O başka!


"Autre chose"

Ressam Carle Vernet / Fontainebleau Ormanları'nda av

01 Ağustos 2008. Fransa'dan misafir bekliyorum.

İstanbul'dan Ankara'ya, oradan da Çamlıdere'ye 14.30 gibi gelecek olan Sn. Seçim ve Sn. Bernard Cotton çifti, bu sene başında eşimle Paris'te tanışmışlar.

Bu ilişki, sohbet sırasında ortaya çıkan müşterek dostlar ve paylaşılan ortak bakış açısı ile çok kısa bir sürede farklı bir boyuta ulaşınca eşim de onları Çamlıdere'ye davet etmiş.

Olayın kısa öyküsü bu.

Sn. Seçim ve Sn. Bernard Cotton

Sn. Seçim Cotton1973-74 dönemi İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü'nden mezun olmuş. Dört lisan biliyor. Bir dönem Türkiye'de çalıştıktan sonra Amerika'da ve Fransa'da yaşamış. Şu anda emekli bir profesör olarak Fransa'da yaşıyor.

Seçim Hanım, Paris Belediyesi 15'inci Bölge'de 2002- 2008 yılları arasında belediye meclis üyeliği görevini yerine getirmiş.

Halen Paris ve Çevre İlleri Güvenlik Konseyi üyesi.

Dr. Bernard Cotton ise Paris Ekonomi Fakültesi / Pantheon 1974 yılı mezunu. Tarım Bakanlığı'nın "şovalye" nişanına sahip. Sn. Dr Bernard Cotton Seçim Hanım'la evlendikten sonra Müslüman olmuş. Derdini fazlası ile anlatabilecek kadar da Türkçe biliyor.

Babası, Prof. Dr. Guy Cotton Fransa'da Tarım Bakanı olarak görev yapmış. Bu süre içinde üstün hizmetlerinden dolayı 1981 yılında Fransız'ların çok önem verdikleri Legion d'honneur nişanına sahip olmuş.

Bu özel bilgilerin, yazı konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için "gerekli" olduğunu düşünüyorum.

-!..

Bu yazımda - Fransız avcılarının - herkes tarafında pek bilinmeyen bir yüzünü ortaya koymaya çalışacağım.

5-16 Haziran 2000 tarihinde "Fransa Ulusal Av Ofisi"nin (ONC) davetlisi olarak Fransa'ya giden o zamanki adı ile Orman Bakanlığı'nın davetlileri arasında ben de vardım.

Bu geziye katılabilmek için tüm masraflarımı cebimden ödediğim gibi "eli boş gitmemek için" 40'a yakın av bıçağını da yanımda götürmüştüm.

Ayrıca devletin -en azından bu seyahat için seslendirebilirim- "hediye" diye bir faslı yoktu ki!

Bu minimum 15-20 Kg demektir.

Bir bavul, bir fotoğraf makinesi çantası ve bıçaklar!

Metro içinde koşuştururken neredeyse sakat kalacaktım.

Şimdilerde öğreniyorum ki benim halisane duygularla üstlendiğim bu yükümlülüğü "o zaman haberim olsaydı 'bıçak kaçırıyor' diye yazardım" diyecek kadar alçalan haysiyet yoksunu bir insan varmış.

Bir benim niyetime bakın, bir de bu kafaya!

Her neyse, Allah'ından bulsun.

Bu gezide bir hafta sürekli ders gördük. Ben, tüm konuşulanları ses bandına kaydettim. Hala saklıyorum.

Bu dersler sırasında görevlilerin bazı konuları geçiştirmeye çalıştığını fark edince, -çünkü gruptaki tek avcı bendim- daha geniş açıklama istedim.

Pek gönüllü olmadılar!

Israr edince anlattılar.

Bunlardan bir tanesi "Geleneksel Avlanma Metodu" başlığını taşıyordu.

Diğeri de "Bretagne Bölgesi'ndeki Av Sezonu" ile ilgili bir konu başlığı idi...

Memduh Iğırcık - Mehmet Emin Bora

O günden bu yana tam 8 sene geçmiş.

Şimdi yaşamını Fransa'da sürdüren misafirlerim var!..

Üstelik biri Fransız ve konuyu bilen biri.

