Şavşat


30 Haziran 2010 / Saat 07:11
Ankara - Çankaya

Bu sene içinde, sosyal ağırlıklı çalışmalardan ötürü Ankara dışına çıkamadığımı, daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Arkadaşlarımın, Artvin'e gideceklerini duyunca; "Tek başınayım, sizce bir sakıncası yoksa en azından Artvin'e kadar ben de sizlere katılırım. Daha sonra, duruma göre yeni bir gezi planını orada yapacağım, dolayısıyla sizlerden ayrılabilirim. dedim.

Bu talebim olumlu karşılanınca, geriye sabahın erken saatinde buluşmak kaldı.

Ankara Artvin arası 998 Km.

1980 yılında Jeep ile Ankara'dan Artvin'e 16 saatte gitmiştim.

Ekim 1980 / Kafkasör

Aradan tam 30 yıl geçmiş.

Şimdi tek başıma nasıl gideceğim? Seslendirmekten uzak durmaya çalışsam da, ana sorun bu. Korkum da!

Bu beraberlik kısmen de olsa beni çok rahatlatacak. Dünyanın binbir türlü hali var... Üstelik diğer arabanın eşyaları inanılmaz ölçüde çokça. Biribirimize faydalı olacağımız peşinen görülüyor.

Bu araca ayrıca 3 kişi sığacak!

Yol arkadaşım, Sn. Aykut İnce.

Sn. İnce Anlatıyor: "Ne zaman fotoğraf çekmek için bir yerlere gitmek için yola çıksam, bavullar dolusu eşyayı da zorunlu olarak yanımda götürmem gerekiyor. Bu kadar çok eşyayı gören şoför muavini, bir bavullara bakıyor bir de bana ve sonra hemen soruyor "diğer yolcular nerede?". Bu duruma alıştım artık.

Eşyaların bir kısmını da benim arabama koyarak yola düşüyoruz. Saat 07:00

Yolboyu Sn. İnce ile çok uzun bir sohbet yaptık. Bu arada kısa bir hatırlatma yapmak gereğini duyuyorum.

Sn. Hüsrev Özkara Milli Parklar'da 21.10.1999 - 28.02.2003 tarihleri arasında görev yapmıştı.

Zaman zaman bir araya gelir, "yabanhayatının gelişmesi konusunda" "neler yapılabilir"i konuşurduk.

Ben fikrimi söylerdim. Uygun görülürse, hayata geçirilmesi Hüsrev Bey'in talimatları ile gerçekleşirdi.

Hüsrev Bey demokrat bir tavır sergiler, herkesi dinler, ama inandığını yapardı. İşine asla siyaseti karıştırmadı. Kapısı proje üreten herkese açıktı.

Bir konuşmamız sırasında "Koruma kontrol çalışmaları sırasında çok sıkıntı yaşanıyor. Tutulan zabıtları desteklemek ve mahkemelerde kanıt olarak sunmak için, yakalanan kaçak avların fotoğraflanması yerinde bir çalışma olacaktır." dedim. (O dönemde (!) kaçak av yapanlar vurdukları avları ya arabalarından ya da üzerlerinden atıyorlardı. Şimdi de değişen bir şeyler olduğunu pek düşünmüyorum.)

Ayrıca, "görevlilere dağıtılacak fotoğraf makineleri sayesinde, enteresan kareler de elde edebiliriz. Bunları da bakanlık kendi yayınları içinde kullanabilir" diye fikir yürüttüm.

Bu kanımın oluşmasında, Orman Bakanlığı'nın arşivinde avcılıkla ilgili bir tek kare fotoğrafın olmamasının önemli bir etkisi olmuştur. Çünkü bu tarihlere kadar Yabanhayatı, Orman Bakanlığı için tabir-i caizse 2. derecede önem arz eden bir konudur. Birinci öncelik ormana verilmiş, hayvanlar "yok" sayılmıştır. Orman fakültelerinde de durum pek farklı değildir.

(Bu yaklaşım tamamen terk edilmiş diyebilir miyiz? Benim şüphelerim var.)

Sözlerimi " En az 20 makine alarak işe Ankara'dan başlayabilirsiniz" diye bitirdiğimi anımsıyorum.

