Anadolu Panteri Yaşıyor...



18 Ocak 2006 çarşamba günü, bilgisayarımın başına geçip gelen elektronik mektuplarımı (e-mail) kontrol ediyorum.

Siz nasıl düşünürsünüz bilmiyorum ama, bu asrın en büyük icadı bence internet!..

Beni en çok etkileyen tarafı "bilgiye ulaşımı"!..

Sor bir şey ki, o da sana yol göstermesin!..

Mümkün değil.

Doğru sonuca ulaşmak için binlerce veri, hemen elinizin altında.

Yapılması zorunlu olan tek şey "doğru soru sorabilmek"...

Batı ile aramızdaki aydınlanma farkını, kapatırsa bu kapatır. Yatıp kalkıp icad edenlere dua ediyorum.

Çok kişinin emeği geçmiş. Hangi birini kutlasam bilemedim.

E-mail de atacağım da!..

Hepsini kutluyorum...


Sn. Dr. Yalçın Ergir'den bir mektup gelmiş. Öncelikle onu açıyorum. Biliyorum ki Sn. Ergir, yine gönlümüzde bir çiçek açtıracak. Bizleri, "düş" dünyasının derinliklerine sürükleyecek.

Mesajı okuyunca yanılmadığımı anlıyorum. Bu sefer Sn. Ergir yıllardan beri aranan, ama bir türlü varlığı ispat edilemeyen Anadolu Panteri hakkında bir sunu hazırlamış. Lütfen aşağıdaki adresden önce bu siteyi ziyaret edin.

http://www.ergir.com

Okudukça hüzünleneceğiniz acı bir gerçek...

Bir yabanhayvanının -sıkıştığı yaşam alanı içerisindeki- son çırpınışlarına şahit olacaksınız.

Eğer empati duygunuz yeterince baskın ise...

Şimdiden "Allah sabrını da versin" başka ne diyeyim ki.

Vay başınıza geleceklere!..

Farklı bir bakış açısı ile düşündüğümde, bir yandan Dr. Yalçın Ergir ve arkadaşlarını kutlarken, bir yandan da avcılar adına hüzünleniyorum!..

Onca silah fabrikası, onca multi milyarder avcı, onca Dolar milyoneri silah satıcısının ürettiği, benzeri bir tek ürün yok!..

Sn. Ali Üstay ve Sn. Mehmet Adakan'ı tenzih ederim. Sözüm onlara değil.

Bu etkinliği gönül verenler neden "düş" ürünü yaratamıyor?

Neden "dar çerçeveli" bir söylemin içinde debelenip dururlar!..

-!..

-Yasaklar olmasın...

-Olmasın.

-Limitler arttırılsın...

-Arttırılsın.

-!...

-Ne oldu?

Avcılık bunlardan mı ibaret?

- Hepsi bu mu?

-!..

Bu kafadan ürün çıkar mı?

Paleolitik dönemin avcıları bile bunlardan daha iyiydi.

Çünkü, yaşamak için onlar avlanmaya mecburdu!..

Ya bunlar!..

Bunlar, bundan 112 sene evvel yurdumuza gelen ve Kaş-Elmalı ve Akseki civarında yabankeçisi avı yapan F.C. Selous'un bahsettiği avcılar!..

Yani, 365 gün 24 saat av yapan avcıların genetik uzantıları.

Bunlara "dur"u asla anlatamazsınız...

 

Ama bilinmelidir ki bu grup avcıları temsil etmez.

İçlerinde öyleleri vardır ki!....

Görseniz gözlerinize, duysanız da kulağınıza inanamazsınız.

Kalpleri baştan aşağı merhamet ve sevgi doludur!..

Sizlere bu satırlarım "çelişkili" gibi gelebilir ama...

Hayat zaten çelişkilere doludur.

Bakmak değil görmek ve anlamak lazım...

Bu fotoğarfı görmezseniz... Bu sahneyi hayal edebilir misiniz?


Sn. Dr.Yalçın Ergir'in sunusunu izlerken telefonum çalıyor Arayan Sn. Hakan Kılıç. Kendisini tanıyamıyorum ama avcılık kurslarına gelmiş. Önemli bir haber vereceğini söyedikten sonra bombayı patlatıyor.

"Bundan kısa bir süre önce memleketimdeydim. Karda panter izi gördüm."

5 dakika önce, panter ile ilgili sunu izliyorum!..

Bu iki olayın arka arkaya yaşanması bir tesadüf olabilir mi?

