Cynegetique!


(Sinejetik)

Çamlıdere / 2007

Fransızca cynegetique kelimesinin dilimizdeki karşılığı "Yabanhayatı ile ilgili tüm konuları inceleyen bilim dalı" şeklinde tercüme edilebiliyor. Bu tarif günümüz (!) için geçerli. Ben bu kelimeyi -yanlış hatırlamıyorsam- ilk defa 2000 yılında Sn.Dr. Memduh Iğırcık''tan duymuştum. Kendisi ile bir söyleşi yapmak sureti ile Türk avcısının dağarcığına bu kelimeyi ve taşıdığı anlamı yerleştirme yönünde çaba sarf etmiştim.

Sn. Dr. Memduh Iğırcık o tarihlerde İstanbul Orman Fakültesi Ekonomi Ana Bilim Dalı Başkanı Sn. Prof. Uçkun Geray''ın yanında doktora çalışmalarını sürdürüyordu.

Dr. Memduh Iğırcık

Sn. Memduh Iğırcık''ın yapmış olduğu bu doktora tezi çok önemlidir. Avcılıkla doğrudan doğruya yapılan ilk çalışma olduğunu zannediyorum.

İçinizden "Bunları bize niçin anlatıyorsun ki?" diye düşünenler çıkabilir.

Bir evvelki yazımda da bahsettiğim gibi;yaban-hayat@yahoogroups.com grubu, içinde bulunduğumuz günlerde önemli bir tartışma başlattı!

Veya, laf döndü dolaştı bu mecraya kendiliğinden geldi!

İsterseniz böyle diyelim de kimse alınmasın. Amacımız üzüm yemek.

Kısacası, avcılarla avcı karşıtları, oldukça sert bir biçimde birbirlerini eleştirmeye (!) başladılar.

Bu tartışma sürecinde varılan nokta benim için son derecede önemli.

Çünkü bazı arkadaşlarımızın yazılı beyanları, ciddi ölçüde beni düşünceye sevk ediyor

Buna ait bir örnek sunmak istiyorum.

"Avcının en iyisi ölmüş olanıdır..

Arkadaşlar ciddi söylüyorum (...) Senin çevreciliğin (...)

Evet tehdit ediyorum sizi, arazide avlanırken karşıma çıkarsanız ya sen beni ya ben seni öldürürüm.

Siz adam olmazsınız"

-!..

Ben bu kardeşimin manen çektiği ızdırabı anlayabiliyorum. Belli ki hayvanlara karşı sevgi dolu. Onların öldürülmesinden aşırı derecede acı duyuyor.

Ölçü kaçırılırsa, sağlıklı olmayan bir ruh hali doğabilir.

Zaman zaman hepimiz bu tür fevri davranışları sergileyebiliriz. Çok duygusal bir anda sarf ettiğimiz bir söz maksadını aşabilir.

Bu bir hatadır ve vahim sonuçlar doğurabilir.

Var sayalım ki, bu kardeşim benim bir diğer avcı kardeşimi, dediği gibi yaptı ve öldürdü!

Sonuç!

Bir kişi öldü

Bir kişi de hapse girdi...

-!..

Yabanhayatı şimdi kurtulmuş oldu mu?

-!..

Neyi çözmüş olduk?

-!..

Sağduyu sahibi herkesin bu mantığı yürütebileceğine inanıyorum.

Bu sözleri sarf eden arkadaşımı, ben kendi payıma ''hoşgörü'' ile karşılıyorum.

Uzun zamandır arşivimi düzenleme ile meşgul olduğum için bu konuya müdahil olamadım. Aslında bu tartışmaların içinde olmak, tercih edebileceğim bir seçenek değil. Sınırlı olan enerjimi, daha faydalı bir alanda kullanmak isterim.

Okumak gibi...

Fotoğraf çekmek gibi...

İşim de henüz bitmedi, ama bir katkı koymak gereğini hissettim. Çünkü seçilen yolun ve yürütülen mantığın yanlış bir mecraya doğru hızla sürüklenmekte olduğunu düşünüyorum. Bu hepimiz için zararlı olur. Bu yoldan "acaba dönülebilir mi?" diye düşündüğüm için bilgilerimi paylaşmaktan öte bir niyet taşımıyorum.

Dilerim ki faydalı olurum!

