Eller Gider Mersin'e


Kalp durur, akıl unutur...

Sn. Hasan Saday'ı uzun zamandan beri tanırım.

Yabanhayatı ile ilgili olan çalışmalarını yakinen takip eder, zaman zaman da olsa sizlere bilgi aktarmaya çalışırım.

Mersin'de başarılı çalışmalar yaptığını sizlere daha evvel de duyurmuştum.

Bir süre önce beni Mersin'e davet etti. Fazla sıcaklara kalmadan "fırsat bu fırsat" diyerek yollara düştüm.

Ne de olsa "duymak başka, yerinde görmek başka" diye düşünüyorum.

Mersin Yolu

Ankara'dan yola 04:30 gibi çıktım. Kendisi ile cuma sabahı Pozantı'da saat 09:30 sularında buluştuk. Doğruca Belemedik Vadisi'ne giderek önce anıt ağacı gördük. Asıl amacımız ise vadide sayıları hızla artan yabankeçilerini izlemekti.

Belemedik Vadisi / Anıt ağaç       

Hasan Bey, çevrede çok sıkı bir koruma kontrol yapıldığını, dolayısıyla ciddi bir yabankeçisi popülasyonu oluştuğunu anlattı. Vakit geçmiş, sıcaklar bastırmıştı. Dolayısıyla her zaman dürbünle kolayca izlenebilen yabankeçilerini bu kez göremedik.

Bu gezide Sn. Saday'ın yöre insanı ile çok sıcak ilişkiler içinde olduğuna defalarca şahit oldum. Bunun, var olan uygulamalarda ne denli önemli olduğunu, yeri geldiğinde vurgulamaya çalışacağım.

Belemedik Vadisi'ni arkamızda bırakarak Gülek Fidanlığı'na geçtik. Yol boyunca Hasan Bey anlattı, ben de not tutarak dinledim. Bu fidanlıkta her yıl ortalama 4 milyon adet fidan üretilmekteymiş. Bir taraftan bölgenin ihtiyaçlarını karşılarken diğer taraftan ülkenin muhtelif yerlerine fidan sevkiyatı yapılıyormuş.

Gülek Fidanlığı

Gülek Fidanlığı

Hasan Saday - Hatice Ulusoy

Hatice Ulusoy

Sn. Hatice Ulusoy, 1994 Trabzon Orman Fakültesi mezunu. Ocak ayında jüriye çıkacak. Doktora tezini "Odun teknolojisi" konusunda hazırlıyormuş. 5 yıldır Doğa Koruma ve Milli Parklar'da çalıştığını söylüyor. Ben de kendisine koruma kontrol ve eğitim çalışmaları hakkında bilgi almak için bir kaç soru soruyorum.

M.E.Bora - Koruma kontrol sırasında herhangi bir güçlük yaşıyor musunuz?

H.Ulusoy - Başlangıçta hatır koymaya çalıştılar. Tutarlı bir durum sergileyince, bir süre sonra umutları kesildi.

M.B -Avcıların suç işleme oranı nedir?

H.U -Bu bölgede hemen hemen yok denecek kadar az.

M.B - Avcı eğitim kursları nasıl gidiyor?

H.U - Bu görevi biz yerine getirirken işler iyiydi. Mersin'de bu iş özel dershaneye verildi. Ciddiyetle yapıldığını söyleyemem. Sulandırıldı diyebiliriz. Biz gayet güzel yapıyorduk. Yanılmıyorsam o dershane hakkında soruşturma da açıldı.

M.B - Denetimler sırasında başınızdan ilginç bir olay geçti mi?

H.U - Arhavi'de koruma kontrol çalışmaları sırasında 85 yaşında olduğunu söyleyen bir atmaca avcısı yakaladık. Elindeki atmacayı almamız gerektiğini söyleyince "Atmacamı alma, evde bi garı var onu al" dedi.

M.B - !..

Bu kısa söyleşiden edindiğim kanaat odur ki:

Avcı eğitimi kursları bakanlık personeli tarafından verildiği zaman, hem avcılarla iletişim daha fazla oluyor, hem de iki taraf arasında oluşan diyalogdan sistem daha kazançlı çıkıyordu.

Defalarca yazdım. Avcılara doğru düzgün bir eğitim verilmiyor. Seçilen yol, "problemi baştan atmak"tan öte değildir. Kurs yerini bile görmeden belge alanların sayısı her geçen gün hızla artmaktadır. İddiamı tekrar ediyorum.

İli, kulübü ve zamanı ben seçeceğim, soruları da...

Başarı oranını, bu imtihan sonunda görürsünüz!

"Avcılara eğitim veriliyormuş (!) gibi yapmanın bu ülkeye ne denli zarar verdiğini tahmin bile edemezsiniz."