Çok heyecanlanıyorum. Sn. Hakan Kılıç ile ertesi gün buluşmak üzere randevulaşıyoruz.

Geceyi zor geçiriyorum.

Sabah saat 10:00 da beraberce masa başındayız.

Çaylarımızı yudumlarken Sn.Kılıç anlatmaya başlıyor.

"Ben karda ayak izini gördüm. Vaşak izi ile farkını anlayabilirim. Bundan da önemlisi 20 metre mesafede karşı karşıya kalan arkadaşım var. Köye giderseniz size göstermek için çaba sarf edecekler.

Yine çok yakında bir evin ahırında tosuna saldırdı. Dağda karnını doyuramayacak kadar yaşlı olduğunu düşünüyoruz. Eğer çok geç kalırsanız avcılar vurabilir..."

Nazım Hikmet bir şiirinde "Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diyordu.

Bu fotoğraf da, utanç duyulması gereken bir anın belgesi değil mi?

 

Tabii ki Sn. Hakan Kılıç'ın söyledikleri bu kadar değil. Çok daha fazla bilgi aktarıyor. Takdir edersiniz ki güvenlik açısından hepsini burada seslendiremiyorum. Ama hiç şüpheniz olmasın ki, yeri gelince anlatacağım çok farklı ve önemli bilgiler var.

 

Sn.Hakan Kılıç

Saat: 13.40
Sn. Hakan Kılıç - Mehmet Emin Bora

Sn. Hakan Kılıç'a göstermiş olduğu hassasiyetten ötürü teşekkür ederek ayrılıyorum.

Şimdi ne yapmam lazım acaba!..

Bir yandan araba kullanırken, bir yandan da düşündüğüm bu...

Hızlı bir karar alarak arabanın burnunu Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne çeviriyorum.

Akıl akıldan üstündür..

Soran dağları aşmış...

Sormayan düz yolda şaşmış...

Bu kurumda, çok ama çok başarılı çalışkan arkadaşlarım var.

Her biri kendi, alanında önemli bir bilgi birikimine sahip.

             

Sn.Celal Acar

Onların da düşüncelerini almak için kuruma uğruyorum.

Sn.Celal Acar'ı her zaman olduğu gibi masa başında çalışırken buluyorum. Sn.Acar'ın, titiz çalışma anlayışı, konuya hakimeyeti ve tükenmez enerjisi her dönemde dikkat çekmiştir. Doğruluğuna inandığı konulardan taviz verdiğini göremezsiniz. Olması gerekeni yapar. Bu tutumu da onu "değerli" yapıyor.

Ben yaşadıklarımı anlatıyorum.

Öykümü sabırla dinliyor.

En sonunda ben de ona soruyorum,"Bana anlatılanlar doğru olabilir mi?"

Önce kısa süreli bir sessizlik oluyor.

Daha sonra Sn.Celal Acar çekmeceden bir zarf, içinden de bir fotoğraf çıkartıyor.

Fotoğrafı hiç bir yorum yapmadan sessizce önüme koyuyor.

" Anadolu Panteri!.."

Bu da Anadolu'nun bir (!) ilinde takriben 1.5 sene evvel vurulmuş!..

Sn.Celal Acar da çok şey anlatıyor. Onları da buraya, -özellikle- hayvanın can güvenliği için yazamıyorum.

-!...

Şaşırdınız değil mi?

Bu hayvanı herkes arıyor!..

Zaman zaman varlığı tartışılıyor...

Ama, ortada bir de gerçek var...

Ben bu işin uzmanı değilim. Uzman olanlar fotoğrafa bakınca "Bu Anadolu Panteri" diyor.

Siz ne diyorsunuz?

-!..

Aldığım ihbarın içindeki önemli bir söz aklıma geliyor. "Gelin size de göstermeye çalışalım."

Ne yapmam lazım!..

Neredeyse, sadece gidiş 1100 km. bir yol.

Gelişi!..

Kış şartları.

Panter dağda!..

"Süslünün" (!) sığındığı imitasyonu gazetede!..

Terör!..

-!..

Kafamdan bunlar geçiyor.

Sn.Celal Acar'a verdiği bilgiler için teşekkür ediyor ve ayrılıyorum.

Eve mi dönsem?

Yabanhayatının idaresinden sorumlu olan en yüksek makama mı gitsem?

-!..

Bu düşüncelerle son durumu Sn.Gn.Müdür Prof.Dr.Mustafa Kemal Yalınkılıç'a anlatmak için genel müdürlüğün olduğu binaya geçiyorum. Sn.Yalınkılıç, bir toplantıya katılmak için daire dışına çıkmış. "1-2 saat içinde gelir" diyorlar.

