Mersin'den Yükselen Işık


Cehennem Deresi / Doğma Mevkii
Mersin

Sizlere; 2109 yılında yaşayacak avcı kardeşlerim zaman zaman kendi aralarında toplanıp, yabanhayatı ile ilgili olmak üzere yaşanan sorunlara çözüm yolları arayacaklardır" desem...

Bana cevap olarak "Bundan doğal ne olabilir ki!" diyebilirsiniz.

Ben bu düşünceye katılmıyorum.

Çünkü "2109 yılında da aynı sorunları tartışıyor olmamız" bence yadırganmalı!

Aklınızdan;

"Erdin mi? 2109 yılında sorunların aynı olacağını nereden biliyorsun?" şeklinde bir düşünce geçebilir.

Size yanıt olarak;

"Yaşananlara bakın!

Son 50 seneye bakın!

Ne değişti!

Ben, geçmişe bakıyor, gelecek hakkındaki öngörülerimi seslendiriyorum." derim.

Ayak izleri sadece nereden geldiğimizi göstermez.

İzlerin üzerinden geçireceğiniz "sanal çizgi" size, tercih edilen "yön" hakkında da fikir verebilir.

Yeter ki, siz görmek isteyin.

"Farkında olun" demek istedim. Aslında, farkında olmak da tek başına kifayetsiz kalıyor...

Doğan Cüceloğlu anlatıyor:

Bir insanın olgunluk derecesini tek başına nelerin farkında olduğuyla ölçmek yanlıştı. Bir insanın olgunluğunun nelerin farkında olduğu kadar, neleri umursadığında yatıyordu.

Ve hemen şunu gördüm ki, insan "bildiği şeyleri değil" "değer verdiği şeyleri" umursar.

Bir insanın olgunluğunu anlamak için onun yaşamına yön veren temel değerlerini bilmek gerekir.

Ve eğitim sistemimizi, yaptığımız ana babalığı düşündüm.

Hepsi,

Farkına vardırma,

Belletme,

Öğretme,

üzerine kuruluydu.

Ama

Neyi,

Niçin umursayacağımızla ilgili bir söylem, bir eylem, bir koçluk yoktu.

Çocuklarımıza neyi, niçin umursamamız gerektiğiyle ilgili, basma kalıp sözlerin ötesinde hiçbir deneyim vermiyor, rehberlik yapmıyorduk.

Değerler boşluğu derken bunu söylemek istiyorum. (Doğan Cüceloğlu)

Hatırladınız mı?

"Farkında olmak" kavramına bu güne kadar yazmış olduğum pek çok yazımda yer verdim.

"Mardin" başlıklı son yazımda Kız Meslek Lisesi'ne giden öğrencilerin her gün, o pis sokaklardan zorunlu olarak geçerken, var olan kirliliği neredeyse günlük yaşamın "olmazsa olmaz"ı olarak görmeye başlayacaklarını ima etmeye çalıştım.

Süreç içinde "olumsuzlukları umursamaz toplum böyle yaratılır" demek istedim.

Bu büyük bir tehlikedir. Neden mi?

Çünkü,bu hal nerede yaşanıyorsa orada, değerler bağlamında bir erozyon var demektir.

Çünkü, bu hal nerede yaşanıyorsa orada, sorgulamaktan uzak, bir eğitimin varlığından bahsedebiliriz.

Çünkü, bu hal nerede yaşanıyorsa orada, evrensel aklın yara aldığından bahsedebiliriz.

Çünkü, bu hal nerede yaşanıyorsa orada, umursamazlığın yaygınlaşmış olduğundan bahsedebiliriz.

Ve daha buna benzer pek çok doğrunun bahse konu ortamdaki yokluğundan söz edilebilir.

Çoğu zaman olduğu gibi şimdi de "bu konunun avcılıkla ne gibi bir alakası var? diye düşünenler (!) olabilir.

Vereceğim somut örnekle bu kaygınızı gidereceğimi ümit ediyorum. Dilerim ki yanılmam.

Yaşanan sorunların çözülebilmesi için, öncelikler içinde "farkında olmak" kavramına birinci sırayı veririm.