Yaşadıklarım bana: "20 denilince belki bir kaç tane alırlar"ı öğretmişti. Nitekim öyle de oldu.

Yanlış anımsamıyorsam 4 veya 5 adet dijital makine aldılar. Mühendislere dağıtıldı. Zaman içinde çok da iyi sonuçlar alındı

İşte bu ve benzeri olaylar yaşanırken, bir gün Hüsrev Bey'in kapısı çalınıyor. İçeri giren kişi Sn. Aykut İnce.

Sn. İnce, bakanlığa ait başka bir birimde çalıştığını, Milli Parklarda çalışmayı arzuladığını, aynı zamanda fotoğraf çekmek istediğini seslendiriyor. Hüsrev Bey de bu isteğe "olumlu cevap" verince Sn. Aykut İnce'nin öyküsü bu suretle başlamış oluyor. Benim, her iki ağızdan da dinlediklerimin ana teması, beş aşağı beş yukarı bunun gibi bir şey...

Bu hadise 2000 yılında yaşanıyor.

Aradan tam 10 yıl geçmiş.

Şimdi aramızda çok kıymetli bir fotoğrafçı var.

Ürettiği eserlerle, şimdiden bir döneme imzasını atan Sn. Aykut İnce.

72 Milyonuz!

Toplasan, çarpsan, bölsen, çıkarmaya çalışsan 7 tane Aykut İnce çıkar mı?

Boşa kendinizi yormayın, çıkmaz.

Kısacası, "milyonda bir"lerden biri...

Peki, özellikle de "yabanhayatı" ile ilgili fotoğraf çekmek nasıl bir olgudur?

İçinde, ne gibi problemler barındırır?

Neden bu kadar az insan başarıya ulaşıyor?

Yabanhayatını fotoğraflamak hakkında "olmazsa olmazları" içeren bir kaç şey söylemek isterim.

Mesela:

Evinden daha çok, dağda yatmayı ön şart olarak "kabülleneceksin"

Fiziki şartları kaldıracak bir kapasiteye sahip olmak ise, işin "olmazsa olmaz"ı

Yeterli teknik donanımdan yoksunsanız, işi unutsanız sanki daha iyi gibi!

Günceli takip edip, yeni çekim metodlarını bilmenizin yanı sıra, yaratıcılığın daima ön plana çıktığı bir uğraş!

Kimi zaman saatlere, hatta günlere karşı kayıtsız kalmanız gerekirken;

Kimi zaman da saniyenin 1/8 'inin ne denli önemli olduğunun bilincinde olacaksınız.

O kareyi yakalamak için yollara düştüğünüzde size, işten kaytaran sıfatını yakıştıracaklardır.

Olmadı! "Para harcayacak yer bulamıyor" "Boş adam" sıfatlarını takacaklar.

Fotoğrafçı üretendir. Sadece tüketenin, bu ve benzeri tanımlamaları algılaması, tahmin edilenden çok daha zordur.

Tıpkı, "dereden ötesini bilmeyene denizi, dağı görmeyene zirveyi anlatmak" gibi bir şeydir.

Tüm bu gerçekleri, hatta daha da fazlasını bilerek, ruhsal dengenizi koruyabiliyorsanız....

Anisoptra

Fotoğraf dünyası size kucak açabilir...

Özde; yaşamını bu işe adayacaksın...

Ve

Bileceksin ki sana -istisnaların dışında -asla hak ettiğin değer verilmeyecek.

Sıradanın gözünde yaptığın işin adı, "şipşak"dan öte değildir.

Yaşam boyu dostlarımı, hiç bir beklenti içinde olmadan, benden daha çok bilenlerin arasından seçme gayreti içinde oldum. Öğrenmenin, sınırının olmadığını düşünenlerdenim.

Bu zorunlu yolculuk sırasında önemli bir fırsatı bu vesile ile yakalamıştım.

Sn. Aykut İnce'nin "fotoğrafa yaklaşımını" dinleme fırsatı buldum. Çok istifade ettiğimi söyleyebilirim.

İlk molayı saat 11:00, diğerini de saat 14:00 sularında verdik.

Saat 14:00
Saat 19:00 da Arhavi'ye geldik

Ankara'dan yola çıkalı 12 saat olmuş. 908 km mesafe kat etmişim.