Sohbet sırasında yeri gelince ben konuyu Fransa'da sürdürülen "Geleneksel Avlanma Metodu"nun içeriği hakkında daha fazla bilgi edinmek istediğimi söyledim.

Sn. Bernard Cotton da bana detaylı bir bilgi verdi.

Sizlerle paylaşmak istediğim bu...

 

Carte des régions

Fransa bölge haritası, 22 bölge

Yıl 2008.

Biliniz ki Fransız avcılar, kılıçla ve mızrakla at üstünde av yapıyorlar!

Onlarca köpekle bir memeliyi atlarla kovalaya kovalaya yorgun düşürüp bir köşeye sıkıştırıyorlar ve mızrak dahil ne kadar kesici alet edevat varsa onunla da hayvanı eziyet çektire çektire öldürüyorlar.

Av yapılan bölgelerden birinin adı Centre Bölgesi'ndeki Foret de Chambord (Şambor Ormanı)

Sn. Bernard anlatıyor:

Şambor Ormanı, İle-de France' Bölgesi'nde Fontaınebleau, şehrindedir ve Compıegne şehrinde bulunan aynı adları taşıyan ormanlarda geleneksel memeli avı yapılmaktadır. Bu şehirlerde aynı adı taşıyan şatolar da vardır.

Bu vahşi avın adı "Chasse a courre" dur. "Şas a kur" diye okunur.

Görülen odur ki, Ortaçağ'da yaşayan aristokrat kesiminin avlanma yöntemi nesilden nesile izlerini hala sürdürmektedir.

Şimdi şunu bilelim. Bu avlanma metodunun Avrupa Birliği'nin ortak av kanununda yeri yoktur.

İngiltere'de yasaklanmıştır.

Diğer üye ülkelerin de bu tür bir gelenekleri (!) yok.

Centre ve İle-de France' Bölgesi'nde yaşayan Fransız avcılar ise tüm bilinen bu gerçeklere rağmen kafalarını sadece ava katılan köpek sayısına takmış vaziyette...

Memeliyi 35 köpek mi kovsun, 30 köpek mi?

Avlanma etiği sadece bu bazda tartışılıyor.

10 köpekle becerebileceklerine inansalar var ya... Bu metodun "son derece insancıl" olduğuna yemin bile edebilirler...

Bu vahşet halen yaşanıyor ve onlar "Nuh" diyorlar ama "Peygamber" demiyorlar.

Gözünüzde bir geyiğin çırpına çırpına öldürüldüğünü canlandırabilir misiniz?

Bu vahşet hangi eksiği kapıyor acaba?

Bretagne Bölgesi'ndeki avcıların sorunu ise "av sezonunun başlangıcı ve bitişi" ile ilgili.

Göçmen kuşların göç mevsimi olan " nisan-mayıs-haziran" aylarında bu bölgeye yakın kıyılarda gerçekleşiyor.

Fransız avcıları tut tutabilirsen!

Üreme mevsimiymiş!

Yavrulamaya gidiyorlarmış!

-!..

Ne Avrupa Birliği'nin yasalarını dinliyorlar ne de gökyüzünün (!) sesini...

"Geleneksel Avlanma Metodu" ve "Bretagne Bölgesi'ndeki av sezonu" ile ilgili yaşanan yanlışlıkları sabaha kadar Fransız avcılara anlatmaya çalışın...

Onların size söyleyeceği bir tek söz var.

O başka! (Autre chose)

-!..

Bu ne anlama geliyor?

Açıklamak isterim.

Fransızlar size 24 saat 365 gün demokrasi dersi verir,

Bayan Mittereand Diyarbakır'a gelip PKK hamiliği yapar.

AB'ne girmek istiyorsanız "iç hukukunuzu yeniden düzenlemeniz gerekir" derler...

Seçimlerde oy alabilmek için Ermeni'lere soykırım yaptığınızı iddia ederler...

Bu masallara karşı "Ruanda'da siz ne yaptınız?" diye sorarsanız...

Alacağınız cevap klasiktir.

O başka! (Autre chose)

Bunu günümüzdeki adı çifte standarttır...

Gerisi de lafügüzaf.

