İnandığınız Gibi Yaşamazsanız!


Çamlıdere / 2008

Her "gün batımında" yaşamdan bir gün daha eksildiğini, belirli bir yaştan sonra kavrayabiliyorsunuz.

Sağlık içinde yeni bir güne başlayabilmekten ötürü "Şükretmeyi" de aynı zaman diliminde...

Hayat "ama öyle, ama böyle" bir şekilde öğretiyor bunu...

Benzeri durumları yaşarken sorgulamaya başlıyorsunuz hayatınızı...

Gelmişinizi,

Geçmişinizi.

Ve ancak,

Geleceğe ait değerlendirmelerin, sağlıklı bir muhasebe neticesinde ortaya çıkabildiğini fark ediyorsunuz.

Nereden geldim?

Nereye gidiyorum?

Hangi "durak"ta ineceğim yaşam otobüsünden!

Bilinemeyen tek şey de bu.

-!..

Hal böyle olunca, insan ister istemez telaşa kapılıyor.

Madem ki bu yazgı kaçınılamaz!

Senden sonrası (!) bu yolculuğa çıkarken tedbirli olsun istiyorsun.

Ve çeneniz düşercesine başlıyorsunuz anlatmaya;

Şu otobüs firmasını seç,

Yola sabah çık, geceye kalma,

Sağdaki koltuklardan yer ayırt,

Yerin pencere yanı olsun,

Havalar soğuk, sıkı giyin,

Şurada ye, burada yeme..

Ve benzeri pek çok öğüt daha...

Gündelik yaşamda, sizi sevenlerden benzeri öğütleri hiç dinlemediniz mi!

Ben de, avcı kardeşlerimin daha iyi bir yolculuk (!) yapabilmeleri için sağlıklı bir rotanın referanslarını sunmaya çalışıyorum.

Tek dileğim var... Kazaya kurban gitmesinler.

"Doğruları" öğrensinler...

"Pişmanlık" duymasınlar...

"Keşke"demesinler.

Teşhisim bu, reçetem de yazan ilacın adı eğitim,

Dozaj ise "yaşam boyu muntazaman alınacak" şeklinde

Bu bağlamda her yeri geldiğinde ergin avcıların hayat felsefelerine "restorasyon" yapabilmeleri için kitap dünyasından seçilmiş örnekler sunuyorum.

Kim alır? Kim okur?

Alır mı? Okur mu?

Bunları bilemem ama, sağlıklı yol haritası ancak böyle çizilebiliyor.

İşte meraklısı için bir kaç kitap önerisi.

Ve, "bu kitapları neden okumalıyız ki?" sorusuna kısa yanıtlar...

Özellikle de "Avcılıkla ne gibi ilintisi var?" kısaca onu da satır aralarına sıkıştırmak isterim.

      

Osmanlı Dünyası ve İnsanları adlı kitap 1530 ve 1699 yılları arasında yaşanan olayları anlatıyor. Yazar kitabı 12 yılda hazırlamış! Yabancı seyyahların o dönemde şahit oldukları olaylardan bugün yaşanan bazı olayların sebeplerini anlayabiliyoruz. Kitapta;1672 yılılnda IV. Mehmed'in Lehistan seferi için Edirne'den yola çıkışı Antonio Galland tarafından anlatılıyor. Bu ordu içinde padişahın av alayı da var! Kuşbazların önlerinde yedi atlı var ve atların yanlarında da ehlileştirilmiş bir kaplan!

Tavşan avında kullanıyorlarmış!

Ve daha pek çok şey anlatılıyor. Merak ederseniz...

İletişim Yayınları: 22.TL.

"Adab-ı Muaşeret kitabının avcılıkla ne gibi bir ilişkisi olur?" derseniz yanılırsınız.

Günümüz Türkçesi ile bunun adı "görgü kuralları"

Bırakınız avcıları bir tarafa, buna ihtiyacı olmayan kim var ki?

Üstelik avcılıkta bu daha da önemli!

İnsan birlikte hareket ettiği dostlarına, arkadaşlarına, nasıl davranacağını öğrense, bilse fena mı olur?

