Oltaya Takılanlar!


 

Yanılmıyorsam 90'lı yılların başıydı. İş hayatındaki zorluklara bir de körfez krizi eklenince kelimenin tam anlamı ile bunalıma girdiğimi anımsıyorum. O tarihlerde, ülkemize üstün nitelikte bir bıçaklık malzeme olan "440-B" ve "440-C" yi getirmiştim. Türk avcısı bu özelliklere sahip bıçaklık bir çelikle yerli imalatta ilk defa karşılaşıyordu.

Çeliği işlemenin zorluğuna, sanki eksikmiş gibi bir de piyasa koşulları eklenmişti.

"Felaketler asla tek başlarına gelmezler" şeklindeki söz, hükmünü acımasızca sürdürüyordu.

Şeytanın hiç işi yokmuş gibi İspanya'dan ithal ettiğim makinanın elektronik aksamı yanmış, makina atölyede ölü sessizliği içinde yatıyordu.

İspanya'nın Ankara'daki ticaret ateşeliğine hemen hemen her gün giderek, orayı kendime yol yapmıştım. Sürekli sorunumu seslendiririp çözüm yolları arıyordum. Bir ayın sonunda bana Albeceta'daki firmanın iflas ettiğini, dolayısıyla muhatap olarak herhangi bir kişinin bulunamadığını söylediler.

Bir de "kapıyı dışarıdan çekmemi."

İspanyolların bu tutumlarını ömrümün sonuna kadar unutmayacağım.

Kelimenin tam anlamı ile yıkılmıştım.

Yaşayarak öğreniyordum.

Bu durum aylarca sürdü.

Geceleri sabaha kadar yatakta döner dururdum.

Terden sırılsıklam kalktığım sabahların sayısını bile hatırlamıyorum.

Hatta gecenin bir yarısı "zelzele oluyor" diye yataktan fırladığım da olmuştu. Ta ki, göğüs kafesimin zangır zangır titrediğini görene kadar...

Olağanüstü bir kriz geçirmiştim.

İnanın bana, o zaman gece yatıp sabah kalkmamayı canı yürekten istediğim gecelerin sayısı pek çoktur.

Tüm yaşamım boyunca hiç kimseye verdiğim sözlerden dolayı mahçup olmamıştım.

Ama şimdi!

Herşey kontrolümün dışına çıkmıştı.

-!..

Gelir yoktu, ama gider çoktu.

Acaba, acaba yüzümün kızaracağı bir durum olacak mıydı?

İşte bu ve benzeri düşüncelerle yaşam mücadelesi veriyordum.

Tüm zorluklara rağmen üretim devam ediyordu.

Elimizde o tarihte satılmayı bekleyen 2500 civarında bir de mal birikmişti.

"Ben ne yapacağım şimdi!" diye kara kara düşünürken dönemin -yanlış hatırlamıyorsam- zamanın devlet bakanı Sn. Metin Gürdere'nin Makina Kimya Endüstrisi kurumunda yapmış olduğu bir konuşmada "Avcılık 2 yıl yasaklansın" şeklindeki bir ifadesi basına manşet olmuş, işin tadı tuzu iyiden kaçmıştı.

Bu ülkede bazı yöneticiler "Çözemedikleri problemleri yasakların arkasına saklamayı" yol veya yöntem olarak bilirler.

2 yılın sonunda hiç kimsenin aklına bu öneriyi sunan kişiye "Şimdi ne diyorsun! Sorun çözüldü mü?" demek gelmez.

Ölen, ölmüş, söyleyen de zaten gitmiştir.

Tarihsel süreç içinde - tam anlamı ile ifade edersek- "halk dalkavukluğu" veya kibarcası "Popülizm" bu ülkenin başının belasıdır ve hala, her alanda fütursuzca kullanılmaktadır.

Biz yine öykümüze dönelim.

Piyasada yaprak kımıldamıyordu.

Zurnanın "zırt" diyeceği deliğe hızlı adımlarla yaklaşıyordum.