Çevreye verdiğiniz ziyanın faturası ülkenin tümüne çıkar. Sonuçların kısa vadede görülememesi, yanlışlık olmadığının delili değildir.

Soldan sağa: Serdar Yanık - D. Kurtuluş Gür - İ.Taner Pırlak - Orm. Müh. Hatice Ulusoy

Mersin İl Müdürü Hasan Saday - Hayrettin Ün / Ateş Ali Levent - Şeref Eroğlu

Tarsus Fidanlığı      Tarsus Fidanlığı

Gülek Fidanlığı     Tarsus Fidanlığı

Tarsus Fidanlığı     

Gülek ve Tarsus Fidanlığı'ndan muhtelif görüntüler

Yıllık fidan üretimi sayısı 8.5 milyondan 14 milyona yükseltilmiş.

Bu artış miktarının altında yatan sebeplere yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğim.

Fıstıkçamları

Karabucak Ormanları'nda bulunan fıstıkçamı meşceresi      

 Tarsus Karabucak Fidanlığı'nda genel olarak maki elemanlarının yoğun olarak üreten bir fidanlık olarak ön plana çıkmakta. Bunun yanı sıra orman ekosistemi içerisinde bulunan alıç, murt, sumak, atelması, şimşir, kızılcık, sandal, akçakesme, cehri, yaban eriği, dağ muşmulası, v.b. gibi türler, ekosistem içerisinde yeniden yoğunlaştırmaya yönelik çalışmalar kapsamında üretilmekte.

Sandal Ağacı

Hasan Bey, yabanhayatının "var olabilmesi" "varlığını sürdürebilmesi" için yabani meyve ağaçlarının önemini fazlası ile biliyor. Av turizmi ile uğraşan firmaların bir kısmının "Ayılar köylere indi" masalının arka planında asıl sorunun yetersiz beslenme olduğunun da farkında.

Hoş bu bölgede ayı yoksa da ülke genelinde yaşanan gerçek bu. Edindiğimiz bilgiler, ayının bir tarihlerde bu bölgenin genelinde "var" olduğunu söylüyor. Şu anda ise sınırlı sayıda bir popülasyonun Anamur çevresinde yaşamlarını sürdürme çabası içinde olduğu biliniyor. Yörede yaşayan yörükler ayıların kendi hayvanları için tehlike oluşturduğunu var sayıyorlar. Böylesi hallerde yabanhayvanlarının var olabilme savaşlarını kaybettiğini hepimiz biliyoruz

"Menfaatin bileğini bükmek" her zaman zordur.

Yine bu fidanlıkta yarı kurak alanlarda yapılacak ağaçlandırma çalışmalarında kuraklığa daha dayanıklı bireyler yetiştirmek amacıyla mikorizalı fidan üretimi  ile ilgili denemeler  ve uygulamalar yapılmaktaymış.

Sn. Hasay Saday, son 2 senedir yaşanan kuraklığa çözüm bağlamında fidanlara mantar aşıladıklarını, bu suretle su sıkıntısının bir nebze de olsa aşıldığını ifade ettikten sonra: "fidanda tüp" yöntemine geçtiklerini, eskiden bir kamyona 10.000 adet fidan sığdırabilirken şimdilerde 45.000 adedini bir kamyona yükleyebildiklerini anlattı.

Nakliye giderlerinin nasıl azaldığını görüyor musunuz?

Mikoriza kök mantarı olup, konukçusu bitki ile ortak yaşam sağlayarak karşılıklı fayda sağlamaktadır.

Hasan Bey :"Bu fidanlıkta ayrıca dolgu amaçlı özellikle yol şevleri, dere içleri, oyuntular, akışkan yamaçlarda kullanılan akasya, kokarağaç, v.b. gibi fidanlar da üretilmekte olup, toplam üretim miktarı yıllık ortalama 1 milyon civarıdadır" diyor.

Bir başka şey daha söylüyor Hasan Bey.

"Ovaları, dağların kanunu yönetir.

Dağı planlamadan ovayı planlamanın bir anlamı yoktur."

-!..

Bu tanımın ne ifade ettiğini, benim gibi sıradan bir insanın anlayabilmesi için bazı şeyleri gözümüzle görmemiz gerekiyor.

- "Tam anlayamadım Hasan Bey bu tanımınızı açar mısınız?" dediğimde...

- "Şimdi göreceksiniz" diyor.

Bugün Sebil Kasabası'ndan geçerek Cehenemdere Mevkii'ne gideceğiz. Gezi planında, Böğürtlenlik ve Doğma Mıntıkası Yaban Hayatı Koruma Sahalarının görülmesi var.

