Gel de Anla!..


 

"REKOR KATLİAM"
 

Aradan uzunca bir zaman geçti. Kulaklarımda hala üniversite yıllarındaki hocam Sn. Prof. Dr. Bülent Daver'in sözleri çınlıyor. Siyaset Bilimi adlı dersimize gelirdi. Çok keyifle dinlerdik onu. Öğrencileri dersin içine çeker, katılımcı bir politika izlerdi. Dolayısıyla aradan 30 seneden fazla zaman geçti ama, söyledikleri neredeyse ses tonu ile aklımda.

"Devlet, millet için vardır. Millet yoksa devlet de yoktur."

..."Yasama yürütme ve yargının dışında bir güç daha vardır ki biz ona kısaca 4'üncü güç veya basın" diyoruz. Bu güç toplumu doğru yönde bilgilendirmenin yanı sıra aydınlık yarınlara kavuşması yönünde önemli bir görevi yüklenir. Özgür bir basına sahip olmayan toplumlar, doğruları bulmakta zorlanır" ve benzeri pek çok şey daha...

Prof. Dr. Kamil TURAN, Sosyal Politika dersine gelirdi. O ders de derin izler bırakmıştır benim hayatımda... Hindistan'da halen de geçerli olan kast sistemini, ondan dinlerken tüylerimiz diken diken olurdu, iyi bir hatipdi.

2. Dünya Savaşı'nın sonunda yerle bir olmuş bir Almanya'nın kısa sürede nasıl devleştiğini anlatırken, gelişmenin tek yolunun "doğru ve kazanılmış (!) bilgiden" geçtiğini örmekleri ile anlatırdı.

Prof Dr. Nuri Tortop ise, İdare Hukuku'na girerdi. Uzun yıllar sonra bir uçak yolculuğunda tesadüfen yan yana oturduk. Doğal olarak beni tanımadı. Kendisine yol verirken "Buyurun Hocam" dediğimde çok şaşırmış ve "Bana neden Hocam diye hitap ettiniz?" demişti. Ben de 70'li yıllarda öğrencisi olduğumu benim okulda asistan olarak kalmamı istediğini hatırlatmaya çalışmıştım. Onun dersleri benim ilgimi çok çekerdi!..

"Kim, kimi nasıl idare ediyor?" hala merak ederim!..

Bu merakım üniversite yıllarında başladı.

Bu sorgulama yöntemini, o zamanki hocalarıma borçluyum.

Allah hepsine uzun ömür versin. Hepsi de eli öpülesi hocalardı.

Ne kadar şanslıymışız!..

İşte bu merakımdan ötürü her sabah elime aldığım gazeteleri "okurum", "bakmam".

Kim ne demiş?

Niye demiş?

Dediği doğru mu?

Yanlışsa, yanlışı nerede?

Ya da,

Bu konudaki genel doğru ne?

Doğru evrensel ölçekli mi?

Yazarın geçmişteki yazıları ile, şimdiki yazıları, felsefe bağlamında paralellik arz ediyor mu?

Sadece yazıyor mu?

Yazdığı gibi de yaşıyor (!) mu?

Her sabah çayımı süzgeçten geçirirken, tabir-i caizse "gazeteyi de süzerim"

İşte yine böyle bir sabah gazeteyi elime aldığımda, aşağıdaki haberi okuyorum.

 

2

8 Ocak 2006 / Hürriyet Gazetesi 

Çelişki o kadar bariz ki!.. "Rekor ve Katliam"

Yine de herhangi bir yanılgıya düşmemek için ilk işim kütüphanemdeki lügatları indirmek oluyor.

İlk baktığım sözlük, Kubbealtı Lügatı/Misalli Büyük Türkçe Sözlük. S.2569/ Kasım 2005

Rekor: Bir spor dalında erişilmiş derecelerin en üstünü. Teşmil. Kendi türü içinde en iyi olanın üstünlüğü, öncekilerin üstüne çıkan sonuç.

