Bayram!


3 Hanım 3 Farklı Anlatım
Ve
Bayramda yaşadıklarım

En büyük sermayem sevgim derdim
Sermayeyi kediye yükleyip
Sevgimi bir kediye verdim,
Kedi kör, kedi nankör diyorlar
Ne kadar yanlış biliyorlar
Kedi değildi nankör
kediyi bilmeyenler kör

Kedi silerken gözyaşlarımı
Aratmadı ne kardeş ne de arkadaşlarımı
Kedi kadar olamadı sevdiklerim
Kedi gibi silemediler yaşlarımı
Gece nöbetlerimi paylaşırken kedi
Sevdiklerim aman sende dedi
Minik kedi ise sevgiyle bakıp beni bekledi
İnanın hiç nankörlük etmedi

                                                                                      Leyla Gül Varoğlu

 

Kurban Bayramı'ndan 4 gün önce Çamlıdere'ye gittim.

Kapıda, beni karşılayan dostlarımı görünce sevindim doğrusu...

Bu, bana olan güvenlerini gösteriyor, umutlarını kesmemişler...

Onları utandırmadım. Hazırlıklı gelmiştim...

Menü de, süt de vardı

Karnını doyuran, kendini güneşin kucağına attı...

    

                                          Çırak                                                                                  Balpeteği

Çuf çuf çuf..

    

Muhallebi

Üstad

Koca Kafa Metin

Tekircik

Rahmetli babam kedileri çok severdi.70 yıl evvel Urfa'daki evinde ceylan beslermiş.

Evimin bahçesi olduğu zamanlarda, köpeklerim de oldu...

Son köpeğim ölünce, aylarca ağladım... Gerçek anlamda "kontes" idi...

40 senedir evimde kedi var.

Kızım evinde, oğlum, iş yerinde besliyor.

Hiç, dedikodu yapan kedi görmedim, duymadım.

Tırmık!

Tırmık atarlar, pislik (!) atmazlar.

Kedilere karşı zaafım var...

Havalar soğudu mu, içime hüzün çöker...

Dağdaki veya bağdaki diye ayırt etmem...

Sincap görünce, yüzüm güler...

Tilkiye bayılırım...

Berduş

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=55

Hayvan sevmeyen, insanı nasıl sever!

Kedilerle haşır neşir olunca, daha sağlıklı düşünme fırsatı elde ediyorum.

Yazma çabasında olanların buna ihtiyacı var.

Bu bağlamda Çamlıdere'ye beraberimde 3 yazı götürdüm. Avcılık üzerine yazılmış 3 yazı...

Üçü de, hanımlar tarafından yazılmış...

Okuyalım mı?

Birinci yazı, Sn.Rahşan Gülşan'a ait. Tarih:09 Kasım 2010 Salı, 12:29:20

Yazının başlığı "O ceylanı vuran zalim aranıyor mu?" şeklinde.

Köşe yazısının İçeriğinde;

"... Aklıma hemen hafta sonu beslediği yaralı ceylanı kendini bilmez zalimlerce öldürülen Cemal Gülas geldi. Sahi o güzel bebeği öldüren zalim de her yerde aranıyor mudur? Yakalanırsa hapis filan yatacak mıdır? Bu soruları sormuyoruz bu ülkede. Çünkü cevapları her zaman zalimleri sevindirecek türden" denmekte.

İkinci yazı, Sn.Neva Çiftçioğlu'na ait. Tarih 09 Kasım 2010 Salı, 12:15:01

Yazının başlığı "Bambiyi de vurmuşlar" diye düzenlenmiş.

Uzunca bir yazı. Onu da okuyalım.

"Babam eski avcılardandır. Bir gün bembeyaz karların üzerinde bir tavşanı vurduktan, etrafı ve kendisi kana bulanan o savunmasız varlığın hâlâ sıcak olan bedenini eline aldıktan sonra kendi kendine sormuş: "Ne yapıyorum ben?"
 

Bu soruya ne kendisi ne de diğer av arkadaşları tatmin edici bir yanıt veremeyince dedemden kalan silahını yılda bir bakımını yapmak ve sadece manevi bir hatıra olarak saklamak için bir daha hiç kullanmamak üzere duvara asmış.

