Ulan Sen Tam Kelebek Gafaluymuşsun!


Düşüncenin gücü, zekanın gücüdür / Byron

Bundan evvel yayınladığım "Amasya" başlıklı yazımdan hemen sonra Sn. Dr. Burak Büyükeren'den bir kaç konuda eleştiri aldım. Önemli bir tarih hatası yapmış, yazım kurallarına da uymamışım. Sn. Büyükeren'nin yapmış olduğu ikazların hepsi doğru. Derhal kendisinden özür dileyerek aşağıdakine benzer bir mektubu yazdım.

Sn. Dr. Büyükeren

Son 4 gündür Çamlıderedeydim. Şimdi Ankara'ya geldim. Mektubunuzu okudum. Derhal fotoğraf arşivimi açarak her kareyi gözden geçirdim. Saatleri yazıya aktarırken doğruca dijital kayıtlara baktığım için, bu mantık dışı olayı fark etmemişim. Önce  peşinen dikkatiniz için sizi kutlar, hatadan dolayı da özür dilerim.  Benim için işin kötü tarafı, hala bu kayıt hatası nasıl oldu, bunu çözmüş değilim. Pil zayıfladığı için mi saat bozuldu, yoksa makinenin setleri ile oynarken mi oldu? Problemi bugün için de çözmüş değilim.

Bu olaydan çıkardığım çok net bir sonuç var. Çok daha dikkatli olmalıyım.

Bunu bana öğrettiğiniz için size müteşekkirim. Büyük Elçilik geçmişte böyle yazılırdı. Aklımda kalan bu olsa gerek. Yeni imla kılavuzunda bitişik yazıldığı gösteriliyor. Bizler şellale derdik, şimdilerde şelale diyorlar. O kadar çok örnek var ki!

Sn. Büyükeren,

Yazıları kaleme alırken uzunca bir süre geçiyor. Bu arada o kadar çok farklı ruh halleri yaşanıyor ki!

Mesleğiniz icabı siz bunu benden daha iyi bilirsiniz.

Kimi zaman "lanet olsun bırak  bu uğraşıyı" diyorsunuz...

Kimi zaman da sizin gibi değerli insanlardan gelen mektuplarla yaşam sevincine boğuluyorsunuz.

Son bir haftada iki olaya tanıklık ettim. Yazmasam kendime olan saygımı yitiririm.

İki ara bir dere misali... Kendinizi orta yerde tek başına hissediyorsunuz.

Sn. Büyükeren,

Zahmetiniz için teşekkür eder bu vesile ile sevgi ve saygılar sunarım.

Not: Düzeltmeleri yaptım

M.E.Bora 

03 Mayıs 2011

Bu yazışmanın üzerinden tam bir hafta zaman geçti. Bu arada bir iş için İstanbul'a gitmem gerekti.

3 gün İstanbul'da kaldım.

09 Mayıs 2011 günü Ankara'ya döndüm.

Bugün 10 Mayıs 2011 Salı.

Son 2 ay içinde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu amaçla bilgisayar başına geçtim ki...

Bir elektronik posta daha geldi.

Bu mektubu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Dilerim ki izin almadan yaptığım bu eylem için Sn. Ali Şahin bana kırılmaz.

Merhaba Hocam,


http://www.arpacik.net’teki yazılarınızı gecikmeli de olsa okumaya çalışıyorum. Ellerinize, emeğinize, göz nurunuza sağlık. Herkes gezer, gezdiğinin, gördüğünün başkalarına bir faydası olmaz, sonra kendisi de unutur. Sizin gezip gördüğünüz yerleri tabiri caizse üç boyutlu olarak bizlere aktardığınızı düşünmekteyim. Yaptığınız gezilerde gördüğünüz yerleri tarihi, turistik sosyolojik, ekolojik, boyutlarıyla bizlere tanıtıyorsunuz. Sadece bakmıyor, görüyor, parmak basıyor, adeta röntgenini çekiyor, algılıyor, değerlendiriyor, yorumluyor ve  çözüm yolları gösteriyorsunuz. “Farkı fark etmek” bu olsa gerek. Keşke herkes kendi yaptığı işi bu şekilde yapsa! Bizim halk olarak her türlü değerimizin farkına varmadan, onları hoyratça yok ederek, yaşamı kendimiz için çekilmez hale getirmek için olağanüstü çaba gösterdiğimizi düşünüyorum. Hatta bu düşünceden hareketle “İradesiyle kendi kendine işkence eden halk Türk’tür” şeklinde bir deyiş türetsek yanlış olmaz sanırım. Neyse hocam, derdinizi fazla deşmeyeyim. Ukalalık saymazsanız bir iki maruzatımı dile getireyim.

