Ya Ya Ya... Şa Şa Şa!


İdare idare çok yaşa!

1992 yılından bu yana, yabanhayatının idaresi ile ilgili olan, hemen hemen herkes ile ilişki içindeyim. Bu süre içinde kimileri ile yan yana veya sırt sırta dururken, kimileri ile de karşı karşıya kaldım. Belki de bu tarif, yaşadıklarımın yanında eksik veya çok hafif kalmış da olabilir.

Tam 15 sene geçmiş!

Neresinden bakarsanız bakın, ortalama yaşam süresinin 1/4'ü.

Uzatmalar belli değil ki!

"Farklı algılanması lazım" diye düşünüyorum.

Tüm bedensel gücümü, Tanrı'nın bahşettiği sınırlı aklımı ve ekonomik gücümün en üst seviyesini zorlayarak yabanhayatının iyileştirilmesi yönünde çaba sarf ettim.

Allah var... Bu gayretlerim karşılıksız kalmadı...

Aklınıza gelebilecek tüm iftira türleri ile sürekli ödüllendirildim!

Niye mi?

E doğruları seslendirdim!

Bu ülkede bundan daha büyük kabahat mi olur!

Milliyet Gazetesi'ndeki "Arpacık" başlıklı köşem hiç bir gerekçe gösterilmeden bir gecede kaldırıldı.

Çünkü zülfiyare dokunduk!

Ben gerçekleri seslendirirken; dönemin gazete yöneticilerini, idarenin önde gelenlerini,"ince yağ" ile bakıma alanlar, makbul ve muteber sayıldı.

Sonra!

Sonra, onlar da "kimin ne olduğunu anladı" ama atı alan da Üsküdar'ı geçti...

2107 de yaşayacak olan avcı kardeşlerim!

Özde, 2007'nin bir evvelki yıldan hiç bir farkı yok.

Aslında, doğrular çok uzun zamandır prim yapmıyor.

Aklınıza gelecek soruyu şimdiden tahmin edebiliyorum.

"Neden ?" "Niçin?" diye merak edebilirsiniz.

Bakın, dün yaşadığım bir olayı size anlatmaya çalışayım.

Yorumu sizler yapın.

Zaman, zaman fikir ayrılığı yaşasak da, Sn.Nevzat Ceylan'ı kendime yakın hissederim.

Sergilemiş olduğu kararlı tutumu, dik duruşu ve geniş ufku, onu diğerlerinden ayıran özelliklerinden bazılarıdır.

Yokluğunun, yarattığı boşluk hala doldurulamamıştır.

Siyasete alet olmadığı için görevden alınmış, tabir-i caizse pasifize edilmeye çalışılmıştır.

O da, her onurlu insanın yapması gerekeni yapmış ve istifa etmiştir.

Dilimize yerleşen sözlerden biri de "Altın yere düşmekle sakıt olmaz kadr-ü kıymetten." şeklindedir.

Sn. Ceylan bugün yine varlığı ile ışık saçarken, o devirde gücünü işgal ettiği makamdan alanların şimdi esamesi bile okunmamaktadır.

Mahkeme yerindedir ama, kerameti kendinden menkul kadı efendi, ortada yoktur.

Kızılderili reisi Jealt'ın 1854 yılında söylediği "Beyaz adam. Bir gün kendi çöplüğünde boğulacaksın" sözleri gerçekleşmek üzere. İnsanların doyumsuz ihtirasları dünyayı yok etmeye devam ediyor.

Kısa bir süre önce Sn. Dr. Haluk Pulat ile Sn. Nevzat Ceylan'ın ziyaretine gittim.

Mutad olan hal hatır sorgulamalarından sonra laf döndü dolaştı yabanhayatına geldi. Dolayısıyla avcılığa...

Sn. Ceylan; yabandomuzunun sayısal olarak arttığını, Nallıhan'a 15 Km. mesafede bulunan Kabaca Köyü'nde mahsüle zarar verdiğini örnekleri ile anlattı. Köylülerin yıllardan beri yabandomuzlarını ürkütmek maksadı ile ses çıkaran bir düzenek kurmalarına rağmen artık bunun da işe yaramadığını söyledi.

Konuşmayı dikkatle dinleyen Sn. Dr. Haluk Pulat kardeşim;

- "Tabi işe yaramaz hayvanlar akıllı... Periyodik seslere bir süre sonra alışıyorlar." şeklinde bir tespit yaptı.

Sn. Ceylan sözlerine kaldığı yerden devam ederek;

- "Köylüler, özellikle eylül ayında yabandomuzları yemlik mısıra zarar vermesin diye, araziye zehir atmışlar. Bunu yiyen 2 geyik ölmüş" dedi.

Bir anda kanımın çekildiğini hissettim.