O gündür bugündür babam ormanda av hayvanı gördüğünde tetik çekmek yerine fotoğraf makinesinin denklanşörüne basmayı tercih ediyor.


Geçen hafta fotoğrafçı Cemal Gülas'ın Kaçkar Dağları'nda bulduğu ve annesi olmadığı için evlat edinerek tedavisini yapmaya, büyütmeye çalıştığı yavru karacası Bambi'yi avcılar vurarak öldürdüler. Daha önce de annesi avcı kurşunuyla ölen boz ayı yavrusu Datvi'yi evlatlık edinerek 14 ay bakan doğa dostu Gülas, kızgınlık ve isyan duyguları yaşıyor, 21. yüzyılın av ve avcılık anlayışının kökten sorgulanması gereğini hatırlatıyor.

(...)

Avlanmanın faydalarını oturup beş altı ciltte anlatacak çok avcı vardır mutlaka. Bir bilim insanı olarak umuyorum ki bu kitabı yazacak ya da bu olayı savunacak avcıların aynı zamanda "ekolojik denge" konusunda derin bilgileri de vardır. Eğer balta girmemiş, çeşitli sebeplerden dolayı yakılmayan gür ormanlarımız; içinde çoktan yok olmaya yüz tutmuş pars, geyik, karaca, dağ keçisi, ceylan, ayı, vaşak, sırtlan, susamuru, kelaynak gibi hayvanlar cirit atıyor olsaydı belki de sürekli savundukları "doğaya denge getirme" konusu bir nebze tartışılabilirdi. Fakat bırakın avlanmayı, artık ülke genelinde ormanlaştırma çalışmalarının hızlandırılması, o genç ormanlara adı geçen ama katledilerek, hassas dengelerle bilinçsizce oynanarak yok edilen ülke hayvanlarımızın üretilerek salınması acilen gerekmektedir. Durum buyken nasıl oluyor da ülke olarak geçen hafta "av sezonu açıldı" ilanı yapıyoruz, anlamak mümkün değil" diye devam ediyor.

Üçüncü ve son yazı ise Sn.Tûba Noyan'a ait. Tarih 14 Kasım 2010 Pazar, 13:37:48
 

Yazının başlığı "Balıktayım dönmeyebilirim"

"Balık sevdası peşine takıldım, rotamı Alaçatı'ya çevirdim. Dördüncü yılında Vodafone Alaçatı International Fishing Tournament 2010, 8.500 dolar para ödülü ve rekor katılımıyla beni kendisine doğru çekti. Zaten bu balık aşkı yüreğime düştüğünden beri denizin çağrısını daha çok duyar oldum."

(...)

"Gelen av haberleri Alaçatı'nın açığında 1.000 metre çukuru diye tabir edilen bölgenin kuzeyi ile 500 metre çizgisi arasına yayılmıştı. Öğle saatlerine doğru teknenin flybridge'inde güneşin, rüzgârın, dalgaların tadını çıkarırken kulağıma çıkrığın balığın asılmasıyla çıkardığı o muhteşem sesin gelmesiyle olduğum yerden kıç tarafa koştum, Murat İyriboz çoktan oltanın başında balığı çekmeye hazırlanıyordu."

(...)

"15 dakika kadar süren bir uğraştan sonra 11 kilogramlık bir uzun kanat orkinos tekneye alındı. Oltanın ucundaki kıvrıla kıvrıla tekneye doğru gelen o parlaklık hep aynı hissi yaşatıyor bana... Her seferinde ava giderken avlanıyorum. Balığa her çıkışta denizi okumayı, sabretmeyi, dinlemeyi içime sindiriyorum. Bundan daha iyi terapi olur mu?" diye sonlanıyor.
 

Yazının her satırı, güçlü vurgularla dolu. İnternetten indirip, tamamını okuyabilirisiniz.

Üç yazıyı da, bir kaç kere okudum.

İlk iki yazının sahiplerine, hızlıca aşağıdaki iletileri gönderdim.

Sn.Rahşan Gülşan

Bugün ki köşe yazınızda yayınladığınız "O ceylanı vuran zalim aranıyor mu?"  başlıklı haber ile ilintili olarak, bilginiz olsun diye size yazdım.