Uzunca bir süre yol alıyoruz.

Hasan Bey:"Gördünüz mü?" diye soruyor.

Köprü

Bu fotoğrafta alt alta iki köprü görüyoruz. Alttaki köprü dağlardan gelen topraklarla dolmuş, dolayısıyla ikinci bir köprü yapmak zarureti hasıl olmuş. Bu çok çarpıcı örnek erozyon tehdidinin ne denli önemli olduğunu vurguluyor.

Erezyon

Köprü dolmuş, artık sular altından değil, üstünden geçiyor.

Peki bunu önlemenin yolu ne?

Aşağıdaki fotoğrafa dikkatle bakmanızı rica ediyorum.

İki kırmızı nokta arasında kesiksiz kırmızı çizgi ile gösterdiğim derin yarığı, eriyen kar suları meydana getiriyor. Bu gücü kontrol altına alamazsanız suyla beraber akan topraklar hızla denize doğru akıp gidiyor.

Dağların kanunu bu güçten oluşuyor.

Hasan Bey ve çalışma arkadaşları bu ve benzeri oluşumları disiplin altına almaya çalışıyorlar. İnsanlar, yüksek eğilimli yerlerde bellerine ip bağlayıp taş duvarlar örmüşler. Yamaçların toprak tutması için fidanlıkta uygun çalı türlerini yetiştirip çevreye dikmişler. Sarf edilen tüm çaba, suyun hızını azaltmak dolayısıyla erezyona mani olmak.

Avcılara sorsanız "erezyon - avcılık ilişkisi nedir?" diye ne cevap verirlerdi acaba?

Avcıların kafalarında bir tek sorun var. Daha çok nasıl avlanırım? Öğreti bu yönde. Televizyon, (!) gazı bu yönde veriyor.

İpe sapa gelmez sözler, alt yazı olarak geçirilmek sureti ile egolar şişiriliyor.

Başka türlü nasıl ayakta kalacak ki!

Avcılık eylemi içinde Kemiyet mi? Keyfiyet mi? daha önemlidir ve "Neden? diye sorsanız, avcıların pek çoğu sorunun içeriğini bile anlamaz.

Dağlar biterse, sıra ovalara gelir!

Dağlar da ovalar da çok sıkı şekilde korunmalıdır.

Yoksa...

Tuz koktu, çaresi nedir? diyecek hale geliriz.

-!..

Bu alanın yakın fotoğraflarını çekmek isterdim.

Ama yol fırsat vermedi!

Benzeri bir kaç kare fotoğrafı, daha aşağı bir yükseklikte ve farklı bir alanda çektim. (Mut)

Hatta daha başka bir şey daha yaptım. Fotoğrafı koyulaştırarak duvarları daha iyi görebilmenizi sağlamaya çalıştım. Burada da yapılan çalışmalar aynı amaca dönük.

Erozyonu önleme çalışmaları

Elma çiçek açmış...

Mersin'de görülecek o kadar çok şey var ki!

Çam ağacının gövdesinin içinde misafir olan "elma ağacı" görülmesinin yanı sıra üzerinde düşünülmesi gereken bir olgu.

Acaba yaygınlaştırılabilir mi?

Ne getirir? Ne götürür?

-!..

Zaman zaman hepimizin aklından cennet, cehennem veya benzeri bir bilinmeyen yerin hayali geçmiştir. Bunları, düşünce gücümüz kadar betimleriz. Biri bana "cenneti anlat" deseydii içtenlikle ifade edebilirim ki, tıpkı gördüğüm bu manzarayı anlatırdım.

Bir süre olduğum yerde öylece dondum kaldım.

Papazın Bahçesi!

Yolunuz Mersin'den geçerse, mutlaka bu cenneti görün. Başka bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Suyun geliş istikametini takiben sürekli yükseliyoruz. Vakit geçiyor... Kısmet olursa anıt ağacı göreceğiz.

Asarkale Yangın Kulesi'nden görülen manzara bu...

Eriştiğimiz yükseklik 2500 metre civarında. Fotoğraf çekerken 100 metre altımdan bir tane keklik kalktığını gördüm. Bu mevsimde neden bu yükseklikte yaşamaya çalıştığını doğrusu pek de anlamış değilim.

Bu ikaz levhası aklınızda kalsın. Lazım olacak!

Hasan Bey'in anlattığına göre av koruma memurları sezon açıldığında dağda konaklıyor. Bu da caydırıcılık bağlamında son derece etkin oluyormuş. Şimdi dikkat!

Muhafaza memurları da dahil olmak üzere Mersin ilinde İl Çevre Müdürlüğü'nde çalışan tüm personel meslek içi eğitime tabi tutulmuş.

