Tornistan


Merhaba ,

Önce Sn. Savaş Ay'ın Sabah Gazetesi'nde 09 Mart 2006 perşembe günü yayınlanan yazısını okuyalım.

Sonra da izniniz ile yorumumuzu yapalım.

Bakın Sn. Savaş Ay ne diyor!..

 

Müsaadenizle yargıya müdahale edeceğim komutanım

Bu satırları herkes okusun isterim. Ama Jandarma Genel Komutanımızla, Adalet Bakanımızın ille de okumasını daha fazla isterim. Malum yine canımız yangınlarda. Teröristler önceki gün Batman 'da polis otosunu taradılar. Uzun namlulu silahlarla saldırıp, 4 polis memurunu öldürüp, bir bekçi ile 2 polisimizi de yaraladılar.

Şifa olursa
Sonrası her zamanki gibi oldu. Şehit polislerin cenazesi, acılar, kahırlar, gözyaşları içinde kaldırıldı. Allah onların mekanını Cennet eylesin, yaralı kurtulanlara ise şifalar versin. Bu kardeşlerimiz de ya iyileşip görev başına dönecek, ya da sağlıkları el vermeyecek, gazi ilan edilecek.

Basar kurşunu
Şimdi düşünelim. Terör askeri, polisi neden vurur ki? Kişisel husumetten, kan davasından, kız meselesi, alacak verecek hadisesinden değil elbette. Devlete kafa tutmaya kalkanlar gider, devletin görevli polisine, subayına, askerine basar kurşunu.

Pusudan
3 kuruş maaşla hayat sürdüren emniyetçiye, vatan borcunu ödemeye gelmiş 20 yaşındaki gence sindiği pusudan ateş eder, sonra da "devleti tokatladım" diye şişinir, böbürlenir.

Ah keşkem

Sonra biz o şehitleri kalbimize gömer, arkalarından epey gözyaşı döker, destanlar, ağıtlar düzeriz . Gazileri ise "baştacı" yapar, onlarla iftihar ederiz.

 

İşte tam bu noktada bir daha ve şiddetle arzuluyorum ki; aşağıdaki gerçek öyküyü hem Jandarma Komutanı paşamız hem de Adalet Bakanımız keşke okusun.

Hakan Öner bir gazi. Bingöl'de vatani görevini yaparken ağır şekilde sakatlanmış ve gazi unvanı verilerek terhis edilmiş. 2002'de. Yani asker ocağından baba toprağı Kayseri'ye döndüğü yıl en zor yılıymış onun. Genç yaşta iş göremez hale gelmek, evde boş oturmak, iş bulamamak canını çok acıtmış. Aradı, o iç sıkıcı, çarpıcı olayını şöyle anlattı:

 

Stres atayım diye

"Asker öncesi şoförlük yapardım. Şimdi bir bacağımı hiç kullanamadığım için direksiyona çıkamıyorum. Kimse bana başka iş de vermiyor abi. Kafamın bu nedenle iyice allak bullak olduğu bir gün, azıcık da olsa stres atayım diye aldım ailemi, Pınarbaşı'na pikniğe götürdüm.

Jandarma timleri

Orada ırmak var. Irmakta da balıklar. Ben çocuk yaştan beri severim balık tutmayı. Oltamı attım attım bekledim. Bir yandan hayale dalıp bir yandan balık yakaladım. Derken akşam çöktü. Toparlandık, tekrar yola çıktık. Dönüşte jandarma timleri durdurdu bizi.

Ne iş yaparsın?

Arabadan içeri baktılar, Av takımını ve kovada balıkları görüp sordular:
- Kaç balık var?
- 18 tane.
- Ne iş yaparsın sen?
- Gaziyim. Asker ocağında sakatlandım da...
- Oh oh çok iyi . Hiç zorluk çekmezsin.
- ???
- Cezayı rahat rahat ödersin. Gazi aylığın sağlam nasıl olsa.
- Ne cezası?
- 4 taneden fazla balık yakalamak yasak hemşerim. Boyları da 20 cm'den küçük olmayacak tuttuğun balığın. Bak bunlar sayıca fazla ve küçük boyda. Yürü karakola!

Hâkimin karşısına

Şaka sandım ama değilmiş. Gerçekten karakola gittik. Tutanak, savcılık derken kendimi savcının karşısında buldum. İfademi alıp, imzalatıp serbest bıraktı beni. Aradan tam 4 yıl geçti. 25 Şubat 2006'da bir kağıt getirdi postacı Meğerse dava sürmüş sürmüş, sonuçlanmış. Cezam kesilmiş. 556 milyonlira ödeyecekmişim. Ödemezsem hapse girecekmişim.