Öldürülen ceylan değil, karaca yavrusuydu.

Saygılarımın kabulü ricasıyla.

M.E.Bora
 

****

Sn.Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu

Bugün ki köşe yazınızda yayınladığınız "Bambiyi de vurmuşlar..."  başlıklı haber ile ilintili olarak, size yazma ihtiyacını hissettim. Tespitlerinizde büyük oranda haklısınız.

Keşke, bir yılda 500 yabandomuzu vurduğu için yılın avcısı seçilen gazeteci (!) için de  eleştiri yapabilseydiniz.

Yarım bilgi bugünü, yanlış bilgi geleceği yok eder.

Saygılarımın kabulü ricasıyla.

M.E.Bora

****

Tabii ki gönderdiğim, mektupların içeriği bundan ibaret değil...

Her iki iletiye http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=398 adresini ilave ettim.

O yazıyı ve sayfa sonunda adreslerini verdiğim diğer yazıları okurlarsa ise, ortak lisanı konuşabiliriz diye düşündüm.

Yabanhayatı konusu hassas ve bir o kadar da çarpıtılmaya müsait.

Bugün 30 Kasım 2010.

Bu yazışmalardan bu yana 20 günden fazla zaman geçmiş.

Onlara, makul bir zaman tanımak gerektiğini düşündüm. Yeni yazıları bir kaç kere yayınladı...

Ne bir gönderme var, ne de konu ile ilgili farklı bir yaklaşım. Ne de "ben yanlış yazmışım özür dilerim" deme...

Her iki mektubum, nezaketen de olsa cevaplanmadı bile.

Sn.Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, var olan sistemi kısmen sorgularken,"av sezonu açıldı" ilanına takılmış.

Hemen soralım.

Tarım bakanlarının "denizlerde av sezonunu açılmıştır. Vira Bismillah" gibi söylemleri sırasında neredeydiniz?

Av sezonu açılmasını duyurmak, kapanması gereken bir zamanın varlığının işaretidir.

İyi ki açıyorlar, iyi ki kapıyorlar.

Yabanhayatı ile ilgili derslerde eğitmen sıfatı ile kursiyerlere bir soru sorardım.

"Eşiniz akşama size balık pişirmek için, balık haline gittiği zaman, beğendiği bir balık olursa satıcıya ilk defa ne sorar?" şeklinde bir soru yönelttiğimde; adaylar, koro halinde "balık taze mi?" diye bağrışırlardı.

Bu sorunun saklı içeriği; "yeni mi öldürüldü?" değil mi!

-!..

Kuşa acıyacaksınız...

Balığın midesine indirdiği zokayı şevkle ve zevkle çekeceksiniz! (bkz. 3-5 satır yukarısı!)

Geyik için ağıt yakarken...

Kasabınıza ağzınızı büze büze "süt dana var mı?" diye soracaksınız!

Süt kuzusunu bayıla, bayıla yiyeceksiniz, "Ay çok yumuşak valla" diyeceksiniz...

Avcılığa karşı çıkarak kendinizce "arınacaksınız!"

(...)

Desmond Morris'in eserlerini okuyun...

Jose Ortega Y Gasset'i anlamaya çalışın...

Özellikle "Avcılık Üstüne" adlı eserini...

Esansiyel, ya da temel amino asitlerin, insan hayatında oynadığı rolü öğrenin.

Bu sitede, benzeri konuları yaza, yaza bana artık gına geldi.

Konudan, bi haber olanlara kolaylık olsun diye, bazı yazıların kısa yollarını da yayınlıyorum.

Onlara bile, zahmet edip bakmıyorsunuz.

Ben, bir kısmını bir kere daha yazayım. Rica ediyorum lütfen okuyun.

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=132
http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=134
http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=151
http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=189
http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=74
http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=79
http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=81

Çelişkiye düştüğümü görürseniz de, hiç durmayın.

-!..

Duygularımızı değil, aklımızı kullanalım. Bu, merhametten uzaklaşacağımız anlamına gelmemeli.

Sn.Tûba Noyan'a mektup yazmaya gerek duymadım. O hayatın gerçek yüzünü, tüm içtenliği ile yazmış.

Yaşanan gerçek bu.