Üstelik bu kitapta "ava nasıl davet edileceği hakkında açıklamalar" var.

"Avrupa Sosyal Etkinliğine Dair Bir Örnek" başlığı altında "Düello" geleneği anlatılıyor.

Haddini bilmek (!) anlatılıyor.

Anlatılanlar, 1894-1927 arasında Osmanlıda gündelik hayatın kaideleri.

2009'a nasıl geldiğimizi anlamanız için eskiyi bilmeniz lazım.

Bu görgü kuralları "eskiden geçerliymiş" derseniz "avcılık ne zaman başlamıştı" sorusunu sorarım...

İnsana ait davranış biçimleri tarihsel süreç içinde birden bire "hop" diye değişmez.

Değişimi gözlemleyemeyen, fark edemeyen, gelişimin dışında kalır.

Kapı Yayınları: 23.00 TL.

      

"Türk Kültüründe Silah" adli kitap bu güne kadar yayınlanan en kapsamlı eserlerden biri. Silah, kültür bağlamında her şey ile ilişkilendirilmiş.

"İnsan silah beraberliğinin kökenleri" başlık yapılmış. Silaha ilgi duyanların mutlaka edinmesi gereken bir yapıt.

Ötüken Yayınevi: 28.00 TL

Salim Kadıbeşgil'in "Şimdi Startejik İletişim Zamanı" adlı kitabın avcılıkla ilgisini kurmakta zorlanacağınız aşikar. Çünkü böyle bir şeyden bahsetmiyor

Kitaptaki bir cümle, beni uzun uzun düşündürdü...

“Parayı nasıl kazandığınız sosyal sorumluluktur!”

-!..

Kadıbeşegil’in kitabındaki bu cümle Global Reporting Initiative Başkanı Merveyn E. King'e ait:

“Sosyal sorumluluk, sivil toplum kuruluşlarına, hayır işlerine, bağışlara, okul ve benzeri yatırımlara ne kadar para harcadığınız ve bununla övünmeniz değildir. Sosyal sorumluluk parayı nasıl kazandığınızdır” diyor.

Özde "Paranla övünüyorsun ama, bunu nasıl kazandığın önemli" diyor.

İlgi alanımız avcılık, dolayısıyla yabanhayatı.

Doğayı ticari kazanç uğruna perişan eden şirketler, kendilerini aklamak için kazançlarının çok cüzi bir kısmını doğayı korumaya yönelik projelere aktarmak sureti ile, bir anlamda kendilerini aklama yoluna gidiyorlar.

İşte bu cümle, bu tür davranışlara karşı söylenmiş.

Ben örneğimi çevre-doğa ilişkisinden verdim.

Benzeri yüzlerce örneği siz farklı konularda kurgulayabilirisiniz...

Parayı uyuşturucu ticaretinden kazanır, spora harcarsa "sosyal sorumluluğunu" yerine getirmiş olur mu? v.b gibi...

Kişisel ya da kurumsal olarak "nasıl para kazandığımızı" sorgulama vakti çoktan geldi de geçiyor bile...

Hatırlayın son iki yazımda verdiğim örnekleri!

Bu insanlar, adalete sevk edilmeselerdi, o kazancı nasıl elde ettiklerini bilmeseydik hatta "hayır işlerine katkı koysalardı" nasıl aldatıldığımızı nereden bilecektik!

“Parayı nasıl kazandığınız sosyal sorumluluktur” sözü çok önemli...

Yazın bir kenara... Lazım olacak!

MediaCat Kitapları: 16 TL

Tanıtacağım son kitap Gecenin Yüreği...

-!..

Kitapta çelişkiler var!

Kitapta yanlış beyanlar var!

Kitap, gelecek kuşaklara doğru mesaj aktarmıyor...

Öncelikle, bunları üzülerek yazdığımın bilinmesini isterim.

Çünkü muhatabımın cevap verme şansı yok!

Hayatta olduğu zaman da benzeri eleştirileri yapmıştım.

O zaman yapmasaydım... Şimdi asla yapmazdım.