Aksi halde, sorun yaşadığımızı nereden bilebiliriz ki?

Bunu kavrama sadece ve sadece olumsuz anlamları yüklemek de yanlıştır. "İyi yapılan şeylerin de farkında olmak lazım" diye düşünürüm.

"Mersin'den Yükselen Işık" başlığı bununla ilgilidir. Anlatmak, paylaşmak istedim.

Sn. Hasan Saday Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nden mezun. Fen Bilimleri Enstitüsü'nde de yüksek lisans yapmış.

Ben Sn. Saday2002- 2003 yılları arasında tanıdım.  Milli Parklar'da Şb. Müdürü olarak görev yapıyordu. Avcıların eğitimleri ile ilgili çalışmalar yaparken, zaman zaman zorunlu olarak genel müdürlüğe giderdim.  Sn. Saday'ın çalışma odası merdiven başındaydı ve kapısı genellikle açık dururdu.

Sürekli olarak çalışır, kapalı kapılar ardına saklanarak "çalışıyormuş" gibi yapmazdı.

Bilgisayarda sürekli fal bakanları, oyun oynayanları, borsayı takip edenleri sizler de bilirisiniz.

Sn. Hasan Saday

Koridordan geçerken her göz göze gelişimizde bana karşı içten ve sıcak davetlerde bulunurdu. Ben de uygun zamanlarda bu davetlere keyifle icabet ederdim. Dertleşirdik. Yabanhayatı üzerine ortak kaygı ve üzüntülerimiz olurdu, bunları paylaşırdık. Hepsi hepsi bu kadar.

Zaman içinde daha da yakınlaşır olduk.

Ben onun dürüst ve çalışkan bir insan olduğunu fark ettim. O da benim beklentisiz biri olduğumu anladı.

Bu kolay kaleme alınan bir cümle olsa da, yaşanması gereken bir sürece ihtiyacı vardı.

Birlikte olduğumuz bir gün sohbet sırasında yaralı bir çam ağacından bahsettiğimde, üzüntülerime yürekten katıldığını hissettim. Daha da önemlisi bu acıyı giderecek çalışmayı ancak bir pazar günü yapabileceğimizi seslendirdiğim zaman "ben de gelirim" derken yüzü aydınlanmıştı.

O an sınırlı tatil gününü böylesi bir işe (!) harcayacak, sıra dışı bir insanla karşı karşıya olduğumu fark ettim.

(Bu öyküyü merak edenler: http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=45 "Dünyayı Nasıl Kurtarabiliriz?" başlıklı yazııma bakabilirler.)

O tarihten bu güne gelene kadar 6 sene geçmiş. Az bir zaman sayılmaz.

Sn. Saday 2006 yılı içerisinde Mersin'e tayin oldu. Şu an için görevi Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü İl Müdürü. Ara ara görüşüp karşılıklı olarak birbirimize hal hatır soruyoruz.

Ben düşlerimi (!) o ise yaptıklarını anlatıyor.

Kendisinden "Mersin'de yapılan çalışmalarla ilgili olarak bana bilgi verir misiniz?" diye sorunca, kısa bir süre sonra bir dolu doküman sahibi oldum.

Yazılı belgelerin gelecek kuşaklara mutlaka aktarılması gerekiyor... Her yeri geldiğinde bu konunun üzerinde hassasiyetle duruyorum.

Fotoğrafların, yazılı belgeleri desteklediğini savunduktan sonra:

"Bir fotoğraf karesi, yeri geldiğinde bir kitabın anlatacağından çok daha fazlasını anlatır" diyorum.

Bir örnek vermek isterim.

Bu fotoğrafı hatırladınız mı?

1994 yılında Sudan'daki kıtlık sırasında çekildi. Fotoğrafçı Kevin Carter bu çekimle o yıl Pulitzer Ödülünü kazandı. Çocuk emekliyerek 1 km ötedeki Birleşmiş Milletler yemek kampına gitmeye çalışıyordu.

Çocuğun sonunun ne olduğu bilinmiyor.

Kevin Carter fotoğrafı çektikten sonra oradan ayrıldı. 3 ay sonra depresyona girerek intihar etti.