Seçim Hanım " Paris'te Leyla Zana Caddesi vardır ama ne yazık ki Atatürk Caddesi yoktur" diyor.

Yukarıda Fransızların beğenmediğim taraflarını seslendirmeye çalıştım.

Ama beğendiğim tarafları da var.

Önce avcılıkla ilgili bir kaç önemli noktayı seslendirmek isterim.

Fransa'da avcılar son derecede örgütlü bir yapıya sahiptir.

Ananevi Avcılık Balıkçılık ve Çevre Partisi'nin (Chasse Peche Nature Tradition) Fransa'da % 3 gibi bir oyu vardır.

Bu da genel seçimlerde 500- 600.000 net oy yapar. Dolayısıyla destek verdiği büyük partinin kaderini değiştirebilir.

Bu partinin başında halen başkanlık yapan kişinin adı Monsieur Saint Josse'imiş.

Fransa'da tarım yapılan arazilerinde bol miktarda av hayvanı yetiştiriliyor. Dolayısıyla avcılarla tarım bakanlığı arasında ciddi bir ilişki var. Köylü son derece bilgili. Avcılar, devlet ve köylü bir tek doğruda birleşebiliyor. İstisnaların dışında yaslara uyuyorlar.

Soldan sağa ; Avcılar başkanı Frederic Nihous - Michel Barnier Ziraat Bakanı ile...

Tüm bu gerçeklere rağmen yine Fransa'da avcılık karşıtı olan ciddi bir kamuoyu da var.

Fransa'da aşırı çevreci bu avcılık karşıtı kitlenin de, seçimlerde % 2-3 gibi bir temsil yeteneği var.

Farklı görüşlere sahip bu iki grubun oy oranları hemen hemen aynı gibi...

Zaman zaman her iki tarafta kamuoyunu yanlarına alabilmek için çeşitli şekilde protesto toplantıları yapmakta...

Avcıların protesto eylemi

Avcılık üzerine misafirlerimle bu konuları konuştuk.

Bir dönem, ismi gündemden hiç düşmeyen Alman avcı Hans Piper, Cotton çiftinin yakın dostları imiş. Onun av tutkusundan bahsettik.

Doymak bilmeyen "öldürme tutkusunu" tartıştık.

Belirli bir yaşın üzerinde (+60), avlamadığı hiçbir av hayvanı kalmamasına rağmen halen avlanma peşinde olan insanların ruh halini, ben bir avcı olarak anlamakta güçlük çekiyorum.

Nereye kadar?

Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz ki?

Bir noktadan sonra bu insanların içindeki "avlanma tutkusu" yerini "öldürme tutkusu"na bırakıyor diye düşünüyorum.

"Avlanma tutkusu" içerisinde "sonlanabilme" özelliği taşırken, "öldürme tutkusu" insan için seslendirildiğinde hastalıklı bir ruh halinin ifadesinden öte değildir. İnsanı hayvanlaştıran halin somut izlerini taşır. Bu durum, milyonlarca yıl evvel yaşandığında ki ben bunu kolaylıkla anlayabilirim... Ama gelin görün ki 21'inci yüzyılda çoktan küllenmiş olması gereken bir duygudur.

Sohbetimiz sadece avcılıkla sınırlı kalmadı. Onları yakın çevrede gezdirme gayreti içinde oldum.

Misafirler "meşe kömürü nasıl yapılır?" diye merak edince böyle bir alanı ziyaret ettik.

Seni Fransa'ya götüreyim mi?

Seçim Hanım yaşanan şartlardan etkilenmiş olmalı ki Ramazan'ı Fransa'ya götürmek istedi.

Babaannesi de "Dünyayı verseniz Ramazan'ı vermem" diye ona cevap verdi.

Varsayın ki Ramazan Paris'e gitti...

İyi bir eğitim aldı ve 15 sene sonra doktor oldu, avukat oldu veya bir mühendis... En az da iki lisan konuşuyor olacaktı.

Sizce de güzel olmaz mıydı?

15 sene sonra Ramazan'a bu olay anlatılırsa Ramazan ne düşünür dersiniz?

Sizce ne yapılmalıydı? Siz ne düşünüyorsunuz? Zor soru değil mi?

-!..