Şu anda bile yazarken gözlerim doluyor....

İçim daralıyor...

Ağlıyorum...

Bilin ki, bundan dolayı da utanmıyorum...

Yabanhayvanlarının da duyguları olduğu düşünebilseler!

Bir çok yabanhayvanının, tek eşli yaşadığını bilseler!

Empati yapabilseler!

Merhamet duygusundan daha fazla nasiplenebilseler!

Belki onlarda (!) insan olduklarını hatırlar da "ağlarlardı" diye düşünmek istiyorum.

Ama ne çare ki eğitimsizlik, onlara dünyanın en düzeysiz işini yaptırıyor.

Tuzak kuruyorlar...

Zavallı hayvanların tek suçu karınlarını doyurmak!

"Köylü için de aynı durum geçerli" derseniz; ben de "haklısınız" derim.

O da hayatını idame ettirmek için ekinini koruyacak, mısırını koruyacak.

Ama, yöntem yanlış!

Bilgisi sınırlı,aklı bu kadarına yetiyor...

Doğru koruma yöntemi için daha fazla bilginin yanı sıra, ekonomik bir güce de ihtiyacı var.

Gel gör ki, her ikisi de yok.

Bu noktada yabanhayatının idaresinden sorumlu olanların devreye girmesi lazım.

Yabanhayatının idaresinde işin kırılma noktalarından biri de bu...

Ortada, bu mesuliyetin gereklerini yerine getirecek bir "idare anlayışı" yok.

Yabanhayatından birinci derecede fayda sağlayan avcılar ortada yok!

Onlar "kim daha çok vuracak" adlı yarışmaya hazırlanıyorlar.

Nevzat Bey "idareyi" bilgilendirmiş.

İdare de, iki memur gönderip araştırma yaptırmış!

Ne bulmayı ümit ediyorlardı acaba?

İşte bunu bilemiyorum!

Kim "Ben yaptım" der ki!

Maksat "ilgilendik" demek.

Sonra!

-!..

Bu dönemde "sonrası yok!"

"Anadolu Panteri yaşıyor, gidip tespit yapalım" diyorum.

Cevap yok.

Yurt dışından yabandomuzu avı maskesi altında "ayı avlamaya gelenler var" diyorum.

Cevap yok.

Çok yakın bir zamanda vaşak vurulmuş.

Vuran da Ankara'da bir kulüp başkanıymış!

Ben, çok kısıtlı imkanlarla bunu duyabiliyorum.

Öncelikle duyması gerekenlerden, duyan (!) yok.

-!..

Yabanhayatı her geçen gün kötüye gidiyor.

Bu şartlarda avcılık itibar kazanır mı?

Yabandomuzuna karşı "cihad ilan etmek" için her an sebep arıyorlar.

"Çoğaldı" demek bile yeter sebep...

Neden çoğaldı?

Şimdi lütfen Dr. Haluk Pulat'ın sözlerine kulak verin.

 

"Yabandomuzu çoğaldı ise bunun altında yatan sebepler var. Birincisi, yabandomuzunun preditörü olan yırtıcılar bilinçsizce yok edildi ve hala da ediliyor.

Son örnek ortada. Vaşak vurulmuş!

Tilkiyi yok edersen yabandomuzu çoğalır. Tabii ki sebepler bununla sınırlı değil.

Ülkede tarım öldü.

Köyde kimse kalmadı ki! Herkes iş bulma ümidi ile kente göçtü.

Kentler köylüleşirken, köyler ıssızlaştı.

Eskiden köyde canlı bir yaşam vardı. Köy civarına yerleşmeye çalışan yabandomuzu, köylüler tarafından ekin ekmeye veya biçmeye giderken görülüyor ve yok ediliyordu. Yabandomuzu şimdi ormandan çıktı. Kırsalda dolaşıyor. Çünkü tarımla uğraşan kalmadı.

Tehlike hem sosyal bağlamda, hem de yabanhayatı tehlikede...

-!..

Sn. Dr. Haluk Pulat'ın ifade ettiklerinde bir yanlış var mı?

Bu analizleri kim yapmalı?

-!..

Karşı önlem almak, kimin görevi?

-!..

Şimdi dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum.

Yabanhayatındaki kötü gidişi görmek için, alim olmaya gerek yok.

Peki, kötü gidişi göre göre;

Sabah-akşam amigo gibi idareye yağ çekenleri görmek için, alim olmaya gerek var mı?

-!..

Bu ülkede varlığını sürdürme çabası içinde olan kızılgeyik, avlanmaya açılacak kadar çoğaldı mı?

-!..

Yurt dışında olduğu gibi karayollarında seyrederken, geyikleri görebiliyor musunuz?

-!..

O zaman niçin avını açtınız?