Yaşarken...

Bekledim ki "Ben yanlış yaptım" diyebilsin...

Bekledim ki "Biz (!) yanlış yaptık" diyebilsinler...

Kitabın 36. sayfasında "Avcılık ve beşeriyetle ilgili pek çok hasleti ondan aldım" diyor.

O zaman benden "Ne öğrendin ki?"

-!..

Boyut Yayınları: 179.00 TL

Bazı şeylerin bilinmesi gerekir.

Ufuk Güldemir'i -ailesi dahil- bu ülkede en iyi tanımlayabilecek, 3 kişiden biri benim.

Bunu 25 yıl kadar yaşadığımız bir beraberlikten sonra söyleyebiliyorum.

Paylaştığımız pek çok acı tatlı anımız oldu...

Foto muhabirliği yaptığı dönemde işinin icabı boynunda Canon AE-1 taşırdı.

25 sene boyunca avda fotoğraf makinesi taşıdığını hiç görmedim.

Kitapta yayınlanan eskiye ait fotoğrafların bir kısmı da benim çektiklerim!

Uzmanlığı, tartışılamaz ölçüde olan yakın dostum Sn.İsmail Haykır, benim ricam üzerine tüm fotoğrafları yakından inceledi.

Sonuçta: "Fotoğraflar iyi değil, özensiz ve sıradan" dedikten sonra "Oraya kim gitse bu kadar fotoğrafı istemese bile elde eder" dedikten sonra, "Çekilen karelerde yabanhayatının gizemi anlatılmadığı gibi, ön planda sadece vurulan hayvanlar sergileniyor. Oysa ki aslında bu kareler çevre ile bir bütün olarak sunulmalıydı." dedi.

-!..

İnandığı doğrular vardı...

Ortam değiştirdi...

Algılamaları değişti.

Bir bedende, bir kaç kimliği taşıyabilen bir yapıya sahipti...

Bunu nasıl başarırdı!

-!..

Hangi gerekçe ile buna ihtiyaç duydu?

-!..

Ölümle yüzleşmesine rağmen, öldürmekten bu denli haz duymasını anlamak kolay değildir.

-!..

Ben onun içindeki "çocuk"u sevmiştim. Ona kimi zaman "Çocuk" diye hitap ederdim.

Ufuk dediğim zaman "Abi bana çocuk" desene derdi...

Ben o çocuğu sevmiştim.

-!..

İşinde büyümesi gerekiyordu...

Dolayısıyla acımasız, katı hatta kırıcı oldu...

O dünyanın gereksinmeleri bunlardı...

Merhamete yer olmayan bir dünyada yaşadığını çok erken fark etti.

Haklı olduğu taraf çoktu.

O büyüdü, çocuk öldü...

-!..

Ben "o" çocuğu sevmiştim.

-!..

Dilerim ki anlatabilmiş olayım!

 

Yeri geldi, bu konuda bir şeyler söylemek isterim.

Son 4-5 seneden bu yana bir moda başladı!

Varlıklı avcılar yurt dışında ve yurt içinde yapmış oldukları memeli avlarını fotoğraflayarak kitap yapıyorlar.

Avlanma yarış olarak algılanıyor!

Kim çok vuracak! Yani, kim çok öldürecek?

Bunlar 30 sene önceydi!

Bilmiyorduk, öğreten de yoktu... Ama şimdi!

Avcılık bu değil ki!

Ne zaman değişeceğiz?

-!..

Aslanı öldür...

Ayıyı vur...

Kaplanı vur...

Fili vur...

Zebra avla (!)

Bunlar sizi avcı yapar mı?

Kanıtladığınız tek şey, çokça paranızın olduğudur.

Yoksa bunları avlamanın bir marifet olmadığı gün gibi aşikardır. Konuyu tüm gerçeği ile bilenler size kuşku ile bakar...

Bu ülkede yaşayan ve silah kullanmasını bilen yüz binlerce insan bu hayvanları bir veya iki atışta etkisiz hale getirebilir.

Ama bu eylem onları asla avcı yapmaz...