Bir sabah, elime aldığım gazete, Körfez Savaşı'na katılmak için 30 bin Amerikalı askerlerin Adana'yı doldurduğunu otellerde yer kalmadığını, insanların resepsiyonlarda uyuduğunu manşet yapmıştı.

Bu havadis bana umut oldu.

Pazarlama elamanlarını Adana'ya gönderdim. Amerikan üssünde bulunan PX mağazasına resmi satış yaptık ve dar boğazıbu şekilde aşmış olduk.

Çok kısa anlatmaya çalıştığım bu olay bende çok derin izler bıraktı.

Bıçak imalatına hangi sebeple ve nasıl girdiğim, bu yazı konusunu çok çok aşar. Zaman zaman komik zaman zaman da dram dolu bir hayat öyküsüdür.

Yazmak isterim!

-!..

Kısmetse...

1992 de şahsen yaşamış olduğum sıkıntıları "bir başkası yaşamasın" diye Avcı Eğitimi ve Yaban Hayvanı Üretme Vakfı'nı yakın (!) arkadaşlarımla kurdum.

Soldan sağa: Mehmet Emin Bora - Sn.Dr Haluk Pulat - Sn.Mehmet Arpaz - Sn.Bülent Ünal
Sn.Dr.Demokan Erol - Sn. Kaan Otçu - Sn. Ziya Gürel - Sn.Nejat Tabanlı

Bir yandan yeni kara avcılığı kanununun hazırlanması için T.B.M.M'sinde kurulan komisyonda çaba sarfederken bir yandan da her yıl yapılan Merkez Av Komisyonu toplantılarına katılarak statükoyu muhafaza etmeyi kendileri için başarı zannedenlerle uğraşıyorduk.

Problemli bir MAK toplantısı sonrası!..

Bir tek hedefim vardı "Gelecek için aydınlık yarınlar"

Süreç içinde, Merkez Av Komisyonu'nun aldığı kararların nice yanlışlara yol açtığını gördüm ve yaşadım.

Sn.Prof.Dr. Nami Çağan döneminde yapılan bir MAK toplantısı

Bu konunun üzerine dikkatlice eğilince, çıkan kararların toplandığı kitapçıkta dil ve mantık hatalarının çokluğu dikkatimi çekti. İdare ile konuştuğumda samimiyetle "Bize yardım edin, düzeltelim" dediler. Tereddüt bile etmeden "olur" dedim ve kitapçığı ince elekten geçirmeye başladım.

Gördüğüm oydu ki özellikle "tanımlar kısmı" anlamsız cümlelerle dolu olmaktan öte, bazı tarifler aynı kitapçıkta bir kaç yerde yerli yersiz tekrar edilip duruyordu.

Ayrıca konuya yeterince vakıf olmayan bir kişinin bazı tanımlardan ne demek istendiğini anlaması da mümkün değildi.

Zamanla öğrendim ki her yöne çekilecek tariflerden medet umanlar (!) varmış. Kısacası bu stil, o güne kadar idareyi bu yönde yönlendirenlerin işiymiş.

Bunların hepsini elimden geldiği ölçüde temizledim.

Bu çabuk duyuldu. Hatta aleyhime yazı konusu oldu.

Kitapçığın netleşmesi "rüzgar gülleri"nin işine gelmedi.

Zamanla idare içinde bana yakınlık duyan arkadaşlarım oldu. Bu iç içelik, benim kurumun zayıf karnını görmemi sağladı.

Bu eksiklikleri kendi defom gibi gördüm.

Bunların ortadan kalkmasını sağlamak için de elimden gelen gayreti gösterdiğimi düşünüyorum. Kimi zaman hukuk yolu gösterdim, kimi zaman değişik öneriler sundum ve her zaman da benden istenilen her ne ise, hiçbir şekilde karşılık beklemeden yaptım.

1992'den 2006'ya o kadar çok şey yaşadım ki inanılacak gibi değil.

Zaman zaman yeri geldikçe yazacağım.

Belge olsun diye...

2107 deki avcı arkadaşlarım yaşananlardan ders çıkarsın diye...

