Ateşin ve Ateşli Silahların Öldürücü Gücü...


Daha Yıkıcı Olanı!

2001 Kırıkkale yakınları / Fotoğraf - M.E.Bora

Bu soruya bir yanıt vermeden önce asgari ölçüde de olsa, bilmemiz gereken bazı gerçekler var.

Bunları bilirsek, yanıtı da tahmin edebiliriz.

Ya farkında değilsek! Doğacak sorunların altından kalkabilir miyiz?

Bugün, ülke gündeminde "Ateşli Silahlar Kanun Tasarısı" var.

Ne acıdır ki, hemen hemen her konuda olduğu gibi "herkes" konuşuyor...

Özellikle, bilenlerden daha çok bilmeyenler konuşuyor.

Kim bunlar?

Bir bilgi ve belgeye sahip olmayanlar!

Bilgi bağlamında, var olan veri tabanından bile bi haber olanlar!

Yürürlükte olan yasal düzenlemelerden haberleri olmamasına rağmen, sırf konuşmuş olmak için konuşanlar!

Hukukun genel prensiplerini göz ardı edenler!

"Sebep-sonuç" ilişkisini kurmakta zorlananlar...

Ne acıdır ki bu ve benzeri nitelikleri taşıyan pek çok kişi konuşuyor.

Dolayısıyla, ateşli silahlar hakkında gerçeğe aykırı söylemlerde bulunarak, ateşli silahların öldürücü gücünden daha yıkıcı olabiliyorlar.

Halbuki...

Böylesi bir tartışmada, taraf olmanın "olmazsa olmaz ön koşulları vardır" diye düşünmekteyim

Örneğin "Bilgidir" bu.

Taraflar arasında bu bağlamda asgari bir denge yoksa, paylaşabileceğiniz bir karar hasıl etme olasılığınız çok sınırlı kalabilir. Sınırlı ve yanlış bilgi birikimi ile "ne, içinde yaşadığınız topluma" ne de "var olan sorunun çözülmesi yönünde" bir katkı koyabilirsiniz...

Örneğin "Önyargıdır" bu.

Taraflardan biri, tartışmaya bu (!) çok tehlikeli yaklaşımla başlarsa, evrensel doğruya yaklaşma şansınız hiç olmayabilir.

Hangi konuda tartışma yapılacak olursa olsun, bu ve benzeri kriterleri göz ardı edemezsiniz...

Daha doğrusu "etmemelisiniz".

Aksi halde farkında bile olmadan "yaşanmamış günleri (!) yaşanamaz hale getirirsiniz."

-!..

Bu sizin "geleceğinizdir".

Konuyu tartışmaya açmadan önce "derinlemesine bir sorgulamaya ihtiyaç vardır."

Örnek mi istiyorsunuz?

Lütfen üşenmeyin aşağıda linkini verdiğim siteye girerek, Sn. Ayşe Özek Karasu'nun, bahse konu problem hakkında sorgulama ağırlıklı yazısını okuyun (19 Aralık 2010 - Habertürk Gazetesi)

http://www.haberturk.com/yazarlar/582764-silah-mi-ozgurlukten-cikiyor-ozgurluk-mu-silahtan

Yazıda ;

Dört ana fikir sorgulanıyor.

• Özgürlük silahlandırır.

• Silah özgürleştirir.

• Özgürlük silahsızlandırır.

• Silah özgürlüğü kısıtlar.

Daha sonra da sebep-sonuç ilişkileri irdeleniyor.

* Bireysel silahlanmanın azalması, yasaların gücüne duyulan güvenden kaynaklanıyor olabilir mi?

* Bireysel silahlanma ile özgürlüklerin alakası var mıdır?

* Bunların hangileri arasında neden-sonuç ilişkisi var?

* Suudi Arabistan ve Angola'da silah yoğun. Hangisinde demokratik özgürlük var?