Hattuşa başlıklı yazınızın sonundaki şiirin 20. satırı acaba “ yaşamak yanı ağır bastığından” şeklinde olabilir mi?

Borabay (Boraboy) gölü tanıtım levhasında gölün boyu 800 m. eni 200 m. ve alanı 75.000 metrekare olarak gösteriliyor. Boy ve en ölçüleri yanlış değilse ve alanı dikdörtgene benziyorsa gölün alanının (200x800=) 160.000 metrekare olması gerekir. Yani gölün eni boyu karşılıklı olarak bu ölçülerden farklı olabilir, onu da tam ölçmemişler galiba.

Hocam, bir de şu trafik bilgi levhalarındaki kurşun delikleri için bir önerim olacak. Madem vatandaşımız ve avcımız (!) bu levhaları delikli olarak görmek istiyor.

Yetkililerimiz bu levhaları ta başından delikli olarak imal ettirsin de vatandaşa bu çileyi çektirmesin, görev vatandaşa düşmesin.

Süper proje denli zor mu bu iş?

Vatandaş her konuda olduğu gibi bu konuda da devletin olaya el atmasını beklemeden elini tetiğin pardon taşın altına koyuyor ve eksikliği düzeltmeye çalışıyor.Yazık bu vatandaşın emeğine, parasına ve vaktine. Vatandaş hangi göreve yetişsin!

Saygılarımla…

Ali Şahin

Her iki mektup da "dikkatli gözler" tarafından kaleme alınmış. İnsana yaşama sevinci aşılayan iki yaklaşım.

Sn. Ali Şahin öyle bir harf hatası bulmuş ki! (Yanı yerine yani yazılmış) Yani diye yazılırsa cümlenin tüm anlamı değişiyor. Daha doğrusu cümlenin anlamı bir anda yok oluyor.

Sn. Ali Şahin çok ama çok dikkatli bir editördür. Ne kadar ince bir mizah anlayışı var, onu da gördünüz.

Çevre ve Orman Bakanlığı adına yaptığımız tüm kitaplarda, yapılan düzeltmelerde çok büyük ölçüde emeği geçmiştir.

Yazılanı çok dikkatle okuduğu için, yazım kuralları dışında mantık hatalarınıda kolaylıkla süzer. Bu özelliklere sahip nadir sayıda insan tanıdım. Örnek ararsanız yukarıda bahse konu şiirdeki harf hatasının nelere mal olduğuna bir bakmanız, sanırım ki yeterli olacaktır.

Hadi bakalım ben sevinmeyeyim de kim sevinsin!

Sorgulayan, mukayese eden, araştıran, çıkardığı sonuçları sizinle samimiyetle paylaşan dostların varlığından bahsediyorum. Bu zenginliktir. Herkese nasip olmaz.

(...)

Bu yazımın başlığı aslında "Memleketten İnsan Manzaraları" olmalıydı.

Ama sonuçta kullandığım başlık, dolaylı da olsa aynı kapıya çıkıyor.

Şimdi, son iki ay içinde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sabrınıza sığınırım.

27 Nisan 2011 Saat 17:16

Cep telefonum çalıyor.

- Alo

M.Bora - Buyurun ben Mehmet...

- Abi ben sizin internet sitenizdeki keklik tuzağını gördüm. Kaça satıyorsunuz?

M.Bora - Pardon herhalde yanlış bir anlaşılma var. Ben tuzak satmıyorum. Siz o yazıyı okudunuz mu?

- Yok abi okumadım... Tamam tamam kusura bakma anladım...

- Tık...

Dıdıdıııd... Dıdıııııdıdıd...

M.B - !!!!!!!!!!!!!

Bahse konu yazının adresi burada. http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=251

Lütfen okuyalım. Bu yazıdan "benim tuzak sattığım anlamı çıkıyorsa" herkesten peşinen özür dilerim.