Topta kayakta değil

450YTL gazi aylığı alıp, 2 çocuklu ailesini geçindiren adama maaşından fazla ceza vermişler abi. Ben kayarken, top oynarken değil vatan görevi yaparken sakatlandım, gazi oldum abi. 20 santimden küçük 18 tane balık tuttum diye de 4 yıl yargılanıp ceza aldım öyle mi?

Kurban olurum

Kapkaççı, gaspçı, hapçı, darpçı ertesi gün serbest kalıyor, Gazi Hakan belki de hapislik oluyor öyle mi? Yorumu size, kamuoyuna ve canımı yoluna seve seve kurban edeceğim devletimin büyüklerine bırakıyorum Savaş abi."

Adil mi bu?
İşte bu yüzden yargıya müdahale edeceğim sayın bakanım. Böylesi bir hükme itirazım var çünkü. Hem lütfen söyler misiniz, Gazi Hakan'a böylesi bir ceza normal mi, adil mi, hak mı?..

İlle dostun gülü

Ve... Ve sayın Jandarma Genel Komutanı'm. Askerde gazi olmuş, ömür boyu sakat kalmış bir delikanlıya, jandarmanın bu yaptığı reva mı?

Amenna, terörist kurşunu değdiğiyeri yakar, deler, parçalar. Ama. Ama dostun attığı gül bile olsa, daha da ağır yaralar.

Haksız mıyım sevgili komutanım?

Sizin de bu muameleye, bu hükme itirazınız hatta isyanınız yok mu değerli paşam?

 

Sn. Savaş Ay'ın yazısı burada bitiyor.

Amaç da son derece açık.

Gazi affedilsin!..

Şimdi sorgulanması gereken, bu istemin doğru olup olmadığı gerçeğidir.

Elbetteki yazının birinci bölümündeki "Sonra biz o şehitleri kalbimize gömer, arkalarından epey gözyaşı döker, destanlar, ağıtlar düzeriz . Gazileri ise "baştacı" yapar, onlarla iftihar ederiz." şeklindeki tespite yürekten katılırız.

Hatta "Sağduyu sahibi her Türk vatandaşının böyle düşünmesi gerekir" diye bir görüşü de gönül rahatlığı ile seslendirebiliriz.

Gazilerimizin yaşam standardını yukarı çekecek her türlü çalışmayı, içtenlikle alkışlarız.

20 yaşında ayağını, kolunu, gözünü kaybeden bir gence, devlet bir ev verse ne kaybeder ki?

Olmaz ama varsayalım ki size "bir ayağınızı keselim, buna karşı size ev verelim" deseler...

Ne cevap verirsiniz?

Parmağınızdan vazgeçebilir misiniz?

Dileriz ki her gaziye devlet bir ev versin

Keşke verse...

Ama " Müsaadenizle yargıya müdahale edeceğim komutanım " şeklindeki bir cümleye de şiddetle itiraz ederiz.

İyi niyetle yapılmış olsa bile.

Bu "elmalarla armutların toplanması" gibidir ve yanlıştır.

Yabanhayvanlarının varlığı, insanların stres atması için, değildir ki...

Hele hele "stres atmak için öldürdüm" mantığının savunulacak hiç bir yönü yoktur.

Onların canları, bizlerin aklına emanet edilmiştir...

Ruhsal bağlamda depresyon geçirenlere, ilgili hekim "Git hayvan öldür" mü diyor?

-!..

Yoğun ruhsal baskıdan kurtulmanın yollarından bir tanesinin doğa ile iç içe yaşamaktan geçtiği bilinmektedir.

Usulüne ve yasalara uygun olan her türlü avcılığı da kolaylıkla anlar ve savunuruz.

Ama huzur bulacağım diye var olan (!) bir dengeyi bozmanın ne gibi savunulacak gerekçesi olabilir ki?

Yasa, o derede yakalanacak balık sayısını 4 ile sınırlamış ise, siz de 4 tane avlayacaksınız.

-!..

Ne yani, kolluk kuvvetleri görevlerini yaptı diye şimdi onları mı suçlayacaksınız?

Bu ülkede hala anlaşılamayan -ve görünen odur ki daha uzun seneler de anlaşılamayacak olan- bir gerçek var.

"Yabanhayatı idaresi" kişilerin arzu ve isteklerine göre düzenlenemez ve yönlendirilemez.

Keşke sadece bununla kalsa...

