İspir-Sırakonaklar Panayır ve Avcılık
(Gezi Notları - 3'üncü Bölüm)


Sırakonaklar Köyü

Yedigöl'den ayrılarak İspir' döneceğiz.

Avcılık yaptığım yıllardan kalan bir alışkanlığım var.

Geri dönerken mümkünse aynı yolu kullanmam! Çünkü, yeni güzergah yeni heyecanlara gebedir.

Dolayısıyla İspir'e "parlak pembe" çizgilerle belirtmeye çalıştığım yoldan geri döndük.

19 Eylül 2008 Cuma sabahı başlayan gezimizin yol haritası, bu şekilde oluştu. 10 saatin üzerinde bir zaman harcadığımız bu rotanın gerçekleşebilmesinde "iki kişi" olmamızın büyük bir avantajı var...

Sabahın bir köründe askeri komut misali "Kalk" diyince kalkıyoruz! Bu genellikle 06:30 oluyor.

Yemeğe daha az vakit ayırıp, daha çok geziyoruz.

"Yorulduk yahu" diye birbirimizi gaza getirmiyoruz.

Gezi öncesi internet vasıtası ile yöreyi ince elekten geçiriyoruz.

GPS ve harita kullanıyoruz...

Üzerinde kesinlikle hemfikir olduğumuz birkaç şeyden biri de fotoğraf çekmek...

Bunun için çok çaba sarf ediyoruz.

Biliyoruz ki bir süre sonra (!) geriye, sadece bu anılar ve fotoğraflar kalacak...

...

Tepelerin üzerinden aşağıda görülen Çoruh Vadisine indik.

Çoruh Vadisi

Kaçkar Hotel

0442 451 29 39 - 451 29 49

İspir'de bu aralar kalınabilecek tek otel bu...

Pardon, hotel!

Anadolu'da yaygın olarak kullanılan ikinci dil İngilizce ya...

Otel diye yazarsanız kim anlayacak ki!

Bir iş merkezinin 3. ve 4. katını otel (!) yapmışlar. Hiç olmazsa temiz.

Şimdi birkaç şey söylemek isterim.

Doğu Anadolu'da standartlar olabildiğince aşağı çekilmiş!

Hangi konuda olursa olsun şikayet ettiğinizde yüzünüze garip garip bakıyorlar ve;

Nesi var yani!

Peynirse peynir!

Yataksa yatak!

Yemekse yemek! diyorlar.

Örnek olsun diye söylüyorum. Duş yaparken musluk elinizde kalırsa, boşu boşuna kendinizi üzmeyin. Yıkanın çıkın.

Oda kapılarının altında bir karış boşluk var!

Güncel söylemle (!) seslendirirsek tıpkı BBG evi gibi.

Sıkmayın canınızı. Yatın yere, siz de gelen geçeni seyredin!

Global kriz, her yeri her kesimi vurur... Anadolu insanını vurmaz!

Neresini vuracak ki!

Vuran zaten vurmuş, var olan hal zaten "dip" diye tanımlanıyor.

Derdimi anlatabildiğimi umut ediyorum.

...

20 Eylül 2008 Cumartesi günü yine erkenden hortladık. Bu günü burada geçirip akşama Rize'ye geçeceğiz

Programa göre pazar günü Rize yaylalarını gezip aynı günün akşamı Trabzon'dan Ankara'ya uçacağız.

Şimdi istikamet Sırakonaklar Vadisi

Sırakonaklar'a gidebilmek için Çoruh Vadisi'nden Yusufeli istikametine yöneleceksiniz.

Vadinin girişinde sizi ikaz edecek bir levha var. İlçeye uzaklığı ise 44 km

 

Vadi Girişi

Sırakonaklar Vadisi'nde yaz aylarında pansiyon bulmak mümkünmüş.

Sizlere yöreyi sözlerle uzun uzun anlatmaktansa fotoğraflarla anlatmak daha doğru olur diye düşündüm.

 

       

         

İspir doğa severler için gerçekten öncelikle görülmesi gereken bir yer. Bu aydan sonra fotoğraf meraklıları için ise tek kelime ile cennetten bir köşe.

