Vefa Duygusu!


Zaman zaman sizlere yakın arkadaşlarımdan bahsediyorum.

İinsanların yakın çevresi ile manevi anlamda zenginleştiğini düşünenlerdenim.

Her yeri geldikçe ailenin önemini vurgulamaya çalışmamın temelinde ise; iyi insanın, iyi aileden çıktığını vurgulamaktır.

Mutlak başarı için, erdemli insanların varlığı tartışılmazdır.

Bu bağlamda ailenin ve yakın çevrenin önemi zannedildiğinden çok daha fazladır.

Kaynak ailedir.

İçinde bulunduğunuz çevre, kültürünüzü, kültürünüz de yaşam şeklinizi, dolayısıyla çevrenizi belirler.

-!..

Neden iyi bir semtte oturmak istiyorsunuz ki!

Çocukluk yılları, üzerimizde derin izler bırakır...

Farkında bile olmadan bir örnek seçersiniz...

Dayınız veya amcanız gibi olmak istersiniz.

Veya hiç istemezsiniz!

Seçtiğiniz örnek kişi, bir roman kahramanı da olabilir.

Öğretmeniniz de...

Ama yaşam boyu bir kanaat önderinin varlığı, her zaman için bir şanstır.

Kemale ermiş pek çok büyüğümüzün bile, yeri ve zamanı geldiğinde "Ah şimdi babam sağ olsaydı" diye içlendiğini duymuşsunuzdur.

Bu geç kalmış "ahlar"ın içinde konu, bir güzelliği paylaşmak olabileceği gibi, altından kalkınılamaz gibi görülen bir yük de olabilir.

Yerine getiremediğimiz edimlerimiz için hayıflanırız.

Yad ederiz onları.

Bu duyguların altında yoğun ölçekli sevgi ve özlem vardır.

Bu duyguyu sadece insanlara dönük olarak yaşamadığımız herkesin malumu.

-!..

Evde beslediğimiz, türü ve cinsi her ne olursa olsun bir hayvanı kaybedince de yüreğimiz derinden yaralanır.

Eve bir matem havası çöker.

Bu kaçınılmaz sondur.

Peki, bu durumun tam aksi, sizce yaşanabilir mi?

-!..

Hayvanlar da sahiplerinin ölümünden üzüntü duyarlar mı?

Onların da duyguları olabilir mi?

-!..

Varsa nasıl ispatlanabilir ki?

Söz sırası can dostum Sn. Dr. Ahmet Zafer Ergün''de

Uz. Dr. Ahmet Zafer Ergün

Dr. Ahmet Zafer Ergün anlatıyor;

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa''nın Şems Hanım isimli bir torunu varmış.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa
(1634-1683)

1676-1683 yılları arasında Avcı Mehmet lakaplı IV. Mehmet''in zamanında
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 7 yıl Sadrazamlık görevi yapmıştır.
II. Viyana Kuşatması''nın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine idam edilmiştir.

 

Şems Hanım, Emin Ağa ile evlenmiş.

Emin Ağa, Sultan Aziz''in silah hocası.

Bu evlilikten Mesut Kenan Efendi dünyaya geliyor. (Dedem)

Zaman içinde, Beykoz''da bulunan Ali Bahadır Orman İşletmesi''nin işletmeciliğini yaparken bir yandan da sarayın yapım onarım işleri ile iştigal eden, Mesut Kenan Efendi, bugünkü tabirle sarayın müteahhitlik işlerini yapan bir konuma geliyor.

Mesut Kenan Efendi''nin üçü kız, bir de erkek olan 4 çocuğu dünyaya geliyor.

Erkek çocuk Emin Rıdvan Ergün.

Yani benim babam.

Babamın çocukluğu sarayda geçmiş.

Bu arada çocukluk arkadaşı da Sait Akson. O da Kadri Paşa''nın oğlu.

Kadri Paşa da Mareşal Fevzi Çakmak''ın bacanağı.

Sait Akson 1950 yılında kurulan Türkiye Jokey Kulübü''nün 5 kurucusundan birisi.