* Bireyin silahlı olması, keyfi yönetimlere karşı bir özgürlük teminatıdır. Bu Amerikan görüşü. Görüşlerine de öyle sadıklar ki, bugün memlekette 10 kişiden 9'u silahlı.

Sn. Ayşe Özek Karasu yazısını;

"Türkiye'de her 100 kişiden 13'ü ruhsatlı silah taşıyor. Araştırmada şu dört kategoriden hiçbirine oturtulmamış. Öyle ortada kalmış. Özgürlük ve refahtan silahlanıyor olsa ne fark eder; Umut Vakfı'na göre yılda 3 bin kişi ateşli silahlarla öldürülüyor." diye bitiriyor.

Öncelikle Sn. Ayşe Özek Karasu'yu yürekten alkışlamak isterim.

Tarafsız kalmak kaydı ile, sorunu derinlemesine sorgulamanın, toplumu düşünmeye sevk etmenin naif bir örneğini bizlere sunduğu için. Sn. Karasu'ya teşekkür borcumuz olduğunu düşünüyorum.

Silah konusunda bu ülkede bilgi sahibi olanların önde gelenlerinden bir de Sn. Ali Kozanoğlu'dur.

Sitemizdeki köşesinde "silahlar üzerine" toplam 35 yazıyı kaleme almıştır.

Özellikle de ateşli silahlarla ilgili olmak üzere 12 yazıda "La havle" başlığını kullanmıştır.

Bu aslında bir çaresizliğin, bir bıkkınlığın tezahürüdür.

Özde; ben o kadar çok söyledim, o kadar çok yazdım ki... Benim gücüm bu kadar dedikten sonra "güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur" demek sureti ile işimizin "Allah'a kaldığını" kibarca söylüyor. Ne yapsın ki!

Sn. Kozanoğlu örnekler veriyor, mukayeseler yapıyor, silah konusunda dünyayı biliyor...

Ama ne yazık ki yasaları düzenleme çabasında olanlar, Sn. Kozanoğlu'nu bilmiyorlar.

Var sayın ki bildiler, buldular!

Benzeri konularda ısrarla doğruları savunanların çabaları, var olan düzeni değiştirme yönünde yetersiz kalmaktadır.

Çünkü;

Var olan çatışma; doğrularla, popülizm arasındadır.

Tarihsel süreç bizlere, doğruların hiç şansı olmadığını somut örnekler ile sunar...

Aydın insanın karabasanı budur.

Ateşli Silahlar Kanun Tasarısı T.B.M.M''inde görüşülmek üzere bekliyor.

Tasarıyı beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. Bunu bilemem. Ben başka bir şey söyleme gayretindeyim.

Varsayın ki yapılabilecek en iyi yasa tasarısını kanun haline getirmiş olalım.

Yani, bir an için de olsa kağıt üzerinde tam puan alan bir kanunumuz olduğunu düşününün...

Şimdi sorun sizce çözülmüş olacak mı?

-!..

Ne demek istediğimi anladınız.

Uygulama alanında gerekenler yapılmıyorsa Sn. Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi sadece "mış" gibi yapmış olursunuz.

Sorun, yasaya ne ilave edilip edilmemesi değil, nasıl uygulanacağı ile ilgilidir.

Bu konuda somut bir örnek vermek isterim.

Av silahlarının av sahalarında denetimi kolluk kuvvetleri tarafından yapılır. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın ilgili personeli de bu konuda yetkilidir. Kısacası polis, jandarma ve orman muhafaza memurlarını kast ettim.

Ama bilinmelidir ki bu konuda denetim;

Ağırlıkla Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlı muhafaza memurları tarafından yapılır.

Çünkü, her yıl zorunlu olarak değişen avlanma şartları ve usulü en ince ayrıntılarına kadar orman muhafaza memurları tarafından bilinir. Bu kontroller sırasında en büyük yardımı da jandarma teşkilatından alırlar.

