Yale Üniversitesi ve Avcılık-3


 

2. Ahlaki/Moralistik Av-Karşıtı

Ahlaki av-karşıtı tavrı, hümanist av-karşıtlığından hem daha fazla bilmiş (sophisticated) hem de daha temelden bir tavırdı. Bir çok yönden çok daha çapraşık, filozofik ve entelektüel karakteri de sık sık doğa-avcısı tavrını andıran bir tavırdı.

Ahlaki av-karşıtının en mühim önyargısı avcılığın eziyet veren, kötü bir faaliyet olduğu duygusuydu. Bu değerlendirme sadece bir değer yargısıydı; fakat ahlaki av-karşıtı için avlanma neredeyse kötülükle eşanlamlı idi. Joseph Wood Krutch'ın idia ettiği gibi:Spor için öldürmek metafizikçilerin bazen aradıkları mükemmel “has kötülük” için tipik bir örnek.

Çoğu kötü işler yapanın kendisi için bir iyilik gördüğü şeyler yüzünden yapılıyor. Yalancı, bir maksada erişmek için yalan söylüyor; dolandırıcı ve hırsız namuslu bir şekilde kazanılsa iyi olacak bazı şeyleri kendileri için illegal yollardan istiyor. Çarpıklık burada.

Spor için öldüren, -halbuki, hiç böyle bir sebebe sahip değil- o ölümü hayata, karanlığı aydınlığa tercih ediyor.

Ahlaki av-karşıtı için avlanmak, sadece doğal dünyadan faydalanmanın haklı görülemeyecek bir formu. En önemlisi de, avcılığa itirazın sebebi birincil olarak hayvanların başına gelen veya hayvan sevgisi değil, kişi ve bu faaliyetin sebep olduğu, toplum üzerindeki sözde yıkıcı darbesidir. Bir ahlaki av-karşıtının söylediği şekilde:

Aslında her şeyin gelip takıldığı nokta bir Schweitzer yaklaşımı, hayatın bir nevi kutsallığı. Avlanma hayatı ucuzlatıyor, ve uygulayanı da ucuzlatıyor. Onun kendisine olan saygısını yitirmesine sebep oluyor.

Avcılığın doğal yırtıcılar yokluğunda ve kısıtlanmış ortam sebepleriyle haklı bir hasat olduğu iddiası bir ahlaki av-karşıtı tarafından sportif-hakimiyet avcılarının ve onların menfaatlerinin bir icadı olarak tanımlanmıştır.

Amory'nin sözleri bir örnek teşkil edebilir:

Avhayvanı idaresinin ve “biyoşelerinin” yani kendileri avcılık etiklerine "fahişelik eden biyologların" –tüm iddiaları bir tek temel iddiaya indirgenmektedir. Şayet geyik vurmazlarsa geyik zaten açlıktan ölecektir. Bu iddia doğru olsa bile –ki çoğu zaman doğru değildir– temel olarak bir argüman değildir -örneklerinin olduğu her ne kadar doğruysa da-. Bazı hayvanların “hasadı” gerekiyorsa da, bir hayvan barınağındaki fazla kedi ve köpek nüfusunu uyutmak nasıl spor değilse bu söylenen gerçek de avcılığı “spor” yapmaz.

Ahlaki av-karşıtlığı organizasyonunun önemli bir akidesi, hayatın kutsal olduğu düşüncesi ve ihtiyaç, yahut hayatta kalabilme gerekleri dışında her hangi bir sebepten dolayı öldürmenin aşağılayıcı olduğu fikridir

Burada Hz. Musa'ya indirilmiş olan “on emir” içerisindeki “Öldürmeyeceksin” emrine bir ithaf yapılıyor.

10 Emir

Her nedense bu emir aslında Yahudiler'e indiyse de bunu sonradan kabul eden Hristiyanların bir kısmı yalnız kendilerine silah çekenlere değil arenada üzerlerine salınan vahşi hayvanlara bile karşı koymamışlardır. Aynı düşüncenin devamı ile “conscientious objection” –vicdani itiraz– tarikatının üyelerine askerliğin mecburi olduğu dönemlerde ABD'de silahlı askerlik yaptırılmaz bunun yerine sıhhiyeci gibi görevler verilirdi. (A.K.).

