreş sporunda olduğu gibi.

Yapmış olduğum gözlemler sırasında boğaların bazılarının yenilgiyi kabullenmediğini gördüm.

Veya

Sahaya çıkar çıkmaz açıkça meydan okuduklarını...

Bazı boğaların bu işe hiç gönüllü olmadığı da yaşanan bir gerçek.

Öyle ki uzunca bir süre yan yana bekleyen boğaları sahipleri güreşmeleri için onları birbirlerine doğru itelemek durumunda kalıyor.

Gördüğüm odur ki bu güreşin daha da cazip hale gelebilmesi için mutlaka yarışma kaidlerinin baştan aşağı yeniden düzenlenmesi lazım. Örneğin benzeri haller yaşandığında baş hakem hakem kronometre tutmalı, boğalar 3 dakika içinde kendiliğinden güreşe başlamazlarsa her ikisi de diskalfiye edilmeli.

Düşününki Kırkpınar Güreşleri benzer bir sıkıntıdan sonra seyirci üzerinde bıkkınlık yarattığı gerekçesi ile kaide değişikliğine uğradı. Serbest Stil ve Grekoromen Güreşleri 3 dakikalık devreler haline getirildi. Ha keza boks da öyle.

Futbol da altın gol kuralı ayni düşüncenin eseridir.

Bu bu tutkunun yaşatılması, zamanında yapılacak iyileştirilmelerle daha cazip hale getirilebilir.

Aksi halde alternatif etkinlikler çoğalıp ta vatandaş seçme hakkını kullanmaya başayınca belki de tren kaçmış olacaktır.

Nedir bu tehlike?

Örneğin; barajlar dolacak, su sporları ön plana çıkacak. Su kenarında yelken yarışlarını serin serin seyretmek yerine birinciyi görmek için insanlar -süreç içinde- 12 saat beklemek istemeyecekler.

Benzeri onlarca etkinlikten bahsedebiliriz. Bence değişim zamanı.

Muhteşem

Son iki senenin birincisi olan Muhteşem adlı boğanın "konumunun" nasıl farkında olduğuna şahit oldum.

Tuğçe Akbaş

Boğa güreşlerinde hakem olarak görev yapan Sn. Akbaş Dil Tarih Halk Bilimi öğrencisi 3. sınıfa geçmiş. Kendisine neden bu işi yaptığını sorduğumda "keyif alıyorum, boğaları seviyorum" diye cevap verdi.

Aynı zamanda hakemlik yapan Sn. Bilgehan Erdem Bey Türk Dili Edebiyatı Hacettepe Mezunu

Tuğçe Akbaş - Bilgehan Erdem

Kendisi ile derinlemesine bir sohbet yapıyoruz. Bana boğalarla ilgili bir öykü anlatıyor. Sizlerle paylaşmak isterim.

2008 senesinde Ateş isimli bir boğa protein zehirlenmesi geçiriyor.

Hayvana konulan sonda tedaviye cevap vermiyor, acilen lavman yapılaması lazım.

Anestezi imkanı yok. Bilgehan bey kolları sıvayınca arkadaşları ikaz ediyorlar. "Kolunu kırar, hayati tehlike bile yaşayabilirisin" diyorlar.

"Ateş ile göz göze geldik. Gözlerinden bana güvendiğini hissettim. Hiç çekinmeden gereken müdahaleyi yaptım. Kılını bile kıpırdatmadı" derken Bilgehan Bey'in gözlerinden yaş süzüldüğünü gördüm.

Hava soğumuş olacak ki her ne hikmetse benim de gözlerim yaşardı!

Şimdi de hava soğuk.

Kısa bir süre sonra Ateş'i kaybediyorlar.

(...)

Hiçbir hayvanın alçaklığından hainliğinden sahtekarlığından bahsedildiğini duydunuz mu?

Son 15 gündür Çamlıdere' öyle olaylara şahit oluyorum ki! İnanamazsınız. Sadece fotoğrafla tespit yapıyor ve aklıma yazıyorum. Şu an itibarı ile 9 torun sahibiyim. En az 6-7 tane de yolda. Yazacağım.

Not: Hakemlerin ellerinde özel yapılmış bir sopa var.

Hayvanlara bununla müdahale ediyorlar.

Kimi zaman da boğaları sakinleştirmek için sırtlarını yine bu sopa ile kaşıyorlar.