Var olan durum, ana hatları itibarı ile hemen hemen böyledir.

Hal bu olunca sizleri aydınlatmak amacı ile Çevre ve Orman Bakanlığı'na elektronik posta yolu ile bir soru yönelttim. Bu hakkı "4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'a istinaden yaptım.

Yasal süreye gerek kalmadan istediğim cevabı aldım.

Bakanlığa sorduğum soru şöyleydi.

2009 yılı içinde, tüm il ve ilçelerde yapılan -avcılıkla ilgili olmak üzere- koruma kontrol çalışmalarının detaylı dökümünü öğrenmek istiyorum. Bu vesile ile saygılar sunarım.
Mehmet Emin Bora / Başvuru Tarihi: 20.12.2010 / Başvuru Sayısı:827730

Dilekçemin içeriği bundan ibaretti.

Kısa bir süre sonra idareden beni telefonla aradılar. Son derece samimi bir havada geçen bu konuşmadan sonra istediklerimden daha çok bilgiyi bana gönderdiler. Yeri geldi bu konuda ilgili şube müdürü Sn.Sebati Nur Akbaş'a teşekkür etmek isterim.

İki sayısal tablo geldi.

Tablo 1

Yıllar İtibari İle Kontrol Edilen Avcı Sayısı

Yıllar
Kontrol Edilen Avcı Sayısı
2003
 30.040
2004
 18.018 
2005
 11.661
2006
  22.977
2007
    7.229
2008
   42.000
2009
  48.029
2010
   52.100
Toplam
  232.054

8 yılda kontrol edilen avcı sayısı 232.054 ise, geçmiş 8 yılın ortalaması 232.054 ./. 8 = 29.006 avcı olur.

Bu netice 300.000 avcının ancak 29.006'sına ulaşabilmiş olduğunu gösterir.

Matematiksel olarak % 9.66 demektir.

Bu tabloları daha derinden yorumlayabilmek için;

A) 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu hakkında bilgi sahibi olmak

B) Yürürlükte olan sistemin işleyişini bilmek,

C) Avcılık hakkında, tecrübe ve bilgi sahibi olmak,

D) Hukukun genel prensipleri hakkında da yeterli bilgiye sahip olmak,

E) Sorgulamayı, analitik düşünme mekanizması içinde gerçekleştirmek gerekir.

2'inci tablonun bizlere verdiği mesajı daha iyi anlayabilmek için aşağıdaki ikazlara dikkat edilmesi gerekecektir

*Kırmızı, dikkatinizi bu ilin verilerine yoğunlaştırmanız içindir.

*Mavi 8 yılın ortalama değeridir.

*Sarı 8 yılın toplamıdır.

Bu ikazdan sonra tabloyu iki şekilde değerlendirebiliriz.

a) Resmi kayıtlara göre.

b) Gerçeklere göre.

Üzülerek ifade etmek isterim ki;

Resmi kayıtlarla gerçekler arasında bir ilinti olduğunu hiç düşünmüyorum.

Ne demek istediğimi anlatabilmek için her zaman yaptığımız gibi önce bilgilenelim.

İnternette yayınlanan gazete haberinde şöyle deniliyor.

"Silah ruhsatlarına ilişkin her türlü bilgi, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Güvenlik Dairesi’nde toplanıyor. Özel Güvenlik Dairesi’nden, bugün Türkiye’de kaç kişide taşıma, kaç kişide bulundurma ruhsatı olduğunu; toplam ruhsatlı silahı olan kadın ve erkek sayısını öğrenmek istiyoruz. Ancak Bilgi Edinme Yasası’nın 12’inci Maddesi’ne göre bu konuyla ilgili bilgi veremeyeceklerini söylüyorlar. Emniyet çevrelerine göre 12’inci Madde’ye dayanarak bilgi verilmemesinin gerekçesi, ruhsatlı silah sayısının tahminlerin çok üzerinde olması."Hürriyet Gazetesi / 02 Ocak 2011 Pazar 20:33 / Mesude ERŞAN, Ayten SERİN, Gülden AYDIN

Resmi kayıtları esas alabilmek için bilgiyi doğru edinmek gerekiyor. Bu yolun kapalı olduğunu üzülerek öğreniyorum.