Katliam: Hiç kimseyi sağ bırakmadan öldürme, kılıçtangeçirme / Kubbealtı Lügatı/Misalli Büyük Türkçe Sözlük S.1606 / Kasım 2005

İkinci baktığım sözlük, Türkçe Sözlük/Ali püsküllüoğlu / S.1276

Rekor: Sporun herhangi bir dalında erişilmiş derecelerin en üstünü. 2 mec. herhangi bir işte elde edilmiş olan sonucu aşan, bir öncekinin üstüne çıkan yeni sonuç.

Katliam: Topluca öldürme, toplu kırım. Türkçe Sözlük/Ali püsküllüoğlu/s.911

Nasıl beğendiniz mi?

Haber başlığı ile haberin içeriği arasında bir ilinti var mı?

-!..

Habere konu olan Sn. Kenan Özer 2.930.000.00 TL parayı yasal yollardan devletin kasasına yatırmış...

Ama habere göre o katliam yapmış!..

Nasıl katliam oluyor?

-!..

Katliam tanımına uyuyor mu?

-Yok

-Peki, öyle ise niye bu şekilde sıfatlandırıyorsunuz?

-!..

Bu şekilde tanımlama doğru ise, Çevre ve Orman Bakanlığı katliama iştirak etmiş olmaz mı?

-!..

Sn. Kenan Özer'i ve bakanlık yetkililerini alkışlamak yerine, onlar hakkında olmadık bir suçlamanın kime faydası olabilir ki?

Bu şekilde kamuoyu doğru bilgilendirilmiş olabilir mi?

Yasa dışı avcılık yapan bir suçlu ile, Sn. Kenan Özer aynı kefeye mi konulacak?

-!

Kamuoyunu niçin yanlış yönlendiriyorsunuz?

-!

İnsanların kafası şimdi karışmayacak mı?

 

-!..

Aynı gazetenin, -ne tesadüftür ki- yine aynı sayfasında, bu sefer de aşağıdaki haberi okuyoruz.

 

28 Ocak 2006 / Hürriyet Gazetesi

Hadi bakalım yorumlayın şimdi!..

-!..

Sizin yapamadığınız haberin doğrusunu ben yapayım mı?

İkinci haberi büyük punto ile sayfanın üstüne koyarsınız, başlık olarak da "Vahşet... Açlıktan yaylaya gelen karacayı vurdu" derken, yukarıdaki haberi de bunun altına koyarak "Düzenli av yapan Sn. Kenan Özer'i kutluyoruz" diyebilirdiniz?

-!..

Daha nasıl anlatayım ki!..

-!..

Aynı haberin altında "Güme Yaktılar", başlığı ile bir alt haber daha var...

Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim bir türlü.

Kemaliye Yeşilyamaç Köyü'nde nerdeyse "Güme Mahallesi " kuruldu...

Bir muhtarı eksik...

Bi imar geçse var ya...

Balından yenmez olacak...

"Yabankeçisi geçit yollarına nazır iki katlı taş villa!.." Sahibinden... Kelepir fiyatına...

-!..

"Geşo İmparatorluğu" başlıklı yazımı bi zahmet okusanız...

İşte katliam diye ona denir.

Yasa dışı yöntemlerle

Onlarca yabankeçisi...

Hem de üreme mevsiminde...

Çatır çatır öldürülüyor.

Olaydan haberiniz olsa!..

Bir daha üçbeş çalının altına sığınan avcılarla uğraşmazsınız...

Üzülerek ifade etmek isterim ki basın camiası içinde yabanhayatı konusunda birikimi olan -şu an için- pek kimse yok. Hal böyle olunca doğal olarak kamuoyu doğru bilgilendirilmiyor. Benim itirazım da buna.

Alın size bir başka örnek...

Aşağıdaki haber de yabanhayatı idaresinin felsefesine ters düşen bir başka yanlışı içeriyor.

Sıradan vatandaş, bu haberden ne anlar?

"Geyikleri artık devlet besliyor"

-!..

İyi bi şey mi bu?

-!..

Oturup anlatmak lazım;

Elle beslersen o, yabanhayvanı olmaz!..

-!..