Soldan Sağa: Taylan Özkayacan - Nurten Şalıkara - Aykut İnce

Çok yorulduğumu söyleyebilirim. Artvin'e 100 km kalmış olsa da, konaklamak akılcı oldu.

Ertesi gün, erken yola çıktık ve saat 07:30 gibi Artvin'e girebildik.

Arkadaşlarım, önce Orman Bölge Müdürlüğü'ne, oradan da Milli Parklar'a geçerek ilgili daireleri bilgilendirdiler.

Bu tür çalışmalarda başarı beklenecekse "iletişim" önemli ve "öncelikli" bir olgudur.

Sn. Faruk Bucak
Artvin Milli Parklar Şb.Md.

Sn. Aykut İnce ve Sn. Nurten Şalıkara, Şavşat'a geçeceklerini Faruk Bey'e anlatarak bilgi alışverişinde bulundular.

Bir süre sonra da Şavşat'a doğru yola çıktık. Saat :10:30 ve tarih 01.07 2010. Günlerden perşembe.

Artvin / 2010

Şu anda Artvin, büyük bir şantiye gibi

Çoruh Vadisi'ne sıra sıra barajlar yapılıyor.

Bu vadiden ilk defa 30 seneye yakın bir zaman önce geçmiştim. Daha sonraları ise defalarca. Şimdi o yollar, son günlerini yaşıyor. Yeni yol, sarı daire içine aldığım yüksekliklere çıkacak. Yol çalışmaları hızla devam ediyor.

Çoruh Vadisi'nden Şavşat istikametine ayrılıyorum. Burada da durum pek farklı değil.

Yeni ve eski köprüyü mukayese yapılsın diye aşağıdaki fotoğrafı farklı bir açıdan çektim. Yeni yol, köprünün üstünden geçerken, baraj dolunca köprü ayakları hemen hemen kaybolacak.

Artvin ve çevresi büyük bir değişimin eşiğinde ...

Çevre sakinleri ise telaşlı!

Ama, benim kanaatim odur ki, yöre halkını mutlu bir gelecek bekliyor. Yeri gelince bu konuya ayrıntıları ile yeniden döneceğim. Öngörümü sizlerle payaşmak istiyorum.

Hasret bitiyor.

Şavşata yaklaşınca ilk önce kalesini görüyorsunuz. Daha sonra da cenneti.

Şavşat Kalesi

Şavşat Kalesi

Arkadaşlarım doğruca bakanlığın misafirhanesine gidiyorlar.

Misafirhane

Ben de kendime kalacak bir yer aramak için, oradaki arkaşlardan yardım rica ediyorum. İlçeye 1-2 Km mesafede bir otel varmış. Görmem lazım.

Sn. A. İnce bölgede uzunca bir süre görev yaptığı için "nerede ne yenir"i iyi biliyor.

Odun ateşinde döner, et de iyi olunca...

Yemekten sonra kalacağım oteli görmeye gidiyorum. İlçenin Ardahan yönündeki çıkışında ve ilçe merkezine 2-3 km mesafedeki otel, tam benim aradığım gibi...

Sessiz, sakin ve orman içinde.

Öğleden sonra otele yerleşiyorum, ve ilk işim Ankara'yı eşimi ve çocuklarımı aramak oluyor. Verdiğim mesaj kısa ve net.

Burası çok güzel, Kars'a uçakla gelin ve Ardahan'a otobüsle geçin. Ben sizleri oradan alırım.

Bekliyorum.

Şimdi, yeri geldi canımı çok, çok sıkan bir şeyi seslendirmem gerekiyor.

Bu seyahat sırasında çekmiş olduğum fotoğraflardan 500 adete yakın bir kısmı malesef silinmiş.

Nasıl olduğunu hala anlamış değilim ve bunların tamamı Şavşat ve Ardahan ile ilgili.

Hele hele, Şavşat-Ardahan yolu üstünde bir seyir terası var ve oradan gün batımı çektiğim fotoğraflar var ki... Aklıma gelince, ne yapacağımı şaşırıyorum. Bu olaydan duyduğum üzüntüyü tahmin edemezsiniz.

Zırıl zırıl ağlayacağım da, çare değil.

30'a yakın dijital kartımı, veri kurtarma programlarından geçirdim. (Photorescue)

Olmadı.