İnsan dünyasında vahşet ve ölüme karşı olan genel itiraz tipik bir şekilde av-karşıtı bakış açısı ile bağdaştırılmıştır. Bir çok ahlaki av-karşıtı Albert Schweitzer'in hayatın kutsallığı fikriyle özdeşleşmiştir.

Bir ahlaki av-karşıtı katılımcının tarif ettiği gibi:

"Albert Schweitzer, o benim kahramanlarımdan biri. Bana öyle geliyor ki bu hayatı kim veya ne yarattıysa sizin veya benim içime koyduğu hayat kıvılcımının aynısını bir hamam böceğine de koydu. Demek ki bu hayat kıvılcımı, o mahlukun içinde de, sizde veya bende olduğu kadar kutsal. Yani nefs-i müdafaa veya hayatta kalabilme dışında avlamak ve onu öldürmek için gerçekte hiçbir hakkınız yok.

Çoğu ahlaki av-karşıtı hayvanlar için eziyet ve ölüm içeren geniş çapta bazı faaliyetlere karşı çıktılar. Kürkleri için hayvanların öldürülmesi barbarca, hayvanlarla yapılan çoğu laboratuar deneyleri aşırı fazla ve zalimce, bacak-tutan kapan ise şeytani olarak kabul ediliyordu. Gerek bunlar gerek diğer faaliyetlerde kılavuz ahlaki prensip hayatın değerli olduğu ve çok haklı bir sebep olmadıkça alınamayacağıydı."


İsteyerek öldürmek ahlaki av-karşıtının avlanmaya itiraz sebebiydi. Bu maksatlı yok etme fiili avcılar ile et yiyen av-karşıtları arasındaki temel etik farklılığı olarak ele alınmıştı.

 

Bu hususta Breer şöyle söylemiştir:

"Her ne kadar ikisi de [hem avcı hem avlanmayan et yiyen] bir şekilde bir hayvanın ölümünden sorumlu ise de, öldürme fiilinin kendisi bu iki kişi için kökten farklı anlamlar taşıyor.

Et yiyen insanların çoğu mezbahada neler meydana geldiğinin pek farkında değildir. Et yemek sadece öldürme fiilinden ayrı olarak düşünüldüğünde zevklidir."

Fotoğraf: M.E.BORA /Kızılcahamam

Halbuki avcı için öyle değil. Avcı avlanmaya bir hayvanın öldürülmesine rağmen gitmez; bilhassa o hayvanı öldürmek için ava gider. Öldürme faaliyetin gerekli bir kısmıdır. Avcı ile dükkandan et satın alan kişi arasındaki fark öldürme fiiline ilişkin psikolojik ehemmiyetten dolayı oluşur. Birisi için faaliyetinin bölünmez bir parçasıdır; öbürü içinse sadece negatif değeri vardır."

Ahlaki av-karşıtı için doğada hazır ve nazır olan ölüm daha fazla ölüm ve eziyetin meydana gelmesi için bir haklı sebep değildir. Avlanan hayvanın da kendimiz kadar güçlü bir yaşama güdüsü olduğu varsayılmaktadır. İnsanlar ile hayvanlar arasında bir eşitlik ve akrabalık tesis edilmiş ve buna bağlı olarak ahlaki hatta hukuki haklar da hayvanlara teşmil edilmiştir. Avlanma, bu eşitliğe ve akrabalığa temelden aykırı olarak kabul edilmiştir.

Bununla ilişkili olarak Breer şöyle demiştir:

"Benim için doğanın bir parçası olmak tüm insan-dışı hayat şekilleriyle bir akrabalık hissi olması demektir. Şayet maksadınız yok ediciyse bu şekilde hissetmek imkansızdır. Doğaya kendimizi yakın hissetmek için insanın o insanlığa has özelliklerini beslememiz gerekir. Başka bir varlığın hislerini kendininmiş gibi benimseme kabiliyeti. Avcılık aslında doğaya mensup olma hissinin beslenmesini önler. İnsan ağaçlığa bir yırtıcı olarak girerse, orada yaşayan bir çok mahlükun yaşamlarını paylaşma fırsatını kazanabileceği yerde feda eder."