-!..

Bunu nasıl anlatacağım?

Usandım ama!

2109 da yaşayacak avcı kardeşlerime karşı sorumluluk hissediyorum.

"Şehir efsaneleri son bulmalı" diye düşünüyorum.

Dolayısıyla bir hatırlatma yapacağım.

Örnek bir avcı modeli aranıyorsa aşağıdaki kısa yazı içinde bunu tespit edebilirsiniz.

(...) Kısa bir süre sonra Amerikan İspanyol savaşından döndükten sonra politikaya soyunan Roosevelt, 1901 yılında Başkan seçildi. Başkan olduktan sonra Amerikan doğalhayatı konusundaki fikirlerini hayata geçirme imkanı bulan Roosevelt öncelikle Amerikan Federal Orman İdaresini kurdu. Ormanları ulusal hazine ilan etti. Askeri birlikler ve sivillerce buffaloların katledilmesini durdurdu. 1906 yılında yasa ile 18 ulusal doğal anıt ilan etti.

Niagara Şelaleleri ve Grand Kanyon da dahil olmak üzere beş adet binlerce kilometrekarelik Milli Park ve 51 tane de yabanhayatı rezerv sahası kurdu.

1908 yılında Ulusal Koruma Kongresini toplayan Baskan, bu Kongre sonrasında bütün eyaletlerin kendi yabanhayatı idarelerini kurmalarını sağladı. 8 yıllık başkanlığında federal rezerv arazileri 90 milyon hektardan 400 milyon hektara çıkmıştı. Bugün ABD'de nesilleri tehlikeye girmeden yaşamlarını sürdüren bir çok yabanhayvanı türü bunu Theodore Roosevelt'in uzak görüşlü tedbirlerine borçludur.

Kuzey Dakota'da bugün bir Milli Park, ABD ve dünya tarihinin bu büyük avcısı ve korumacısının, Roosevelt'in adını taşımaktadır.

Daha fazla bilgi edinmek isteyenler "Bir zamanlar Amerika" başlıklı yazıyı okumalıdır.

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=93

Bu gerçek, pırıl pırıl ortada dururken Abraham Lincoln örnek alınabilir mi?

-!..

"Öldürme arzusu" mutlaka kontrol altına alınmalıdır.

Kısa bir öykü çok şey anlatabilir...

Açıklanamayan çoğu şey öykülerle anlam kazanabilir....

Okuyalım mı!

....

Bilge, nehir kenarında balık tutan adama yaklaşır ve; "Oltanın ucundan ne çıkarsa sana onun ağırlığında altın vereceğim" der.

Birlikte beklemeye başlarlar.

Kısa bir süre sonunda oltaya bir şey takılır. Hızla çeker ve bakarlar ki bir kemik parçası.

Bilge kemik parçasını terazinin bir kefesine koyar, diğer kefesine de altınları.

Terazi bir türlü dengeye gelmez. Altınları yığdıkça terazi kıpırdamaz bile. Çareyi daha bilge birine başvurmakta bulurlar, olayı anlatırlar.

Bilge "teraziye dünya kadar altın koysanız dengeyi bulmazsınız" der ve ardından bir avuç toprak alır ve kefeye koyar.

Terazi hemen dengeye gelir. Herkes şaşırır. Derhal bilgeye işin sırrını sorarlar. Bilge şu cevabı verir.

"Kefedeki o küçük kemik, insanın göz kemiğidir. Onu hiç bir şeyle doyuramazsınız. Onu ancak bir avuç toprak doyurur..."

Yaşamımızda göz kemiği türünden kazanımlarımız olabilir..

Ama yaşamın ağırlığı, terazinin kefelerinin ağırlığında değil, dengede durmasındadır.

-!..

Aslında bu yazımın başlığı, iki satırdan ibaretti...

Diğerini sona sakladım.

İnandığınız gibi yaşamazsanız,

yaşadığınız gibi inanırsınız.

                                                                               Hz. Ömer

 

 

Mehmet Emin Bora

16 Mart 2009 / ANKARA

Bu yazı 4156 kez okundu...