Olağanüstü kış şartlarında yardım edeceksen, birinci prensip "kendini göstermeyeceksin!.."

-!..

İnsana alışırsa bu onun sonu olur!..

-!..

Onun hayatta kalmasını sağlayan en önemli özellik "yabanıl refleksleridir".

-!..

Haber yapmayın...

Bundan daha iyi olur.

29 Ocak 2006 / Sabah Gazetesi / Günaydın 

Aradan bir haftaya yakın bir zaman geçiyor.

Bu sefer aşağıdaki haberi okuyorum.

Tabii ki her zaman ki bakış açımla.

Kaz Dağları'nda her yıl geleneksel bir tören yapılıyormuş. Yazı uzun içeriği de zengin. Bu habere diyeceğimiz hiç bir şey olamaz. Yapanı da yayınlayanı da kutlamak gerekir. Bilgi edindik. Öğrenmemize sebep olan kişiye, olsa olsa teşekkür borcumuz olur.

Bu fotoğrafta beni ilgilendiren bir tek şey var...

Sizce ne olabilir?

Bakın, yabanhayatı ile yorum yapacaksanız, ben bir örnek vereyim...

5 Şubat 2006 / Hürriyet Gazetesi

İzninizle;

Bu bayram "Çoban Bayramı" imiş. Dolayısıyla orayada "golf severler" gitmez. Bu etkinlik doğaldır ki çevredeki çobanların ilgi odağı olacak. Yani fotoğraf karesinde görülen eli silahlı kişilerin çoban olması lazım. Öyle değil mi?

-!..

Peki, onlar çoban ise ellerindeki silahın anlamı ne?

Ellerinde 8 silah görülüyor...

Ben bu fotoğraflara Atlas Dergisi'nden de baktım.

8 tanesi de otomatik.

Kurtlar cihad ilan etti de, bizim mi haberimiz olmadı?

-!..

Çobanın elinde "değnek" olur.

 

Mevcut düzenleme, çobanların üzerlerinde saçma ile dolu fişek taşımasını yasaklıyor.

Şevrotini de avda kullanmak yasak...

Ama gelin görün ki çobanların hepsi, fişekliklerinde saçma ile dolu fişek taşır.

 

Yıllardan beri seslendiriyorum. Çoban av silahı taşımamalı!..

Taşırsa ne olur?

-!..

Av yapar.

Gece gündüz av yapar.

Çobana, tabanca ruhsatı vereceksin.

Harcını ve taşıma şeklini de özenle tarif edeceksin.

Harcını yıllık 100 YTL yap.

Ne kaybedersin?

-!..

Ama yabanhayatı çok kazanır.

-!..

Kırsal alanın dışında tabanca da taşıyamayacak.

Sadece koyunları ile birlikte olduğu zaman taşıyabilecek.

Yabanhayatı üzerinden yapılan popülizm bu ülkeye hayır getirmez.

Sorun, zannedildiğinden daha büyüktür.

Evcil hayvan sevgisi ile yabanhayatını idare edemezsiniz.

Şimdi ne olacak?

Yaşamın içinde öyle anlar vardır ki.... O olaya müdahale, artık imkansız bir hale gelmiştir...

Değiştiremezsiniz... Gücünüz yetmez...

Ama yine de bir şeyler yapabilirsiniz...

Kendinizi değiştirebilirsiniz.

Şimdi benim için o an...

Ben, en azından kendi tavrımı belirleyebilirim.

40 seneden bu yana her gün okuduğum Hürriyet Gazetesi'ne bu günden sonra "Allahaısmarladık" diyorum.

Yüzünüzdeki gülmeyi hissedebiliyorum!..

"Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok" diyorsunuz"

Siz ne yapıyorsunuz?

-!..

Dilerim ki kamuoyunu en azından bundan sonra doğru bilgilendirirler.

Dilerim ki bir gün "merhaba" da diyebileyim...

 

Gerçekleri öğrenin, analizini yapın, sonra da doğru hissettiğinizi yapın.

                                                                                                                     Waterman

Bu yazı 3853 kez okundu...