Zil Kale
(Elevit - Trovit)
Karadeniz Gezi Notları
IV. Bölüm


Zil Kale

29 Temmuz 2007 Pazar günü Ayder Yaylası'nı tek ederek Zil Kale'ye yöneliyoruz.

Sabah saat 08:00

Bu akşam da 22:30 uçağı ile Trabzon'dan Ankara'ya döneceğiz. Kısacası, son gezi günümüz.

Hedef, olabildiğince çok yer görmek.

Zil Kale'ye gidebilmek için önce Çamlıhemşin'e, oradan da güney istikametine dönmemiz lazım.

Bu seyahat sırasında özellikle dikkatimi çeken şey yollardaki yönlendirici işaret levhalarının azlığı oldu.

Öyle kavşaklar var ki, işaret mişaret hak getire...

O anda yola -yere- bakacaksınız!

İki yoldan hangisi daha çok çalışmış ise tercih o yönde olacak!

İz sürücüler gibi...

Var olan levhalar ise dikkat çeken yerlerde değil.

Aklına esen, istediğini istediği yere koymuş.

Yabancı turist ne yapacak?

-!..

Harita ise hak getire.

Kaybolmak istemiyorsanız, nerede olduğunuzu 1 metreye yakın bir yanılgı payı içinde gösteren elektronik yön bulma, konum belirleme cihazı almanızı öneririm (GPS).

Bu seyahat sırasında Gümüşhane İli'nde gezerken Erinç ile iddiaya girdik.

Ona göre bu cihaz her yeri göstermezmiş!

"Bul Gözeler Köyü'nü, ne istesen vereyim" dedi.

GPS'i açtığımda ekran "Gözeler" diye açılmaz mı!

Sözün özü, Erinç kaybetti!

-!..

Ben alacaklıyım.

O şimdilerde üzüntülü , karamsar ve ikilem içinde...

"Atlasam da kurtulsam"                                "Ödemezsem..."

Erinç düşüne dursun...

Ben devam edeyim.

Zil Kale yolunun bir kısmı betondan..

Bir kısmına parke taş döşenmiş.

Bir kısmında ise genişletme çalışması yapılıyor.

13 km sonra Zil Kale tüm ihtişamı ile karşımıza çıkıyor.

Kelenin tarihçesini yazan levha,Türkçe adına yine ayıplı!..

Türkçe'de "dada" diye bir kelime var mı?

-!..

"da da" ayrı yazılacak, ayrı!..

Keşke tüm yanlış bununla kalsa!..

Zil Kale bitişik yazılmış!

Zilkale olmuş.

Altına da Zil'i Türkçe, kale kelimesini de İngilizce yazmış!

-!..

Zilkale özel isimse, her lisanda olduğu gibi yazılmaz mı?

-!..

"Weekend" buraya gelenler şaşırmaz mı?

-!..

Üstüne üstlük "Tomorrow ben olmam burada" kime soracaksın ki?

Şimdi benim bu takıntıma bir mana veremeyen okuyucular olabilir.

Yeri geldi, küçük bir açıklama yapmam gerektiğini düşünüyorum.

Ödün veremeyeceğimiz hassas bir konu var.

O da, doğru Türkçe ile yazmak ve konuşmak.

En azından, bu gayretin içinde olmak.

Biz yetişkinler yanlış yazar, yanlış seslendirirsek, önce dilimizi kaybederiz....

Sonra da millet olarak her şeyimizi!

-!..

Her konuda olduğu gibi, kaybın birinci adımı yozlaşmadır...

İlkesiz bir takım medya, bu halin önemli bir konu olmadığını kamuoyuna sürekli pompalar.

Yurt dışına çıkanlar çok iyi bilirler; bazı ülkelerde onların lisanında onlara hitap etmezseniz, yüzlerini buruşturarak sizi aşağılamaya çalışırlar...

Almanya böyledir,

Kanada'da bazı bölgelerde hiç şansınız yoktur,

Fransa ha keza...

-!..

Bu topraklardan nemalananların, İngilizce şarkı ile ağlaşmaları (!) için, "çirkin" sözü çok çok hafif kalır...

-!..

"Yaşam" adlı bir perdelik oyunda özdeşleşilecek bir şarkı türkü seçilecekse; Aşık Veysel'in değişi, tüm zamanlar için "çok daha uygundur" diye düşünmekteyim.

Uzun ince bir yoldayım (!)

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldayım

Gidiyorum gündüz gece

Ben hayata bu pencereden bakıyorum, tıpkı Zil Kale'den baktığım gibi...

Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz...

Bu bakış açısı bir emeğin sonunda oluştu, görüldüğü kadar da kolay değil.

Birinci şart, sırtında kamburun olmayacak...

-!..

"Hodri meydan" diyebileceksin...

Kalenin adı da netameli! Kimi internet sitelerinde "Zir Kale" kiminde ise "Zil Kale" diye geçiyor.
Ben Rize Valiliği'nin tanıtım sitesini referans aldım.

Kalenin hemen altına çok şık bir tuvalet yapmışlar. Bunu yapanı kutlamak lazım.
Yol boyu bir tane bile yok. "Geziye çıkanlar yapmaz" diye bir kural yok ki!
Her taraf su, uygun aralıklarla yap...

Yapma!

Bizler bu hizmete layık değiliz.

Böyle bırakana ne demeli...

-!..

Buna da insan diyoruz!

Zil Kale'den son bir görüntü alarak ayrılıyoruz.

Yol boyu bize refakat eden derenin debisi yüksek. Hızla denize doğru akıyor.

Ben de kara kara düşünüyorum

-!...

Küresel ısınma, bu hızla devam ederse ve bu Karadeniz dağlarını da etki altına alırsa...

