Avcıdan mı Adam Olur!
Yoksa Adamdan mı Avcı Olur?


Bir kaç aydan beri, ülkemi yakın gelecekte bekleyen sorunlardan ötürü, yazılarımda hoşnutsuzluğumu belirten ifadeler kullanıyorum.

Bununla da yetinmiyorum.

Benzeri kaygıları içeren, ciddi yazıları da sizlerle paylaşma çabasına giriyorum.

Neden mi?

2107 yılında yaşayan avcı kardeşlerimin tepkilerini almamak için!

2107 yılında yaşayacak insanlarımız "Olacakları hiç kimse görmedi mi? Yuh olsun onlara..." şeklindeki aşağılamayı -ki en hafifi bu olacaktır- en azından kendi payıma hak ettiğimi düşünmediğim için...

Benim, o kuşaklara -geleceklerini daha iyi görebilmeleri için- bırakabileceğim tek şey; yaşananlar karşısında oluşturduğum görüşlerim, tespitlerim ve aksaklıkların giderilmesine dönük önerilerimden başka ne olabilir ki!

"Sen yanılıyorsun, yorumların ve önerdiğin çözüm yollarının tamamı yanlış " derseniz...

Ben de "Bu da bir kazanç! Mademki tespitlerim yanlış, siz de benim önerilerimin tam aksini yaparsınız, böylece doğruyu bulmuş olursunuz, nihai amaç da zaten bu değil mi? " diye size yanıt veririm.

Hem de...

Sizin ve sizler gibi düşünen bazı kişilerin bugüne kadar, bırakın maddi bir katkıyı, fikir düzeyinde bile katılımınızın olmadığını bilmeme rağmen!

-!..

Kısacası, bu bağlamda yaşadığım her anı derinlemesine algılamaya çalışırken çıkardığım sebep-sonuç ilişkilerini sağduyu sahibi avcı kardeşlerimle paylaşmaya çalışıyorum, ve ömrümün son gününe kadar da bu yoldan ayrılmama gayreti içinde olacağım.

Bu bayramda da bu tavrımı sürdürdüm.

Perşembe öğleden sonra Çamlıdere'ye gitmek için yola çıktım.

Oran kavşağında trafik kazası olmuş, daralan yoldan ötürü diğer araçlar çok zor ilerliyor.

10.10.2007 / Oran Kavşağı - Saat: 16:59

"Milim milim" diye tariflenen akış hızında...

Tabi ki bu hız, herkes için geçerli değil...

Yayalara saygılı (!) bir sürücü, ikaz anlamında farlarını açmış geliyor.

Ama kaldırımdan!

Kaldırım 10 sn. içinde yola dönüşüyor.

Sağ kulvardan güçlü bir katılım var!

Araç türü fark etmiyor

Bu ticari, yani profosyonel olanı!

Üzerindeki bantlardan, servis aracı olduğunu anlıyoruz. Canlarınızı (!) buna emanet ediyorsunuz.

Bu da resmi araç!

Kaldırım sıkıştı!

Çok değil 25 dakika sonra kavşağı geçip Çamlıdere istikametine doğru yol alıyoruz.

Ben bahanemi buldum.

Başlıyorum konuşmaya!

-!..

Nasıl olsa hanımın arabadan atlayıp gidecek hali de yok...

-!..

Fırsat bu fırsat diyerek, veriyorum narkozu...

Bilirsiniz bu bireysel tatmin yolunu, teskin edici bir ilaçtır.

Bilinenin (!) aksine, kulaktan verilir.

"Biz adam olmayız" geyiği....

Hanımın zevkle (!) dinlediğini zannediyorum!

Bir saat!

Çamlıdere'ye varıyoruz.

O yarı baygın, benim de dilim kurudu...

Ülkenin, en azından "trafik problemini hallettim" diye düşünüyorum!

Arife günü tüm zamanımızı yakın çevre içinde dağ bayır gezerek geçiriyoruz. Akşama doğru eve gelip de televizyonu açınca atv'de Siyaset Meydanı adlı programda Osman Pamukoğlu Paşa ile bir söyleşi yapılacağını öğreniyorum.

Programın başlama saati 24:20 olarak duyuruluyor.

Bunun adına eskiden "gavur eziyeti" derlerdi...

Neden 24:20!

Çok önceleri, bu program 21:00 sularında başlardı...

Bayıla bayıla dinlerdik.

Hoş şimdi de öyle ama!

Kaç kişi o saatte ayakta kalabiliyor ki!