Çok daha acısı, kanatlılar ve büyükbaşlar için kurulan besi çiftliklerinde yaşanırken "gıkı" çıkmayanlar, fırsatı yakaladıkları anda, basıyorlar vaveylayı!

Yumurtadan çıktıktan sonra, bir gün bile güneşi görmeden kesimhanelere giden civcivler için ne düşünürsünüz?

"Ayyyy şey.. O başka ama" dan öte bir şey bekliyorum...

Kurban Bayramı arefesinde Sn. Prof. Dr. Ali Demirsoy bir yazı yayınladı.

http://yunus.hacettepe.edu.tr/~demirsoy/Ana_Sayfa.html

"Denemeler" başlığının altında...

Kısa bir alıntı yaptım.
 

KURBANIN KURBANI OLANLAR

Kurban Bayramı geldi, her zamanki gibi çeşitli görüş ve tartışmalar yine gündeme düştü. Bugüne kadar yapılan tartışmalardan farklı bir sonuç çıkmadığı gibi düşünmemiz gerekenlerden daha da uzaklaştığımız anlaşılıyor.

İnsanı insan yapan unsurların başında bir şeyin nedenini araştırma olduğuna göre bunu da masaya yatırmamız gerekti. Acaba kurban kesme niye çıktı, bu hale niye geldi?

Yapılanlar doğru mu yanlış mı; yanlışı ne, doğrusu ne?

Evrimci bir biyologun mantığıyla kurban öyküsünü ve bilimsel gerçekleri öğrenmek isterseniz, zaman ayırıp okumanızı öneririm. Bu yazı daha özet olarak 2009 yılında büyük bir olasılıkla adresinize gönderilmişti.

Bu vesile ile bayramınızı kutluyorum, esenlikler diliyorum.

Bu yazının devamını okumak istiyorsanız burayı tıklayınız.

Bu yazının içinde -dolaylı da olsa- avcılıkla ilgili olmak üzere edinebileceğiniz temel bilgiler var...

Söz, Sn. Prof. Dr. Ali Demirsoy'dan açıldı.

Kurban Bayramı'nda hoca Çamlıdere'ye geldi.

Öyle şeyler anlattı ki, kimi zaman çok duygulandık, kimi zaman da doyasıya güldük.

Prof.Dr. Ali Demirsoy - Mehmet Emin Bora

Hoca çocukluk yıllarına ait bir öyküyü bizlerle paylaştı.

(...)

Çocuktum, bir akşam anam yatağım yanında inanılmaz güzellikte bir dana getirdi ve dedi ki, "yeni doğdu, bir kaç gün odamızda kalsın üşümesin".

Sarıldım öptüm besledim. O zaman İstanbul'da meşhur bir kadın vardı Nanoş... Dananın adını Nanoş koyduk. Onunla beraber koştum, besledim.

Bir akşam anam yemek yerken "iyi beslemişiz, eti lezzetli olmuş dedi" Ne diyorsun ana dedim. Lafı geçiştirdi. Aşağıya indim... Nanoş yok!

Şimdi siz insanlara diyorsunuz ki enpati yapın! Muhtemelen onu da çocuğun yanında kesiyorsunuz.

Dün İstanbul'da bayramın birinci günü 3326 kişi hastanelik olmuş...

Hocanın anlattığı her hikayede bir mesaj var.

Ne diyebilirim ki!

Allah benim ömrümden alsın, size versin...

Çok yaşa hoca...

15 Kasım 2010 Pazartesi Arefe günü

Sabah gazeteyi elime alınca, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Başlık çok acımasız!

Sıtkı Olçar vefat etti...

Dünyaca ünlü çini ustası 62 yaşındaki Sıtkı Olçar tedavi gördüğü İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Evli 3 çocuk babası Olçar UNESCO tarafından ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödülüne layık görülmüştü.

!...

Tarifsiz acılar içindeyim.

Sıra dışı bir değerimizi kaybettik.

Benim üzüntüm "neden daha çok beraber olamadık?" sorusuna yanıt arıyor...

Kendisi ile avcılığı, bu alana çok yabancı olan önemli bir kitleye anlatma çabası içinde olmuştuk.