Öykünün tamamı bu.

Şimdi içinde: açlığı, kıtlığı, yaşamı, ölümü, ödülü, şansı, kaderi, merhameti, inisiyatifi, tercihi anlatan bir yazı yazın.

Bakalım ne kadar anlamlı olacak?

Okuyucular üzerinde bu kadar etki yaratabilecek mi?

-!..

Arz etmeye çalıştığım bu.

Sn. Saday''ın bana göndermiş olduğu kitaplara bakıyorum.

                

Kitapların içinde ne ararsan var. Gelecek kuşaklar bu verileri baz kabul ederek bir çok mukayeseli çalışma yapabilecek.

Nereden geldiğini bilecek!

Nereden geldiğini bilen, nereye gideceğini bilir. Bundan daha önemli ne olabilir ki!

Bana sadece yapanların ellerine sağlık demek düşüyor.

Gelen belgeleri okurken gözüme basın bültenini ilişiyor. Sizler bu haberi okurken yayınlanan fotoğrafları satır aralarına yerleştirmek sureti ile yaşanan gerçekleri görmenizi istedim.

T. C.

MERSİN VALİLİĞİ

İl Çevre ve Orman Müdürlüğü

BASIN BÜLTENİ -1

Hızlı nüfus artışı ve buna bağlı olarak canlıların yaşam alanlarının yok olması, aşırı bilinçsiz avlanma pek çok canlı türünü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu türler arasında "Dağ alası" olarak bilinen kırmızı benekli alabalıkta (Salmo trutta) bulunmaktadır. Nesli tükenmekte olan kırmızı benekli alabalıkları kurtarmak için yaklaşık 5 yıldır çalışan bilim adamları, suni ortamda yetiştirilmesi imkansız denilen alabalıkları havuzlarda yetiştirdikten sonra tabi ortamlarına bırakmayı başarmıştır.

 

80’li yılların başlarında düzenli bir popülasyona sahip bulunan Kadıncık Deresi'ndeki doğal alabalıklar sonraki yıllarda usulsüz avlanma sebebi ile tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Üretimi hayli zor olan kırmızı benekli alabalıkların doğan yavrularının havuzlarda beslenmesinin neredeyse imkansız olmasının, nesli tehlike altında olduğunun ve istenilen popülasyona ulaşmasının uzun yıllar alacağının görülmesi üzerine 2003 yılında İl Çevre ve Orman Müdürlüğü olarak bu türün üretim çalışmalarına başlanmıştır. İl Müdürlüğümüzce yürütülen çalışma kapsamında, doğal ortamı dışında üretimi yapılamayacağı düşünülen ve daha önceleri pek çok kez üretim çalışması yapılan, fakat başarı sağlanamayan kırmızı benekli alabalık başarıyla üretilmiştir.

Kadıncık, Cehennemdere ve Cocak Deresi taranarak yakalanan damızlıklar ile 2004 yılında 3 bin yavru elde edilip bunun 120 tanesi yaşatılmış, 2005 yılındaki çalışmalarımızda elde edilen 5 bin adet yavrunun hepsi ölürken, son iki yılda bu sayı 18 bine çıkmıştır. Bunların 8 bini doğayı desteklemek amacıyla Kadıncık Vadisi Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda yer alan Kadıncık Deresi’ne bırakılmış, 7 bini Cehennem Deresi Yaban Hayatı Geliştirme Sahası içerisinde bulunan Cehennem Deresi ile Cocak Deresi'ne bırakılmıştır. Bir kısmı da damızlık olarak ayrılmıştır. 2008 yılında yapılan üretim çalışmalarımızda da önceki yıllardaki verimimizi iki katına çıkararak 41 bin adet kırmızı benekli alabalık üretilmiştir.