Aluç Dağı / Altuntaş Yangın Kulesi

Bernard - Seçim Cotton

Kaza merkezinin içinden geçerken gördükleri şelaleyi çok beğendiler. "Burası bir su cenneti" dediler.

Ben de görüntü ile gerçeğin farklı olduğunu anlattım.

Sınırlı tonajdaki bir suyun elektrik enerjisi kullanılarak döndürüle döndürüle akıtıldığını duyunca bu sefer de "sizde elektrik sorunu yok mu?" diye sordular. Bu sıkıntının kuraklık nedeni ile ülke çapında yaşandığını anlatınca da çok şaşırdılar ve onlar anlatmaya başladı.

Fransa'da COUR DES COMPTES diye adlandırılan bir kurum varmış.

Bu kuruluşun görevi; devletin vergilerle topladığı paraların "doğru yerlerde kullanılıp kullanılmadığını kontrol eden bir devlet birimi" imiş. Harcamaları kontrol eden mahkeme tabiri caizse Türkiye’deki Sayıştay’ın üstlendiği göreve benzer bir görev ifa ediyormuş.

Her bölgede bu kurumun bir şubesi varmış. Bu şubeler belediyeleri de kontrol edebiliyormuş."Vatandaşın parasının doğru harcanıp harcanmadığını kontrol eden bir kurum" diye düşünebilirsiniz dedikten sonra ilave ediyorlar.

"Bu hal Fransa'da yaşansaydı burası derhal kapatılırdı"

Onlara, senelerce evvel yapılan ve yarım bırakılan hastaneyi gösteriyorum.

Bir tek öğrenci okutmadan yıkılmaya yüz tutmuş okulu gösteriyorum.

Büyük şehirlerde bir sene evvel yapılan yollar, kaldırım taşları, bir sene sonra bir vesile ile yıkılıp tekrar yapılmıyor mu?

Hangi iktidar bu kolay yolu kullanmadı?

80.000 resmi araç bir sene içinde mi alındı?

Yaşanan sorunların miladını, geçmiş 60 yılın içinde aramak gerekir.

Benzer örnekleri ben anlatırken, onlar da anlamaya çalışırken oldukça zorlandık.

İçinde bulunduğumuz çağda, avcılık yapacak insanların çok ciddi bir eğitimden geçmesi bile tek başına yeterli olmuyor.

Türk avcısının beceri eksikliği hemen hemen yok gibidir. Eksik kısmı da 30 ders saati içinde telefi edilebilir.

Türk avcısının eksik olan tarafı yabanhayatına bakış açısıdır.

40-50 yaş aralığındaki avcıların bu eksikliklerini tamamlayabilmesi için gereken süre "X" ise yaş ilerledikçe bu süre "2X" "3X" gibi artmaktadır. Kemikleşmiş kanaatleri, önyargıları değiştirmekte çok zorlandığımı hatırlıyorum.

Bu bağlamda gençlerin eğitimine özellikle önem verilmesi gerektiğini düşünmekteyim.

Özellikle bu alanda söz sahibi olmak isteyenlerin sergiledikleri "basit" "yüzeysel" ve "popülist" yaklaşımları, bırakınız avcılığın gelişmesine faydayı, tam aksine daha çok eleştiri almasına sebep oluyor.

Nasıl mı?

Koskoca bir memeli hayvanın vurularak yere düşmesini,

Avcının, bir kasap edasıyla bu hayvanın başına çökmesini,

Benzeri olmayacak pek çok görüntüyü,

Üstüne üstlük, bozuk bir türkçe ile seslendirme yapar da,

Suluboya kıvamındaki görüntüler eşliğinde televizyon ekranında yayınlarsanız...

İnsanlar neden avcılığa karşı sempati duysun ki?

-!

Bu tür televizyon yayınları avcılığa karşı olanların, hatta konu hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan sıradan insanların bile yüreklerinde yaratılan travma nedeni ile, olsa olsa sadece avcılığa karşıt görüş sahiplerinin çoğalmasını sağlar.

Buna "kaş yapayım derken göz çıkarmak" denir.

İlle de taraf olunacaksa "akıldan" yana olalım.

Avcıların hiç mi günahı yok?

-!..

 

Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.

                                                                                                         Confucius

 

Bu yazı 5766 kez okundu...