Ateşli silahlar kavramı bir üst başlık. Bizim ilgi alanımız aslında "yivsiz av tüfekleri!"

Ülkemizde "kaç adet av silahı" olduğunu bilmesek de, kaç avcı olduğunu akıl yürütme yolu ile tahmin edebiliyoruz.

Kaç köy var? Bir köyde kaç avcı olabilir? Belde sayısı! İlçe sayısı! İl sayısı derken bir sonuca varabiliyoruz.

Nerden bakarsanız bakın bu sayı 250.000 ila 300.000 arasındadır.

Çevre ve Orman Bakanlığı'na sorarsanız onlar size sadece "avlanma ruhsatı alan avcı sayısını" söyleyebilirler.

Gerçeğin bu sayı ile sınırlı olmadığını da sizden iyi bilirler. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

Var sayın ki 300.000 avcıdan bahsediyor olalım.

(Bakanlıktan edindiğim son bilgiye göre 243.111 avcı kurslardan geçerek sertifika almış)

Her iki tablo da mevcut kontrollerin yetersiz olduğunu söylüyor.

Ankara'da 68 kişi hakkında tutanak tutulurken, İstanbul'da da aynı sayıda kişi hakkında tutanak tutuluyor!

İstanbul (12. 9 Mil.) Ankara'ya göre (4.6 Mil.) nüfus bakımından en az 3 misli büyük!

Çarpıklığı görebiliyor musunuz?

Kara Avcılığı Kanunu'na muhalefetten haklarında tutanak tutulan avcı sayıları itibarı ile aşağıdaki illere ait veriler "yeterince manidardır" diye düşünmekteyim.

Bu illerdeki avcılar ve koruma kontrolle ilgili görevliler mutlaka ödüllendirilmelidir.

Suç oranın böylesine düşük olması her türlü takdirin (!) üzerindedir.

Giresun 2 / Hakkari 0 / Kars 3 / Gümüşhane 3 / Muş 3 / Siirt 1 / Düzce 3 / Ardahan 2

Gelin görün rakamlar bilinçli (!) bir avcı topluluğunun varlığını söylese de, ülke genelinde yaşanan gerçeklerle bağdaştığı pek söylenemez.

Av köpeği avcıyı vurdu

"Konya'nın Beyşehir ilçesinde babası ve arkadaşıyla ava giden bir kişi, yemek yediği sırada av köpeğinin üzerinden geçerken tetiğine dokunduğu yerdeki tüfeğin ateş alması sonucu yaralandı. Edinilen bilgiye göre, E.K (39), babası M. ve arkadaşı A.İ A ile avlanmak için ilçeye bağlı Şamlar köyü yakınlarındaki Baraj mevkisine gitti. Av sırasında yemek için mola veren ve ateş yakan avcılardan E. K, tüfeğini yere bırakarak yemek için kurdukları sofraya oturdu. Bu sırada, av köpeğinin üzerinden geçerken tetiğine dokunduğu yerdeki tüfek ateş aldı. Tüfekten çıkan saçmaların isabet ettiği avcı K. kalçasından ağır yaralandı. 01 Ocak 2011 / Habertürk Gazetesi

Rize'de 4 arkadaş av sırasında fotoğraf çektirirken
1 kişi hayatını kaybetti.