İspir'in girişinde bulunan kale ve cami için Saltuklu'lar tarafından yaptırıldığı seslendirilmektedir.

Diğer ilçelerde, hatta pek çok kent merkezinde olduğu gibi kalenin yerleşim alanlarının içinde kalması beklenen o farklı duyguyu insan üzerinde yaratmaktan çok çok uzak kılıyor...

Kale çeşitli açılardan gözlendiğinde "ha yıkıldı ha yıkılacak" duygusu sizi ürkütüyor. Hele hele caminin üzerine konulan hoparlör, estetik anlayışınızın beline atılmış bir tekme gibi canınızı acıtıyor.

Bu geçmişe saygısızlıktır.

Bu, var olan değerlerimizi erezyona uğratmaktır.

Bu tarih bilincinden uzak bir toplumun somut göstergesidir.

Bu ve benzeri örnekler kültür hayatımızın sabıka dosyasını oluşturur.

Yazık ki ne yazık...

...

Sırakonaklar'dan İspir'e geldiğimizde saat 13:00 'ü gösteriyordu.

Büyük bir tesadüf eseri İspir'de kurulan panayırı ziyaret etmek istedik. 50 seneye yakın bir zamandır panayır görmedim.

Çocukluk yıllarımın geçtiği Mersin ve Adana'da, özellikle de Mersin'de kurulan panayırı hatırlıyorum.

Dönme dolap, salıncak, cambaz ve yöreye özgü "bici bici" satıcıları...

Bici biciyi ilk defa duyanlar için anlatmak isterim.

Su ve nişasta kaynatılarak muhallebi kıvamında bir karışım elde edilir. Karışım bir tepsiye konur. Servis yapılırken küçük bir bakır tabağa konulan bu tatsız muhallebinin üzerine genellikle kar veya rendelenmiş buz konulduktan sonra üzerine de pekmez, kızılcık şerbeti veya benzeri bir tatlandırıcı şişeden dökülür.

Gerisini siz de hayal edebilirsiniz.

Panayırı göreceğim diye heyecanlandım desem, inanır mısınız?

İnsan, hayal kırıklığına uğrayacağını adı gibi bilse de yine de gidiyor...

...

Panayır alanına uzaktan bakınca "burada deprem olmuş insanlar çadırlara çıkmış" diyesiniz geliyor.

Panayırın ağırlığını hayvan pazarı oluşturuyor.

Kazanan hiç yok ki!

Erinç Orkun sık sık "ben futbolun kralını oynardım" diyor ama, topu da havaya dikiyor!

Halka! O da yok...

Ellerindeki bir kaç hayvanı satma umudu ile panayıra gelenler düş kırıklığı içinde...

Yılgınlık yüzlerine vurmuş.

Atların sırtına eyer vurulunca her nedense ben hüzünlenirim... İstem dışı bir eylem gibi algılarım.

Kendilerini rahatsız eden sinekleri "başlı-kıçlı" durmak sureti ile kolaylıkla defediyorlar.

Sadece biri satılırsa...

Diğerinin çok üzüleceğine adım gibi eminim...

Panayırın devam ettiği süre içinde yaşam alanları ortaklaşa kullanılıyor....

İstek üzerine çektiğim bu fotoğrafı Metin Çınar'a göndereceğim

Adı Sinan! Fiyatı 4.000 YTL

200 sene daha bu sahneleri görmezsek, ben de bir şey bilmiyorum...

Panayırdan ayrılarak Rize'ye doğru yolculuğumuza devam etmek istiyoruz. Benzin almak için geldiğimiz istasyonda arabamız bozuluyor ve kabus dolu dakikalar başlıyor.

İspir'li oto tamirciliği yapan ustalar hem çok candan hem de çok iyi niyetli.

Darda kalırsanız 0.536 323 71 07 numaralı telefondan Recep Sinek'i arayın. Beklentinizi boşa çıkarmaz.

"Ha oldu ha olacak" diye 2 saatten fazla bir zaman kaybediyoruz. Neticede sorunun elektronik olduğu tespit ediliyor ve İspir'de çözülme imkanı yok. Bir araba kiralayarak doğrudan Trabzon'a gitme fikri kafamızda yer etmeye başladı bile...