Başka bir kanalda Prof. Dr.Yaşar Nuri Öztürk konuşacak...

23:15!

Ya sabır...

Bu zamanlamının reytin kaygısı ile yapıldığını zannediyorum.

Keçi buynuzu tadından bir gr fazla lezzet taşımayan "haydaaa hep beraber" içerikli eğlence programlarından geriye zaman kalmıyor ki!

Kulaklarınız çınlasın Sn. Yrd. Doç. Dr. İkram ÇINAR.

Mankurtlaşma süreci (!) olanca hızı ile ilerliyor. (Bkz.Mankurt / Güncel )

Dağ bayır gezip fotoğraf çektim. Yorgunum. Gözlerim kayar gibi oluyor ama bekleyeceğim, azimliyim.

Vakit geliyor. Önce Objektif'i izlemeye başlıyorum. Hoca çok önemli tespitler yapıyor.

İç çatışmanın başlayabilme ihtimalini seslendiriyor.

"Bayrama girdik ama, bayramlık bir halimiz yok.

400 Milyar $ dış borç var, bu halde nasıl bayram yapılabilir?" dedikten sonra bir çok önemli konuyu seslendiriyor.

Aynı zaman diliminde atv de yayına girince ben de ne yapacağımı şaşırıyorum.

23:15

Tezkere konusu gündemde olduğu için atv yayınını izlemeye başlıyorum.

Doğaldır ki bunda Şemdinli'de askerlik görevimi yapmamın etkisi büyük.

24:20

"Şemdinli" başlıklı yazımda Sn. Osman Pamukoğlu''ndan sizlere bahsetmiştim.

Aslında onu hepimiz tanıyoruz.

Varlığı bizleri gururlandırıyor.

Paşa, söyleşide çok önemli konuların altını kalın çizgilerle çiziyor.

Berzani'nin adamlarının yapılacak baskınları önceden PKK' ya ulaştırıldığını örnekleri ile anlatıyor.

Programı başından sonuna kadar pür dikkat izledim.

Paşa yeri geldikçe savaş halini avcı mantığı ile yorumluyor.

Örnekler vererek çatışmalardaki tutumunu, kimi zaman tilki avı ile özdeşleştirirken, kimi zaman da bıldırcın avını örnek gösteriyor.

"Başarı için sürekli dağda gezeceksin, onlar ne yapıyorsa, sen de onu yapacaksın.

Nereden ne zaman geleceğini asla bilemeyecekler" diyor

Hatırlayın geçmişte yaptığım tespitleri!

* Canlılar dünyasındaki hiyerarşik yapıyı değiştiremeyeceğinize göre; av-avcı ilişkisi dünya döndükçe hep var olacaktır.

* Görüntüsü değişir, içeriği değişmez.

* Bu milyonlarca yıldır devam eden "ayakta kalabilme" mücadelesidir. Bu kaçınılmazdır.

* Gelişmenin de tetikleyicisi budur. Avdır, savaştır!

* Bir hayvanı avlamak istiyorsanız, o an için, o hayvan gibi olacaksınız.

* Bu , empati duygunuzun en üst düzeyde olması gereken bir durumdur.

* Ama asla göz ardı edilmemesi gereken bir hal daha vardır, denge. Ölçüyü kaçırırsanız sizin sonunuz olur. Ölçülü olabilmek evrensel bir erdemdir.

Ve benzeri pek çok şey...

Neyse, biz yine konumuza dönelim.

Sn. Osman Pamukoğlu "Görev yaptığım süre içinde zaman zaman mevcudumuz 55.000 kişiye çıktı.

Aynı anda 35 sıcak çatışmaya girdik.

Bir tek kişi bile birliğinden firar etmedi" diyor.

Paşa sözlerine devam ederek akademisyenlerin zaman zaman yaptığı yorumlara tepki koyuyor.

"Halkın zihni bulandırılıyor. Terör başka, terörist başka diyorlar, bilmeyen uydurur." diye cümlesini sonlandırıyor.

Bahçeşehir Üniversitesi'nden gelen gençler söyleşi bitince paşaya soru soruyorlar.

"TBMM'de PKK'yı savunmak hukuk devleti olmak mı demektir"

Paşa çok sakin;

"Kabak karpuza şükrederek bir millet yaşayamaz. Dün İngiliz, bugün Amerika! diyerek çok anlamlı bir cevap veriyor.

Bir diğer öğrenci şehit cenazelerinde protesto yapan gençler hakkında daha sonra gözaltına alınarak baskı yapıldığını söyledikten sonra ne yapılması gerektiğini soruyor.