Olay, bugün akşam saatlerinde Rize'nin Derepazarı ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre, arkadaşlarıyla birlikte ava çıkan K. B. (30), av sırasında hatıra fotoğrafı çektirirken arkadaşı G.Ö'de bulunan tüfek ateş alınca kafasından vurularak ağır yaralandı. Rize 82. Yıl Devlet Hastanesi'ne kaldırılan B., tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Polis tarafından ifadeleri alınan B.'nın 3 arkadaşı, olayın fotoğraf çektirdikleri sırada silahın ateş alması sonucu meydana geldiğini söylediler. 03 Ocak 2011 / Habertürk Gazetesi

Polatlı'da iki kardeşin av partisi ölümle bitti

Ankara'nın Polatlı ilçesinde 2 kardeşiyle ava giden kişi, ağabeyinin omzunda taşıdığı tüfeğin ateş alması sonucu vurularak hayatını kaybetti. Alınan bilgiye göre, Ç. K. (42), A. K. (52) ve M. K. (45) ilçeye bağlı Şıhali Köyü yakınlarındaki ormanlık alanda ava çıktı. Av sırasında M.K'ın omzunda taşıdığı av tüfeğinin ateş alması sonucu, ağabeyinin arkasında yürüyen Ç. K, başına isabet eden saçmalarla ağır yaralandı. Ç. K, kardeşleri tarafından Polatlı Can Hastanesi'ne götürülürken yolda hayatını kaybetti. Kardeşlerden M. K gözaltına alındı. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor. 19.12.2010 / Basından

Silahlı saldırı

Büyük bir özveri ile yürütülen bu çalışmaların en sonuncusu geçtiğimiz hafta içerisinde Genel Müdürlüğümüz personellerinden Sebati Nur Akbaş, Can Demirci ve Sait Karaman ile Adana İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü Şube Müdürü Adil Salkım, Mühendis M.Çevirgen ve personelleri tarafından Adana ilinde gerçekleşmiş, ancak yasadışı avcılık yapan eli silahlı 6 şahıs ekiplerimizin üzerine ateş açmışlardır. Ekiplerimizin silah kullanmadığı olayda, tek taraflı olarak ilgili 6 şahıs ekiplerimizin üzerine 20 el ateş açmış, Adana Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Adil Salkım yüz ve çevresinden, Genel Müdürlüğümüz uzmanlarından Sebati Nur Akbaş'da da başından yaralanmışlardır. Yaralanan arkadaşlarımız ambulanslarla hastaneye kaldırılmıştır. Adana İl Jandarma Alay Komutanlığı ve Karataş İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı tarafından derhal müdahale edilen olay sonucunda şahıslar silahları ile birlikte ele geçirilmiş ve savcılığa sevk edilmişlerdir. 05 Şubat 2010 / Basından

Araç içinde patlayan tüfek

Isparta’da avdan dönenleri taşıyan otomobil, ani frenle durunca aracın arka koltuğundaki tüfek düşerek ateş aldı. Sırtından vurulan sürücü hayatını kaybetti. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, M. Ö, Y. B. ve S. B., Isparta’ya bağlı Gelincik köyü yakınlarında avlandıktan sonra Mustafa Örnek’in kullandığı otomobille dönüş yoluna geçti. Sürücü Örnek, köy girişinde ani fren yapınca arka koltukta bulunan tüfek, düşerek ateş aldı. Tüfekten çıkan saçmalar şoför koltuğunda oturan M. Ö.’in sırtına isabet etti. M. Ö. müdahaleye rağmen kurtarılamadı. 04 Ocak 2011 / Habertürk Gazetesi

Polis okulunda kaza kurşunuyla ölüm

İzmir Rüştü Ünsal Polis Meslek Yüksekokulu'nda "Silah bilgisi ve eğitimi'' dersinde, tabancayla oynayan arkadaşı M.Y. tarafından kazayla vurulan F. Ç. hastanede yaşamını yitirdi. Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü'nde okurken Polis Okulu sınavını kazanınca ailesinin isteğiyle bu okula gittiği ve ölümüne neden olan merminin de, eğitim sırasında namluda unutulduğu ortaya çıktı. Yetkililer, "Derste öğretmen eğitim için hazırlanan içi boş mermi kullanmış. Ancak ders arasında, M.Y.'nin, korkutmak için F. Ç'ye doğrulttuğu silah patlamış. Boş mermiler arasına dolu mermi karışmış olabilir" dedi. 13 Ekim 2010 / Neşet Dişkaya / Zekeriya Şimşek / Habertürk Gazetesi

Öncelikle ölenlere Allahtan rahmet, geride kalanlara başsağlığı dilemek isterim.