Ana fikrimiz "Siz insanları yeterince bilgilendirmezseniz, onlar kulaktan dolma bilgilerle yetinirler."

Onlara işin doğrusunu anlatalımdan ibaretti.

9 Mart 2004

Sıtkı Olçar - Mehmet Emin Bora

Kütahya'da ne yapmıştık?

Öğrenmek isteyenler için..

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=38

Sıtkı Olçar'a Allah'tan rahmet, kederli ailesine sabır, metanet ve baş sağlığı dilerim.

Nur içinde yatsın.

Sizler (!) avcılık konusunda, kamuoyunu bilgilendirmezseniz, yaşananlara katlanmak durumunda kalırsınız.

Ne demek istiyorum?

Anlatmak isterim.

"Oylum Talu'nun pazar sabahları sunduğu bir program var. Bu bayramda, "Bayram Özel" başlığı ile sunuldu.

Sn. Talu'nun sunduğu programları keyif ile izlerim.

O gün, konuk olarak Sn.Zihni Göktay'ı ağırladı.

Laf lafı açtı, söz kurban kesimine gelince,

Sn.Zihni Göktay: Bir takım angutlar (!) anguslara eziyet ediyor dedi. (Angıt-Tadorna ferruginea)   

Sormak lazım!

- Sn. Göktay'a angutlar (!) hakkında ne biliyorsunuz?

- Kulaktan dolma bilgilerle, ses uyumundan öte, zerre espri değeri olamayan bir yakıştırma ile ne anlatmak istediniz!

- Farklı cinslerden oluşan ördekleri, gökyüzünde uçarken görseniz, angıtı ayırt edebilir misiniz?

-!..

Aynı soruları Sn. Mustafa Denizli'ye de yönlendirmek isterdim!

Benzeri bir espriyi (!) o da Lig TV'de yapmaya çalıştı

Okurlar mı?

Zannetmiyorum. Ama ben bu konuda, bilgiye ulaşmanın kolay yollarını göstermek isterim.

http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=192

Angıt-Tadorna ferruginea
M.Emin. Bora / Çamlıdere / Ankara

Çamlıdere'de geçirdiğim zaman içinde bir elektronik posta aldım.

İçeriği aşağıda:

***

"Sayın Bora,

Tesadüfen Çatalca anılarınızı okudum. Halen www.erdalsarizeybek.com.tr
ve face book erdal sarızeybek web adreslerinde yayınlanmaktadır.
Bilgilerinize,
Bayramınızı kutluyor böylesi duygu dolu anılarınızı yayınladığınız
için teşekkür ediyorum. Erdal Sarızeybek

***

Bu haber üzerine ben de kendisine bir teşekkür mektubu yolladım.

Aynı yerlerde, ama çok farklı zamanlarda askerlik görevi yapmışız.

Ben asteğmendim, o ise albaydı.

Bayramın bitime yakın Çamlıdere'de ölümü gördüm.

-!

Fotoğraf çekmeye gittim. Tek başıma. Issız bir dereye girdim.

Yol, ormanın deriliklerinde sonlanıyor.

Ve öyle bir hata yaptım ki...

40 sene düşünsem bu hatayı yapacağımı bilemezdim.

O gece, sabaha kadar yarım kalacak yükümlülüklerimi (!) düşündüm.

Belki de düşünme şansım (!) olduğu için bu kadar yıprandım...

Hiç birimiz, öleceğimizi aklımıza bile getirmek istemiyoruz.

Ama kaçınılmaz akıbet bu...

Abartmıyorum,ben çok şey öğrendim...

Duygularımı, yeri gelince sizlerle paylaşacağım.

Şimdilik de olsa, bu karmsar havadan uzaklaşmak istiyorum.

Adamın birisi manzara hevesiyle dağlarda dolanırken dengesini kaybedip uçuruma yuvarlanır ve nihayet düşüşünü engelleyecek bir dal yakalayana kadar metrelerce düşer.

Ancak, ne dal sağlamdır ne de gücü sonsuza dek dayanabilecektir.

Umutsuzca haykırır:

"İmdat, İmdat... Yardım edecek kimse yok mu?" 

Yukarı bakar ama masmavi gökten başka hiçbir şey göremez.