Kadıncık Vadisinde yer alan Kadıncık Deresinde korumamız altında bulunan Kırmızı Benekli Alabalıklar istenilen popülasyon yoğunluğuna ulaştıktan sonra dere kontrollü olarak paralı avcılığa açılacak ve balık popülasyonu belli bir yoğunluğun altına inmeyecek şekilde balık avcılığına izin verilerek bu yolla hem kurumumuza gelir sağlanacak hem de yaptığımız çalışmayı halka daha iyi duyurmuş olacağız. Ayrıca bu şekilde yörenin tanıtımı da daha iyi bir şekilde yapılacak, yapılan çalışmalardaki yaşadığımız zorlukları gören halkımız çalışmalarımızın gönüllü destekçisi olacak, üstelik yöreye de bu yolla azımsanmayacak bir gelir sağlanacaktır.

 

Sn. Saday'ı tanımayanlar bu fotoğrafları görünce bir an için bile olsa popülist bir yaklaşım sergilendiğini düşünebilir. Ama bana inanın ki öyle değil. "Gelin Kayası" başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz.

Bkz: http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=63 "Gelin Kayası"

Sn. Saday'ın bu davranışları geçmiş yıllarda da aynıydı şimdi de aynıdır. Ben böyle düşünüyorum.

Şimdi aşağıdaki fotoğrafa dikkatli bakmanızı rica ediyorum.

-!..

Kadıncık Deresi

Katılımı gördünüz değil mi?

Başarının sırrı burada.

El birliği ile yapılamayacak hiç bir iş yoktur.

Basın bültenini dikkatle okuyorum. 3000 yavrudan sadece 180 tanesi yaşatılabildi şeklindeki cümleye dikkatinizi çekmek isterim. Özellikle bu cümlenin anlamı tartışmaya açılmalıdır!

Yasa dışı avlanma yöntemleri ile suda kalan balık ağları - tırıvırı ve benzeri ağlar - kim bilir kaç anaç balığın ölümüne sebep oluyor?

Bu ağları kim üretiyor?

Bu ağları, kim satıyor?

Bu ağları, kim alıyor?

Bu sorular yanıtlanmadıkça, onca emeğin bir çırpıda boşa gittiğini hüzünle seyretmeye devam edeceğiz.

İnanın bana 2109 yılında yine bu konuyu konuşacaklar.

İroni, satıcıların üç kuruş uğruna kendi bindikleri dalı kesmesidir.

Farkındalık ve umursamazlık eksikliğinin sonuçlarını görüyor musunuz?

Okumaya devam ediyorum.

T. C.

MERSİN VALİLİĞİ

İl Çevre ve Orman Müdürlüğü

BASIN BÜLTENİ - 2

Çevre ve Orman İl Müdürlüğümüz ekiplerince son zamanlarda kaçak avcılar üzerinde gerçekleştirdiği operasyonlar sonucunda;

Mersin Tarsus ilçemizde, Çevre ve Orman İl Müdürlüğümüze bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğümüz ekipleri tarafından yapılan denetim ve kontrollerde bu yılın ilk 5 ayında 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu'na aykırı olarak karada avcılık yapan 4 kişiye 10.158,00 YTL., suda kaçak av yapan 5 kişiye de 4.000,00 YTL.olmak üzere toplam 14.908,00 YTL. para cezası verilmiştir.

Müdürlüğümüzce sadece bu bölgede değil sorumluluk alanımızda ki tüm alanlarda kaçak avlanmaya kesinlikle izin verilmeyecek ve denetimlerimiz gece gündüz sürecektir.

Avcıların cezalı duruma düşmemeleri için avcılık belgelerini, avlanma izin belgelerini üzerlerinde bulundurmaları gerekmektedir. Avcıların, avlanma zaman ve limitlerine uymaları yanında, avcılık belgesi olmayan kişilerin avlama hakkı bulunmadığından cezalı duruma düşmemeleri için müracaat ederek avcı eğitim kurslarına katıldıktan sonra avcılık belgesi ve avlanma izin kartı almaları zorunludur.

Kaçak avcılar yasa ve kural tanımadan adeta katliam yapmaktadırlar.

En büyük sıkıntımız limit diye bir anlayışlarının olmamasıdır. Böyle giderse bazı hayvanları gelecekteki nesillerimize ancak fotoğraflardan göstereceğiz.

Bu bizim öz kaynağımız, göz göre göre bu sektörün yok olmasını göze alamayız.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İL ÇEVRE VE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ  

Avcılara verilen eğitimin son derece yüzeysel olduğunu, pek çok yerde, çok önemli yanlışların yapıldığını her yeri geldikçe seslendirmeye çalıştım.