Bugün itibari ile 10.603 kere okunan bu yazı yüzünden, şimdiye kadar tuzak satın almak için 2 kişi beni aradı.

Hala inanasım gelmiyor. İnsanlar üç satır yazıyı bile okuma zahmetine girmiyor! Pes doğrusu.

Telefonunu da kaydettim. 0 536 463 xx xx.

Hani olur ya!

-!..

23 Nisan 2011 Saat 17:00 / Tunalı Hilmi Caddesi / Ankara

Bu sene havalar ilkbahara göre alışılmışın dışında soğuk ve yağışlı.

Elimde paketler var, yorgunum.

Son günlerde bir aile büyüğümüzün yaşadığı sıkıntılardan dolayı ayrıca üzgün olmam da işin cabası.

Tunalı Hilmi Caddesi'nden bir taksiye biniyor ve "Kuleli sokak" "Papazın Bağı" diyebiliyorum.

Olabildiğince abus bir çehre... Hiç konuşasım da yok.

Kısa bir süre sonra taksici muhabbeti açıyor.

- Bu seneye kadar havalar hiç böyle olmazdı... Değil mi abi?

M.Bora- Evet haklısınız... (Kerhen)

- Abi soğuk havada ava gideceksin, süper olur...

M.Bora- Avcı mısınız?

- Evet Abi

M.Bora- Avcılık ruhsatınız var değil mi? Hani sınav sonunda aldığınız sertifika...

(Burada bekliyorum ki şoför "evet abi sınava girdik," falan filan desin. Ben de ona "O sınava girdiğiniz kitapta benim pek çok emeğim var" Kitap hakkında ne düşünüyorsun? Beğendiniz mi? diye sorayım.)

- Abi Bulvar üzerinde "x" dershanesinin kursuna gittik.

Soruları da cevapları da aynı anda verdiler. Süper oldu yaaa...

M.Bora- :-(

Plakasını kaydettim 06 T 5xxx.

Hani olur ya!

Önemli Not;

Avcılık sertifakası vermek için dershaneler tarafından açılan kursları denetleme sorumluluğu; Milli Eğitim Balkanlığı'nın uhdesindedir. İki bakanlık arasında yapılan protokole göre -yanlış hatırlamıyorsam- Çevre ve Orman Bakanlığı'nın da kursları denetleme yetkisi olacaktı.

07 Nisan 2011 / Perşembe / Habertürk Gazetesi / Ankara eki

Son beş senedir yaz aylarını Çamlıdere'de geçiriyorum. Bu ev de yolumun üzerinde.

Merakımdan (!) ötürü 7. sayfaya bakıyor ve yazılanları dikkatle okuyorum.

Lütfen siz de okuyun.

Burada yazılan bazı haberlerin gerçeklerle en ufak bir ilgisi yok.

İlçe içinde nüfusun 2000'e kadar düştüğünü ilçe sakinleri söylüyor.

Yazım hatası ise istemediğin kadar!

Eski, Tüylü meşe, Titrek kavak, büyük harfle başlarken, gürgen, meşe, geyikdikeni, küçük harflerle yazılmış. Özensizlik diz boyu. Aslında hepsi küçük harfle başlamalı.

"Çamkoru'da kurt, çakal,tilki, tavşan,ve yaban domuzu, -gibi memeliler bölgede yaşamlarını sürdürürken, bunların yanı sıra- yırtıcı ve ötücü kuş türleri de yaşar" demesi lazımken; sarı ile ilave ettiğim cümle yazılmayınca, sayılan memelilerin yırtıcı ve ötücü kuş gibi algılanmasına sebebiyet veriyor. Anlam bakımından düşük bir cümle demek istiyorum.

Siz, cümle yanlış bile olsa içinden doğruyu süzerek ne anlatılmak istenildiğini anlayabilirsiniz.

Ama bu, herkes için geçerli olmayabilir. Zaten böyle bir üslup, gazeteye de yakışmaz.

Çamkoru Geyik Üretme Sahası ise kapanalı 3 sene oluyor.

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=325

Geyik meyik yetiştiren olmadığı gibi bazı köylerde yanlışlıkla (!) "yabandomuzu" diye vurulduğunu bu sitede yazı konusu yaptım. İlgililerden (!) merak edip "Alo" diyen bile olmadı. Yabanhayatı Ankara'da Allah'a emanet.