Erinç son bir kere daha marşa basınca bu sefer araba çalışıyor!

Bir süre kararsızlık yaşıyoruz. Ya 3-5 km sonra yeniden bu durumu yeniden yaşarsak! Korka korka yola düşüyoruz.

Yol üstünde Anzer Yaylası var ama bizde o yollara girecek cesaret artık yok. Çünkü, plan değişti!

Bu gece Trabzon'dan Ankara'ya uçmak için rezervasyon değişikliği yaptık. Dolayısıyla yol üzerinde olmasına rağmen görülebilecek birkaç önemli yaylayı da bu sebepten ötürü göremiyoruz.

Saat 17:00 gibi Trabzon'a varıyoruz. Sabahtan beri sadece ilaçlarımı alabildim. Planımız bozulduğu için biraz da sinirliyiz. Kiraladığımız araba, kelimenin tam anlamı ile berbattı. Kornası olmada 3 gün dolaştık. Üstüne üstlük çok kısıtlı zamanımızın %25'ini de bu araç yüzünden kaybetmiş olduk.

Yemek için sahil boyunda var olan lokantalara gittik. Yemek istediğimizde "iftar saatine kadar servis yapmayacaklarını" ima ettiler!

"Hazırlığımız yok" şeklinde saçma sapan bir cevap verdiler. Abartmıyorum en az 150-200 kişilik sofra hazır ortada görünüyor. 2 kişiye bir lokma veremezlermiş! Bir saat sonra aynı anda 200 kişiye nasıl yemek vereceksin?

-!..

Hani mahalle baskısı yoktu!

Lokantalar kamu hizmeti veren kuruluşlar değil mi?

-!..

Bu yükümlülükten hangi gerekçe ile uzak durabilirler?

-!..

En az 25 sene sürekli oruç tuttum. Artık tutma şansım yok.

İslamiyet buna çözüm getiriyor, kendini bilmezler ön plana geçmek istiyor.

Aslında bunu bir izah etmeme gerek de yok ama, nasıl yanlış bir yolda olduğumuzu bilmenizi istedim.

Her ramazan ayında televizyon kanalları dini ağırlık içeren programlar yapıyor...

Her sene aynı sorular soruluyor.

"Hocam, kulağıma su kaçarsa orucum bozlur mu?"

"Hocam, burnuma su kaçarsa orucum bozlur mu?"

"Hocam, göz damlası kullanrsam orucum bozlur mu?"

Soru sahibinin yaşı almış başını gitmiş.

"Geçen sene sen bunu bilmiyor muydun?" demek kimsenin aklına gelmiyor.

Hoca iki bilinmeyenli denklemin çözüm yollarını gösterir gibi anlatıyor da anlatıyor...

Her sene bunlar yeniden yaşanıyor. Temcit pilavı gibi ısıt ısıt getir...

Trabzon'da yaşanan bu akıl dışı davranışı tüm Doğu Anadolu'da gözlemleyebilirsiniz.

Bu dükkanda iki lokma yemek yemek sureti ile uçağa yetişebiildik.

Bir geziyi de sağ salim bitirebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Gezdiğim il ve ilçelerin internet sitelerini araştırın. Doğal hayat ne hale gelmiş bir görün.

Adam yabankeçisini vurmuş, bir de utanmadan yayınlıyor.

Sarıkamış Allahüekber Dağları ülkemin 34'üncü Milli Park'ı ilan edildi.

Yasa Milli Park sınırları içinde avlanmanın yasak olduğunu söylüyor.

Gidin bir kontrol edin bakalım!

-!..

Yöre insanına milli parkın ne anlama geldiği yeterince anlatılmadıktan sonra,

Koruma kontrol çalışmalarına hız verilmediği sürece,

Yabanhayatı başta olmak üzere her şey ölür...

Yavaş yavaş ölür...

 

Yavaş Yavaş Ölürler

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar

Pablo Neruda

 

 

Günleri dolu olanlar ölümden korkmasın

                                                                                Honere re Balzac

 

15 Ekim 2008 / Ankara

Mehmet Emin Bora

Elektronik posta adresim:

mehmeteminbora@superonline.com

 

 

 

Bu yazı 6312 kez okundu...