Sıkıntının kökeninde hazmedilememiş bir eğitim yatar.

Ergin (!) öğrenci 40 yıllık alışkanlığını 15 gün içinde değiştiremez.

15 gün içinde, var olan bilgilerini çoğaltır veya revize edebiliriz, ama yetişkin öğrencinin yabanhayatına dönük felsefesini değiştirmemiz son derecede zordur.

Pek çok avcı, böyle bir felsefenin varlığından bile haberdar değildir.

Bakın somut bir örnek vereyim, konu daha iyi anlaşılacak.

Aşağıdaki kitap 15-16 Kasım 2006 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenenTürk Kültüründe Av” konulu uluslararası sempozyum sonunda sunulan bildirilerden derlenmiştir.

707 sayfa olarak KİTAPEVİ tarafından baskısı yapılan bu kitap yaklaşık olarak 1,5 ay önce yayınlandı.

Bu ciltte sempozyum sırasında sunulan çalışmalardan sadece 41 tanesi var.

Yanlış hatırlamıyorsam toplam sunu sayısı 148 idi. Bunun dışında düzenleme komitesine 17 adet de bildiri gelmişti.

Bir diğer değişle 707 sayfalık yayınlanan bu kitap, yaklaşık olarak yapılan çalışmaların sadece 1/4'ü!

Bu demektir ki 2000 sayfadan daha fazla bir belge, imkan bulunabilirse basılmayı bekliyor.

Yeri geldi Sn.Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ve Sn. Hilay Oytun Altun'a bir kere daha teşekkür etmek isterim. Yaptıkları bu çalışma zaman içinde çok daha iyi anlaşılacak. Ellerine sağlık.

Bkz: http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=151 "Türk Kültüründe Av"

Online Satış:www.kitabus.com

Şimdi soru şu?

Sayıları 300.000 veya 400.000 olarak ifade edilen avcılardan kaç tanesinin bu kitaptan haberi var?

Haberi olanların kaç tanesi bu kitabı satın aldı?

Satın alanların kaç tanesi okudu?

Okuyanlar ne anladı? Edindiği bilgileri kimlerle paylaştı?

Yabanhayatının idaresinden sorumlu olanlar -kolay telaffuz edebilmek için ben buna "idare" demek istiyorum- bu kitabı alıp ilgili personeline dağıttı mı?

Bu dağıtımdan nasibini alan şanslı insanlar kitabı okudular mı?

Ve benzeri pek çok soruyu sizler de seslendirebilirsiniz.

Özellikle "idare" için bu olgu "farkındalık" sorununun dışına çıkar. Onların "haberimiz yoktu" deme lüksleri yoktur.

"Fark edemedim"in arkasına sığınamazsınız.

Eksiklik olarak algılanır ki bu da üzücüdür.

Limit sorunu doğrudan doğruya bu anlattıklarımla ilgilidir.

Özde:

Avcı okumuyor. Okumadığı için de felsefi anlamda gelişemiyor.

Odaklandığı bir tek şey var "talan"

Bu tespitlerimin ne derecede doğru olduğunu aşağıdaki bültenin içeriğinde görebilirsiniz.

(Okuyan, evrensel değerlere sahip çıkan sağduyu sahibi avcı kardeşlerim bu değlendirmelerin dışındadır.)

T. C.

MERSİN VALİLİĞİ

İl Çevre ve Orman Müdürlüğü
BASIN BÜLTENİ - 3

Çevre ve Orman İl Müdürlüğümüz ekiplerince son bir haftada yapılan av koruma uygulamalarında (Operasyonlarda); yasa dışı avlanma yapan şahıslardan aşağıda dökümü yapılan araç, gereç ve av hayvanı ele geçirilmiştir. Operasyonlara Mersin İl Çevre ve Orman Müdür Yardımcısı Zübeyir Güvel, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü, Görevli Mühendisler, Orman Muhafaza Memurları ve Saha Bekçileri katılmışlardır.