Personele Yönelik Eğitim Faaliyetleri

1- ISO 9001:2000 Kalite Belgesi Semineri

2- Halkla İlişkiler (3 Kez)

3- İlk Yardım Eğitimi,

4- Kurumsal ve Kişisel İletişim Eğitimi ,

5- Stresle Başetmenin Yolları Eğitimi,

6- Resmi yazışma Kuralları Eğitimi, (3 Kez)

7- İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi,

8- Beden dili, Pazarlama Tekniği ve İnsan psikolojisi Eğitimi,

9- Stres Yönetimi Eğitimi,

10- Proje Yönetimi ve Ekip Çalışması Eğitimi,

11- Etkili İletişim Becerileri Eğitimi,

12- Personele Yönelik Orientasyon (Yatay Bilgilendirme )

Nasıl? Beğendiniz mi?

Bu şartlar altında çalışırsanız başarı sizden neden uzak dursun ki?

Bu tür işler, grup dayanışması, çalışma azmi ve inaç ister.

Mersin'de bunları bir arada görme fırsatım oldu.

Asarkale Mevkii
08.05.2009

Anıt ağacın yanına vardığımızda saat 19:08 idi. Ağacın tam boyunu sizlere göstermek istediğimde flaş yetersiz kaldı. Anıt ağacın 7 katlı bir apartmana eş değer bir yüksekliğe sahip olduğunu aşağıdaki plaketten anlayabilirsiniz.

Dilerim ki bir gün bu ağacı gündüz gözü ile görebileyim.

1100 yaşındaki ağacın dili olsa, kim bilir bizlere ne çok şey söylerdi!

-!..

 

 

Cehenemdere Mevkii'ni görmeye gidiyoruz.

Hasan Bey'in anlattığı kadarı ile özellikle Doğma Mıntıkası Yaban Hayatı Koruma Sahasını merak ediyorum.

Şimdi karşılaşacağınız garabeti (!) sizlere anlatabilmem için bazı ön bilgilere ihtiyacımız var.

Yaban Hayatı Koruma Sahası denildiği zaman akla "mutlak anlamda bir korunma" gelir.

Yani bu sahada asla avcılık yapılamaz. Gen deposu gibi de düşünebilirsiniz.

Yabanhayvanları burada mutlak anlamda koruma altındadır.

Sayısal bağlamda yabanhayavanı artıkça korunan alanın taşıma kapasitesi ister istemez azalacaktır. Artan popülasyon bu alana sınır teşkil eden diğer sahalara geçecek ve bu suretle istenilen amaca ulaşılmış olunacaktır.

Beklenen öncelikli amaç budur.

Vadi doğal güzelliklerle dolu. Fotoğrafçılar için tabir-i caizse cennet sayılabilir. Vakit olsa bir tam günü burada geçirmek isterdim. Su kaynaklarının bolluğu dikkat çekecek ölçüdeydi.

    

Yol boyu fotoğraf çekerek giderken aşağıdaki kuleyi görünce, önce yangın gözetleme kulesi olarak algıladım.

Daha sonra anlatılanları dinleyince!..

Dilim tutuldu.

Av kulübesiymiş!

Bakın bakalım beğenecek misiniz?

       

Muhteşem değil mi?

Böğürtlen Mevkii

Çevre ve Orman Bakanlığı'na ait pek çok sayıda yangın gözetleme kulesi gördüm.

Hiç biri bununla yarışamaz.

Neden?

-!..

Bunu bir avcı yaptırmış!

Şimdi sıkı durun. Tam 4 tane!

Yapım yılı için 2003 diyorlar.

Yapan şahsın Adana yolunda tekstil fabrikası varmış. Yaptıran (!) olmazsa, yapan ololabilir mi?

Hepsi de Yaban Hayatı Koruma Sahası içinde!

Bir diğerini Tanzıt Mıntıkası'nda uzaktan görmüştüm. Sisten dolayı fotoğraflayamadım.

Tek kelime ile "pes" diyorum.

Bakalım bakanlık ne diyecek? (Kuleler 4915 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış)

-!..

Yürülükteki 4915 sayılı yeni kanunun, tanımlar kısmına Yaban Hayatı Geliştirme Sahası şeklinde yeni bir tanımlama daha kondu. Buna göre: Av ve yabanhayvanlarının ve yabanhayatının korunduğu, geliştirildiği, av hayvanlarının yerleştirildiği, yaşama ortamını iyileştirici tedbirlerin alındığı ve gerektiğinde özel avlanma plânı çerçevesinde avlanmanın yapılabildiği sahaları, demek sureti ile ucu açık (!) bir hal yaratıldı.