Çamlıdere'de site mite de yapılmıyor.

Yazıda "Özellikle Kös Yayla görülmeye değer" deniliyor.

Allah için işte bu doğru!

   

Kös Yayla / 2008

Özde; yazı masa başında "laf olsun torba dolsun" mantığı ile kaleme alınmış.

İnsan merak eder, bir araştırma yapar. Sonra yazar öyle değil mi?

Aşağıda yine aynı gazetede 2009 yılında yayınlanmış bir haber var.

Ben yazıda kullanılan fotoğraftaki sitede oturuyorum!

Bu fotoğrafın aslı aşağıda!

Eşim ve kuzenim / 11 Haziran 2006

Fotoğrafı uygun yerlerden keserek gazetede kullanmışlar!

Aşağıdaki adreste yazılan öyküyü okursanız bu fotoğrafı da görürsünüz.

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=129

Demek ki, istenildiği zaman araştırma (!) yapabiliyor, kaynak bile göstermeden fotoğrafımı kullanabiliyorlar.

Keşke bu kadarla yetinebilseler. Hiç tanımadıkları biri için kanaat da hasıl edebiliyorlar!

"Nereden bulacak da görecek ki!" diye... Öyle olmamış mı? Ayıp değil mi?

-!..

Habertürk Gazetesi'nin "Bize ulaşın" başlığı altında bir elektronik mektup adresi var. Bu kadar çok yanlışı bir arada görünce, bir mektup yazmak sureti ile içimden doğruları seslendirmek geldi.

Aşağıdaki mektubu yazdım.

07.04.2011 tarihli gazetenizin Ankara ekinde yayınladığınız "Burayı Tanıdınız mı?" yazınızda verilen bilgilerin hemen hemen tümü hayal (!) ürünüdür. Çamlıdere'nin gerçek nüfusu 3000 civarındadır. Çamkoru Kızılcahamam ilçesine bağlıdır. Geyik üretme istasyonu 3 sene evvel kapatılmıştır. 3 senedir yaz aylarında orada oturuyorum, yeni yapılan yazlık ev sayısı toplam olarak 10 adedi geçmez. Daha çok bilgi için: dedikten sonra da Çamlıdere hakkında yazmış olduğum yazıların internet adreslerini verdim.

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=129

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=134

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=199

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=200

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=306

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=309

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=313

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=314

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=319

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=321

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=370

 

Not: Bu arada "Çamkoru Kızılcahamam'a bağlı" derken ben de bir yanlışlık yaptım. Sebebi; Çevre ve Orman Bakanlığı açısından bakıldığında, Çamkoru -idari açıdan- Kızılcahamam Mühendisliği'ne bağlı. Yabanhayatına odaklandığım için ben bunu kast etmiştim. Mazeret kabul edilsin diye söylemedim. Gerçek bu.

Her neyse elektronik postayı gönderdim.

Bekliyorum ki bir cevap gelsin.

"Özür dileriz bazı hususlar gözümüzden kaçmış" desinler.

"Fotoğrafınızdan bir parça kestik, olmuş bir kere, kusura bakmayın" desinler.

Ben de onlara "Gazetenizi yayınlandığı günden beri okuyor ve beyeniyorum, önemli değil" diyebileyim.

Aradan 15 güne yakın bir süre geçti.

Sn. Fatih Altaylı köşesinde "Habertürk'e her gün pek çok mektup geliyor, çoğu çöp" mealinde bir yazı yazdı.

Şimdi sizlerde okudunuz ve yaşadıklarımı öğrendiniz.

Gazeteye her gün ne tür yazılar geliyor! Bunu bilme olanağım yok.

Ben ne yazdığımı biliyorum.

Ortada bir çöp olduğu da gerçek.

02 Mayıs 2011 / Pazartesi / Çamlıdere

Hemen hemen her yıl Çamlıdere köylerinin pek çoğuna en az bir kere giderim.

Bir yenilik var mı? sorusunun dışında yörenin tabiat zenginliği benim öncelikli ilgi alanımdır.

Bitki örtüsü, kuşlar, böcekler ve özellikle de kelebekler (!)

Kardelen / Galanthus / Benli Yayla - 2009

Gri Balıkçıl / Ardea cinerea / Benli Yayla - 2010

Not: Bu kareyi çekebilmek için bir elim deklanşörde, 30 dakikadan fazla vizörden baktım.