-!..

Geçen sene kaçak geyik avı yapana, bu sene de avlanma ruhsatı verdiniz mi?

-!..

"Ya ya ya... Şa şa şa..." diye çığırtkanlık yapanları dikkatle izleyin...

Rüzgar güllerini!

Dün "yanlış" dediğine, bugün "doğru " diyenleri izleyin!

Sorun bu.

Sorun, idarenin yaklaşımında.

Ve

Tabii ki bende!

-!..

Doğru söz, ne zaman itibar görmüş ki!

Moderatörlüğünü Sn.Mehmet Yazıcıoğlu'nun yürüttüğü bir grup var.

İlgi alanları özellikle yabanhayatı.

Haberleşme adresleri;

yaban-hayat@yahoogroups.com

Bu grubun çalışmalarını ben de ilgi ile takip ediyorum. İlgi kelimesinin tek başına çok da yeterli olmadığını düşünüyorum.

Daha doğru bir tarif "ilgi ve utançla" olmalı!

-!..

Bu grupta yabanhayatına ilgi duyan çeşitli meslek gruplarından insanlar olduğu gibi, farklı üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra, akademik kariyerlerini daha üst seviyeye çıkartmak için master ve doktora yapanların da olduğunu, okuduğum yazışmalardan çıkartabiliyorum. 

Sabahtan akşama, Anadolu Panteri, sırtlanlar, geyikler ve daha aklınıza hangi tür gelirse gelsin her türlü canlının yaşam ortamları hakkında kendi aralarında tartışıp duruyorlar.

İşte bu durumdan dolayı ben, kendi adıma utanç duyuyorum!

Avcılar, "nasıl öldürürüz"ü tarışırken,

Bu grup,

"Nasıl yaşatırız"ı tartışıyor!

Bundan daha utanç verici bir durum olabilir mi?

Tabii ki anlayana...

Bugün gazetenin spor sayfalarına göz atarken gördüm ki, hafta sonu oynanacak iki büyük kulübün maçı için 2634 güvenlik görevlisi vazifelendirilmiş.

Valinin başkanlığında, kulüp yöneticileri ve emniyet görevlileri bir araya gelip "Ne yapsak da bunlar birbirini öldürmese" diye toplantı yapıyorlar!

Spora bak!

Futbola akıtılan emeğe, paraya bak.

Karaborsa, cinayet, futbol terörü, şike, paralı amigo, benim aklıma gelenler...

Gerisini siz sayın.

-!..

81 il var değil mi?

Bu maç için görevlendirilen polis sayısını il sayısına bölelim.

2634 / 81 = 32.5 yani il başına 32 kişi.

Birleri bana desin ki, hafta sonları falanca ilde 32 koruma kontrol memuru avcıları denetliyor!

Birkaç ilin dışında, bakanlığın o ilde bu kadar memuru bile yok!

Ağrı gibi bir ilde, 2001 yılında Milli Parklar'da bir mühendis vardı, o da vekaleten görevliydi!

Cumhuriyet Caddesi'nde gezerken kendisine kaçak avlanmış çengelboynuzlu yabankeçisi derilerinin satıldığını gösterdiğimde bana "Ben bu işten anlamam ki!" demişti.

Cumhuriyet Caddesi
Ağrı / 2001

O dönemde, idare ile zaman zaman ciddi tartışmalar yaşadım. Yeri gelirse anlatırım.

Bir taraftan yabanhayatını yönlendirmeye çalışırken, bir taraftan da bu işin ticaretini yapacaksın!

-!..

Nasıl olacak bu?

-!..

İşler bu denli kötüye giderken;

"Beyefendi, siz müthişsiniz!"

" Keramet buyurdunuz"

"Zat-ı aliniz..."

"Emredersiniz" diye konuşanlardan korkun.

Avcıların sürratle ciddi bir eğitimden geçmesi gerekiyor.

Gerekirse sil baştan!

Yoksa "kendi tuzaklarına düşecekleri gün yakındır" diye düşünüyorum..

Avcının her şeyden önce "soylu bir ruh yapısına" ihtiyacı vardır.

Avcının sergilemekle yükümlü olduğu "merhamet duygusu", sıradan insanlardan onlarca kere daha fazla olmalıdır.

 

Aksi halde!

Aksi halde "neyin ne olduğunu anlaşıldığında" iş işten çoktan geçmiş olacaktır.

 

 

Yaptığımız şeyler için duyulan pişmanlık, zamanla geçer.

Ne var ki, yapmadığımız şeylerden duyulan pişmanlığın çaresi yoktur.

                                                                       Sydney J. Harris

 

Mehmet Emin Bora

02 Mart 2007 / Ankara

Bu yazı 2779 kez okundu...