Ben yazarken üzülüyorum, yaşayanlar ne yapsın!..

Yazmaktan kastım, "tekrarı olmasın"dan öte değildir.

Basın bunları duyurmasa, yaşanan bu felaketlerden hiç haberimiz olmayacak.

Dört tanesi son 1 hafta içinde gerçekleşen bu 6 ayrı olay, ülkemizdeki avcıların, silah eğitimi veren hocaların içine düştükleri acı gerçeğin somut örnekleridir. Bu aşamada bir soru sormak istiyorum.

Yürürlükte olan Ateşli Silahlar Kanunu veya 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu'nda bir boşluk mu vardı da bu üzücü olaylar gerçekleşti!

Diyelim ki bu kanunları beğenmediniz. Çok daha iyisini de bir çırpıda yazdınız.

Ne değişecek?

Sadece yaz"mış" (!) olursunuz o kadar.

-!..

Boşuna kendinizi yormayın. Sorunun odağı eğitim eksikliğidir.

Veriliyor"muş" (!) gibi gösterilen eğitim.

Özellikle avcılara verilen eğitim "laf ola torba dola" haline gelmiş, olabileceği kadar sulandırılmıştır.

Ben doğru söylemiyorsam, yaşananları nasıl izah edeceksiniz?

Beylik silahını, silah tamir ustalarına bakım için getiren polis memurlarının tabancalarını teslim ederken yaptıkları hareketleri görseniz, var olan aklınızı yitirmeniz işten bile değildir. Birileri bu esnada ölürse şaşırmayalım. Görülen köy kılavuz istemez.

Bu ve benzeri örnekleri seslendirmekten ötürü dilimde tüy bitti.

İlgililer "acı gerçeği görmek istemedikleri için", "acılarla karşılaşmalar kaçınılamaz hale geliyor."

 

Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan,

yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.

                                                                                Descartes

Buraya kadar anlatmaya çalıştığım; sorunun yasal düzenlemelerle çözülemeyeceğini, sorunun öznesinin "eğitim" olduğunu vurgulamak olmuştur.

Bakanlığın, yabanhayatını korumakla görevli çalışanlarını yeri geldikçe eleştiriyoruz.

Bu eleştirileri yaparken hakkaniyet ölçüsünün de dışına çıkmamak esastır.

Bir iki küçük örnek vermek sureti ile sorunun ne denli büyük olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Önce bilgilenelim.

Yabanhayatı 70 milyon hektarlık bir alanda varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Bu alanı korumakla görevli sayısı maksimum 500 kişi civarında olduğu ifade ediliyor.
(Toplam 689 memur varmış)

70 Milyon hektarlık bir alanda;

2010 yılı itibarı ile yasal izin alan 92.000 ,

Yasal izni olmayan, 200.000 avcı dolaşıyor.

İdare, bunların hepsini denetlemekle görevli.

Arzu edilen çalışma ise 365 gün 24 saat!

Var olan durum bu.

Şimdi bu ölçüleri anlaşılabilir örneklere çevirelim.

70 Milyon hektar = 700 Milyon metre kare eder.

700.000.000 metre kare alan 500 görevliye bölünebilse!

Bir görevliye 1.400.000 metre kare alan düşer!

Koruma kontrol çalışmaları asgari 3 kişi ile gerçekleşebilir.

Bir araç şoförü, 2 muhafaza memuru.

