Neneniz Neden Nakış İşlerdi!


 

Her ne hikmetse bugünlerde, avcılıkla hiç ilgisi olmayan çeşitli çalışma gruplarının mensupları 'yabanhayatı ve avcılık' konusunda bizlere bir konferans verir misiniz? Bizlere avcılığı anlatır mısınız?" şeklinde bir talepte bulunuyorlar.

E hoşuma gidiyor tabi!.

Avcılar fazlası ile bildikleri için...

Onlara anlatamıyorum.

Elime geçerse sadece soruyorum.

- Neden avcısın?

En derini biraz (!) düşündükten sonra;

- "Dedem avcıydı, babam avcıydı, ben de avcıyım." diyerek sıyrılmaya çalışıyor.

Biz de kolay kolay yılmayız hani. Hemen yapıştırıyorum ikinci soruyu...

- Tamam da, deden niye avcıydı?

-!..

İşte ip, bu noktada kopuyor. Ben de artık üstelemiyorum. Bugüne kadar merak edip düşünmediğine göre!

Niye zorlayayayım ki!

Neyse aldığım davet üzerine katıldığım toplantıda nezaketen dinlemeye gelenlerin ellerindeki kağıt parçalarını görünce korkmadım dersem yalan olur..

Çalışmışlar!

Okuyup gelmişler!

Neyse dağarcığımızda olan kadarını katılımcıların beyenilerine sunuyor ve gelecek sorulara karşı teyakkuza geçiyorum.

Klasik soruların yüzlerce kere cevabını verdiğim için ilk sıcak temas kolay geçiyor.

Ama hava puslu!

Tartışma renkleneceğe benziyor.

Sn. Prof Dr. Alb.Esat Orhon söz alarak bir konuşma yapıyor.

Aslolan konuşmayı doğrudan dinlemek!

Sn.Orhon değme tiyatroculara parmak ısırtan bir konuşma yapıyor.

Yakın zamanda bu kadar büyük bir keyifle dinlediğim konuşma hiç olmamıştı.

Kendisinden rica ettik. Sizler için, konuştuklarını tekrar yazıya döktü.

Bakın Sn. Prof.Dr. Alb. Esat Orhon ne demiş...

 

Sözlerime, sizlere New York'ta bir stand-up gösterisini izleyen bir antropoloğun görüşlerini aktararak başlamak istiyorum.

Amerikalı antropoloğun izlediği ve kafasında bir takım soru işaretleri oluşturan ve kendisini bu konuda düşünmeye zorlayan gösteride komedyen;

televizyon kumandasını eve girdiği andan itibaren ele geçirip sürekli zapping yapan bir erkekle, saatler boyunca aynı duygusallık ve durağanlıkla giden bir diziyi seyretmek isteyen bir kadının çekişmesini hicvediyordu.

Anlaşılan, Amerikalı antropolog da kendi evinde buna benzer bir tabloyu yaşamaktaydı ve ‘‘bu iş neden genelde böyle oluyor'' diye düşünmek zorunda hissetmiş kendisini…

Vardığı sonuç ispat edilemez bir teoridir ama, pek de kolay inkar edilemez nitelikte…

Atalarımız yiyeceklerini tabiattan toplamak veya avlanmak zorundaydılar. Atalarımız olan kadınlar, belki erkek atalarımızdan fiziki güç olarak daha zayıf değildiler. Eğer maymunlarla genetik akrabalığımız varsa, dişi atalarımız hiç de fiziki güç olarak eksik değildiler.

Ancak gebe kalıyorlardı, aylık kanamaları oluyordu ve bebek emzirmek zorundaydılar. Bu nedenle bebeklerini barınaklarda savunmasız bırakarak uzaklara gidip avlanamıyorlardı.

 

Barınaklardaki bebeklerine yakın kalıp, avlanma yapmadan, (çünkü avlanmak uzaklara giderek kaçan hayvanları takip etmeyi gerektirebilirdi) yakınlarda, bitkileri, meyveleri, otları toplamak zorunda kalıyorlardı.

 

Zehirli otları diğerlerinden ayırt edebilmek için de detaylı renk ve desenleri iyi seçmek zorundaydılar.

Daha doğru bir deyişle, zehirsiz otları ayırt edemeyecek şekilde renk ve desen ayırımını iyi yapamayan anneannelerimiz hayatta kalamayacaklardı.