En azından 2107 yılında arkamızdan okunacak olan "toplu bedduadan" payıma düşen olmasın diye..

Geldik 2006 yılına. Ankara'dan uzak Çamlıdere'deyim.

Dedikodulardan uzak yaşama çabası içindeyim.

Huzurluyum!..

Sınırlı olan enerjimi faydalı yönde harcamak istiyorum.

Düzeysiz insanlara laf yetiştirmenin mümkün olmayacağını geç de olsa anladım.

Sadece okuyor ve yazıyorum.

İşte bu bağlamda beni ziyarete gelen bir dost, bana 2006-2007 MAK kitapçığını getirmiş.

Boş bir zamanda şöyle bir göz atayım dedim.

Gördüklerime de inanamadım. (Kimse kurcalamıyor. Kaşınan benim)

-!..

 

2003-2004 Av dönemi MAK kararlarının bulunduğu kitapçıkta 16. sayfayı açtığınızda karşınıza, "Yabancı Avcılara Uygulanacak Av Turizmi Ücretleri" başlığı çıkar.

2004 - 2005 Av dönemi MAK kararlarının bulunduğu kitapçıkta ise bu 134. sayfadan başlar 140. sayfaya kadar da açıklamalarla devam eder.

2005 -2006 Av dönemi MAK kararlarının bulunduğu kitapçıkta ise, bu bilgiler artık yerinde yoktur!

-!..

Geçen iki seneden sonra artık istikrar (!) sağlanmıştır.

Bundan böyle yabandomuzunun bu ülkede kaç YTL' ye avlandığını bilemezsiniz.

Bilemediğiniz şeyin nesini tartışacaksınız?

-!..

Böylesi hallerde ilk işim idareyi aramak olur.

Yine öyle yaptım ve ilgili arkadaşımı aradım önce anlattım, sonra da sordum.

Hayırdır?

Neden?

Neye karşı?

Aldığım cevabı aynen yazıyorum.

Kitapta yer yoktu! Bu benim konum da değil, ama bana böyle söylediler.

-!..

Nasıl, açıklamalar sizce yeterli ve tutarlı mı?

Bu kadar tartışmalı bir konuya MAK kitapçığında yer verilmemesinin yorumunu, kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Yer konusuna gelince!

Son iki senenin kitapları da 176 sayfadan oluşuyor.

176 sayfa olması için hakkında ayet mi var?

-!..

Yazacağınız topu topu 1 sayfa! İnsan ne yapar yapar bu 1 sayfayı isterse (!) bir yere sıkıştırır.

Veya 4 sayfa ilave et. 1 forma ilave et kıyamet mi kopar?

Neyse, ilgili arkadaşıma sordum. Yabandomuzunun avlanma bedeli kaça?

İki türlü fiyat varmış:

1200 YTL+ 100 YTL = 3 Yabandomuzu avlama hakkınız var.

  900 YTL + 50 YTL = 3 Yabandomuzu avlama hakkınız var.

Bu ücretler kalkınmada öncelikli illerde % 50 indirimli.

Nasıl beğendiniz mi?

-!..

Avlanma süreleri de bek avı için 15.02.2006 da başlıyor 31.08.2006 28.02 2007 de bitiyor.

Sürek avı için 01.09.2006'da başlıyor 28.02 2007 de bitiyor

Bunun anlamı, usulüne uydurulmuş -kesintisiz 365 gün- demektir.

Şimdi dikkat!

Sayfa 19 da başlayan "Avcılıkla İlgili Genel Yasaklar, Kısıtlamalar ve Düzenlemeler" başlığının altında;

Bir yasaklanan avlanma maddesi (r) var ki kelimenin tam anlamı ile utanç belgesi.

Bakın ne yazıyor.

(r) maddesinde; Av ve yabanhayvanlarını yeme alıştırarak avlanmak yasaktır,
(Bakanlıkça av turizmi kapsamında olmak üzere izin verilecek türler hariç)

Yeme alıştırarak avlanmak avcılar için yasak, ama av turizmi kapsamında olursa serbest!.