Bu iki çocuk o zaman sarayda hizmetkar olarak görev yapan Rus Çarı''nın at terbiyecisi Alkardi''den ata binmeyi öğreniyorlar.

İstanbul işgal altında. İhanetin binbir türlüsü fütursuzca sergileniyor.

Mesut Efendi İngilizlere yardakçılık yapan Antranik adlı Ermeni''yi Beykoz meydanında yakalıyor ve orta yerde öldüresiye dövüyor. Daha doğrusu "öldürdüm" zannederek bırakıyor. ( Antranik Ermeni Teali Cenmiyeti Başkanı daha sonra Rusya''ya iltica ediyor ve orada "Paşa" ünvanını alıyor.)

Bu durumdan rahatsız olan İngilizler o gün Mesut Efendinin yalısını topa tutunca Şems Hanım gözlerini kaybediyor.

Şems Hanım ve torunu Emin Rıdvan Ergün''ü Kuvay-i Milliyeciler Kastamonu / Taşköprüye kaçırıyorlar.

Çünkü oraları ata toprağıdır ve Emin Ağa''nın soyunu sürdürebilecek bir tek erkek evlat vardır.

Emin Rıdvan Ergün.

Babam o tarihte 12 yaşında ve Taşköprü''de okuyup yazabilen tek çocukmuş.

Üstelik Fransızca da biliyor.

Annesi ile yalnız başına yaşam mücadelesi veriyor...

Bu durum, onun o yaşta mahkemelere dilekçe yazmasına, dolayısıyla gayri resmi olarak dava vekilliği yapmasına sebep oluyor.

Değerli dostum Dr.Ahmet Zafer Ergün ailesinin geçmişine ait bu tarihi ve çok özel bilgileri anlattıktan sonra, "Şimdi anlatacağım olayın özelliği dolayısıyla bunları seslendirmek zorunda kaldım" diyor.

Dr.Ahmet Zafer Ergün sözlerine kaldığı yerden devam ediyor.

Yıl 1980 Kastamonuda muayenehanem var. Babamın at merakını bilenler kendilerince iyi bir at buldular mı derhal babama getiriyorlar. Babam ata bakar bakmaz "bu kısrak beni rezil mi edeceksiniz!" diye bizlere kızıyor.

Bir süre böyle geçti.

Bir gün rahmetli babam Kastamonu Devrekani ilçesinde kakülü beyaz, yelesi siyah, derisi kahverengi ve beyaz, yani tıpkı western filmlerinde gördüğümüz Kızılderili atlarına benzer bir tay olduğu haberi alıyor.

1980 yılının kasım aralık gibi sona yakın bir ayı... Diş Hekimliğinin yanı sıra iyi bir avcı olan sevgili kardeşim Feridun Nuhoğlu ile gidip bu 6 aylık tayı aldılar. Tayın annesini de Feridun almıştı.

Biz bu taya Ceylan adını verdik.

Ceylan Kafkas-İngiliz melezi idi.

Koşularda İngilizler hariç hemen hemen tüm atları geçiyordu.

Babamın ona gösterdiği ilgi alaka ve sevgi sonunda artık Ceylan ailenin bir parçası olma sınırlarını aşmış, bütün şehrin sevgilisi olmuştu.

Herkes Ceylan''ı tanırdı.

Çok cesur bir attı. Kent içinde caddelerde fütursuzca dolaşır, koca koca tırların arasından ürkmeden geçerdi.

Annemi 1 mart 1976 da kaybetmiştik.

Aradan tam 9 yıl geçti.

29 şubat 1985 de babamı kaybettik!

-!..

Babam 77 yaşında vefat etti. Ölüm tarihinden 3 ay öncesine kadar sürekli olarak ata bindi.

3 aylık ara da hava muhalefeti ve yerlerdeki buz yüzündendi.

Babamın vefatından sonra acı ile geçen günlerde babamızın sağlığında çok değer verdiği varlığı yani Ceylan’ı elimizden geldiği ölçüde ihmal etmemeye çalıştık.

