Aydın İnsan ve Avcı!


 

Yakın zamanda "Aydın İnsan Olabilmek" başlıklı bir konferans dinledim.

Aydın olabilmenin şartları sayılarak;

Aydın olmak “başlatan” olmak yani ilk olmak demektir.

"Aydın olmak yaşanan zamanla "sorunu" olmak demektir.

Aydın olmak ''hem kalıcı olmak ve hem de sürekli'' olmak demektir.

Aydın olmak ''ayrıştırmak ve sadeleştirmektir.''

Aydın olmak ''iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmek'' demektir.

Aydın olmak ''doğmaları, putları ve tabuları yıkan kişi olmaktır.''

Aydın olmak ''bazı durumlarda yalnızlığı tercih etmek ve hâtta bazen de yalnızlığı kabullenmektir.''

Aydın olmak ''yaşadığı toplumun bir adım önünde, ilerisinde olmaktır.''

Aydın olmak'' bilimden yana olmak'' demektir.

Aydın olmak ''bağımsız olmak'' demektir.

Aydın olmak '' kendini aydınlatmakla kalmayıp, başkaları için de ışık yakmak'' demektir.

Aydın olmak ''çağdaş değerler sunabilmek, toplumu yönlendirme ve değiştirme sorumluluğunu üstlenebilmektir.''

Aydın olmak '' korkusuz olmak'' demektir.

Aydın olmak ''yaşadığı toplum ve insanlık için yararlı ve doğru bildiği, inandığı düşüncelerini savunmak'' demektir.

Aydın olmak ''insanlık ülküsüne yaşamını adamak demektir.'' denilmişti.

Konuşmacılar çeşitli kaynaklar göstermek sureti ile ''aydın insanın'' tarifini de yaptılar.

Örneğin;

"Hachette Axis 2000 “Geniş bir bilgi birikimine sahip, ülkesinin ve insanlığın sorunlarıyla ilgilenen ve yazmak başta olmak üzere çeşitli biçimlerde kendini ifade eden kişi.. Entelektüel, Münevver…”

Fransız Akademik Sözlüğü “..fikir ve zekâ çalışmaları ağır basan kişi..” olarak,

Üünlü düşünür Andre Malraux, "yaşantısını belirli bir fikre ve düşünceye adayan kişi"

Bir başka düşünür olan Peter Vierick ise aydını "Tüm zamanını sözcüklerin hizmetinde geçiren kişi.. " olarak tanımlamış.

“Yaşadığı dönemin koşullarını iyi analiz edebilen, düşünen, üreten, ürettiklerini paylaşan, çağı yakalamış ve hâtta aşmış, içinde yaşadığı topluma yabancılaşmadan ve her zaman toplumunun önünde olarak onun değişimine ve ilerlemesine katkı sağlayan insan tipi…” şeklindeki tanım, ise sosyolog Max Weber’e aittir." dediler.

Bu konferansı izlerken aklıma avcılar geldi. "Avcılar" kelimesini kullanırken ülkemizdeki avcıların genelini kast ediyorum.

Bir an için 250.000 aktif avcı olduğunu varsayalım.

Şimdi soru şu.

Aydın tanımına uyan kaç avcımız var?

-!..

Toplam avcı sayısının binde bir olsa; "250 aydın avcı var" demektir.

Bu tespit doğru ise yukarıdaki kriterlere uygun 250 aydın avcı nerede?

-!..

Ne yapıyorlar?

-!..

Nerede kendini sözcüklerin hizmetine adayan aydın avcılar?

Var da, ben mi bilemiyorum!

Varsa niçin "Türk Kültüründe Av" başlıklı uluslararası sempozyuma neden katılmadılar?

"Aydın olmak yaşadığı toplumun bir adım önünde, ilerisinde olmaktır." tanımı doğru ise özellikle içinde yaşadığı toplumun aktivitelerinden neden haberdar değil?

-!..

Hiç kimse "haberim yoktu" bahanesinin ardına saklanmaya çalışmamalıdır.

Sempozyumu yöneten sekreterya, bana 9 ay önce ulaşmıştı. Tabii ki herkese de aynı süre içinde ulaştılar. Gelen avcı sayısının 3-4 kişi ile sınırlı kaldığını bilmeyenler "Türk Kültüründe Av" başlıklı yazımı okusunlar. (Güncel /21.06.2006)

"Aydın avcı" sayısının tespitinden önce, gelin bir başka durumu tespit edelim.

250.000 sayısı doğru ise, bakanlık yasal prosedüre uyan avcı sayısını 50.000 civarında olduğunu söylüyorsa bırakın "aydın avcı" aramayı öncelikle oturup halimize bir güzel ağlamamız gerekir.

Bu, bir diğer ifade ile 200.000 civarında kaçak avcı var demektir!

-!..

Benim yanlışım varsa, 250.000 avlanma pulu satılması gerekmez mi?

Aşağısı sakal, yukarısı bıyık!

-!..

İşine gelince "biz şu kadarız" demek kolaydır.