Öndeki kuşun arkasına, beyaz bulutu fon olarak denkleştirebilmek için .

Atmaca Güvesi / Macroglossum stellatarum / Kızılcaören / Kızılcahamam - 2010

Alıçkelebeği / Aporia crataegi / Çamlıdere

Bir diğer ilgi alanım, Çamlıdere'nin onca güzelliğe sahip olmasına karşı var olan az gelişmişliği!

Dolayısıyla sebep-sonuç ilişkileri üzerinde kafa (!) yorarım.

Bu tavrım Çamlıdere'ye has bir durum değildir.

Nerede bir sorun varsa, derhal var olan durumdan kendime bir vazife çıkartırım.

İsterseniz "huy" diyebilirsiniz ama, bu açıklama biraz kifayetsiz kalır.

Askere giden hemen hemen her gence, nasihat bağlamında söylenen bir söz vardır.

Konuşma - Çalışma - Karışma

Benzeri mantıkla, tüm dünyanın paylaştığı üç maymun örneği gibi.

Görmedim - Duymadım - Konuşmadım.

Ben, yaşam boyu bu nasihatlere (!) hiç, ama hiç uymadım.

-!..

02 Mayıs 2011 Pazartesi.

Meşeler yolu üzerinden Çamköy'e gittim.

Meşeler Köyü

Köyün içinden geçip 3-4 km yola devam ederseniz -yola göre sol tarafta- küçük bir gölet var. Her sene buraya gelip angut popülasyonunu gözlerim. Bu sene de aynı işi yapmak için geldim. Ama ne yazık ki, suyun hemen kenarında bir tek angut görebildim.

"Bu işte bir anormallik var. En azından 2 tane olmalıydılar" diye düşündüm.

Gölet

Angut, beni görünce uçarak arazide bir taşın üzerine kondu. Aşağıdaki fotoğrafı çektikten sonra onu rahatsız etmemek için hızla oradan uzaklaştım. Bilmeyenler için söylüyorum. Özellikle bu ay içinde, büyük bir ihtimalle eşi kuluçkaya yatmıştır. Belki de yavruları vardır.

Sahayı terk etmediğine göre, yakın bir çevrede olma ihtimali oldukça yüksek.

O, şimdi ilginizi -canı pahasına- kendi üzerine çekmek sureti ile, sizi yuvadan uzaklaştırma çabasında.

Soylu bir davranış biçimi değil mi?

Lütfen, onun bu oyununa "bile bile kanalım" ve oradan hızla uzaklaşalım.

"Avcılar ilk bahar aylarında köpek eğitmek (!) için sahaya çıkmamalı" derken anlatılmak istenen budur.

Angut

Dönüşte Meşeler Köyü'nden geçerken, güneşten enerji üreten sistemin çalışmaya başladığını gördüm.

Yapımına geçen sene başlanmıştı.

İlk gördüğümde de fotoğraflarını çekmiştim.

04 Haziran 2010

04 Haziran 2010

02 Mayıs 2011

    

                            Sn. Mehmet Ali Ceylan                                              Sn. Ömer Ekaya
                             19 Mayıs 2011                                                         19 Mayıs 2011

Çamlıdere küçük bir ilçe. Meşeler Köyü muhtarı olan Mehmet Ali Ceylan ile geldiğim günden beri bir dostluğum var.

Zaman zaman, Çamlıderede yaşam üzerine sohbet yaparız. Yeri geldiğinde "Köyde kaç kişi yaşar?" diye sorduğum da "Kış aylarında 20-25, yazın ise 50-60" diye cevap verdiğini hatırlarım.

Bana geçmişte köyün suyunu temin eden bir elektrik motor olduğunu, bu motorun da ayda 200,00 TL gibi bir elektrik giderinin olduğunu söylemişti.

Çamlıdere Kaymakamlığı'nın internet sitesine baktığımda muhtarın söylediklerine yakın bilgilerle karşılaştım.

MEŞELER  KÖYÜ 

GENEL BİLGİLER 

İlçeye Uzaklığı

2,5 km.