Yabanhayatı konusunda bilgisine inandığım ve saygı duyduğum Sn. Prof. Dr. Uçkun Geray hocamızla 10 günden fazla bir zaman dilimi içinde Fransa''da sürekli olarak beraber bulunma şansına kavuşmuştum. Gezi boyunca her fırsatta onu dinleme gayreti içinde bulundum. 4915 sayılı yeni Kara Avcılığı Kanunu''nun hazırlık aşamasında da pek çok kere beraberliğimiz olmuştur.

Sn. Geray, yaptığı pek çok konuşma sırasında "Fakültede okurken bizlere ormanı tanımlayan hocalarımız ''Orman ağaç ve ağaççıklar topluluğudur'' diye anlattılar. Habitatı gereği, ormanın bir parçası olan yabanhayvanlarının varlığını bize gerektiği gibi anlatmadılar, tabir caizse bizler de onları ''yok'' saydık. Bir nesil, hatta bir kaç nesil böyle yetişti" diye dertlenirdi.

Prof Dr. Uçkun Geray

Geçmiş böyleymiş...

Ya şimdi!

Arz etmeye çalıştığım odur ki; ülkemizde bulunan 9 ayrı orman fakültesinin sekizinde halen yabanahayatı ile ilgili bir kürsü yok!

-!..

Kısa bir süre önce Sn. Geray''ın üstün gayretleri sayesinde İst. Orman Fakültesinde yabanhayatı ile ilgili 2 yıllık bir meslek yüksek okulu açıldı.

Mezunları iş bulamıyor!

Neden?

Çünkü idare hala işin öneminin farkında değil.

Farkındaymış gibi davranıyor...

Hepsi bu.

Yapısal değişiklikleri yeterince izlemezsek, problemin nereden kaynaklandığını tespitte zorlanacağımız kaçınılmazdır. Dolayısıyla sistemle yapmamız gereken mücadele yerini bireysel kavgalara bırakır ki... Bu kısır bir döngüdür.

Geçmişte ''Başmühendislik'' denilen bir makam vardı. Kendisine bağlı olan illerde yabanhayatı ile ilgili olmak üzere bir çok eylemi gerçekleştirme gücüne sahipti.

Şimdi dikkat!

Bu Baş Mühendis, Milli Parklar Genel Müdürü''ne bağlıydı. Emri ondan alıyordu.

Yeni bir düzen getirildi!

Başmühendislik kadrosu kaldırıldı. Onun yerine İl Çevre ve Orman Müdürlüğü kadrosu oluşturuldu.

Şimdi yine dikkat!

İl Çevre ve Orman Müdürü Valiye bağlı.

-!..

Ne oldu?

Şu oldu. Vali, ne kadar yabanhayatı ile ilgili ve bilgili ise, o ilin şansı da o kadar!

-!..

Sıkıntı bununla bitmiyor.

Yasa dışı avcılık yapanlar artık eskisi gibi takip de edilemiyor!

Çünkü nakil vasıtaları izinsiz aranamıyor. Yeni yasa buna izin vermiyor.

Suçluyu arazide durdurup, en yakın ilçeden mahkeme kararı alacaksınız!

-!..

Bu iş kaç saat sürer?

-!..

Suçlunun başında kim bekleyecek?

-!..

Daha sonra yaşananları anlatsam... Oturur ağlarsınız.

Neyi tartışıyoruz ki?

-!..

Tartışılacak bir tek konu varsa o da budur...

Yeni dünya anlayışına göre yabanhayatının idaresi, aynı zamanda "doğal kaynak yönetimi" anlamını taşıyor.

Biz bunu hala anlayamadığımız için tartışmaların boyutu bu noktalara varabiliyor...

Biz bunu anlayamadığımız için avcılık senelerce "hak" olarak algılandı..

Biz bunu anlayamadığımız için 60 küsür sene "av hayvanı ''ahz'' edenindir" denildi...

Biz bunu anlayamadığımız için 60 küsür sene yabanhayvanları ''sahipsiz mal'' statüsünde görüldü...

Biz bunu anlayamadığımız için 60 küsür sene "Her vakit avlanabilen yabanhayvanları" listesi yayınlayabildik...

Biz bunu anlayamadığımız için ''yabandomuzunu'' hasım ilan edebildik...

Biz bunu anlayamadığımız için üniversitelerin hala yabanhayatı ile ilgili kürsüleri yok...

Biz bunu anlayamadığımız için İst. Orm. Fakültesinin 2 yıllık meslek yüksek okulu mezunları işsiz...

İnanın bana, daha onlarcasını yazabilirim...

-!..

Sorunları ortaya atıp, gerginlik yaratmak marifet değil.

Marifet, çözüm üretmek...

Çözüm yollarını araştırmak...