Bu argüman ironik olarak doğa-avcısına yakıştırılan argümanların aynısıydı. Ahlaki av-karşıtı için doğa-avcısının doğaya karşı olan tavrı “doğadan uzak kaldığı, her zaman doğanın dışında kalıp içerisine baktığı için” temelden yüzeyseldir. Öte yandan doğa-avcısı av-avcı ilişkisini insanların doğa dünyasıyla akrabalık kurma, iç içe girme tecrübesi için temel yol olarak düşünmektedir.

Çoğu ahlaki av-karşıtına göre avlanmanın şiddet ve saldırganlığı toplumumuzun silah ve şiddete olan meylinin bir özelliğidir. Modern, kompleks, aşırı kentleşmiş toplumumuzda tehlikeli bir geriye dönüş (anachronism) olarak kabul edilmektedir. Avcı ferden şiddetli bir anti-sosyal görülmese de, faaliyetinin temsil ettiği silahlarla içli dışlı olması ve kolayca erişebilmesi bu faaliyete devam edebilmesine izin vermek yönünden toplum için aşırı yüksek bir fiyat olarak görülmektedir.

Ahlaki av-karşıtlarının hepsi değilse de belirgin bir azınlığı çoğu avcıların psikopatik güdülerle motive olduğunu düşünmektedir. Avlanma için olan motivasyon, saldırganlık fiilleri karşısında hissettikleri güvensizlik veya yetersizlik için telafi edici bir anti-sosyal arzu olarak düşünülmektedir.

Örnek olarak, psikiyatrist Karl Menninger şöyle demiş:

Sadizm toplumca kabul edilebilir bir şekil alabilir. Aklıma gelen mesela turaç vurmak, tilki avlamak, ördek avlamak, geyik izi sürmek ve bu gibi sözde-sporun diğer çeşitleri. At-kırbaçlama modeliyle tamamen aynı olmasa da, bunların hepsi insanın yok edici ve gaddar enerjilerinin daha çaresiz mahluklara yöneltilmesini temsil etmektedir.

Ahmet Pehlivan / Elmadağ /Fotoğraf: M.E.Bora

Avcılığın karşısında olanların bilmediği bir şey var... Avcıların bir çoğu, gönüllerinde en az sizler kadar merhamet duygusu taşıyor.
Onların yabanhayatına katkıları da, pek çok av karşıtından daha fazla.
Bkz. Güncel / "Berdü veya Beduş" başlıklı yazı. (M.Emin Bora)

Bir çok ahlaki av-karşıtı sömürülen ve ezilen için duydukları empati ile motive edinmekteydiler. Hayvan güvenliğini ilerletmek arzuları insanların birbirlerine karşı nasıl davranmaları gerektiği düşüncelerinin bir uzantısıydı. Avlanmaya karşı ahlaki muhalefet hayvanlara olan etkisinden ziyade genelde insanoğluna ve topluma olan etkisi ile ortaya çıkmıştı.

Ahlaki av-karşıtlarının bir kısmında avlanmanın yabanhayatı nüfusu, doğal ortamlar ve bilhassa nesli tükenme tehlikesinde olan türler üzerindeki zararlı etkileri hakkındaki güçlü endişeleri mevcuttu. Avlanmaya karşı bu muhalefet avlanmanın yabanhayatına karşı büyük bir tehdit oluşturduğu endişesinden kaynaklanmaktaydı.

Bu konuda Caras şu iddiada bulundu;

“Avlanma düzinelerle hayvan türünün yok olmasında sadece ‘büyük bir faktör' değil, tek büyük faktör olmuştur.”