Yol Durumu – Yapım Yılı

2 km. Temel Tabaka - (2006)

1,8 km. 1.Kat Asfalt - (2007)

1,8 km. 2.Kat Asfalt - (2008)

Nüfus  - (2007 ADNKS)

38

Hane Sayısı

70

Mahalle Sayısı

---

Seçmen Sayısı - (2009 Yılı)

66

Öğrenci Sayısı

5

Bebek Sayısı 

1

Özürlü Kişiler ve Bilgileri    

---

Bu sene "bu tesis kaç liraya kuruldu" diye bir kaç kişiye sorduğumda 500 Milyar gibi yüksek bir rakam duyunca ister istemez son bir kere de Sn. Mehmet Ali Ceylan'a sormamın daha doğru olacağını düşündüm.

13 Mayıs 2011 günü Çamlıdere'ye gittim. 19 Mayıs 2011 günü kendisi ile çarşıda karşılaştık. Ömer Erkaya'nın iş yerinde birlikte çay içtik. O zaman muhtara sordum.

- Tesis kaça mal oldu?

- İhale bedeli 600.000 TL .

Muhtar, ilahale bedelinin 600.000 TL olduğunu söylüyor.

"600 Milyar TL'yi bir bankadan kredi diye alsam ayda, kaç TL faiz borcu ödemem gerekiyor" diye kredi maliyetlerini hesaplayan bir internet sitesine girdiğimde;

Aşağıdaki sonuçlara ulaştım.

Finansbank Bireysel Kredi Ödeme Planı

Kredi Tutarı  
600.000 TL
Vade
60 Ay
Aylık Ödeme 
16.386.30 TL
Faiz Oranı 
1,49 %
Faiz  Tutarı
319.315.06 TL
Diğer Masraflar
63.863.01 TL
Toplam Ödeme 
983.178.00 TL

Gözlerime inanamadım!

Ayda 200,00 TL'lik bir giderden kurtulmak için 5 sene boyunca her ay 16.386.30 TL ödeme yapacağım!

"Bu işte mutlaka bir yanlışlık olmalı" diye düşünürken; sistemin kaça mal olduğunu bilmenin, sağlıklı bir sonuca varmak için atılması gereken ilk doğru adım olmalı diye düşündüm.

İlk iş olarak bir mühendislik firmasını arayarak "Toplam kurulu gücü 17,17 kWp" olacak bir sistem için fiyat istedim.

Gelen teklif detayları ile aşağıdadır.

80 adet 225 watt Güneş paneli 80x650 Euro  
         52.000 Euro
Bakımsız akü grubu seti 1x57,500 Euro   
         57.500 Euro
Konteynır ve tel çit 1x5,000 Euro   
            5.000 Euro
Motorlu Panel Kasası 4x3,000 Euro  
          12.000 Euro
Kablo ve montaj 1x15,000 Euro  
          15.000 Euro
Invertor 15 KVA 1x9,000 Euro  
            9.000 Euro
Akü Şarj ekipmanları 1x7,000 Euro  
7.000 Euro
Toplam   
        157.500 Euro

Not: Nakliye ve KDV giderleri bu hesaba dahil değildir.

14 Mayıs 2011 tarihi itibari ile / 1 Euro = 2.261 TL

157.500 Euro x 2.261 = 356.107.500 TL

Bunu bir yere not edin.

Bir diğer banka... Örneğin HSBC Bankası ise 600.000 TL'yi 60 ay vade ile size verirse;

60 ay boyunca her ay 13.685.65 TL ödeme yapmanızı istiyor. (Kredi faiz oranı % 0.95)

60 ay sonunda bankaya ödemiş olduğunuz paranın yekunu ise 821.139.00 TL oluyor.

Ayda 200 TL ödemek yerine,13.685.65 TL ödeyeceksiniz!

Sizin cebinizde böyle bir nakit para olsa, bu yatırımı yapar mısınız? Sorgulanması gereken bu.

Farklı bir bakış açısı daha sunmak isterim.

Var sayın ki cebinizde 600.000. 00.TL var.

En kötü ihtimalle bu paranız bankada % 9 ile yatsa bir yılın sonunda 54.000 TL faiz geliri elde edersiniz.

Aylık 200 elektrik masrafı ödeseniz bir yılın sonunda 12x 200 TL= 2.400 TL ödemiş olursunuz.

Kabaca 51.600.00 TL yanınıza kar kalır.

Bu durumda siz karar mercii olsanız ne yapardınız?

-!..