Hepsi bakanlık personeli olacağına göre 500 kişiyi 3 bölmek zorunda kalırsınız. Bu da kontrolle yükümlü olduğunuz alanı bir anda 3 misli büyük hale getirir. (1.400.000 x 3 = 4.200.000 metre kare)

Bu sahalar merkezlere en az 20-30 Km uzaklıktadır. Her gün bu mesafeleri kat edip 4.200 dönüm araziyi kontrol edeceksiniz. Avcılık yapılan sahalarda arazi şartları çok zordur. Güneydoğu Anadolu'da ve Doğu Anadolu'da ayrıca can güvenliği sorunu yaşanmaktadır. Gerçek budur.

Bunun altından kalkmak yazıldığı veya söylendiği kadar kolay değildir. Gerek personel sayısı bakımından gerek ise bunu finanse edecek bir mekanizmayı oluşturmak, bu şartlar altında imkansıza yakındır.

Umudunuzu kesmeyin, ama gerçekleri de bilin.

Şu ana kadar var olan durumu ve yaşanan sorunları seslendirmeye çalıştım. Bu kolay olanıdır.

Önemli olan çözüm yollarını seslendirmektir. Bu da yetmez.

Çözümün bir parçası olmak da gerekiyor.

Bana göre mevcut sorun ancak ve ancak eğitim ile aşılabilir. İşin esası budur.

Yasal düzenlemeler yapılırken -bir kanun maddesi ile- "değişen yabanhayatı şartlarına göre" avcıları zaman zaman erginleşme kurslarına katılmaya yönlendirebilirsiniz. Bu kurslarda başarı gösteremeyenleri bir süre de olsa avcılıktan men edebilirisiniz.

Av suçu işleyenlere dönük müeyyideler ağırlaştırılabilir.

Avlanma sahalarının taşıma kapasitesi göz önüne alınarak avcı sayısını dondurabilirsiniz. Sistemden çıkan avcı sayısı kadar, avcıyı sisteme ilave etmek kaydı ile aşırı baskı önlenebilir. (Bkz. Almanya örneği)

Haznesi iki fişekten fazla alan silahların ruhsat harçlarını yükseltebilirisiniz. (Tıpkı arazi taşıtlarında olduğu gibi...)

Egzoz emisyon pulunda olduğu gib bir mali külfeti, sistemin bir aşamasında kaynak olarak kullanabilirisiniz.

İlk okuldan başlayan yabanhayatı ve çevre ağırlıklı bir öğreti, problemi orta vadede kökten çözen bir unsur olabilir.

Buraya kadar dikkatli bir göz "yasak" kelimesini hiç kullanmadığımı fark edecektir.

Ayakları yere basan pek çok fikir üretileceği yönünde inancım var. Önemli olan "bunu, ne denli istediğimizdir."

Bu yazının başlığı "Ateşin ve Ateşli Silahların Öldürücü Gücünden Daha Yıkıcı Olanı!" şeklindeydi...

"Böyle bir güç var mı?" sorusunu sormak sureti ile "aklımızı tetiklemek" istedim.

Bana göre vardır. Bu bilgi eksikliğidir. Kronik haline cehalet deniliyor.

Toplumu yönetmek ve yönlendirmek isteyenlerin "yanlış kararla doğru sonuç elde etme beklentileri, hayalden öte değildir. Yok yere sarf edilen zaman, kaybeden de ülke insanı olur."

Okumak insanı olgunlaştırır,  konuşmak ustalaştırır,
yazmak ise daha somut bir bilgi sağlar.
Dolayısıyla az yazanın iyi bir belleği olması gerekir,
az konuşanın keskin zekâlı,
az okuyanın da, bilmediğini bilir gibi görünebilmek için
kurnaz olması gerekir.
                                                                    Bacon

Allah bu milleti kurnazlarda korusun.

(...)

 

Mehmet Emin Bora

06 Ocak 2011 / Ankara

Bu yazı 2640 kez okundu...