Ata bakan Kemal Dikmen bir gün köyden Kastamonu''ya gelerek Ceylan’nın hiç bir şey yemediğini, içmediğini hatta ahıra da hiç kimseyi sokmadığını anlattı. Doğruca köye gittik.

Kemal’in söylediklerinin hepsi doğruydu. Ceylan bakıcılarını yine ahıra sokmadı. İçimdeki bir ses bana bir şey yapmayacağını söyledi.

Ona usulca yaklaştım.

Ve...

Rahmetli babamın ona seslendiği ses tonu ile seslendim.

- Ceylannn!

- Oğlummm!

Düşündüğüm olmuştu...

Ceylan kulaklarını dikti ve bir an için de olsa sakinledi...

Ceylanı sevip okşadım.

İlk defa su içti.

Bu arada bizi ilgi ile izleyen Kemal bana seslenerek; Rıdvan Amcam "Eğer ölürsem ilk cuma atımla beraber mezara gelin" diye vasiyet etmişti dedi.

Yapacak başka bir şey yoktu.

Ceylan, yanına hiç kimseyi yanaştırmadığı için iş bana kalmıştı.

Babamın vasiyetini yerine getirmek için Ceylanı yanımıza alıp doğruca mezarlığa gittik.

Kastamonu''da Ahmet Dede isimli tarihi bir mezarlık vardır. Etrafı yüksek telörgü ile çevrilmiş tarihi bir mezarlık.

Babamın mezarı da hemen girişte…

Ceylanın dizginlerini oradaki dikmelerden birine geçirdikten sonra, içeriye girip dua ettik.

O sırada Ceylanın kişnediğini, şaha kalkıp kıç atarak dizginini boşa çıkardığını gördük.

"Ya kaçarsa!" diye endişelendiğimi hatırlıyorum.

Ceylan birkaç metre geriledi ve bir hamlede o yüksek tel örgülerinin üzerinden aşarak mezarlığa girdi…

Aile mezarlığının içinde babamın mezarından başka 3 mezar daha var.

Yanımıza kadar gelen Ceylan babamım mezarı başında çığlıklar atıyor, inliyor ve bu arada ayağı ile babamın mezarını eşiyordu.

4 kişi Ceylanı zapt edemiyorduk.

Yanına yaklaştım ön ayaklarına doğru sokuldum.

Ben boynuna sarılınca Ceylan sakinledi.

Şimdi hepimiz ağlıyorduk..

Ceylan ise zaman zaman çığlıklar atıyor ve inliyordu.

Bin bir zorlukla eve geldik.

Ceylan bir süre öncesine göre daha sakindi.

Bunu, bana daha çok yaklaşmasından anladım.

Artık ikimiz de daha huzurluyduk.

Ceylan’a yaşamı boyunca baktık. Ailemizin çocuklarına at hocalığını Ceylan yaptı...

O zaman 7 yaşında olan kızıma ata binmeyi Ceylan öğretti.

Ceylan bizim bir parçamızdı..."

Yürek parçalayan yaşanmış bir öyküyü, birinci ağızdan nakletmeye çalıştım.

Bir at kadar vefa duygusu taşımayan, merhametten nasibini alamamış onlarca, yüzlerce, hatta binlerce insanı siz de yakın çevrenizde görüyorsunuz.

İçlerinde ne yazık ki avcılar da var...

Soyu tükenme tehlikesi altında olan hayvanları utanmadan öldürebiliyorlar.

Sizler, onları yıllardır tanıyor, yaptıklarını ve daha da neler yapabileceklerini (!) biliyorsunuz...

Ceylanın yüreği, onların yüreğinden bin kere daha soylu duygular taşıyor...

İşin en acı tarafı, merhametten yoksun bu insan müsfeddelerinin ne yaptığı değil, idarenin bu insanlar hakkında ne yapmadığı (!) önemlidir.

-!..

Daha fazla söze gerek var mı!

 

Yeryüzündekilere merhamet edin ki,
göktekiler de size merhamet etsinler.

                                         Hadis-i şerif meali

Mehmet Emin Bora

10 Nisan 2007 / Ankara

Bu yazı 5907 kez okundu...