 

Bu nedenle günümüz anneleri, renk ve desen ayırımını iyi yapabilenlerin torunlarıdır.

Bugünkü kadınlarımızın ilgi alanları eğer, saatlerce kumaş desenleri, renkleri ve terzi muhabbetleri ise, veya saatlerce bıkmadan vitrin seyredebiliyorlarsa, ataları saatlerce ot seçtiklerindendir.

 

Günümüz kadınları, kurulu düzeni korumaya yönelik, aile düzenini korumaya yatkın, ve çocuklara doğal olarak daha yakın olabilirler. Tümü değilse de büyük çoğunluk böyledir.

Halen günümüzde dahi erkekleri en sinirlendiren soru: Eve ne zaman geleceksin? sorusudur.

Çünkü barınakta bekleyen bebek vardır, ve eğer avlanmaya giden erkek gelmezse veya geç gelirse, kadın ve çocuk proteinsiz kalabilirlerdi. Günümüz anneleri hala erkeklerine ‘‘Ne zaman geleceksin?'' diye sormak zorundalar, çünkü genleri böyle ve çok da doğal olarak bu soruyu sorarlar, kızacak bir şey yoktur.

Erkeklere gelince, doğurmak ve emzirmek zorunda olmadıklarından, hayvan avlamak üzere uzağa gidebiliyorlardı. Uzağa gidince, ‘‘ne zaman geleceksin'' sorusu erkekler için anlamsız ve sinirlendirici olabilirdi, çünkü hangi hayvanı nerede, ne zaman avlayabileceklerini bilemezlerdi.

Uzağa gitmek de yeterli değildi. Gerekliydi ama yeterli değildi. Uzaktaki ve kaçan bir hayvanı yakalayabilmek için uzağa isabetli şekilde taş, mızrak, ok atabilmeliydi. Yetenek geliştirdiler veya yetenekli olanlar hayatta kaldılar.

Günümüzün erkekleri uzağı kontrol edebilenlerin torunlarıdır.

Günümüzde bunun tezahürü silah merakı, süratli araba kullanmak, spor araba kullanmak şeklindedir.

En komiği ise, genellikle erkeklerin televizyon kumandalarını ele geçirip, kimseye kaptırmamak şeklindedir.

 

Uzağı kontrol etmek, ancak kumandayı kaptırmamakla olabilir. Bir tek kanala saplanıp kalmak, öbür kanallardaki avları kaçırtabilir, bu nedenle günümüz erkekleri zapping şampiyonudur.

Kadınlar ise, aynı diziyi ısrarla uzun sürelerle seyredebilirler.

En başta da ifade ettiğim gibi, bu düşünceler, ‘‘genelleme'' ile sınırlıdır. Tümünü kapsamaz ama çoğunluğu kapsayabilir.

Hem unutmayın erkek çocuklar en uzağa işeme yarışı yapmazlar mı?

Uzağa ok atabilmek, en uzağa işeyebilmek, isabetli mızrak atabilmek, çişiyle ismini yazmaya çalışmak benzer şeyler değil mi?

Kadınlarımıza ve erkeklerimize aşırıya kaçmadıkları sürece kızmamalıyız, çünkü öyle olmak zorundaydılar, bizim görmek istediklerimiz ise, aç kalıp öldüler, onların torunları olmadı.

Peki şimdi neden erkeklerin televizyon kumandasını ele geçirip bırakmak istemediklerini biraz da olsa açıklayabildim mi?

Erkekler, atalarından kalan avlanma güdüsünü devam ettirmek zorundalar.

Çünkü onların torunlarıyız.

Eğer dedelerimiz avlanmasalardı, bizler de olmayacaktık.

Onların torunları olduğumuza göre, doğal olarak avlanma genlerini taşıyoruz.

Eğer saatlerce aynı kanalı izleyecek olursak, diğer kanallardaki cazip avları kaçırabiliriz. O halde, günümüz şartlarında ormana gidip avlanmaya benzer bir şekilde, evde otururken bile, diğer kanalları gezinmek zorunda hissediyoruz. Bu kaçınılmaz bir güdü içimizde.

