Penis ve Avcılık


 

Bilinen fıkradır ama!

Yeri geldi;

Adamın biri tabelasında "Fenni sünnetçi" yazan bir dükkanın önüne gelmiş. Bir vitrinde duran kol saatine bakmış bakmış, bir tabelaya! Bu kompozisyona bir türlü anlam verememiş.

Merakını yenmek için içeri girdiğinde masasının başında beyaz önlüğünü giymiş adama yaklaşarak sormuş.

- Efendim, affedersiniz burası fenni sünnetçi değil mi?

Adam da gayet sakin bir şekilde cevap vermiş.

- Evet doğrudur. Ben de sünnetçiyim.

- Tamam her şey iyi hoş da ben vitrindeki kol saatine bir anlam veremedim. Bunun yaptığınız işle ne alakası var!

Adam yine sakin sakin konuşmuş.

- Vitrine ne koymamı bekliyordunuz?

Yazının başlangıcı "PENİS" olunca olası (!) beklentileri tahmin edebilsem de koyabileceğim sembol -en azından benim için- sınırlı!

Şimdi akla gelen soru penis ile avcılığın ilişkisi!

-!..

Bence bu illiyeti kurmanın bir zorluğu yok.

Ayrıca bu pilav, çok da su götürür...

Bu yönde muhabbet arayanlar büyük (!) gazetelerin büyük yazarlarını takip etmeli...

Ağızlarda sakız olan, bu ve benzeri konulardır.

Benim size anlatacağım başka bir penis!

"Edep yerim.
Erkeklik organım.
Penisim, roman kahramanım.
Sen olmasaydın , bu kitabı yazamazdım."

Enis Roman.

Kitabın teşekkür yazısı penisine...

-!..

Penis isimli romandan bahsediyorum.

-!..

Yazarı netleşmeyen, ama ölçüsü son derecede net olan bir penisin öyküsü...

36.2 cm. (!)

Kitabı ilk defa gördüğümde yılların verdiği alışkanlıkla kurcalamaya başladım.

Önsözü,

İçinden rasgele çevrilerek okunan bir kaç sayfa

Ve

En sonunda da arka kapak...

Benim sıralamam bu şekilde.

Rasgele kurcalarken karşılaştığım bölümü sizler için aşağıya aldım.

Bir göz atın isterseniz.

(...)

"Kolayca hasta oluruz biz erkekler hiç fark ettiniz mi?

Kadınların yön bulma duyguları biraz zayıftır, ona hasta oluruz. Her seferinde anahtarlarını bulmak için çantalarının içinde bir süre eşelenirler, ona da hasta oluruz.

Bir yere zamanında ulaşmak çoğu zaman kadınlara zor gelir, yine hasta oluruz.

Hasta olmak için bahane ararız sanki, kadınlarda bir eksiklik bulmak için aranır dururuz.

Biz erkekler ormanda avlanırken geliştirdik bazı yetilerimizi.

Yönümüzü bulmayı beceremeseydik, geceyi bir ayıyla geçirmek zorunda kalabilirdik.

Ona ihtiyacımız olduğu anda hala mızrağımızı aranıyor olsaydık bir mamutun hortumunun ucunda göğe yükselme mutluluğu tadabilirdik.

Güneşin doğuşundan hemen sonra geyiklerin su içmek için göl kıyısında toplandıkları an ile kaplanların onları mideye indirmek için harekete geçtikleri an arasındaki kısacık sürede orada olmazsak akşam aç bir mağara kadınının gazabına uğrayacağımızı bilirdik.

Kadınlar o yıllarda mağaralarımızı çekip çeviriyor, çoluk çocuğumuzu büyütüyorlardı.

Bazı yetenekleri geliştirmek zorunda kalmadılar.

Mesele bu kadar basit."

Yüz binlerce yıllık evrimin izlerini hiç mi taşımasınlar yani?

Evrim sürüyor ve kadınlar çoktan mağaralarını terk ettiler.

Harıl harıl topluyor, çatır çatır avlanıyorlar.

Kaba güç gerektirmeyen her konuda erkeklere nal toplatıyorlar.

İnanması zor belki ama, gün gelecek yönlerini de anahtarlarını da sorunsuzca bulacaklar. "

Diyeceğim o ki bu kitabı alın ve okuyun. Zararlı çıkmazsınız.

Yaşanan tüm problemin ardında yatan temel sorun eğitimdir.

Dolayısıyla okumamak.

Okuduğunu anlamak, anladığını yaşama yansıtmak ise başlı başına bir sorun...

Şimdi size bir başka kitap önereceğim.

Bu zekattan ben faydalandım.

Şiddetle öneriririm.

Tanımayanlar için söylüyorum.

Sn. Minkari''yi mutlaka tanıyın. (Tanımayan olabilir mi?)