Kontrol edilen avcı sayısı 223, yasal işlem yapılan avcı sayısı ise 16'dır. Ele geçen 14 adet silah, 14 adet ses cihazı, 4 adet bıldırcın, 4 adet üveyik, 2 adet keklik ve 1 adet karatavukdan ötürü, yasalara uymadığı tespit edilen avcılara toplam 13.200,00 YTL. para cezası uygulanmıştır.

Ele geçirilen ses cihazlarının alımı satımı ve bulundurulması yasak olmasına rağmen kaçak yollarla üretilerek el altından satılmakta ve bıldırcının göç yollarına geceleri kurularak zavallı hayvanları toplu olarak avlamaktadırlar.

Müdürlüğümüzce sorumluluk alanımızda ki tüm alanlarda kaçak avlanmaya kesinlikle izin verilmeyecek ve denetimlerimiz gece gündüz sürecektir.

Kaçak avcılar yasa ve kural tanımadan adeta katliam yapmaktadırlar.

En büyük sıkıntımız limit diye bir anlayışlarının olmamasıdır.

Kaçak ve yasaklanmış usullerle yapılan avcılıkla mücadelede duyarlı vatandaşlarımızın yardım ve desteklerini bekliyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İL ÇEVRE VE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ

"Limit diye bir anlayışlarının olmamasıdır" şeklindeki cümleye dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu "Benden sonrası tufan" şeklindeki bir anlayışın hayata geçirilmesidir.

Ne yazık ki yaklaşım (!) ileri yaş grubu avcılar tarafından büyük ölçüde benimsenmekten öte, teşvik de edilmektedir. (Bkz. http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=132 "Kral Çıplak" başlıklı yazım)

500 tane yabandomuzu vuran ödüllendiriliyor!

İdareye soruyoruz;

- Bu avların kaç tanesi yasal izinle yapılmış?

- 34

- Gerisi?

-!..

Anlıyorsunuz değil mi?

Bkz.http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=134 "Köhne Savaş Gemileri"

Bana gönderilen belgeler içinde eğitim faaliyetlerini gösteren dokümanlar var.

Bunları sadece sayısal anlamda irdeleyebildim.

Aslında içerik anlamında yorum yapabilmek için tarafsız gözlemcilerin yorumlarına ihtiyaç var.

Ama ne yazık ki böyle bir imkandan yoksunuz.

Avcılık kursuna müracaat edenler arasında başarı oranı % 96 civarında!

Ama hala kaçak avlananlar büyük bir sıkıntı yaratıyor ise, ciddi bir problemin varlığından söz edilebilir.

Özel kurslardan, kaç avcının eğitim aldığını bilemiyoruz. Eksikliğimiz bununla da sınırlı değil. Başarı oranını ve verilen eğitimin niteliğini de bilemiyoruz.

Bu sorun sadece Mersin ili için değil tüm iller için de geçerlidir.

Bu ülkede başarının ölçüsü, elindeki belge ile kanıtlanır?

İçerik!

Bu yönde bir kaygımız yoktur.

Var mı? Var.

Dilerim ki süreç içinde Sn. Saday bu problemi çözer.

Çözülmezse ne olur?

Bir gün gelir. Sağduyu sahibi biri yok oluşu görür ve "sil baştan" yapar. Yazın bir kenara.

AVCILIK KURSU BİLGİ CETVELİ

YILI

AÇILAN KURS SAYISI

KATILAN AVCI SAYISI

BELGE ALAN AVCI SAYISI

2006

8

264

255

2007

11

611

605

2008

11

431

402

TOPLAM

30

1306

1262

İlimizde 625 Sayılı Özel Öğretim Kanunu çerçevesinde hizmet veren bir adet özel avcı eğitim kursu bulunmaktadır. Özel avcı eğitim kursunda belge alan kursiyer sayısına bu rakamlar dahil değildir. Yukarıda belirtilen cetvel Halk Eğitim Merkezi ve il müdürlüğümüzce düzenlenen kurslara ait sayılardır.

