Torun!


 

Gazi Osman Paşa'da oturmuş olduğum evin yan cephesinde küçük bir balkon var. Oraya bir buzdolabı koymak mecburiyetinde kaldık. Eski tabirle "sakil" oldu. Yeni anlatımla "iğrenç". En kısa sürede uygun bir çözüm yolu ile bu görüntü kirliliğini ortadan kaldırmak istiyorum.

Ben bu hesapları yaparken balkon demirleri boş kalmıyor.

Daha da ötesi, buzdolabının üstü...

Ne yaptıysak olmadı... Nisan ayının başında zorunlu bir işgale şahit olduk. Bir çift güvercin buzdolabının üzerindeki saksılara hızla eşya (!) taşıyorlardı.

Durum yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açıktı.

Saksının içi, doğum evi olarak kullanılacak!

Yapacak bir şey yok.

Tercih onların. Tabir-i caiz ise "seçildik" demek lazım.

Bu durumdan hoşnut olmayan bir kişi var. Elif Hanım.

Elif Hanım, 27 senedir her hafta bize yardım için geliyor.

Dile kolay 27 yıl.

Bu kadar süren kaç ilişkimiz var?

-!..

O, evimizin bir üyesi gibi. Çok titiz. Sıkıntı da buradan kaynaklanıyor.

Elif Hanım'ı rahatlatmak için, radikal çözümü "o balkonu bir süre yok saymak"ta bulduk.

Sanırım ki bu durumdan konuklarımız (!) son derecede hoşnut kaldılar. Bir süre sonra da bize alıştılar.

Varlığımızın onları rahatsız etmediğini gördüm.

En azından "bizi anladılar" diye düşünüyorum.

Tabii ki olması gereken bizim onları anlamamız!

Sadece dikkatle bakmak yeterli olacak.

Bir süre sonra saksıda bir yumurta olduğunu gördüm. Sıfat takmak gerekirse "dede" olarak heyecanlanmadım dersem yalan olur. Çok sürmedi ve bir sabah torunla yüz yüze geldim.

Sanki bana "sabahın bu saatinde..." der gibi bakıyordu.

Ana ve baba yavruyu asla tek başına bırakmıyor nöbetleşe başında duruyorlardı.

Nöbet

Aradan 20 gün kadar geçti. Onları rahatsız etmemek için gözlem yapma keyfini öteledim.

Ama kızımın (!) bu duygudan kendisini arıttığını pek söyleyemeyeceğim.

Zilli iş başında...

Gördüğüm odur ki kedilerin hafızları da balıkların ki gibi!

Çok değil 2 sene evvel bu uğurda bahçeye balkondan inmişti.

-!..

3. Kattan!

Hem de 10 sene içinde bu yolu 3 defa kullandı...

-!..

Geri zekalı değil!

Tez canlı!

-!..

Bu süreç içinde oğlum bu işlere hiç takılmadı.

Fıstık

"Balkon-bahçe" şeklindeki kısa yolu, 3 kere de o denemişti!

Şimdilerde onun aklının, kendisini bu hale getiren veterinerde olduğunu düşünüyorum.

Aynı anda 3 kişiyi telef ettiği için "traş yarım marım kaldı" demediler fıstığı eve postaladılar.

Garfield'e benzedi.

Bu arada torun yavaş yavaş büyürken balkon berbat olmuştu.

Siz başka bir cümle de kurabilirsiniz! Hak ettik.

-!..

Var olan bu durum Elif Hanım'ı çileden çıkartsa da görünürde başka bir çözüm yoktu.

Aradan bir aya yakın bir zaman geçti. Yavru büyümüştü. Ben de düzenli temizlik yaparak, aklım sıra aileye servis verme çabasındaydım.

Bir gün yüz yüze geldik.

O artık kocaman olmuştu. Aklımda bakışlarındaki ürkeklik kaldı...

Ve bir sabah uçtu..

Gitti...

 

Bir gün uyandı

 Kuşlar uçtu.

Uyandı

Çiçekler açtı.

Çocuklar güldü...

***

Yanan odun ateşinin üzerindeki

Bakır kazanda,

Fikriye Hanım çamaşırlarını kaynattı.

***

Bir gün uyanmadı,

Kuşlar uçtu,

Çiçekler açtı,

Çocuklar güldü.

***

Rüzgarda

Yürek gibi çırpındı durdu,

O canım

Bembeyaz çamaşırlar...

                                                                         Ahmet Haluk Başaklar /25.04.2000 - ANKARA

 

Onu yolcu ederken hüzün ile sevinci bir arada yaşamaktan yorgun düştüğümü fark ettim.

Ama hayat zaten bu değil mi?

-!..

Bu durum çok sürmedi.

Bir akşam üstü maaile toplanıp bize geldiler.

Ne yapacağımızı şaşırdık.

"Söz söze" değilse de "göz göze" konuştuk sanıyorum.

Bu yaştan sonra mutluluğun ne olduğunu anlayacağım gibi...

Aradan 1 aya yakın bir zaman geçti. Kuşlar aleminde her ne oldu ise oldu, mahallede adımız "zararsız kişi"ye çıktı...

-!..

Ben öyle düşünüyorum.

Delilim var.

Çünkü her sabah aynı ritüeli yaşıyoruz...

Günaydın...

Bunları yiyeceğiz, ama yavaş yavaş...

Allah ne verdiyse...

Kahvaltı sonunda göz göze geliyoruz...

Ve

"Bir sonraki gün buluşmak üzere" dercesine vedalaşıyoruz.

Önce mutlaka lambaya konuyor

Sonra uçup gidiyor...

Vuslat, belki ertesi sabaha...

Belki de ...

-!..

Ölümden daha acısı, yaşayanlar için çaresizliktir diye düşünüyorum.

 

İçim sıkılıyor,

İçim sıkılıyor,

İçim sıkılıyor..

İçim dışımdan habersiz sıkılıp duruyor.

Ama dışımın buna hiç hakkı ve zamanı olmadı.

Asıl korkum,

Dışım bir sıkılırsa,

İçime çok acıyacağım.

                                                                                       Ahmet Haluk Başaklar.
                                                                                                                  25.04.2001

 

Hamdım, piştim, yandım.
                                                               Hz. Mevlana

 

Yaşam, her geçen gün size yeni bir şeyler anlatamıyorsa,

Siz, bakıp da göremiyorsanız ,

Sizin için kim ne yapabilir ki?

Ha avcı olmuşsunuz, ha yolcu...

Ne fark eder ki!

 

Mehmet Emin Bora

18 Temmuz 2007 / Ankara

Bu yazı 8657 kez okundu...