Bu kanunun hazırlık aşamasında teşkil edilen komisyonlarda müşahit sıfatı ile ben de vardım. Özellikle Milli Parklara başıboş bırakılan köpeklerin süreç içinde fazla sayıda üremesi, yavrulama döneminde geyikler ve karacalar için ciddi bir sorun haline gelmişti (Kuşadası Milli Parkı). Bu sıkıntıyı aşmak için bir yol aranırken bu öneri ile karşılaştığımızı hatırlar gibiyim.

Sözde zararlılarla mücadele edilecekti!

Var olan durum, kimin aklına gelebilir ki?

Bunu marifet biliyor!

Şimdi, çek çeke bildiğin tarafa!

Hayvanımız değil, insanımız bir acayip!

Her işi sulandırıp temeli ta kökünden sarsmak için elinden ne geliyorsa ardına koymuyor.

Doğma Mevkii

Soldan Sağa: Mehmet Ali Yetiş - Hasan Saday - M.Emin.Bora - Ümit Pıtır

İlker Taner Pırlak - Hayrettin Ün

Doğma mevkii'ni arkamızda bırakarak yönümüzü güneye çeviriyoruz. İstikamet Dedeler Köyü. Köy Tarsus'a 30 km bir mesafede ve genel olarak üzüm yetiştiriciliği yapıyorlar. Masaya oturur oturmaz bilgi edinmek için muhtarla sohbete başlıyorum.

         

                                                                                   Hasan Saday - Muhtar Yusuf Erol

Muhtar Yusuf Erol'un anlattığına göre yörede: Yalova İncisi - Perlent Çekirdeksiz - Ergin Çekirdeksiz - Siyah Kardinal - Gök Üzüm - Uslu Siyah - Trakya İlkeren'i, gibi üzüm çeşitleri yetiştiriliyor.

Hepsi de sofralık üzümler. İhracata yönelik üzümlerin kg fiyatı, 1.1 TL, iç pazar için olanların ise kilogram fiyatı 600 krş civarında oluşuyormuş. 2008 yılında 7-8 bin ton civarında üzüm elde etmişler.

Köy 294 hane ve 787 kişiden oluşuyormuş.

Köyde bir üniversite mezunu yaşıyor. Köyün ünlüsü ise gazeteci Oral Çalışlar.

Muhtar, 2005 yılında biberiye ekmeye başladıklarını 2008 yılında bu ürünün satışından 6.800 TL elde ettiklerini ifade ediyor. Biberiye, tarım için işe yaramaz denilen taşlı kıraç alanlarda üretiliyor. Keçiboynuzu da aynı toprakta yetişiyor. Aynı alana badem ağaçları da dikilmiş.

Her üç bitki de 3-5 sene sonra bu köyü kelimenin tam anlamıyla abad edecek. Köy para kazanmaya başlamış bile. Muhtar 20 den fazla bilgisayar almış. Çocuklara spor sahası kurmuş.

Bu gelişmelerin avcılıkla ilgisini kurabiliyor musunuz?

-!..

Bir nesil sonra pırıl pırıl bir köyle karşılaşacaksınız.

Kentten bu köye geri dönüş başlayacak. Darısı tüm köylerin başına...

Biberiye

Keçiboynuzu

Köyün en önemli sorunu nedir? diye sorduğumda muhtar tereddüt bile etmeden "su" diyor.

Çok şaşırıyorum. Çünkü köye gelmeden önce bir çok akarsuyun üzerinden geçtik.

"Su nerede?" diye soruyorum, köye 3 Km mesafedeymiş.

"Su gelirse ne değişir?" diye sorduğumda... Verilen cevabı duyunca kulaklarıma inanamadım.

Su gelirse ürün 10 misli artarmış!

-!..

Yani 7-8 bin ton üzüm yerine 70-80 bin ton üzüm!

Hemen muhtara dönerek "Köyde kazma kürek var mı? diye soruyorum. Muhtar şaşkınlıkla "var" diye cevap veriyor. O zaman "hadi suyu getirmeye gidelim" diyerek oturduğum sandalyeden kalkar gibi yapıyorum.

Muhtar önce gülüyor ve daha sonra da "Kazmaya gerek yok 6 km öteden gelirse, cazibe ile gelebilir, sadece boru döşemek yeterli olur" diyor.

Bazen şaşkınlıktan dilim tutulur. Ne diyeceğimi bilemem. İşte o anlardan birini daha yaşadım.

Görülen o ki "fakirlik kaderimiz değil, ama tembellik karakterimizin bir parçası haline gelmiş. Yaptığım tüm gezilerde benzeri örneklerle karşılaşıyorum. Gerçek bu.