Beklemeye karar veriyorum. Saat, neredeyse 05.00'e geliyor. Evden çıkalı tam 7 saat olmuş!..

Hava soğuk, kafam karışık.

Anadolu Panter'i yaşıyor mu?

Ona yaşama şansı verilecek mi?

Genel Müdürü beklerken bu daireye neredeyse 20 seneye yakın bir zaman hizmet veren Sn.Fatma Çankaya Çelik hanımı ziyaret ediyorum. Eski genel müdürlerden Sn. Nevzat Ceylan'la başlayan sekreterya görevini aralıksız 15 seneye yakın bir zaman sürdüren Sn.Fatma Çankaya Çelik oldukça yorgun görülüyor. Gece yarılarına kadar süren mesailer onu fazlası ile yıldırmış. Bilinmelidir ki özellikle genel müdürlerin başarıları içinde sekreteryanın önemli bir payı vardır.

Ama onların bu katkısı, her ne hikmet ise pek ifade edilmez!.. Ben geçmişte, "yapılan başarılı çalışmalarda pay sahibi olan bu arkadaşlarımın da fotoğraflarını kitaba koyalım" dediğimde, üzülerek söylemem gerekirse karşı çıkılmıştı!..

Ne kaybederdik!..

Veya,

Ne kazanırdık?

-!..

Devlet kimi zaman baba, kimi zaman da acımasız bir işveren!..

Bu ikilem arasında hamur gibi yoğurulan onlarca insan!..

Devlet, dışarıdan görüldüğü gibi değil.

Karşılıklı dertleşiyoruz. Kurum dışındaki insanlarla, kurum içinde çalışanlar arasında doğal olarak bir kopukluk var. Taraflar birbirini anlama yolunda çaba sarf etmiyor. Takriben bir saatten fazla konuşarak bu tespit üzerinde anlaşıyoruz.

Sn. Fatma Çankaya Çelik

Geç kalınmış bir "teşekkür" diye düşünebilirsiniz...

Yaklaşık 1 saati aşkın bir zamanı da Sn.Çelik'in yanında geçiriyorum. Genel müdürün geldiğini duyunca, kendisi ile vedalaşıp doğruca yanına giderek görüşme talebinde bulunuyorum. Sn. Yalınkılıç beni her zamanki konuk sever tavrı ile karşılıyor. Yanlış anlaşılmasın, Sn.Yalınkılıç, herkese karşı bu tavrı sergiliyor.

Göreve geldiğinden bu yana, kendisi ile ikinci görüşmem!.. İlki de fotoğraf çekmek içindi.

Sn.Yalınkılıç'a durumu ayrıntıları ile anlatıyorum. O da soruyor "Ne yapmak istiyorsunuz?" Ben de "Araç verirseniz gider yerinde araştırma yaparım. Ulaşım masrafları hariç diğer tüm giderleri de ben karşılarım" diyorum.

Prof.Dr. Mustafa Kemal Yalınkılıç
Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Müdürü

Sn Genel Müdür, araç sıkıntısından bahsediyor. Ben de "takdir sizindir. Ben, bunları size anlatmazsam ileride 'Bana neden söylemediniz?' dersiniz. Şimdi siz de en az benim kadar biliyorsunuz. Benim mesuliyet ve görev anlayışım bu. Takdir sizindir" diyorum.

Ayağa kalkarken "İzin verirseniz bugün yaşadıklarımı da internetteki sayfama aynen yazacağım. Bu konuda da izninizi almak isterim" deyince; Sn.Genel Müdür "Siz bir dilekçe yazın, biz bir bakalım" diyor.

İşi askıda bırakmamak için tekrar Fatma Hanım'ın odasına giderek el yazısı ile acele bir dilekçe yazıp Sn.Genel Müdürün sekreterine bırakıyorum.

Sn.Genel Müdürle vedalaşıp kurumdan ayrılıyorum.

Tabir-i caiz ise şimdi top, "Genel Müdürlük"de...

Saat 18:00.

Hava soğuk.

Kafam karışık.

-!..

Bu çaba neye karşı!..

-!..

Karşılığı olmalı mı?

Hayır.

 

Yapılan,"iş" yapılmayan "düş" olur.

                                                              Türk Atasözü

 

2106 yaşayacak olan avcılar, bu yaşananları bilmeli değil mi?

Bu yazı 11039 kez okundu...