Kadınlar ise, sabit bir barınağa sahip çıkma ve oradan pek de uzaklaşmama genlerini taşıyorlar. Bu nedenle uzun sürelerle, hatta birkaç diziyi kaçırsanız bile konu akışını takip edebileceğiniz şekilde durağan dizileri saatlerce bıkmadan izleyebiliyorlar. Yaşamlarında da nispeten daha stabil bir yaşam tarzı tutturup, barınaklarına daha bağlı kalıyorlar.

Genelde erkekler daha atak davranırken, ki bu araba kullanırken, iş yaşamında ve hemen her alanda atak ve uzağı kontrol etmeye veya araştırmaya yönelik davranış tarzını benimserlerken, kadınlar maceracılıktan uzak, evden ve stabil yaşamdan fazla uzaklaşmaksızın, daha stabil bir yaşam tarzı benimserler.

Çünkü onlar annelerinin, erkekler de büyük babalarının torunudurlar.

Eğer büyükbabalarımızı inkar etmiyorsak, içimizdeki avlanma güdüsünü de görmezden gelemeyiz.

(Y) kromozomlarımızda kodlanmış olan bir gerçektir bu.

 

***

 

Siz ne düşünürsünüz?

Bunu bilemiyorum ama, bir konferansa ancak bu kadar güzel bir katkı konur.

İçinde pek çok gerçek barındıran bir konuşma, mizahi ögelerle ancak bu kadar güzel seslendirilebilir.

Önce beyninize, sonra da eliniz sağlık Sn. Orhon. Tekrar tekrar teşekkür ederim.

 

Yaşamı derinlemesine algılayabilmek, bunlardan bir sonuç çıkarabilmek, empati yeteneğinin yanısıra ilişki, ilgi, bilgi ve benzeri pek çok özelliğin bir arada olamasını gerektirir.

Tespitler, "bakan" gözlerin değil "gören" gözlerin ürünüdür.

Şimdi bir an için kendinizi avcılıkla ilgili sorunların tartışıldığı bir panelde düşlemeye çalışın.

-!..

Ve bir an için de kendinizi o paneli yöneten oturum başkanının yerine koyun.

-!..

Katılımcılara;

"Bir sorusu olan veya bir katkıda bulunmak isteyen var mı?" şeklinde bir de söz hakkı verin.

Olası konuşmaların içeriğinin incir çekirdeğini doldurmadığını görürsünüz.

Onlarca senedir, aynı plak döner durur.

- "Verdiğimiz paralar (!) nereye gidiyor."

- "Limitler artırılsın."

- "Yasaklar kalksın."

- Bitti mi?

- Bitti.

- Otur.

-!..

Sıradan avcıların söyleyeceği veya üreteceği fikirler bu ve benzeri düşüncelerden ibarettir.

Biraz iyisi, yıllar önce duyduğu tarım ilaçlarını anlatır. Yanlış yürütülen sulak alan projelerinden bahseder.

Turizimcisi; "Yabancı avcılara söz verdik" "Aman ha kotaları azaltmayın dış itibarımız (!) zedellenir" der.

Çok sıkıştırırsanız da "Ben sizin evladınız sayılırım" diyecek kadar alçalır.

Kendilerini, "ilgi alanının elitleri (!) zannedenler", "Geçenlerde Amerikada avdaydım" şeklinde sohbetlerin odak noktasıdır.

En tehlikeli çember, bu merkeze en yakın olanlardan, (!) güç peşinde olanlardan oluşur.

-!..

Rüzgar güllerinden!

-!..

Yabanhayatı can çekişiyor. Umursamazlar.

Yasakları onlar deler. Utanmazlar.

Bu ülkenin doğal kaynaklarını yasa dışı yollarla birbirlerine (!) ikram ederler. Sıkılmazlar.

Eğitim kalitesi "dip" yapıyor. İlgilenmezler.

Onlar "Üç haneli köyün birinci adımlarıdır." (*)

2106 da yaşayacak olan avcı kardeşlerim!

2006 daki "memleketten insan manzaraları" bu şekilde.

Dilerim ki başta "ben" olmak üzere hepimizi affedersiniz.

Sağlıcakla kalın.

Kalabildiyseniz!

-!..

(*) Bu sözü Sn. Prof Dr. Ali Demirsoy'un "Doğaperest" adlı kitabında okumuştum. Pek beğendim.

Bu yazı 9709 kez okundu...