En az 200.000 insanın yabanhayatının korunması yönünde hiç bir şey yapmaması olsa olsa Gines rekorlar kitabına geçecek bir olaydır.

Yaşanan bir tek gerçek vardır. Avcıların büyük bir çoğunluğu elini taşın altına koymadan yabanhayatından pay edinmek istiyor.

Klübüne de faydası yok, bağlı olması gereken kurumada...

İsmi bende saklı bir dostum, yakın zamanda avcıların bir araya geldiği bir mekana eski bir dostunu aramak maksadı ile bir ziyarette bulunmuş.

"Orada duyduklarımdan avcılar adına utanç duydum. İşyerinde bulunan kocaman (!) adamlar hala "yavvv limit çıktı avın tadı kaçtı "diyorlarmış.

-!..

Gördünüz mü kafayı!

İnsanın babasının çiftliği olsa, bu kadar hoyratça bir cümle sarf etmez, edemez, etmemeli...

-!..

Babanın çiftliğindeki hayvanları sınırsızca kesebilir misin?

Satacağını söyleyerek kendini savunmaya kalksan bile, babandan fırça yiyeceğine kalıbımı basarım.

En azından "Ulan geri zekalı! İnsan bir kaç tane bile olsa damızlık bırakmaz mı?" diyecektir.

-!..

Aklıma sıkça takılan bir soru var.

Biz neden böyleyiz?

Soru bu.

İzlenimim odur ki insanımızın -yaşama dair- ileri yaş projesi yok!

Sadece günü yaşamakla yetiniyor. Milyonlarca insan okumuyor.

Bunun tabii sonucu olarak yedisinde neyse, yetmişinde o oluyor.

Öylece kalıyor!

Üstelik "değişmedim" diyecek kadar da gaflet içinde...

Yakın geçmişte eski bir avcı dostuma rastladım. Hal hatırdan sonra ona;

"Ne yapıyorsun? Hala ava gidiyor musun? Eskisi gibi hevesli misin? şeklinde bir dizi soru sordum.

Ne dedi biliyor musunuz?

"Sen ne diyorsun ağabey! Şimdi beş beter oldum. Daha çok geziyorum. Daha da hevesli ve hırslıyım..." demez mi!

Ben onu 30 senedir tanırım. 30 sene evvel nerede ise, şimdi de halan orada!

-!..

İstikrar abidesi!

-!..

Bedensel gelişimi ile, akli gelişimini arasında uçurum oluşmuş.

1958 yılından bu yana sürekli olarak Ankara''da yaşıyorum. Bu sürenin çok büyük bir kısmını Çankaya ilçesinde yaşadım. Gençliğimizde Kuğulu Park''ın çok yakınında bulunan Gül Bahçesi''ne giderdik. Apartmanlar arasına sıkışmış 500 metre karelik küçük bir park... Ama çok şirin... Benim bahsettiğim zaman, Tunalı Hilmi Caddesi''nin bir yanı badem bahçeleri ile dolu idi. Esat Dörtyol''da otobüslerin son durağı...

Üç gün evvel yine oraya gittim. Parkın kapısına dikilen heykele dikkatlice baktım. Anıt 2006 yılında açılmış. Üzerindeki yazı dikkatimi çekti.

 

 

"Devam ediniz!"

Aydın tanımı için yapılan tariflere, bu anıt üzerindeki cümlenin bu denli uyuşması benim; "Aydın İnsan ve Avcı" başlıklı yazı yazma isteğimin aynı zaman dilimine rastlaması...

Bu ilişkileri anlamakta zorlandım dersem, dilerim ki beni anlamış olursunuz!

İnsanlar okumaya sıcak bakmıyor...

Emre Kongar''ın yapmış olduğu tarif içinde "sözlü kültür" aşamasından doğruca "görüntülü kültür" aşamasına geçen toplum; arada olması gereken "yazılı kültür" sürecini ıskalayınca, ortalık toz duman oldu.

Yabanhayvanları bile alışkanlıklarını değiştirdiler.

Ayıların uyku düzeni bozuldu....

 

 

 

Tabiat değişim konusunda hükmünü icra ediyor.

Her şey değişiyor.

Bir kısım (!) avcı değişmemekte ısrarcı ve şakın...

Avcılar doğruları duymaktan hoşlanmıyor. Bu zaafın farkında olan sayıları sınırlı hayal tacirleri, para kazanmak için bu eksiklikten faydalanma yolunu seçebilir(!)

 

Avcılar, yeni bir bakış açısı geliştirmek mecburiyetindedir.

Bunun bir tek yolu vardır. Daha çok bilgi edinmek, dolayısıyla da okumak.

Paleolitik dürtülerle 21. yüzyılı yaşama arzusunun geçerliliği yoktur.

 

Aksi takdirde ne olur?

Doğru yolu bulmakta zorlanan "avcı" bir süre sonra "av" olacaktır.

 

Her ferdi , hatta her topluluğu hoşlandığı yem ile avlarlar.

                                                              Hüseyin Rahmi Gürpınar

 

Mehmet Emin Bora

26 Şubat 2007 /Ankara

Bu yazı 3753 kez okundu...