IV . AV-KARŞITLARI, AVCILAR VE DİĞER HAYVAN AKTİVİTE GRUPLARI

Avcılar ve av-karşıtları ile ilgili bazı tavır farklılıkları tarif edildi. Bu bölümde bu farklar kısaca gözden geçirilecektir. Ekolarak, milli çalışmada incelenen çeşitli diğer hayvan faaliyet grupları da mukayese için kapsama alınacaktır.
Avcılar ile av-karşıtları arasındaki ahlaki tavır ölçüleri tabii ki oldukça fazlaydı. Hatta av-karşıtı gruplar arasındakiahlaki ölçüleri milli etütte incelenen diğer hayvan faaliyet gruplarına nazaran daha büyüktü.

Av-karşıtları hayvanların insanlar tarafından sömürülmesine veya hayvanlara uygulanan eziyetlere muhalif bir insan sınıfı olarak meydana çıktı. Şunu tanımlamak önemli ki endişenin odak noktası bahusus avlanma değil, avlanmanın fakat insanların hayvanların ölümüne sebep olmasına yönelik barizce görülen ve itiraz edilen bir örneği olmasıydı.

Şurası enteresandır ki kuş-gözetleyiciler, hayvanat bahçesi meraklıları, sırt-çantası gezginleri ve ev hayvanı sahiplerinin ahlaki tavır ölüleri, av-karşıtlarına göre düşük olmakla beraber, yine de oldukça yüksekti. Bunun aksine, hayvan üretenler, rodeo meraklıları ve bilhasa kapanla hayvan yakalayanların ahlaki skala skorları çok düşüktü. İnsani ve olumsuz tavır skalalarının her ikisi de, hayvanlara olan sevgi ve ilgi yönlerini ölçüyordu.İnsani sakala daha çok ev hayvanları için olan yakınlık ve genel bir hayvan sevgisi üzerine oriyente olmuştu. Av-karşıtları bu boyutta oldukça yüksek skor aldılar, bilhassa spor avcılarına kontrastla ve de en çok kapancılardan farklı olarak. Diğer yandan, doğa ile et avcılarının bu yönden av-karşıtlarından pek bir farkı yoktu.

Bilhassa dikkate değer farklar negativistik skalada ortaya çıktı, ve bu tavır hayvanlara olan ilgi azlığı veya yokluğunu gösteriyordu. Bu hususta spor-avcıları bu skalada oldukça yüksek skorlar aldılar, ne var ki av-karşıtlarının skorları da oldukça yüksekti. Doğa-avcıları ve kuş-gözlemcileri negativistik skalada çok düşük skor tutturdular. Görülen şuydu ki av-karşıtları avcılara nazaran daha fazla hayvan korkusu ve yabanhayatına ilgisizlik sergilediler.

Avcılar hayvanlara karşı tavırlarında av-karşıtlarına nazaran istikrarlı ve önemli oranda daha hakimiyetçi ve fonksiyoneldiler. Fonksiyonel skalasında et-avcıları bilhassa yüksek skorlar aldılar, ve sadece kapan-avcıları aynı skorlara çıkabildi. Bunun aksine av-karşıtları hayvanların en pratik kullanımlarına karşı kötümser tavırlarını belirten bir şekilde, her hangi bir hayvan faaliyetinden daha düşük skor aldılar. Sadece sırt-çantası gezginleri ve ev hayvanı sahiplerinin fonksiyonel skalada skorları bu derecede düşüktü. Spor-avcılarının hakimiyetçi skala skorları çok yüksekti, ve rodeo meraklıları ve kapan-avcılarının da öyle. Av-karşıtları bu tavır boyutunda da yine en düşük skorları aldılar.

Doğa-avcılarının doğasal scala skorları av-karşıtları, et-avcıları veya spor-avcılarından çok daha yüksekti. Gerçekten, sadece kuş-gözlemcileri ve bir dereceye kadar da sırt-çantası gezginleri yabanhayatı ve açık-havaya naturalistik ilgileri yönünden yüksek oriyente olmuşlardı. Daha önce de belirtildiği gibi, doğa-avcılarının hayvan-bilgisi skorları kuş-gözlemciler arasında bulunduğu kadar olmasa da oldukça yüksekti. Enteresandır ki hem av-karşıtları hem de spor-avcıları çalışmaya katılan gruplar arasında en düşük bilgi skorlarına sahiptiler.