Daha profesyoneli mutlaka olmalı!

İyi ki otelin broşüründen almışız.

Bu, küçük ama çok şirin oteli, yolunuz oralara düşerse sizlere özelikle öneririm.

Çalışanlar işin erbabı değil, ama içten ve samimi davranıyorlar.

Otelden elimde kalan, bir kaç kare fotoğraf bunlar oldu.

Vaktin kıymetli olduğu yönünde herkes hemfikir olduğu için, öğleden sonra derhal toparlanarak Erikli Köyü'ne doğru yol alıyoruz.

Erikli Köyü Şavşat'a yaklaşık olarak 40 Km civarında bir yerleşim yeri. 30 haneden oluşan bir Gürcü Köyü.

Neden oraya gittiğimizi merak edenler için, anlatmak isterim.

Sn. Aykut İnce 2009 yılında Çağlı Pınar Köyü civarında arazi çalışması yapıyor.

Kışın ortası ve fiziki şartlar olağanüstü zor.

Bu arada, bir ayıyı mağarada görüntülemeyi başarıyor...

Büyük bir tesadüf eseri kamerayla tespit ettiği yavru ayının mağara içindeki görüntüleri, bir anda tüm haber bültenlerinde 1. sırayı alıyor. Kestane adı verilen ayı yavrusunun görüntüleri hepimize duygusal anlar yaşatıyor. Şimdi yeniden oraya giderek, mağara içinde yakın çekim yapmak için bir plan yapmışlar. Çok zor erişilen mağaraya girmenin bir yolu aranacak, profesyonel mağaracılarla iş birliği içindeler.

Var olan haberin "kamera arkası" benzeri bir çekim yapılacak.

Ben de arabamla gruba katılıyorum. Benim amacım ise, kelebek fotoğrafları çekmek.

İşte bu amaçla Erikli Köyü'ne gidiyoruz.

Erikli Köyü

Erikli Köyü / Şavşat

Köyde bizi av koruma memuru Sn. Yüksel Ekinci karşılıyor.

Hep merak ederdim! Dut pekmezi nasıl yapılır diye... Köyde Sn. Ekinci'nin kurulu kazanlarını görünce, bu merakımı da bu şekilde gidermiş oldum.

Yüksel Ekinci      

Kaynayacak, ezilecek ve bezden süzülerek arınacak...

Aykut İnce - Yüksel Ekinci

Aykut Bey, Yüksel Bey'le bir şöyleşi yapıyor.

Bunu yoğun yağmur altında kayda alıyorlar.

Onlar bu çalışmayı gerçekleştirirken, ben de köy içinde fotoğraf çekiyorum.

      

İş bitince Yüksel Bey bizleri sofraya davet ediyor.

Yeri geldi Yüksel Ekinci hakkında bir kaç şey söylemek isterim.

Kısa sürede gördüğüm kadarı ile işini çok seviyor.

Fotoğrafa da çok meraklı. Mutlaka elinden tutulması gerekir.

Bakanlık bu ve benzeri arkadaşları özel olarak eğitmeli. 20 seneye yakın bir zamndır bu camia ile iç içeyim. Sahada çalışanlar arasında işini ve fotoğrafı seven sınırlı sayıda insan gördüm.

(Sahaya çıkmayı neden sevmedikleri hususu ise mutlaka mercek altına alınmalıdır.)

Geniş kapsamlı bir araştırma sonunda örneğin: Aykut İnce tarafından seçilecek en az 15-20 personel, fotoğraf konusunda eğitime alınabilir. Ara ara yetkinleşme -erginleşme- çalışmaları yaparak, süreç içinde çok ciddi bir kadro oluşması işten bile değil.

Bakanlığın, kamuoyuna açılan penceresi, "görsellerden" geçiyor.

Orman Genel Müdürlüğü bunu büyük ölçüde başarmış. Alkışlanması gerekiyor.

Bu yolculuk sırasında zaman, zaman sınırlı sayıda kelebeklere rastladığım oldu. Çok tatmin edici bir saha ile henüz karşılaşmadım. Ama umudumu kesmiş değilim, arayacağım.

Çünkü Şavşat'a gelişimin birincil önceliği kelebek!

Methini duydum, ama henüz yeterince içli dışlı olmadık.