Sn. Pamukoğlu, bir toplumun nasıl olması gerektiği hususunda çok ama çok önemli tespitlerde bulunarak katılımcılığın, yüksek volümde olması gerektiğini söyledikten sonra, bizi idare edenlerin her aşamada sorgulanması gerektiğinin de altını çizerek;

"Demokrasi hesap sormaktır." diyor.

Bir kız öğrenci "Bunların cesareti nereden geliyor" şeklinde soru sorunca, Paşa bu bir et-tırnak meselesidir. Nereye kadar keseceğini iyi bileceksin demek sureti ile gereken cevabı vermiş oluyor.

Yeri geliyor yine doğadan örnekler veriyor:

"Doğada atmaca, şahin yalnız gezerken, kalabalık gezenler kargalardır...

Çünkü bunların güven duygusu düşüktür." diyor.

Gözlem bu işte...

Anlam yüklemek de...

Bakmak ile görmek arasındaki fark bu!

Ağzına sağlık paşam...

Kargalar düşünsün...

Zaman zaman paşa o kadar çok daralıyor ki... Bunu yüzünden anlıyorum.

Bazen de ağzından çıkan sözlerden...

Bir aktöre yakışır ses ve tavırla "Uyan be tosunum uyan" diyor.

Son tespiti, yabanhayvanları üzerinden bir benzetme.

"Aslanı bilirsiniz.

Aslanı görünce geçmişteki deneyimlerinizden kafanızda o an algılanan kükreme sesidir.

Görünümü aslan olanın sesi, kedi sesi gibi çıkmaz" diyor.

Paşa konusuna son derece hakim. Zaman zaman içinde "ya sabır" çektiğini düşünüyorum.

Bunu son bir ay içinde Genel Kurmay Başkanı''nın yüzünden de okuyabiliyorum.

Ateş, yangına dönüşmek üzere....

Sağduyu sahibi herkesin içi yanıyor...

Siyaset yapmayanlar gerçeği görüyor ve ne yapılması gerektiğini söylüyor.

Diğerleri!

Zor durumdalar...

Bayramın birinci günü Safranbolu'ya gittim.

Keşke gitmez olaydım!

Karabük'e hemen hemen 10-15 km. kala yol kenarında gördüğüm manzara bu!..

-!..

Ne düşünüyorsunuz?

-!..

Avcı olan bunu yapar mı?

!..

Ne uğruna?

Yoldan geçen pek çok kişi durup bu vahşeti izliyor... Fotoğraf çekerken ağlamaklı olanlar var...

Benim orada olduğum süre içinde bana "neden?" diye soranlar oldu.

Ne diyeceğimi şaşırdım.

O güzergahtan geçen yüzlerce araç sahibi, bu vahşeti izledi.

O insanlar, hiç tanımadığı pek çok avcı için, genelleme yaparak kafasında hoş olmayan bir ön yargı oluşturdu.

Yine puan kaybettik.

Öyle değil mi?

-!..

Şimdi bir şeyler söylemek istiyorum.

Bu yazının ana başlığını işte bunun için belirledim.

Avcı mı Adam Olur?

Yoksa

Adam mı Avcı Olur?

Sizce hangisi doğru!

!..

Önce bilgilerimizi tazeleyelim.

Kitaplar, insanoğlunun var olabilmesini, ayakta kalabilmesini avcılığa bağlıyor.

Avcı atalarımızın bizlere bıraktıkları kültür mirası içinde, pek çok önemli olgu var.

Bugün konuşabiliyorsak onların sayesinde,

Avlanma eylemi sırasında sergiledikleri birlikteliğin günümüze yansıyan şekli ortaklıklar, şirketlerdir.

Ama!

Avcı atalarımızın muhtemeldir ki hiç biri, avladığı hayvanı bir yerlere atıp gitmiş olsun.

Niye yapsın ki?

Söz konusu risk, o günün şartları içinde onun hayatıdır.

Hayvanlarla avcı atalarımızın arasında var olduğu sanılan anlaşmada; Karnımız toksa biz de size zarar vermeyiz şeklinde olması, ortak aklın bir ürünüdür.

Çünkü aç değilse, öldürmesine de gerek yoktur.

Hal böyle olunca, paleolitik dönemden bu yana da binlerce sene geçmişse, bu gün sergilenen davranışın adı nedir?

-!..

İzah edilmesi güç bu davranışın adı, tek kelime ile cahillik ve kendini bilmezliktir.