Bu tespite siz de "evet" diyebiliyorsanız...

İşte o zaman herkese ihtiyacımız var!

Avcıya da, avcılığa karşı olana da...

-!..

Karşı görüşe tahammül, olgunluğun, kendine güvenin, bilginin bir belirtisidir.

Işık kaynağı ise "sadece üniversitelerdir" diye düşünüyorum.

Grubun yazışmaları içinde dikkatimi çeken hususlardan biri de yabanhayatı konusunda "İslam''ı refarans alırım" şeklindeki bir cümleydi.

Hepimiz biliyoruz ki "inanç tartışılmazdır."

Halbuki bizim yabanhayatı konusunda bize özgü doğrularımızı (!) bulabilmemiz için tartışmamız lazım.

Bilim sorgular!

Neden? Niçin? Ne zaman? Niye? ve benzeri daha bir çok soruya -sürekli- yanıt arar...

İhtiyacımız olan da budur.

İnancımız bunu desteklemeli ve doğruyu bulmamıza yardımcı olmalıdır...

Pek çok bilinmeyenin bulunduğu bir ortamda, hangi din olursa olsun, onu referans almanın doğru olduğunu düşünmüyorum.

Avcıların kıyasıya eleştirildiğini izliyorum. Yazılanların pek çoğu da doğrudur.

Fazlası vardır eksiği yoktur.

Ama avcıların içinde öyle insanlar vardır ki...

Bir tanısanız şaşar kalırsınız.

Örnek Sn. Ali Şahin.

Fırsat bulabilirsem - ki muhakkak bulmalıyım - onu sizlere anlatmaya çalışacağım.

Kim bilir benim tanımadığım nice doğasever (!) avcı var...

Bu paradoksu (!) anlayabilmek için, bol bol Desmond Moris ve benzeri yazarların yapıtlarını okumak gerekiyor.

Aksi takdirde "öngörünüzün derinliği neyse" "sınırınız da o kadar" olur.

Dolayısıyla eski tabirle "fasit daire"ye tıkılır kalırsınız

ve

''Sonucu'' ''sebep'' gibi görmeye başlarsınız.

-!..

Yabanhayatının kötüye gitmesi avcılığın ortadan kalkması ile düzelecekse, yabanhayatının son derecede düzenle yürütüldüğü Batı dünyasında "neden avcılık yasaklanmıyor?" sorusuna da yanıt vermek mecburiyeti vardır. Bir örnek vermek gerekir ise "sadece U.S.A''yı incelemek yeterlidir" diye düşünüyorum. Bu sitede "Güncel" başlığının altında defalarca örneğini sunmaya çalıştığım onlarca yazı var...

Örnek sadece Amerika mı?

Hayır.

Avrupa''nın hemen hemen tamamı aynı yönde örneklerle doludur.

Bu konuda "okumuyor, öğrenmiyor, ama sadece konuşuyoruz" diye düşünüyorum.

Öncelikle, yeterli bilgi edinmenin yollarını aramalıyız....

İşte bu bağlamda Sn. Memduh Iğırcık''a ait doktora tezinden sizlere bir kaç bölüm aktarmak istiyorum. Tezin tamamını okumak isteyenler İst. Orman Fakültesi Ekonomi Ana Bilim Dalı''na müracaat ederek temin edebilir.

Sn. Dr. Memduh Iğırcık, yapmış olduğu bu çalışmanın içeriğini;

"Araştırmanın amacı; Türkiye’nin av potansiyelini geliştirme olanaklarını araştırmak, ülke avcılığının ve AYH yönetiminin bu bağlamdaki sorunlarını ortaya koymak, Türkiye avcılığının sosyoekonomik boyutu ile yasal ve kurumsal yapının durumu üzerine bir tartışma açmak ve çözüm yollarını genel hatları ile açıklamaktır." şeklinde özetlemiştir.

 

1.3. LİTERATÜR

.

Batılı ülkelerin pek çoğunda avcılık ve AYH konuları sinejetik (cynegetique) bilimi kapsamında incelenmektedir. O nedenle de bu araştırmanın bilimsel dayanağını sinejetik bilimi oluşturmaktadır. Latince cynegeticus kavramının karşılığı olan “sinejetik”, sözlüklerde “avlanma sanatı”, “ava değgin” olarak tanımlanmaktadır.