AV KORUMA FAALİYETLERİ

Mühendislik

Koruma Yapılan Tarih

Kontrol Edilen Avcı Sayısı

Yasal İşlem Yapılan Avcı Sayısı

Mersin

01/01/2008

08/10/2008

348

34

Tarsus

01/01/2008

08/10/2008

247

22

Silifke

01/01/2008

08/10/2008

386

30

Anamur

01/01/2008

08/10/2008

346

5

Mut

01/01/2008

08/10/2008

102

13

TOPLAM

 

1429

104

              

 (21.985/864)     ( 26.595/840)      (31.165/842)     (36.560/899)      (31.347/909)     (34.685/985)     ( 54.260/ 1411)    (63.100/1762)

 

Her iki tablonun bize verdiği önemli mesajlar var. Bu benim tespitlerimi doğrular nitelikte.

Sn. Saday'ın göreve başladığı tarihte (2006) avlanma izni alan avcı sayısı 909.

2008 de bu sayı 1762 ye yükseliyor! Nerdeyse %90 oranında bir artış söz konusu!

Neden?

Ne oldu da böylesine bir artış yaşandı?

Ben size söyleyeyim. Koruma kontrol çalışmaları ciddiyetle takip edilirse bu sayı her ilde artar.

Örnek vermek isterim.

2008 yılında üniversite mezunu bir avcı (!) gece avı yaparken yakalanıyor.

Mersin'de... Detay vermeyeceğim.

Ben inanıyorum ki şimdi kendisi de üzgündür. Amacımız insanları teşhir etmek değil, doğruyu bulmak.

Sn. Saday gereken hukuki işlemi yapıyor.

Sonuç?

Sonuç yukarıda, avlanma kart sayısı hızla artıyor.

Sn.Hasan Saday'ın başarısının altında ne yatıyor? Sorulması gereken en önemli soru bu.

Birinci etken Sn. Saday'ın sahip olduğu evrensel değerler, mesleki anlamda bilgi birikimi, ve beşeri sermaye.

Siz daha pek çok müspet vasfı seslendirebilirsiniz. Tabii ki kendine olan güveni ve yüreği...

Bu yeterli midir?

Üzülerek seslendirmek isterim mevcut düzende bu özellikler tek başına kifayetsiz kalır!

Çünkü var olan sistem, Sn.Saday'ı bir üst makama bağlı kılar. Yani idari anlamda Mersin Valisi'ne...

Sn. Vali yabanhayatının korunmasına ve geliştirilmesine gereken ehemmiyeti vermiyorsa, siyasi mülahazalarla koruma kontrol çalışmalarına destek vermiyorsa Sn. Saday ağzı ile kuş tutsa başarılı bir çalışma yürütemez.

Bir süre sonra çalışma şevki kırılır, o da "umursamazlar kervanı"na katılır. Var olan sistem, çok çalışanı korumaz, gözetmez ve mükafatlandırmaz. Acı olan da budur.

Aynı zamanda bu mantığın tersi de geçerlidir.

Hasan Saday başarılı işler yapmıyorsa valinin yapabileceği pek de bir şey yoktur. Olsa olsa onu görevden alır. "Yeni gelen de aynı tutumu sergilerse ne olacak?" sorusu da bu suretle havada kalır.

Mersin Valisi sağduyu sahibi herkesin gönlünde özel bir yeri olan bir yönetici...

Kendisini tanımıyorum. Ama kime sorsam, çok hoş sözler duyuyorum. Uzaktayım ama ben de kendisi ile gurur duyuyorum.

Engin sabrınıza sığınarak bir kaç şey daha söylemek istiyorum.

İçinizi karartmayın. Problem büyük görünse de çözüm yolları her zaman var.

Bir gün kendinize benim yaptığım gibi bir iş edinin ve ülkedeki kilit bürokrat sayısını hesap etmeye çalışın.

Ben bu sayının maksimum 5000 ile sınırlı olacağını söylüyorum.

Bu sayının kat be kat fazlasına sahibiz.

5000 nitelikli insan, bu ülkeyi çok kısa sürede uluslarası alanda zirveye taşır.

İş ki, isteyelim!

İş ki, farkında olalım!

Örnek yukarıda...

Sn. Hasan Saday, 1 Aralık 2008 tarihinde açmış olduğum fotoğraf sergisine geldi.