Eğer bu hesap doğruysa ve yapılan hizmet gerçekten elzem (!) ise;

Çamlıdere'nin geride kalan 38 köyü daha var.

Haydi iş başına!

!..

Dahası..

Bu ülkede İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre 35 bin 200 civarında köy var.

Bu sistemi hepsine kuralım!

"Onların buna ihtiyacı yok" diyorsanız, aynı miktar parayı her köy için başka hizmetlerde kullanılmak üzere tahsis edelim!

!..

Peki, ne oldu da böylesine büyük bir para 50 nüfüslu bir köye aktarıldı!

Soru bu.

Dilerim ki makul bir cevap verirler.

Yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılının Eyül ayında Çamlıdere dağlarında (!) dolaşıyordum.

Amacım, kelebek ve böcek görüntülemek.

Mevsim sonbahar, kelebek bulmakta zorlanıyorum. Dolayısıyla çiçeklerin hala canlılığını koruduğu yüksek ve kuytu yerler benim tercihlerimi oluşturuyor. Az sayıda kalan kelebeklere, buralarda rastlama olasılığım fazla.

Dolayısıyla 3-5 evin bulunduğu bir dere yatağına giriyorum. Arabayı bir kenra çekip dikenlerin arasında kelebek arayacağım. Bu sırada evlerden birisinin kapısı açılıyor. Doğal olarak selam veriyorum. O da alıyor. Merakla bana yaklaşıp soruyor;

- Ne yapıyon sen?

- Kelebek fotoğrafı çekiyorum.

- Ne kelebeği?

- Bildiğin kelebek nasıl diyeyim ki.

- !..

- Netcen onları?

- Çekiyoruz işte... Sergi falan açarız herhalde.

- Buralara gelmekten gorkmuyon mu?

- Niye korkayım ki!

- Gel hele bakayım otur şuraya. Nerde galıyon.

- Çamlıdere'de oturuyorum. Yayla Mevkii'nde

- Ne iş yapıyon?

- Emekliyim.

- Allah Allah... Kelebek çekin ha...

- Gel bak, ne çektiğimi göstereyim.

(Bu arada yanyana oturuyoruz ve ben çektiğim kelebek fotoğraflarını makine arkasından ona gösteriyorum. Hala gereken güveni sağlamış değilim. Kısa bir süre baktıktan sonra sorgulama yeniden başlıyor.)

- Ne olcak bu seçimlerde?

- Ne bileyim ben.

- Sen kime oy vericen şinci?

- Benim işim siyaset değil. Bir oyum var kim iyi hizmet ederse ona veririm.

- Hımmmm

Bu arada bir iki kelebek uçuşuyor. Ben de hemen yerimden kalkıp onların fotoğraflarını çekiyorum. Rahatsız oluyor.

- Gel hele otur şuraya. Kime oy vericen?

- Dedik ya! diyorum. Olmuyor. Başlıyorum anlatmaya. Dış borçların arttığını seslendirerek, sebep-sonuç ilişkisi kurmaya çalışıyorum. Cumhuriyetin 88 yıl içinde oluşturduğu birikimlerin şimdilerde Lüblanlıların Yunanlıların ellerinde olduğunu, dilimin döndüğü kadarı ve onun anlayacağı şekilde anlatırken o birden bire öfkeleniyor.

Yerinden kalkarak hızla evine doğru giderken benim duyacağım şekilde yüksek bir sesle sesle;

- "Ulan sen tam kelebek gafaluymuşsun get ya..." dedikten sonra evine giriyor.

45 seneden bu yana dağlarda çobanlarla, tarlada köylülerle konuşurum.

Hiç yabancılık çekmem, onları yadırgamam, değer yargılarına da saygı gösteririm.

Böyle bir örneği ilk defa gördüm.

"Yaşayan görür" dedikleri bu olsa gerek.

Bu olaydan bu yana hemen hemen bir seneden fazla bir zaman geçti.

Empati yapınca, davranış biçimini ve tepkisini kolaylıkla anlayabildim.

Gelecek korkusu yaşıyor.

Angaje olmuş.

Düzen bozulursa "ben ne yapacağım" sorusu, onu saldırgan hale getirmiş.

Çünkü bu sorunun cevabı yok!

Aslında var.

Ülke geneli böyle. Onun içindir ki siyasetçilerin hepsinin programında "karşılıksız vaadler" ağırlıkta.