Pek çok bilim dalında olduğu gibi, sinejetik biliminin kökeni de değişik insan topluluklarının binlerce yıldan beri süregelen gözlem ve uygulamalarına dayanmaktadır. İlksel insanlar avlanmak için uygun yerlere tuzak kurmak, bunun için de çevre faktörlerine ait bilgiye sahip olmak zorundaydılar. Kuşaktan kuşağa ağız yoluyla ulaşan bu bilgiler daha sonraki dönemlerde yazıya dökülmüş ve bilimsel nitelik kazanmıştır.

Sinejetik alanında yazılı belgelerin geçmişi Antik Yunan’a kadar uzanmaktadır. Eflatun (Platon) ve Aristo dahil pek çok Yunan düşünürü avcılık hakkında çeşitli yazılar yazmışlardır. Sinejetik alanında yazılmış antik çağlardan kalan birkaç yapıttan biri de Flavius Arrionus’un yazdığı “Cynegeticus” adlı yapıttır. Büyük İskender’in tarihçisi olan Yunanlı Arrionus, eserlerini Pius ile Marcus Aurelius döneminde yazmıştır. İS 2.yüzyıl’ın başlarında kaleme aldığı ve Keltlerin av seferlerini anlatan bu eserinde, kral ile orta sınıf erkeğinin avlanma yöntemlerini ayrı ayrı bölümlerde beklenmedik ayrıntılara kadar incelemiştir.

Eski Yunanlıları izleyen uzun bir durgunluk döneminden sonra Fransız bilimcisi Reaumur 1742’de böceklerle ilgili olarak ve sinejetik bilgilere oldukça geniş yer veren altı ciltlik bir eser vermiştir.

AYH kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili ilk önlemlerin alındığı 19. yüzyıl’da da sinejetik alanında önemli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar arasında, modern sinejetiğin temel kavramlarını geliştiren başlıca katkılar olarak pek çok örnek sayılabilir. Edward Forves’in (1844), İngiltere’de ve Akdeniz havzasında yaban hayvanlarının dağılışını inceleyen çalışması, Baron Gorges Cuvier’in (1832), otçul yaban hayvanı-yırtıcı ilişkisini doğal denge bağlamında incelediği yapıtı, Spelding’in (1872) böceklerin içgüdüsel davranış ve ekolojileri konusundaki çalışması önemli örneklerdir.

Yirminci yüzyılın koşullarında sinejetik alanında çalışmaların daha da arttığı görülmektedir. Devenport’un (1903), yaban hayvanı ekolojisini incelediği yapıtı, Jenning’in (1904), ilkel hayvanların davranış ekolojisi üzerine çalışmaları, Warming’in (1909), bitki ve hayvan komünitelerinin karşılıklı bağımlılık ilişkilerini inceleyen eseri, Charles Elton’un (1927), hayvanların ekolojilerini ve sosyal davranışlarını inceleyen yapıtı bu dönemde sinejetik alanında yapılan bazı çalışmalardır.

Çevre sorunlarının giderek büyük önem kazandığı 20. yüzyıl’ın ikinci yarısından sonra sinejetik alanında yayınlanan eserlerin sayısında hızlı bir artış gözlemlenmektedir. Bu eserler arasında Kurt Linder’in avcılığın tarihini incelediği “Tarih Öncesi ve Avcılık” (1941), Allee ve arkadaşlarının birlikte hazırladıkları “Hayvan Ekolojisinin Prensipleri” (1949), Lack’ın “Hayvan Popülasyonlarının Doğal Dengesi” (1954), Hutehinson’un “Popülasyon Ekolojisine Giriş” (1978), Clutton-Brock’un “Popülasyon Yönetimi” (1981), Pinet’in “Avcılık Ekonomisi” (1987) adlı eserleri sinejetik alanında yapılmış çalışmaları derleyen ve teoriyi geliştiren önemli yapıtlardır.

Batılı ülkelerde bilimsel ve teknik eserlerin yanı sıra genel okuyucuya ulaşmayı amaçlayan, avcılığın ve yaban hayatı kaynaklarının tarihsel, kültürel, sosyal, ekonomik ve ekolojik özelliklerini konu edinen popülerleştirilmiş pek çok ansiklopedi ve bilimsel eser de bulunmaktadır.

4.2. SONUÇLAR

Çalışma sonucunda ortaya çıkan genel ve özel sonuçları ana hatlarıyla aşağıdaki şekilde sıralamak olanaklıdır.