Daha önemlisi çeşitli vesilelerle Anadolu'da seyahat yapmış tüm gezginlerin ortak fikri de aynı yönde...

Değişmiyoruz. Sıkıntı bu.

Boş yere akıp giden sular...

İnsanların bir inanca sahip olması, onu güçlü kılar. Bunun tartışılacak bir yanı yoktur.

Köy Eshab-ı Kehf Mağarası'nın hemen yanı başında.

Mucizelere inanma yönünde çok kuvvetli bir meylimiz var.

Peki, çalışma azmimiz inançlarımız kadar kuvetli mi?

Sorgulanması gereken soru bu.

   

Caminin orijinal minaresi soldaki karede olduğu gibiymiş. Ana bina ile bir bütünlük sağlıyor. O kubbeye de çok yakışıyor. Çünkü orantılı.

İkinci minare sonradan ilave olarak yapılmış.

Sizce olmuş mu?

Daha yükseğini yapmak doğru bir yaklaşım ise! Bu ülkede ne çok yapacak iş var!

Garebet her yerde!

Varilli minareler estetik anlayışımızın somut bir örneğini teşkil ediyor.

İşin bir diğer yanı Hz. Muhammed döneminde camilerde minare olmaması! Minare, Osmanlı mimarisinin getirdiği bir yaklaşımmış. Yaşar Nuri Öztürk bunu böyle seslendiriyor.

Hz. Daniyal Camii AS

Su! Su işi ne olacak!

Köye su ne zaman gelecek?

-!..

"Bekleyecek" gibi görünüyor.

Cumartesi akşamı Mersin'de kalıyorum.

Pazar sabahı erkenden Hasan Bey'in işyerini görmeye gideceğim. Akşama da Ankara'ya dönmek istiyorum.

Hasan Beyle kahvaltıda buluşuyoruz. 08:30 da istikamet Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü...

Binanın girişinden, içeride neyle karşılaşacağımı az çok tahmin edebiliyorum.

Giriş

Binanın içeriden görünümü

Laboratuvar

Konferans Salonu

Standart oda düzeni

Hasan Bey'in çalışma odası.

Kendi arzusu ile terk ettiği bu oda, kimbilir kaç kişinin hayalini süslüyor!

Hasan Bey, binanın içini çevre ve doğa ile ilgili fotoğraflarla süslemiş.

Fotoğraf seçimini ise Sn. Aykut İnce'nin çekmiş olduğu karelerden yapmış.

Sn. Aykut İnce'yi tanıyor musunuz?

Şimdi nerede?

-!..

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Sn. Cevat Günel'den sonra bir tek fotoğraf sanatçısı oldu.

Aykut İnce.

Şans, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne gülmüştü.

Onu da ellerinden kaçırdılar. Şimdi Orman Genel Müdürlüğü'nde çalışıyor.

Aykut İnce gibisini bir daha zor bulurlar. Ne acıdır ki, çoğu zaman olduğu gibi gerçeği yine göremediler.

       

       

     

Fotoğraflar / Aykut İnce

İl çevre Müdürlüğü'nden ayrılıp Mut istikametine yöneliyoruz.

Fidanlık işçileri dertlerini anlatıyor

Hasan Bey bu sahaya bir su deposu yaptırmak istiyor. Ortaya çıkan maliyet 40.000 TL civarında. Üstelik uzun süreli bir garantisi de yok. "İnternetten araştırdım. Mebran ile bu sorunu çözebileceğime kanaat getirdim. Depo 10.000 Tl ye mal oldu" diyor.

Devlet memuru, ama basiretli bir tüccar gibi düşünüyor. Bir an için bu davranış biçiminin ülkemizde yaygın olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Mut / Darısekisi Fidanlığı

Hasan Bey yol boyunca herkesin derdini dinliyor.

Bu şelalenin çevre düzenlenmesi için çalışmalar yürütülüyor

Mut Yerköprü Şelalesi

2109 yılında yaşayacak olan avcı kardeşlerim,

Yukarıda örneğini vermeye çalıştığım başarı öyküsünün temelinde büyük ölçüde insan unsuru var.

Her şey insanla başlıyor, insanla bitiyor.

Sosyal bağlamda, özellikle kamuda boşalan bir kadro için istihdam düşünülürken:

Doğru tercih: Toplumun genel menfaati açısından, refah ve mutluluk getirirken,

Yanlış seçim: Kötü bir ekonomik tablonun ortaya çıkmasının yanı sıra, toplumu içinde bulunduğu çağın gerisine sürüklerken fakirlik, acı ve keder -üzülerek ifade etmek isterim ki günümüzde (!) - "kader" diye algılanmaktadır.