Yabanhayatı üzerinden, populizm yaparak varılacak nokta, bizleri geriye dönülmesi zor bir sona doğru sürükler ki buna da hiç kimsenin hakkı yoktur.

Kim olursanız olun.

-!..

Yabanhayvanlarının haklarını kim savunacak?

"Böyle bir hak yoktur" diyebilir misiniz?

İşte bu aşamada kutlanması gereken birileri var.

Görevlerini yapan Jandarma timleri...

Bu cezanın verilmesini temin eden yargıçlar...

Hepsinin ellerine sağlık. Gelecek kuşaklar sizlerin adını bilemeyecek.

Ama hayır dualarımız hep sizlerle olacak...

Yeri gelmişken bir örnek daha verelim.

Trabzonspor'un ünlü bir futbolcusu var...

Sert şutları ile ünlü...

Şimdi avcı olmuş!..

O da gidip Kemaliye'de kaçak yabankeçisi vuruyormuş. Hatta, en olmaması gereken kişilerden de destek alarak...

Bu çirkilinliği yaparken de korumaları "...Abimiz ta nerelerden gelmiş. Bir keçi de vurmayacak mı yani" diyorlarmış.

O zavallı "fikir fakiri", bunu niçin diyor biliyor musunuz?

Basında, yabanhayatı ile olur olmaz çıkan haberler, onun ölçüsüne göre "tek doğru" da ondan...

Şimdi, Sn .Savaş Ay'ın kişisel arzusuna karşı, ses çıkmaz ise toplum onu "doğru" bir talepmiş gibi algılayacak.

Ama gerçek asla bu değildir.

İşte bunun içindir ki yabanhayatı ile ilgili eğiitim, "ilköğrenim"den başlamasının yanı sıra, kamu yönetiminde görev yapan tüm çalışanları da kapsamalıdır.

Tabii ki ünlü gazetecileride...

Denizcilik Enstitüsü'nün dergisi Proceedings'de Frank Koch anlatmaktadır.

Eğitim filosuna verilmiş olan iki savaş gemisi birkaç gündür kötü hava koşullarında manevra yapıyorlardı. Ben, en öndeki savaş gemisinde görevliydim ve hava kararırken köprüde nöbetteydim. Yer yer sis vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle komutan da köprüdeydi, bütün faaliyetleri denetliyordu.

Karanlık bastıktan kısa bir süre sonra köprünün gözetleme yerinde iskele tarafındaki nöbetçi haber verdi:

- “Işık. Sancak tarafında.”

Komutan seslendi:

- “Dümdüz mü ilerliyor, yoksa kıça doğru mu gidiyor?”

Nöbetçi,

- “Dümdüz ilerliyor, Komutanım,” diye cevap verdi. Bu, o gemiyle tehlikeli bir çarpışma rotası üzerinde olduğumuz anlamına geliyordu.

Komutan nöbetçiye emir verdi:

-“Gemiye mesaj gönder: Çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece değiştirmenizi öneriyoruz.”

Karşıdan şu sinyal geldi:

- “Rotanızı 20 derece değiştirmeniz önerilir.”

Komutan,

-“Mesaj gönder,” dedi.

- “Ben komutanım. Rotayı 20 derece değiştirin.”

Karşıdaki,

-“Ben deniz onbaşıyım, rotanızı 20 derece değiştirseniz iyi olur,” diye yanıtladı.

Komutan bu arada iyice öfkelenmişti. Hırsla emretti.

-“Mesaj gönder! Ben bir savaş gemisiyim. Rotanızı 20 derece değiştirin.”

Karşıdaki ışıklarla işaret verdi:

-“ Ben bir deniz feneriyim.” Rotayı değiştirdik.

İlkeler, deniz fenerleri gibidir. Onlar, karşı konulamayacak doğal yasalardır. İlkeler, uygulamalar değildir. Uygulama belirli bir etkinlik ya da eylemdir. Bir durumda işe yarayan bir uygulamanın bir diğerinde etkili olacağı kesin değildir. Bunu, ikinci çocuklarını da tıpkı birincisi gibi büyütmeye çalışan anne ve babalar hemen onaylayacaktır.

Uygulamalar duruma göre belirlenir.

Buna karşılık ilkeler, evrensel kapsamı olan derin ve temel doğrulardır. (*)

 

Bilmem anlatabildim mi?

Yukarıdaki kaptan gibi "Tornistan" yapmak, işin doğrusu olmaz mı?

(*) ETKİLİ İNSANLARIN 7 ALIŞKANLIĞI / Derleyen: Halit YILDIRIM

Bu yazı 3052 kez okundu...