Sağduyu sahibi bir avcı bunu yapar mı?

-!..

Ama kendini sadece "avcı" diye tanımlıyorsa!

Ona da benim söyleyebileceğim bir şey olamaz.

Bazılarının (!) mırıldandığını duyabiliyorum.

Tarım zararlısı falan filan...

Tamam, var sayalım ki o maksatla avladınız.

Yola dizmenin manası ne?

Üstelik bayram yahu...

Sorsan bunlara "biz eğitim aldık" derler.

Gözünüze dürttüğü bir kağıt parçasından öte değildir.

Ne düşünüyorsunuz?

Bunlar eğitimli olanları mı?

-!..

Eğitim cahilliği götürür de...

-!..

Bilgi, hazmedilmezse bir yandan girer..

Öte yandan çıkar.

Bu böyle biline.

Sadece avcı olduğu için övünenlere bir kaç şey söylemek isterim.

Avcılıkla bu güne kadar hiç alakası olmayan bir kişi, taş çatlasa bir yıl içinde mükemmel bir avcı olur.

Nasıl olur?

Eğitimle olur.

40 senedir dağda avlanan biri, müthiş bir avcı olmuştur.

Daha doğru bir tanımla dehşet saçan bir preditördür!

Ama hepsi o kadar.

Sadece bu özelliği ile kısıtlı kalır.

Eğitimli olmak da tek başına yeterli bir ölçek değildir.

Eğitimli!

-!..

Tüfeğine dürbün ayarı yapmak için çöplüklerde karnını doyurmak maksadı ile gezinen köpeklere atış yapıyor.

-!..

Seçtiği yol (!) bu.

-!..

Buna avcı diyebilir misiniz?

-!..

Onu alkışlayan insanlara avcı diyebilir misiniz?

Bu gerçeği bile bile, onu göklere çıkartmaya çalışan insanlara ne diyeceksiniz?

-!

Avcı olabilmek için evrensel değerleri kendinize pusula yapacaksınız.

Ölçülü, merhametli olacaksınız.

Ahlak sahibi olacaksınız.

Gerisi sadece boş laf.

Özde, 2007 de sadece ve sadece avcı olmanın çok da anlamı yoktur.

Bizlerin "adam gibi adam olan avcılara ihtiyacımız var".

Bunun bir tek yolu var eğitim.

Sürekli eğitim!

Safranbolu her geçen gün büyüyor, ama değişmiyor!

Kendisini tekrar ediyor.

İlk gidişimde 10 şekerci vardı şimdi 100.

Bir evin dışını beyaz, kepenklerini de kahverengi yapmak, yeterli değil.

Safranbolu bu gidişle süreç içersinde cazibesini yitirecek.

Bu tehlike Beypazarı ve Mudurnu için de geçerli.

Kahverengi çerçeve -beyaz duvar- kırmızı çatı!

Birinde dolma, diğerinde sarma yeniyor!

Sonra!

Kültürel etkinlikler!

Kent meydanı!

El sanatları!

Tarihi bir konağı fotoğraflayacaksın, önünde 30 tane son model araba var!

Bu şartlar altında nasıl fotoğraf çekilecek?

Görüntü 1 dakika içinde dünyayı dolaşıyor..

Dünyalıda aslını görmek için oraya geliyor.

Siz Avrupa'da tarihi bir şatonun önünde, araçların park ettiğini gördünüz mü?

Araçları kentin tarihi merkezine sokmazsın iş, biter.

Yeni iş sahası açılır!

-!..

Alttaki ilk iki fotoğrafın önünde bir an için arkasında plastik borular olan bir kamyonet olduğunu düşünün...

Bayramı bu şekilde yaşadım.

300 kere deklanşöre bastım.

Bunların içinde 10-15 civarında başarılı sayılabilecek fotoğraf karesi yakaladığımı zannediyorum.

Aşağıdakiler bunlardan sadece bir kaç tanesi.

Bunu avcılıkla özdeşleştirmeye çalışıyorum.

İnanın bana, aynı keyfi alıyorum.

Çamlıdere'ye dönerken yaptığım ava bakar mısınız?

Geçen hafta doğaya salınan geyikler, koruma sahasını terk edemiyor.

Yabanhayatı iyi idare edilmiyor.

Örneklemeye devam edeceğim.

 

Kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir.

                                                        Jonatham Swift

 

Mehmet Emin Bora

15 Ekim 2007 / Ankara

Bu yazı 6379 kez okundu...