Var olan mevcut sistem, "sorumsuzluk" ve "nemelazımcılık" üzerine yapılandırılmıştır.

Var olan sistemde başarı, zaman zaman iltifata mahzar olurken çoğu zaman da bir vesile ile cezalandırılmaktadır.

"Konuşma , karışma, çalışma" üretebildiğimiz pek çok veciz sözlerden sadece bir tanesidir.

Böylesi bir ortamda başarıyı yakalamak gerçekten çok zordur.

Hasan Saday'ın Mersin'de neleri düzene soktuğunu Mersin basınından takip edin. İnanın bana çok şaşırırsınız.

Sn. Hasan Saday'ın kısa öyküsü, bu bağlamda örnek bir çalışmadır.

Doğal olarak, çalışma arkadaşlarının da sergilemiş olduğu performans takdire şayandır.

Ben gözümle gördüm. Mersin'de mesai 24 saat.

Mersin sahilleri mavi bayrağa aday! Sadece bu bile başlı başına bir olaydır.

Koskoca Toroslar'da bir poşet çöp toplayamazsınız.

Bu da dile kolaydır.

Mersin'de yaptığı başarılı işler karşısında ona destek veren Sn. Mersin Valisi Sayın Hüseyin AKSOY'da içtenlikle teşekkür etmek isterim. Tabii ki Mersin'de görev yapan Cumhuriyet Savcılarına da...

Özlem duyduğumuz devlet idaresi işte budur.

Gelecek kuşaklar bilsin istedim.

Benzerini bulabilirsem, yazmak isterim.

Başarı öyküleri bana mutluluk veriyor

Büyük hayalleri, küçük hayatları vardı.
Hayallerinin verdiği enerjiyle yola çıktılar.

Başlangıçta tek sermayeleri  cesaretleriydi.
Paraları yoktu. Çevreleri yoktu.

Zorluk çoktu.

Çevresindekiler onlara;’’Senden bir şey olmaz’’ derken…
Küçük imkanlarla büyük engelleri aştılar.
Çoğu kez yenildiler, düştüler ama her seferinde ayağa kalktılar.

Yenile yenile yenmeyi öğrendiler. Omuzları yerçekimine yenik düşse de bazen…

Yılgın, yorgun, yalnız olsalar da… Yenilmediler! Pes etmediler!

Başardılar!


''İnsan isterse, ama gerçekten isterse hayatta en çok istediğini yapar.’’ dedirttirdiler.

İnsan isterse cenneti cehenneme
Cehennemi de cennete çevirebilir

                                                    Sophokles

Yitigine...

Yanılmıyorsam 27 sene önceydi.Bir hafta sonu Yozgat / Yerköy'e bağlı Aydoğan Köyü'ne ava gitmeye karar verdik.

Köyde bizi Pat Arif bekliyordu!

"Pat" sıfatı, Arif'e konuşurken, daha doğrusu kızgın olduğu anda konuşurken tabir-i caizse biraz pepelemesi üzerine konulmuş yerel bir tanımlamaydı.

Yakın arkadaşları onu bilerek kızdırırlardı.

Damarına basarlar, üstüne üstüne giderlerdi. Bir süre sonra Arif'in "get oğlum, adamı söyletmeyin ülen" diye başlayan cümlesi, okkalı bir iltifatla (!) pepleyerek sonlanırdı. Herkesin duymak istediği de zaten buydu.

Çok mütevazı, çok fedakar, bir o kadar da fakirdi.

Kerpiç evi 2 odadan ibaretti. Yatılı gittiğimizde, yemez yedirir, tüm döşeklerini "rahat edelim" diye altımıza sererdi. Yemek sonrası bizleri yerimizden kaldırmaz, sobada ısıttığı sıcak suyu leğenle getirir, elimizi yıkamamıza yardımcı olur, daha sonra da peşkir tutar, kolonya gezdiridi. Yörenin adeti böyleydi. Köyde elektirik olmadığı gibi tuvalet evin uzağında ve akar su da yoktu. O zamanın şartları bundan ibaretti ama, biz hafta sonunu yine de iple çekerdik.

Yemek sonlanınca sofra toplanır çay faslı başlardı. Arif'in bu bitmez tükenmez çabası, beni hep mahçup etmiştir.

O zaman da bundan utanırdım. Şimdi yazarken de utanıyorum.

Bana karşı özel bir sevgi ve saygı gösterir, av sırasında olabildiğince de yanımda avlanırdı. Aslında avcılığı "laf olsun" diye yapanlardandı. Elleri çok üşüdüğünden, sürekli olarak tüfeğini göğsüne çapraz olarak bağladığı kollarının arasına kıstırarak taşırdı. Çok uzak mesafede de olsa bu olağan üstü silueti, onun çevrede hemen tanımasına sebep olurdu. O kadar ki, 2 avcıyı bir tepede görenler rahatlıkla: "soldaki Arif ama sağdakini tanıyamadım" diyecek kadar belirgin bir görüntüsu vardı.