Derken birden gök yarılır ve son derece parlak bir ışık üzerine düşer.

Ardından gür bir ses duyulur:"Ben varım, oğlum. Bırak dalı, gel kucağıma...."

Adam bir an düşünür ve bir daha haykırır:"Başka kimse yok mu?"  

Bayram bitti.

Edirne'nin düşman işgalinden kurtuluşunun 88'inci yıl dönümünde yaşananlara bakar mısınız?

Önce ulusal basında çıkan habere bakmak lazım.

Vali Sözer: Av Hayvanları Artık Bayramlarda Teşhir Edilmeyecek:

“Edirne’nin kurtuluşu münasebetiyle kurum ve kuruluşlar bu törenlere katılırlar, çeşit gösteri ve etkinlikte bulunurlar. Avcılar Derneği de bu törenlere katılıyor. Geçtiğimiz yıllarda av hayvanlarını da teşhir ediyorlarmış. Ancak bu son birkaç yıldır yasaklanmış. Bu yılki kutlamalarda kesinlikle av hayvanlarının teşhiri, av hayvanlarının getirilmesi gibi bir şey yoktu. Ancak resmi geçit esnasında Avcılar Derneği’nin bir takım av hayvanlarını tören alanına getirdiklerini hatta bana hediye etmek istediklerini gördük. Bundan dolayı üzüldük tabiki. Bu istemediğimiz ve yapılmasını istemediğimiz bir konuydu. Ama bu Avcılar Derneği’ndeki mensuplar, bir etkinlik zannederek böyle davranmışlar. Yasak olduğu halde ikaz edildikleri halde, yapmalarına izin verilmediği halde. Biz o hayvanları daha öncede görmedik. Tören alanında o şekilde teşhir edilmiyordu. Tam geçme esnasında teşhir ederek geçtiler. Kendilerini ikaz ettik, bundan sonra böyle bir şeyin olması mümkün olmayacak”

Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ise hayvan teşhirinin 50 yıllık gelenek olduğunu savundu.

CHP’li Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ise; avcıların öldürdüğü hayvanlarla resmi geçitlere katılmasının 50 yıllık gelenek olduğunu savundu. Geçen yılki törenlerde avcıların av hayvanı bulamadığı için teşhir edemediğini kaydeden Sedefçi şöyle konuştu:

“Kurtuluş Günü’ndeki etkinlikleri belirleyen bir komisyonumuz var. Bu komisyonda Edirne’deki kurum müdürleri yer alıyor. Bugünler Avcılar ve Atıcılar Derneği’nin resmi geçitte yeri vardı ve geçerken de yasal boyutta avlanan ruhsatnameli silahla vurulan av hayvanlarının bir kısmını teşhir ettiler. Bu olay Edirne Valiliği ve belediyesinin uhdesinde olan bir olay değil. Her ne kadar bayramı Edirne Belediyesi yapsa da bu olay Edirne’de 50 yıldır yapılıyor.

Geleneksel ama asla bir hayvan katliamı söz konusu değil. Avcıların, av hayvanlarını teşhiri söz konusu.

Edirne olarak çok iyi imkanları olan hayvan barınaklara sahip bir belediyeyiz. Bizim her türlü canlıya karşı saygımız sonsuz. Kamuoyunun bunun bir hayvan katliamı değil, ufak bir av hayvan gösterisi olduğunu belirtmek istiyorum. Ben 21 yıllık belediye başkanıyım. Her sene avcılar sürek avına çıkarlar yasal olarak. Avlanan hayvanlar bayramda teşhir edilirdi. Geçen sene avcılar av hayvanı vuramayınca teşhir edemediler. Bütün mesele bu” dedi

Çevre ve Orman Bakanı Sn. Veysel Eroğlu ise aşağıda görüldüğü şekilde bir tepki vermiş.

Siz ne düşünürsünüz? Bunu bilemiyorum.

Ben düşündüğümü seslendireyim.

Doğruyu, sadece Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi söylüyor.

Gerçek bu.

Diğerleri!

Diğerleri "popülizmin dayanılmaz rüzgarına kapılmışlar" Ben böyle düşünüyorum.

O kadar çok ve farklı örnek verebilirim ki!