Anadolu Orakkanadı / Gonepteryx farinosa

Amannisa / Melitaea athalia

Amannisa / Melitaea athalia

Orman Güzelesmeri / Erebia medusa

Bir kaç kere yazdım ama, bir kere daha sizlere hatırlatmak isterim. Kelebek isimleri hususunda iddialı değilim. Rehber kitaplardan bakarak gözümün seçtiği kadarı ile benzetme yaparak fotoğrafları adlandırıyorum. Bu sırada hata yapma olasılığım oldukça yüksek. İşin uzmanı çıkar da "bunun adı öyle değil, böyle" derse ben de hatadan hemen dönerim. Kelebekler, biribirlerinden o kadar küçük farklarla ayrılıyorlar ki! Özel bir uzmanlık alanı...

Hafızalarda, bu dip notla kalsın.

Aklıma bir dönem Orman Bakanlığı yapmış olan Sn. Hasan Ekinci geliyor. Sn. Hasan Ekinci'nin bakanlık yaptığı dönemde ben de, hasbel kader Milliyet Gazetesi'nde hafta sonları avcılık üzerine "Arpacık" başlığı altında yazı yazıyordum.

Kendisi ile fikri bağlamda hiç uyuşamadık. Bir taraftan ayıları koruyalım der, öte taraftan bir şekilde ayı avını serbest kılacak yöntemler bulurdu.

Mesela "Ayılar köylere saldırıyor" şeklinde bir haberin arkasından ayıların "berteraf" edilmesi hususunda özel bir avlanma izni çıkartırdı.

Yabandomuzlarını 365 gün ava açan da, Sn. Hasan Ekinci'dir.

Şahıslara ait arazilerde, -orman içinde bulunan- meyve ağaçlarının kesimini serbest bırakmak sureti ile, ormanların içinde ne kadar yabani meyve ağacı varsa, onların da kesilmesine sebep olan da yine Sn.Hasan Ekincidir...

İlk anda, son derece masum görünen bu izin, aslında bir felaketin başlangıcıdır.

Ayılar, boşuna mı köylere iniyor zannediyorsunuz?

Orman içi AVM (!) var da, onlar gitmiyorlar mı?

Yabani meyve ağaçları keserseniz kaçınılmaz sonuç bu olur.

Nereden nereye geldik...

Aykut Bey'in öncülüğünde belgeselin "kamera arkası" görüntülerini çekmek için Çağlı Pınar'a doğru yükselmeye başlıyoruz.Yol dik ve bozuk. Sık, sık durmak zorunda oluğumuz için fan, motoru yeterince soğutamıyor. Bir taraftan da klima çalışınca, su kaynatmamız kaçınılmaz hale geliyor.

Tek çare, önden gidip bir süre arabayı dinlendirip eksilen suyunu tamamlamam gerekiyor. Onları beklerken, aşağıdaki kareleri yakalama fırsatını elde ediyorum.

Ormancılara ait kulübenin kapısında "Ormanı Bekçi Değil Sevgi Korur" yazıyor.

Aşağıdaki karede ise,kulübenin önündeki ormancılara ait yemek masası görülüyor. Sevgilerini ağaçlara nakşetmişler!

Ne diyebilirim ki!

Allah beterinden saklasın.

2110 yılında yaşayacak avcı kardeşlerim, dostlarım,

Geçmiş ile gelecek arasında "köprü kurma çabası", yaşanan her türlü acının bir daha yaşanmaması yönünde atılmış küçük bir adımdır. Bilinmelidir ki, her türlü başarısızlığın altında "cehalet" yatar.

Aydınlık yarınlara kavuşmanın sihirli formülü; ne dün vardı, ne bugün, ne de yarın olacaktır.

Zaman, bana yaşamı taçlandıracak bir tek gerçeğin varlığını öğretti.

Çalışmak. Bilgi edinmek, daha çok çalışmak.

Millet olarak, bunu ne zaman idrak ederiz!

İşte bunu bilemiyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz?

-!..

Az ibadet edip çok çalışmak, çok ibadet edip az çalışmaktan üstündür.

                                                                                                      Hz. Ali

 

Birinci Bölüm

Devam edecek...

 

 

Mehmet Emin Bora

27 Eylül 2010 / Ankara

Bu yazı 3905 kez okundu...