Hayvan faaliyet grupları arasında av faaliyetleri ve av-karşıtı düşüncelerin dağılımıyla ilgili olarak en yüksek av faaliyetleri ve desteği kapan-avcıları, rodeo meraklıları ve hayvan üretenler bulunuyordu. Ortalama av faaliyetleri ve desteği yönünden önemli miktarda icraatı rapor edilen üç ilave hayvan faaliyet grubu ise; kuş-gözlemcileri, hayvan güvenliği faaliyetlerine parasal katılım yapanlar ve de hayvanlar hakkında olağanüstü bilgisi olan kişilerdi. Diğer bir yönde, en az av faaliyetleri ve en çok av-karşıtı düşünceler vejeteryanlar ile dostlukları için ev hayvanlarına sahip olan katılımcılar tarafından sergilenmişti. Sırt-çantası gezginleri ve hayvanat bahçesi meraklıları da önemli oranda av-taraftarından ziyade av-karşıtı katılımcı içerdiler.

V . AVLANMA FAALİYETLERİ VE AV-KARŞITI DÜŞÜNCELERDE TRENDLER

Boylamasına veri yokluğu sebebiyle avlanma faaliyetleri ve av-karşıtı düşünce trendleri hakkında kesin bilgi sağlamak imkansız olmuştur. Ne var ki, ölçümlerinin şimdiki zaman belirtilerini haiz değişkenlere bağlı olarak kurgulanmış şekilde trendler hakkında fikir yürütebiliriz. Bu mealde yaş, kentsel-kırsal ve mesleki değişkenler trendlerle ilgili potansiyel ipuçları olarak değerli bilgiler sağlayabilir.

Mesela, yaş mukayeseleri kuşaklar boyunca değişen düşünce modelleri önerebilir. Maalesef, yaş farklılıkları hayat tarzları, kültürel modalar veya tavır algılanması hususunda belirli sosyo-ekonomik sorumlulukların etkileri gibi hususlarda ancak geçici kaymaları yansıtabilir.

Fotoğraf: M.E.BORA/ Kızılcahamam

Mili etüt verileri belli belirsiz olarak avlanma faaliyetlerinde pek az bir azalmaya ve de av-karşıtı düşüncelerde hafif bir artmaya işaret etmektedir. Yaş grubu farklılıkları ise belirgin bir şekilde avcılığa karşı artan bir muhalefet, ve hayvanları koruma ile “tüketmeyici” yabanhayatı ve açık hava faaliyetlerinde bir artış ima etmektedir.

Yaş faklılıklarının önemi Hendee ve Potter tarafından da ortaya konulmuştur:

Tüm avcıların 20 yaş altındaki kısmının sadece %14 oranında olduğunun belirtilmesi oldukça önemlidir, çünkü çoğu avcıların -bir etütte %90 kadar- 20 yaşına ulaşmadan avlanma ile tanıştığını belirtmektedir. Genel nüfus trendleri ileride avlanmayla tanışan daha az sayıda genç kişiler olacağını göstermektedir.

Üstelik, yüksek-okul tahsilli katılımcıların cevaplarına bakılırsa bu grupta diğer mesleki gruplara göre daha fazla av-karşıtı düşünceler ve oldukça daha az av faaliyeti görülmektedir. Aynı şekilde, Dale Shaw'un raporlarına göre, 10 yüksek-okul ve üniversiteden 937 öğrencinin incelenmesine göre büyük bir çoğunluğun spor için avlanmaya karşı oldukları görülmüştür.

Bunun tam aksine, burada rapor edilen milli veriler en büyük av desteği ve faaliyetlerinin çiftçiler ve kalifiye mavi yakalı işçiler -bu yüzyılda sayıca önemli miktarda azalan iki grup-arasında görüldüğünü belirtmektedir.