 

Saat 13:42

9 saattir ayaktayız. Hava sıcak, koltuk rahatsız. İhtiyaç gidermek için yerinizden kalktığınız zaman en az 10 kişiyi rahatsız ediyorsunuz. Bir kere olsa iyi. Süleyman'dan öğrendiğime göre şampiyonu belirleyecek güreş akşam 20.30 civarında olabilecekmiş.

Dayanma şansımız hiç yok. Var sayın ki kaldık. Abartmıyorum 10.000 kişi arabaları ile yollara düşecek.

2000'e yakın arabayı ard arda dizseniz bir ucu neredeyse Artvin'e dayanır.

Bu şartlar altında otele gece yarısından sonra varabiliriz.

Yarın sabah Maçahel'e gideceğiz. Zor bir yolculuk bizi bekliyor.

Süleyman'dan izin alıp arabamızın yanına geliyoruz.

O da ne!

İnsanlar arabalarını öyle bir park etmişler ki, bırakın çıkmayı arabayı bulmak marifet

Ya acil bir durum yaşansa?
İkimizin de tansiyonu fırladı dersem abartmış olmayayım.

45 dakika gibi bir beklemenin sonunda bir araba çıkınca artistik bir manevra ile çıkıyorum ama gelin bir de bana sorun.

Biliyorsunuz araba kiralık.

Can derdine düştüğümden fotoğraf çekemedim. "Demokan çekseydi" diyeceksiniz.

Daraldı kendini yollara attı:)

Güreş alanından ayrılıp kente hakim bir noktada oturup çay içiyoruz.

Ben de yaşadıklarımı değerlendirmeye çalışıp notlarımı gözden geçiriyorum. Demokan dürbünle Artvini seyrediyor.

Boğa güreşleri bana göre hayvanlara zarara vermeyen hatta hayvan yetiştirciliğini teşvik eden bir yapıya sahip.

Mutlaka gözden geçirilmeli ve yeni düzenlemeler yapılmalı.

Festival alanı var olan hali ile son derece yetersiz. Daha da ötesi düzensiz ve pis.

İzlemeye gelen seyircilerin festivale maddi katkısı hiç yok!

10.000 kişilik düzgün bir arena yapılırsa, maddi sorunlar kendiliğinden aşılır.

Festival alanında boğa güreşleri ile ilgili bir tek hatıra eşyası bulmak mümkün değil.

Yöresel ürün ya yok ya da pazarlamadan bi haberiz!

Yiyecek satılan yerler kelimenin tam anlamı ile berbat.

Ne doğru dürüst akan bir çeşme var ne de tuvalet.

Park yeri ise kelimenin tam anlamı ile koskoca bir ayıp.

Daha çok şey söyleyebilirim. Ama bilinmeli ki bu sorunlar bir yılda kolaylıkla aşılabilir.

Festivale katılmamızın üzerinden tam tamına bir ay geçti.

Süleyman kardeşimi aradım. Güreşin sonuçlarını sordum.

Baş güreşlerde Horoz adlı boğa 1'inci,

Timur Ağa adlı boğa da 2'nci olmuş.

5-6 dakika süren güreş 20.30 da sonlanmış.

Horoz'un sahibine 9.000 TL verirken bu paranın %20 'si Timur Ağa'ya ikincilik ödülü olarak verilmiş.

Sonuçta derneğe de 3.000 TL kadar bir para kalmış. Minumum 50.000 TL kalmalıydı.

Orada kalsaydık şampiyonuk maçını görmek için 14 saat beklemiş olacaktık.

Dünyada hemen hemen hiç bir spor dalı 14 saat sürekli izlenemez. Hele hele bu şartlar altında.

Boğalar çok duygusal hayvanlar. gözünüzle görmeyince anlatıklarımı abartılı bulabilirsiniz.

Ama gerçek bu.

Boğa güreşleri mutlaka desteklenmeli ve bu gelenek kuşaktan kuşağa aktarılmalı diye düşünüyorum.

Bu konuda benim anlayamadığım ve asla anlayamayacağım bir tek konu var.

Bir süre sonra göz bebekleri gibi koruyup kolladıkları hayvanı ister istemez satıyorlar.

Kasaba!

-!..

Biz hem kurtların doymasını ,

Hem de koyunların sağ kalmasnı istiyoruz.

                                                               Tolstoy

 

Gelecek yazı
"Maçahel"

 

Mehmet Emin Bora

03 Ağustos 2011 / Çamlıdere

Bu yazı 4740 kez okundu...