İşte kıyamet o gün kopar...

-!..

Artvin'den başlayan yangın, İstanbul'da biter...

Çok mu abarttım!

Bugüne kadar Karadeniz'de yangın çıkmadıysa, bu gösterdiğimiz özenden değil.

Bu ormanlar - şimdilik- rutubetli ortamdan ötürü yanmıyor.

Ya yanarsa!

Hiç kimse kurtaramaz. Bence bu sonumuz olur

Tedbir!

Tedbir, akan bu derelerin önleri uygun aralıklarla mutlaka kesilmeli...

Gölcükler oluşturulmalı.

Bu yeni durum rutubeti arttıracağı gibi acil durumlar için olası yangınlarda helikopterlerin su alma rezervini oluşturacak.

Ayrıca yeni gezi alanları (rekreasyon) oluşacak...

Gelecek için mutlaka şimdiden önlem alınmalı...

Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur.

Ben böyle düşünüyorum. Siz daha iyisini düşünün.

 

21.yüzyılın gözdesi...

Zil kale'den sonra yol üstünde Çat Köy var. Buradan sola -doğuya- yöneliyoruz.

Bir süre sonra, şirin bir levha bizi karşılıyor.

Öğrendiğime göre bu levhayı Ankara Üniversitesi'nde çalışan bir bayan öğretim görevlisi yazdırmış.

Karadeniz'e has o ince mizah anlayışı, bu küçük tabelada olabildiğince büyümüş.

Elevit Yaylası / Yayla Köy
Rakım 1800 m.

Elevit aslında bir yayla ama muhtarı var. Sn. Naci Aydın. Muhtar esprili ve mevcut soruna "hızlı çözüm" getiren bir yaklaşım tarzını benimsemiş.

Kendisine "bizim arabamız bundan öte gidebilir mi" diye sorduğumuzda;

- "Tabiu ki cider... Siz şimdu cidun, ben sizi sonra cetururum" diyor.

Yörenin yeni adı da "Yayla Köy" olmuş. Bence eski adları ile kalmalı.


Yok Yok adlı ünlü marketi, kovboy filmlerini çağrıştırıyor.

     

Yok Yok!

Yörede bu ayda yoğun bir şekilde ot biçimi var. Eskiden buna "Vartivor" derlermiş. 15 Ağustos en kalabalık günlerin müjdecisi.

Horon tepilecek!

Herkes yıllık iznini özellikle bu tarihe göre alarak, birlikteliğin keyfini çıkartacak.

Yeni sevdaların filizlendiği şenlik olarak anılacak,

Yurdum insanı

Elevit Yaylası'nda Muhtar Naci'nin konuğu oluyoruz. Erinç yemek yerken ben de fotoğraf çekiyorum.

Burada 1 saat kadar oturma imkanımız oluyor. Araç değiştirerek Trovit Yaylası'na çıkacağız.

Karunç Yaylası

Elevit'ten ayrıldığımız sırada bizleri Trovit'e götüren Sn. Oktay Aydın, sarı ile işaretlediğim tepeyi bizlere göstererek bu noktada bir kilise olduğunu, zaman içinde gelen yabancı turistlerin yavaş yavaş kilisenin her şeyini sökerek götürdüklerini anlatıyor.

-!..

Bu ne derecede doğru, bunu bilmiyorum.

Ama bildiğim ve gördüğüm bir şeyler var!

4 gündür bu yörede dolaşıyorum.

Bu süre zarfında bir tek koruma kontrol memuruna rastlamadım.

Milli Park girişinde bir tek kontrol noktası yok.

Her derede bir balık avcısı var. Balık avı yasak.

Her derede bir çadır kurulmuş, soran yok.

Böyle bir milli park yönetimi kabul edilebilir bir anlayış mıdır?

Kaçkarlar'ı ben niye anlatayım ki!

Kaçkarlar bir dünya mirası...

21. yüzyılın başında bu mirasa bakış açımızın değişmesi gerekmiyor mu?

Benim ömrüm bir kere daha Kaçkarlar'a gitmeye ya müsade eder ya da etmez...

Ama oralara bir şeyler olursa en çok ben üzülürüm.

Bu böyle biline...

 

Trovit (Trevit) Yaylası
Rakım 2350 m.

Trovit Yaylası Çamlıhemşin'den 50-60 km civarında bir mesafe. Yol arazi taşıtlarına göre. Elevit'ten araçla 30 dakika kadar bir zaman alıyor. Trovit yaylasının eski sakinleri, şimdi Amerika'da gemi işçisi olmuşlar.

Önce biri gitmiş, zaman içinde de diğerleri.

Karadeniz insanı işte bu....

Gel de sevme.

 

 

Sizlere hoşça vakit geçirtebilmek için...

Soldan sağa: Ahmet Yıldız - Erinç Orkun - Oktay Aydın

Horon Boğazı
Rakım 2650 m.

 

Madem kideyu miras, ben de yiyeyum biraz

                                                              Karadeniz atasözü

 

Başta avcılar olmak üzere "hepimizin bu söz üzerinde uzun uzun düşünmesi gerekiyor" diye düşünüyorum.

Trabzon'a akşam üstü 19:00 civarında varıyoruz.

22:30 da Ankara'ya döneceğiz.

Bir gün daha batıyor...

Hayatımızdan bir gün daha eksildi...

Geriye ne bırakabildik?

Bıraktıklarımızın insanlığa bir faydası olacak mı?

Bir perdelik oyunda, sorgulanması gereken tek soru budur.

 

 

 

Mehmet Emin Bora

09 Ağustos 2007

ANKARA

Bu yazı 16119 kez okundu...