Tıpkı "Doğaperest" gibi!

Okuyun ağlayın, okuyun gülün ve düşünün...

Onlar da insan biz de...

Sizi bilemem ama, ben bu kitapları okudukça utanç içinde kalıyorum!

Bu kadar mı "eksikmişiz" diye!

Ama olsun!

Bu da bir kazanç değil mi?

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir...
Sen kendini bilmezsin,
Bu nice okumaktır.

Yunus Emre ne güzel söylemiş değil mi?

Bakın size bu kitaptan da bir bölümü aktarmaya çalışayım.

-1-

-2-

-3-

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılan bu kitabı, zevkle okuyacağınızdan en ufak bir şüphem yok.

Bu kitabı daha evvel okumuş olsaydık Alanya''da yaşanan trajediyi daha iyi anlayabilir veya yorumlayabilirdik.

-!..

İHA tarafından yayınlanan bu gazete haberini önce bir hatırlayalım.

Alanya''da karayolu üzerinde karşıdan karşıya geçmekte olan atlara araba çarptı. Bir atın ayağı kırılırken, diğer at önce olay yerinden uzaklaştı, ardından da herkesin şaşkın bakışları arasında arkasında sahibiyle birlikte dörtnala olay yerine geldi. Ayağı kırılan atın yanından bir an olsun ayrılmayan eşi, sahibi tarafından oradan uzaklaştırıldı. Olayı gören Danimarka''lı bir turist ise gözyaşlarına boğuldu. Antalya''nın Alanya İlçesi, Oba Göl Mevkii Plajı''nda kaldırımında bulunan 2 at, bir anda D-400 Karayoluna çıkınca kaza meydana geldi. Hayri Coşan yönetimindeki 33 HC 455 plakalı araç atlardan birine çarparak ayağının kırılmasına neden oldu. Diğer at ise panik içinde kaçtı. Dişi at ön ayaklarından biri kırık ve kanlar içinde yolun ortasında kalırken, erkek at bir süre sonra dörtnala tekrar olay yerine geldi.

Sahibini alarak gelen erkek at dişisinin yanıdan bir an olsun ayrılmadı.

Atların bu halini görenler ise gözyaşlarına boğuldu. Erkek at sahibi Şevket Demiryılmaz tarafnıdan bir yere bağlanırken, ayağı kırık at önce kendisi yolda yürüyerek kaldırıma çıkmak istedi ama ayağı kırık olduğu için bunu başaramadı. Boynuna ip bağlanan yaralı at Demiryılmız tarafnıdan otlarla kaplı bir araziye bırakıldı. Bu olayı gören turistler ise gözyaşlarına booğldu. Kazayı ve iki at arasındaki bağı otelin balkonundan izleyen Danimarka''lı bir turist gözyaşları içersinde olay yerine gelerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Yaralı atın yanına kadar yanaşan turist kadın atla konuşmaya ve onu sevmeye başladı. Bir yandan ağlayan bir yandan da atın başını okşayan danimarkalı turisti polisler ve belediye görevlileri sakinleştirmeye çalıştılar. Yaralı at bir süre sonra gelen veteriner tarafından iğne ile uyutuldu.

"Evrim" kelimesini, uzun bir süreci anlatmak için kullanırken bir insan hayatının sınırlar içinde geçen zamana "gelişme süreci" diyebiliyoruz.

Gelişmenin daha doğru bir tabir ile gelişebilmenin bir tek yolu var.

Okumak.

Avcılar okudukça gelişecekler!

Geliştikçe avcılığın basamakları içinde hızla yükselecekler...

Bunu istisnası elbetteki vardır ve her zaman da olacaktır.

Bakın etrafınıza!

Tüfeğine dürbün ayarı yapmak için köpek öldüren insanları görmüyor musunuz?

21. yüzyılın imkanları ile; binlerce yıl önceki gibi kalan hayvanlar için "öldürme yarışı" düzenlendiğini görmüyor musunuz?

Yabandomuzunu kendine hasım ilan eden zavallıları görmüyor musunuz?

Bunları görmemezlikten gelen idareyi (!) görmüyor musunuz?

- !..

Ne görüyorsunuz!

- !..

Görme fiili isteğe bağlıdır!

Görmemekte ısrarcı olanlar için bir örnek daha...

Dilerim ki merhametten yoksun olanlar bu yaşananlardan kendilerine bir pay çıkarabilsin.

 

Doğayı yorumlamak için fizik yetmez.

Doğa, yalnız sessiz harflerden oluşan bir şifredir.

Bir anlam çıkarmak için ona, aklın sesli harfler eklemesi gerekir

                                                                                                                  Karl Dryden

 

 

Mehmet Emin Bora

24 Nisan 2007 /ANKARA

Bu yazı 10892 kez okundu...