Böyle şey olur mu?

Bu insanlık dışı eylem herkes için yasak olmalı.

Bakanlık içinde bu işlerle görevli olan arkadaşlarımın arasında bir tek avcı yok.

Dolayısıyla bu yöntemi bilen de olamaz. Nasıl oluyor da bu şekilde kaleme alınabiliyor?

Bir bilen (!) işbaşında

İşte size bir "ince ayar" örneği daha.

Nasıl beğendiniz mi?

-!..

Herkesin beğendiğine adım gibi eminim. Çünkü benden başka itiraz eden yok ki!

Bu, bugün için yabandomuzu, yarın da diğer memeliler.

Otelde yatır.

Otelin çöplüğünde dürbün ayarı yap!

Otelin çöplüğünde avlandır.

Bunun adı da avcılık olsun, av turizmi olsun.

Pes doğrusu. Pes

Bu, etik hiçbir değer taşımayan davranışa da kurum onay veriyor!

Çevre adına esen, tozan örgütler neredesiniz?

-!..

Neyi bekliyorsunuz?

-!..

Zavallı hayvanlar karınlarını doyurmak için gecenin bir vakti yola düşecekler ...

-!..

Onları bekleyen acı sonu içinizde hissedebiliyor musunuz?

Sessiz kalırsanız sizlere bir tek şey söyleyebilirim.

Yazıklar olsun.

2107 de yaşayacak olan arkadaşlarım durum işte bu!

Gelelim yayınlanan kitapçığın içeriğine.

Kitapçık sayısız imla ve yazım hataları ile dolu. En ufak bir özen gösterilmemiş.

Bu kitap avcılar için yayınlanıyor değil mi?

-!..

Öyleyse ben de soruyorum.

Ey avcılar "mehelyi" avına kaç kere gittiniz?

-!..

Bugüne kadar kaç tane "ibis" avladınız?

-!..

İbiş değil "ibis"

-!..

"Hermanni"

-!..

Gelecek yıl (!) düzenlenecek "Gelmiş Geçmiş En Büyük Avcı Ödülü"nü kazanmak istiyen avcılara soruyorum.

Hiç "hermanni" avladınız mı?

-!..

Aman ha yasak!..

"Bu ne, ben bilmiyorum" derseniz de ayıp olur. Trakya'da istemediğiniz kadar var!

-!..

Avcı kardeşlerim ne oldu?

-!..

Hiçbirini bilemediniz değil mi?

Halbuki MAK kitapçığında bunların hepsi yazıyor. (Bkz. Sayfa 30-42)

Bakanlık avcılık bağlamında bu son derecede önemli (!) konuya 12 sayfa veya 610 satır yer ayırmış.

Nneyi avlayıp avlamayacağımızı bilelim diye.

Değil mi?

Ama yabandomuzu avlanma bedellerine yer yok!.

-!..

 

Kitapçıkta gördüklerim bununla sınırlı değil.

Sayfa 19 da başlayan "Avcılıkla İlgili Genel Yasaklar, Kısıtlamalar ve Düzenlemeler" başlığının altında;

(c) maddesinde; Hava araçlarında kılıfsız tüfek taşımak.

(e) maddesinde; Sahipsiz kedi ve köpekler ile av köpeklerini başıboş bırakmak.

(g) maddesinde; Av günleri dışında köpek eğitimi yapmak.

(ö) maddesinde; Güme yapmak su başlarında pusu kurmak.

Ve benzeri yasaklar var.

(c) maddesi için söylüyorum . Varsayın ki adam uçağında kılıfsız tüfek taşıyor!..

Ne yapacaksın!

Yani, nasıl gördün diyorum?

-!..

Hava indirme!..

Tamam olur. Filimlerde görüyoruz.

Havada bindirme!..

Iıhh!

Zor olur beee!

!..

Yeni çıkan yasa koruma kontrol ile görevli memurlara izin alınmadan -yani mahkeme kararı olmadan- arabanın kapısını bile açmaya izi vermiyor.

-!..

Acaba aprondaki uçağın yanına yanaşabilir misiniz?