*****

Avlanacağımız köyün arazisine gittiğimizde güneş yeni doğmak üzereydi. Keklik avlarında öğle yemeği yemezdik. Akıl almaz mesafeleri rahatça yürür, akşama doğru birkaç şey atıştırır güneş batarken Ankara'ya dönerdik.

O gün de öyle oldu.

05:00 gibi başladığımız av öğleden sonra 15:00 gibi bitti. İyi bir av günü olmadığını hatırlıyorum. Bir yamacın başında bir araya geldik. Canımız çıktı dersem doğru bir niteleme olur. Bir taşa oturdum ve hemen fark ettim.

Cüzdanımı düşürmüştüm.

İçinde, ehliyetim nüfus cüzdanım ve bugünkü para ile 1 milyara yakın bir para vardı.

Nasıl üzüldüğümü anlatamam. Paraya mı yanayım, beni bekleyen idari işlemlere mi?

Telaşımı gören arkadaşlarım artık durumdan haberdardı. Aradan kısa bir süre geçti. Her tarafımı bir kaç kere aradıktan sonra gözüm çok uzaklardaki tepelere doğru odaklandı.

Ava, oradan başlamıştım.

İçimdeki "acaba" şeklindeki sorunun yanıtı beni dağlara doğru yönlendiriyordu. Pat Arif bu niyetimi gözlerimden okumuştu. Yavaşça yanıma sokuldu ve "Memmed Bey, aha ben biliyom, sen nerede düşürdün. İstersen ava başladığımız yere gidek, daş daş bakarıh" dedi. Ben zaten hazırdım. O gazla "ben giderim, siz oturun" desem de Arif "Olur mu Memmed bey aha ikimiz gidek" dedi.

Düştük yollara, 3 saate varan bir hızlı tur ile aynı sahayı bir kere daha dolaştık. Hava kararmak üzereydi.

Eli boş olarak geri geldiğimizde ikimizde bitmiştik.

Arabaya binip köye döndük. Neşem tamamen kaçmış, moralim bozulmuştu. Ankara'ya dönmek için hazırlığa başladığımızda Pat Arif bir ara yanıma geldi kolumu tutarak beni bahçenin bir kenarına çekti ve "Memmed Bey bir şey diyeceğim ama gızma olur mu?" dedikten sonra alçak tonda bir sesle pepeleyerek:

Yitigine ortak olam mı? dedi...

-!..

Aradan 27 sene geçti, Pat Arif'in sözleri o gün olduğu gibi bu gün de kulağımda çınlıyor.

Gözlerim yine doldu.

-!..

Pat Arif'in samimiyetinden hiç şüphem olmadı.

Teklifini o denli doğal ve zarif bir şekilde yaptı ki... Hala etkisi altındayım

-!..

*****

Şimdi ben düşünüyorum. Lütfen siz de düşünün

Yaşamınız boyunca sizin dertlerinize kaç kişi ortak olmak istedi?

Pepeleyerek bile olsa!..

-!..

*****

Avcılık, hayatın görünmeyen yüzünü size gösterir...

Avcılık biteviyelikten uzak bir yaşam şeklinin tercihidir.

Avcılık "salt, ele geçirme duygusu" ile tanımlanabilecek bir olgu değildir.

Yaşanan bu ve benzeri olayların sizin anılarınızın içinde de yer almasını istemez misiniz?

-!..

Avcılığı acımasızca eleştirmeden evvel bir kere daha düşünmelisiniz.

Ya avsınız, ya da avcı.

Hayatın tartışılmaz gerçeği budur.

*****

Öğrendiğime göre Sn. Hasan Saday 02.06.2009 günü Ankara'da "Bakanlık emrinde" göreve başlamış.

Yeri ve makamı belli değil!

"Hele bir dur" misali...

Başarının mükafatı bu mu olmalıydı?

Keşke "Brovo İdare" diyebilseydim. Ben yanılsaydım da, tek devlet kazansaydı...

Şimdi soruyorum Hasan Bey'in "yitigine kim ortak olacak?"

-!..

Keşke imkanım olsa da, Pat Arif kadar pepeleyebilsem!

-!..

 

Ben dostlarımı ne aklımla, ne de kalbimle severim.

Olur ya ;

Kalp durur, akıl unutur...

Ben dostlarımı ruhumla severim..

O' ne durur, ne unutur....

                                        MEVLANA

Bu yazı 7657 kez okundu...