 

Mersin'den!

 

Ankara'dan ne bir "avcı" geldi ne de "idare"den bir Allah'ın kulu...

 

Yakın dostlarımı saymıyorum.

 

Ama gelin görün ki ilgi, beklenenden çok daha fazla oldu.

 

5 gün boyu ziyaretçilere "bilinçli avcılığın ne demek olduğunu, avcıların doğalhayata yaptıkları katkıları anlatmaya çalıştım."

 

Bugüne kadar hiç duymadıkları "regülatör" kavramını izah etmeye çalıştım.

 

Pek çok ziyaretçinin, girişte elimde tüfek bulunan fotoğrafımı görünce "acaba geri dönerler mi?" şeklindeki bir düşünceyi -bile bile- göz ardı ettim. Doğrunun er veya geç anlaşılacağını düşündüm.

 

Yanılmamışım.

 

İlk defa böyle bir yaklaşımla karşılaşan ziyaretçilerin gözlerinin yaşardığına şahit oldum.

 

05.12.2008 / ANKARA

Bu yazımı Hasan Saday'ın gerçekleştirdiği başarılı çalışmaları fark edesiniz diye yazdım.

Aşağıdaki şiirin taşıdığı mana, sizin o an için içinde bulunduğunuz duygulara bağlı olarak algılanabilir.

Ama adından da anlaşılacağı üzere temel niteliği farkındalık üzerine...

Farkındalık

gözlerinin serinliğinde şaşkınlığın rüzgarları estiğinde
anlayıverdi birdenbire, her şey için çok geç olduğunu
ellerinin titremesine inanamazken, inanamadıkları çok oldu aniden
kazançlarının keyfinin henüz hiç düşünmemişti, kaybettiğinde
yaşam uzundu düşündüğünde, hayat ise çok kısa, farkettiğinde

dönebilseydi, ah keşke dönebilseydi geriye
kurma şansı verselerdi o cümleleri yeniden, farklı yüklemlerle
her soluğu yudumlamaya çalışmak yerine tek birini içseydi doya doya
öznesi olduğu cümleleri sahiplenseydi keşke, kuşku duyacağına her birinden
sevgi uzundu düşündüğünde, umursamak ise çok kısa, farkettiğinde

kaçmamayı başarabilseydi, iyisi kötüsü farketmez, durabilseydi karşısında
olduğundan daha sıkı tutabilseydi, gördüğünden daha uzağa bakabilseydi
susabilseydi duymak için, ah keşke biraz dinleyebilseydi kalbiyle beraber
gözlerini ellerine çevirebilseydi ayna yerine, tuttuğunu görebilmek için
bakmak uzundu düşündüğünde, görmek ise çok kısa, farkettiğinde

her şeyi görebildi ama hiç anlamadı çevresindeki bakışların nedenini
kıskanan, imrenen gözleri kendisine sandı, sahipliklerini unutarak
yaşaması o kadar doğaldı ki, herkes aynısını yaşıyor zaten dedi
hakkını verebilseydi keşke, tadını çıkarsaydı tembelliklere konuk olacağına
yaşamak uzundu düşündüğünde, hissetmek ise çok kısa, farkettiğinde

yükselmeye korkmasaydı keşke, daha gideceği onca yol varken yukarı doğru
bu kadar çabuk pes edeceğine, dizginleseydi soğuk duygularını
hiç değilse ara sıra aşkını tekrarlasaydı zihninde, aşkıyla yarışmak yerine
dışardan bakabilseydi keşke de gerek kalmasaydı satırların tanımlarına
kazanç uzundu düşündüğünde, kayıp ise çok ani.

                                                                                          Doğan Kökdemir

Bu hüzünlü fotoğraf karesi de, aydın bir insanın gelecek kuşaklara kaygılarla dolu son mesajı...

Dilerim ki gerçekleri fark edebilmek için geç kalmayız

 

Allah rahmet eylesin, nur içinde yat hocam...

Belki de sayende bir şeyleri fark edeceğiz.

 

24 Ocak 2009 / Ankara

Mehmet Emin Bora

 

Bu yazı 7995 kez okundu...