-!..

Koruma kontrol yapacak elamanların mevcut kıyafetlerinin ve aksesuarların da değişmesi gerekecek!.

-!..

İşte, devlet memurlarına üstesinden gelemeyecekleriı görevler yüklerseniz bir anlamda devlet otoritesini zaafa uğratmış olursunuz.

Bu başlık altında benzeri örneklere sıkça rastlamak mümkün.

Yazıktır günahtır.

(e) ve (g) maddesi için bu yazının yayın tarihinde önce tutulmuş olan tutanakları görmek istiyorum. Bakalım ülke düzeyinde kaç uygulama yapmışsınız?

ö) maddesinde; Güme yapmak su başlarında pusu kurmak, suç diyorsunuz ben de size ;

Buyrun Kemaliye'ye diyorum.

-!..

Orada yoksunuz!

Ne oldu Kemaliye'de?

Tüm gümeleri yer ile yeksan ettiniz mi?

-!..

Edemediniz mi?

-!..

Şimdi ayıp olmuyor mu?

-!..

Gücünüz, ottan çöpten birkaç güme yapan avcılara geçiyor.

3-4 sene evvel "Avı açılsın, Konya'daki yabankoyununu U.S.A'da 100.000 $'a pazarlarız" diyenleri hepiniz tanıyorsunuz.

Kitapta "yer yok" gerekçesi ile yayınlanamayan ve dünyada bir eşi daha yok denen yabankoyunun avlanma bedeli şimdi 10.000 $

-!..

 

 

Sessiz ve derinden...

06-14 Mart 1998 yılında Konya'da yapılan "Konya Av Yaban Hayatı" başlığını taşıyan bir panele konuşmacı olarak davet edilmiştim. Özel izinle 2 adet yabankoyunu avlama hakkı U.S.A'da açık artırma ile satılmış ve biri için 18.000 $ verilmişti. Panelde, -avın yapıldığı yılda- o işletmede görevli olan mühendis arkadaşım Sn.Salih Aydemir konuşmacıydı. Yabankoyununu vuran hanım avcının yaşadığı mutluluktan ötürü, kaldığı evin sahibine 32.000 $ da bahşiş verdiğini anlatmıştı.

Ben Konya'da konuşurken Ankara'da rahatsız olanlar olmuştu!

Yeri ve zamanı geldiği an, sadece belge konuşur.

Şimdi bakanlık yetkililerine soruyorum 1984 yılında özel izinle avlatılan yabankoyununu, 18.000 $ oluyor da şimdi neden 10.000 $' a iniyor?

-!..

Bu işler neden böyle oluyor?

-!..

Yazık oldu sizlere....

Devletin kendisine tanıdığı imkanlar ile hayatlarını kazanan insanlar isteselerde istemeselerde çalıştığı kurumun gücünü ve zayıf karnını süreç içinde öğreneceklerdir. Bundan kaçınılamaz.

-!..

Bu insanlar doğal olarak emeklilik hakkını kazandıklarında, dün bu kurumla menfaatler bağlamında karşı karşıya olduğu bir özel teşebbüsde çalışırsa, bu davranış - bir haktır- ama etik değildir.

-!..

İzleyin, dün devletin menfaatini savunanlar şimdi neyi savunuyorlar.

Bu gerçeğin farkında mısınız?

Sizin oltanıza ne takıldı?

-!..

 

 

Dünyada üç grup insan vardır,

Bir şeyi yapan ve yaratan "küçük" seçilmiş bir grup

Bir şeyin yapılmasını seyreden "büyükçe" bir grup

Ne olup bittiğini, bilmeden yaşayan "muazzam" bir kalabalık

                                                                                  Anonim

 

 

Mehmet Emin BORA

08 Ağustos 2006 / ANKARA- Çamlıdere

 

Not: Bu güzeliğimi de unutmayın!..

                   

Nalburunlu yarasa (Mehelyi)              Sangagagalı Leylek (İbis)          Trakya Tosbağası  (Hermanni)                     

Bu yazı 5195 kez okundu...