  • Genel Sonuçlar
  • Türkiye’de ormanlık alanlar, tarım alanları, tarım dışı alanlar ve sulak alanlardan oluşan toplam yaklaşık 70 milyon hektar genişliğinde yaban hayvanı yaşama alanı bulunmaktadır. Ormanların ve meraların tahribi, endüstriyel tarım, sulak alanların kurutulması, aşırı nüfus artışı, kentleşme, toprak, su ve havanın kirlenmesi, yaşama alanlarının daralmasında ve habitatların tahrip olmasında etkili olan başlıca faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Yaban hayvanları, tüm alanlarda usulsüz ve aşırı avlanmaların, yırtıcıların, salgın hastalıkların, parazitlerin ve ekstrem iklim koşullarının tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır.
  • Populasyon envanterinin yapılmamış olması ve avlanmanın avlanma planları kapsamında yapılmamış olması populasyon dinamiklerine ilişkin tüm parametrelerin bozulmasına yol açmıştır. Bu nedenle populasyonların pek çok ortamda tükenme süreci içerisinde olduğu görülmektedir.
  • AYH yönetiminin merkez ve taşra teşkilatının günün koşullarına ve ihtiyaçlarına göre örgütlenemediği, yeterli sayıda ve nitelikte personele sahip olmadığı; bu yüzden ülkenin AYH varlığının korunmasında, geliştirilmesinde, yönetiminde, ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla koordinasyon ve işbirliğinin sağlanmasında yetersiz kaldığı görülmektedir.
  • Yürürlükteki Kara Avcılık Kanunu günümüz koşullarında yetersiz kalmaktadır. Avlanma hakkı, avlanma hakkının kullanılması, avlakların yönetimi, avlanma planı, bedelli avcılık, avcılarla ve avcı kuruluşlarıyla ilişkiler, finansal kaynak ve av suçlarının takibi ve denetimi gibi konularla ilgili temel hükümlerin yasada yeterli açıklıkta yer almaması, yürürlükteki Kara Avcılık Kanununun başlıca eksiklikleri olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Avcıların küçük örgütlenmeler şeklinde ülke yüzeyine yayılmış olmaları, AYH kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve avcıların eğitimi gibi konularda, avcılarla ve avcı örgütleriyle işbirliği yapılmasını olanaksız kılmaktadır.
  • Türkiye toplumunun büyük çoğunluğunun AYH kaynaklarının tarihsel, kültürel, estetik, sosyal, ekonomik ve ekolojik önemi konusunda yanlış değer yargılarına sahip olduğu görülmektedir. Kökleri, toplumun yaşadığı tarihsel sürece dayanan bu değer yargılar sistemi AYH kaynaklarını “sahipsiz mal” olarak görme ve onu “talan etme” olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Türkiye’nin büyüme ve kalkınma alanlarında yaşadığı başarısızlık, aşırı nüfus artışı, populist politikalar sonucu ormanların talan edilmesi, bölgeler arası eşitsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizliğin yol açtığı kırsal yoksulluk, AYH kaynaklarının sürdürülebilir bir anlayışla yönetilmesini zorlaştırmaktadır.
  • AYH kaynaklarından sağlanmakta olan yararların bedelinin bu kaynaklardan yarar sağlayanlardan alınamıyor olması AYH yönetimi açısından sorun yaratmaktadır.
  • Yeterli kaynak ayrılmadığı için, etüt, envanter ve bilimsel araştırmalar ile planlama ve projelendirme hizmetleri yeterince yerine getirilememektedir.
  • Orman Fakültelerinde AYH kapsamında verilen eğitimin içeriği ile AYH kaynaklarının yönetim ihtiyaçları arasında işlevsel bir uyumsuzluk söz konusudur. Ayrıca, hizmet içi eğitim kapsamında verilen eğitimin de yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir.

Çalışmanın tamamı A4 normunda 212 sayfadır. Bu doktora çalışması tarafsız bir göz ile okunursa -ki bu mutlaka böyle olmalıdır- "yaşanan problemlerin çözümünde önemli bir mesafe kat edilmiş olur" diye düşünmekteyim.

Bağırıp çağırmakla, sağa sola tehditler savurmakla işler çözülebilseydi...

"Ülkemizin hiç bir problemi olmazdı" diye düşünüyorum...

 

Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz.

                                                                                                  Claude Bernard

 

Mehmet Emin Bora

13 Mart 2007 / Ankara

Not: Sn.Prof.Uçkun Geray''dan edindiğim bir bilgiye göre İst. Orman Fakültesindeki 2 yıllık meslek yüksek okulu 4 yıllık bir fakülteye dönüşmek üzereymiş. İşte doğru bu... Emeği geçen herkese binlerce kere teşekkür ederim.

Bu yazı 5581 kez okundu...