Dağıtacakları da milletin parası! Onlarca yıldır bir çok siyasetçi geldi geçti.

Saz yine aynı saz, çalan parmaklar değişti,
Tokat yine aynı tokat, sadece eller değişti.

Öyle olmadı mı?

(...)

Gelelim "kelebek gafalu" tanımlamasına...

Hoş değil mi?

Hırsız, uğursuz diyemiyor. Benzeri hakaretleri en azından hak etmediğimi "biliyor" diye düşünüyorum..

Hakkında, en ufak bir bilgiye sahip olmadığı kelebeklerin "aptal" olduğunu var sayarak bana "kelebek gafalu" demek sureti ile aklınca hakaret ettiğini zannediyor.

O ömrünü dere yatağında ve yakın çevresinde tüketirken, Kral Kelebeği'nin Kanada’dan başlayıp, Meksika’da sona eren muhteşem yolculuğunun iki buçuk aya yakın bir zaman aldığını bizler biliyoruz.

Bu süre içinde kat edilen mesafenin 5.000 Km civarında olduğunu da...

Kelebeğin ömrü, bu yolculuğu tamamlamaya yetmediği için gidiş geliş esnasında 4 nesil değiştiğini, nereden bilecek ki!

Beyenmediği kelebeğin "gafasu" bu. Süper değl mi?

(İmkan olsa da kelebeğin zeka katsayısını (IQ) ölçebilsek! Kim bilir ne çok kişi utanır.)

Ama Onun "gafasu" bu gidişle kolay kolay değişmeyeceği için, 4 nesil sonra da, onu aynı dere yatağında bulabilirsiniz.

-!..

Kelebek gafam (!) sanki diyor...

Küçük Esmer Peri / hyponephele lycaon

2111 yılında yaşayacak avcı kardeşlerim,

Zaman zaman içinde yaşadığımız dönemden -bana göre- ilginç bazı olayları- hiçbir abartıya kaçmadan sizlere sunmaya çalışıyorum. Dilerim ki 100 sene sonra sizlere refarans olur.

Örneğin;

Bu sene ortaya çıkan "sınav skandalı" tarihe geçecek boyutta.

Sayıları 2 milyona yaklaşan genç insan karamsarlık içinde, haklarının yenildiğini düşünüyor.

Ben tutmuş avcıların sınavından bahsediyorum.

Nasıl boş bir işle uğraştığımı varın siz anlayın.

Tuzakla avlanma eylemini anlattıktan sonra;

"Bu tek kelime ile iğrençtir. Kendini bilmezler bu yöntemi avcılık zanneder." diyorum.

"Satıyorsan alalım" diyorlar.

Nasıl boş bir işle uğraştığımı varın siz anlayın.

Milletten binbir güçlükle toplanan paralar akıl almaz işlere harcanıyor.

Ben hesap kitap yaparak "bu işte bir yanlışlık yok mu?" diye sorguluyorum.

Nasıl boş bir işle uğraştığımı varın siz anlayın.

Bunları yaşadığım yetmezmiş gibi birileri "gafamı" sınıflandırma gayreti içine giriyor.

Nasıl boş bir işle uğraştığımı varın siz anlayın.

Aşağıdaki bir kaç satır, bu tür uğraşılar sırasında başınıza neler gelebileceğini anlatıyor.

Bu yazgı, hiç değişmeyecek.

Aydınlanma süreci, itici gücünü kendi içinde barındırdığı dinamiklerden elde eder. (Aydın insanı kast ediyorum.)

Bu sürecin odağında değişim vardır... Değişmeyen tek şey olan değişim...

Gerçeği bulma yolunda yalnız kalmayı göze alabilir misiniz?

 

"İnsan olacaksa , kendisi için, kendisine rağmen, aydın olur kaçınılmaz biçimde.

Gerçek aydının özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak,

bulur bulmaz da her ne pahasına olursa olsun,

kendisini bin parça edeceklerini bilse de açıklamaktır.

Aslında çölde feryat eden biridir o...

Çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.

Aydın halka karşı yerleşik sanılara karşı fikir yürütür.

Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir."

                                                                                     Jose Ortega Y Gasset

Mehmet Emin BORA / 19 Mayıs 2011

Ankara

Bu yazı 4185 kez okundu...