Kasap vitrinlerinde kıçlarına renkli graphone kağıtları sokularak sergilenen koyunların bu hali, özgür iradelerinin bir sonucu mudur?

Hamsiler, palamutlar, mezgitler ve benzeri onlarca balık türü, kendi arzuları ile mi balıkçıların tezgahlarını süslüyor(!)

Avlanıp gelmediler mi?

Onların canı yok mu?

Avcılara avlanma ruhsatını kim veriyor?

Çevre ve Orman Bakanlığı.

Avlanma ile ilgili yasaları kim düzenliyor?

Çevre ve Orman Bakanlığı.

4915 Sayılı K. Avcılığı Kanunu'nun neresinde"yasal olarak avladığını, hiç kimseye göstermeyeceksin diyor?"

-!..

Arabaya koyup gezdirsinler mi? Bu, avcıların eğitimi ile ilgili bir konudur.

"Yeterli eğitimi veremiyorsunuz" diye söylenmekten dilimde tüy bitti.

Geçmişi, çok çok eskiye dayanan bir zamandan bu yana, avcılar kurtuluş günlerinde resmi geçitlerin bir parçasıdır.

1950'li yılları ben çok net hatırlarım. Çok da ilgi çekerlerdi. Aslına yine de çekebilirler ama, sırtları yok!

-!..

Şimdi size 08.08 2008 tarihli "O başka!" (Autre chose) başlıklı yazımdan bir kaç satır sunmak isterim.

(...) "Fransa'da avcılar son derecede örgütlü bir yapıya sahiptir.

Ananevi Avcılık Balıkçılık ve Çevre Partisi'nin (Chasse Peche Nature Tradition) Fransa'da % 3 gibi bir oyu vardır.

Bu da genel seçimlerde 500- 600.000 net oy yapar. Dolayısıyla destek verdiği büyük partinin kaderini değiştirebilir.

Bu partinin başında halen başkanlık yapan kişinin adı Monsieur Saint Josse"

Bkz:http://www.arpacik.net/guncel_detay.asp?id=322

Bu kısa bilgiden sonra bir kaç soru sormak isterim.

Eğer bu ülkenin avcıları da örgütlü olabilse ve % 3-5 arası bir oy potansiyeline sahip olabilseydi;Çevre ve Orman Bakanı yukarıdaki çıkışı yapabilir miydi?

-!..

Bu ülkede, kara avcılığının nasıl yapılacağına dair işlevleri yürüten kurum, "Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü"dür ve Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlıdır.

Edirneli avcılar yasalara göre suç işlemiş ise (!) öncelikle genel müdürlüğün bu konuda bir ihmalinden veya bir eksikliğinden söz edebiliriz!

Böyle bir hal söz konusu mudur?

-!..

Bence bu sorunun yanıtı da hayırdır.

Bir eylemin suç sayılıp sayılamayacağı ilgili yasalarla belirtilmiş ve düzenlenmiştir.

Kanunlardan bahsediyorum...

Kanunun suç saymadığı bir eylemin karşılığında ceza da -doğal olarak- yoktur.

Hal böyle ise, neye istinaden ceza verebilirsiniz?

-!..

Sonuç.

İlişkiler yaralanmıştır. Edirne'li avcılar suçlu değil, mağdurdur.

Bayramla başladık, bayramla bitirelim...

Bayram

Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram...
Hayata rastgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

* * *

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

* * *

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...

* * *

Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...

* * *

Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...

* * *

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun!

                                 CAN DÜNDAR

Avcılık konusunda bilen de yazıyor bilmeyende....

Herkese hoşgörü, tolerans ve sabır diliyorum.

Avcı, yeri geldiğinde affetmesini bilendir.

-!..

İki hanım yazar için de, gerekeni seslendirdiğimi zannediyorum.

Bu ülkede bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak,

sadece akıllı geçinen sade vatandaşın değil,

bazen medyanın sorunu olabiliyor.

                                                    Cüneyt Ülsever

 

 

Dört Şey Geri Gelmez
Atılan ok
Kaçırılan fırsat
Ağızadan çıkan söz
Geçen zaman

      

Mehmet Emin Bora

30 Kasım 2010 / Ankara

Bu yazı 3986 kez okundu...