Fotoğraf: M.E.BORA/ Kızılcahamam

Son olarak, kentsel-kırsal farklılıklar da daha az av faaliyetleri ve daha çok av-karşıtlığı yönündeki bir trendi genelde desteklemiştir. Bilhassa kentsel ikamet nüfusu kırsal alanda ikamet edenlere nazaran önemli miktarda daha az avlanma faaliyetleri ve daha çok av-karşıtı düşünceler sergilemektedir. Eskiye nazaran kentlerde veya kent banliyölerinde çok daha fazla çocuk yetiştiğine bakılırsa, ve avcılığa adım atma yönünden erken tanışmanın rolü düşünülürse, avcılık faaliyetlerinde bir azalma olacağı tahmin edilmektedir.

Bu verilere rağmen daha az avlanma faaliyetleri ve daha çok av-karşıtı hissiyata doğru olan kayma oldukça azdır.

ABD İçişleri Bakanlığının bu yöndeki 1975 etüdüne göre “1974'deki 16.4 milyon ruhsatlı avcı sayısı 1962'ye göre sayılarda %16 bir artış göstermektedir. Avcıların sayısının devamlı çoğalmasına rağmen nüfusun her yıl av lisansı satın alan orantısı 1958 ile 1962 arasında azalmış ve o zamandan beri de sabit bir düzeye oturmuştur.”

Fotoğraf: M.E.BORA /Kastamonu


Bunun yanı sıra şu da kayda değer ki, milli etütte Amerika'lıların çoğunluğundan biraz azı spor-avcılığına karşı olduklarını ifade ederken, sadece %29'u bu faaliyete şiddetle karşı çıkıyordu.

Benzer bir şekilde, New Jersey eyaletinde Applegate geyik avına karşı %38 bir muhalefet bulurken %54 de bu ava taraftar olduğunu belirtti. Ne var ki daha az avlanma faaliyeti trendi az da olsa görülebiliyordu. Bu ihtimal aynı zamanda ABD'de ikamet eden nüfusun ruhsatlı avcılar oranındaki azalmasıyla da vurgulanmaktadır.

1952'de %8.89'dan 1975'de %7.79'a azalma vakidir.İlginç bir nokta da balık avı ruhsatı alanların oranı 1933'te 3.8'den 1975'te %12.92'ye yükselmiştir.

Avlanma sebepleriyle ilgili olarak, et için avlanmak en sık belirtilen birincil sebep olmasına rağmen, ön çalışma sonuçları bu avlanma şeklinde önemli bir azalma fakat spor-avcılığı ve bilhassa doğa-avcılığı oranlarında bir artış ortaya çıkartmıştır. Bu eğilim yaş, tahsil, meslek, ve kentsel-kırsal bulguları ile belirlenmiştir.

      

Kızılcahamam / Bizim Kasap /Fotoğraf: M.E.BORA

Mesela, 30 yaş altındaki avlanan kişiler arasında en sık verilen birincil sebep doğa-avcılığı iken, 65 yaş üzeri avcıların çok daha büyük bir oranı tarafından et-avcılığı birincil sebep olarak gösterilmiştir. Yüksek okul tahsili olan avcılar arasında da doğa-avcılığı en çok verilen birincil sebeptir. Avlanan kentsel nüfus arasında spor-avcılığı ilk sırayı alırken, bu bulgu söylenen avlanma tavrında muhtemel bir artışa işaret ediyor olabilir.

Fotoğraf: M.E.BORA / Kızılcahamam

Avlanma için verilen sebepler yönünden trendler konusuyla ilgili olarak William Shaw iyi bir öngörü ile şöyle söylemiştir:

"Geçmişte, yabanhayatı azaldıkça ve insan nüfusu çoğaldıkça, yabanhayatına kıymet biçildiği birincil şekiller işin kullanışlılığı veya rahatsızlık vericiliği değerlerinden, dinlence -spor-avcılığı- sağlama değerine göre değişmiştir. Bu süreç devam etmiştir. Bu gün, birçok kentli veya banliyölü Amerikalı için yabanhayatı nadir bir kaynağa dönmüştür Böyle olunca, kaynağın estetik değerleri dramatik bir şekilde artmış, yabanhayatının birincil değeri olarak kullanım-avcılığının (fonksiyonel/et-avcılığının) yerini almıştır.

Fotoğraf: M.E.BORA/ Kalecik

Sıradan bir tarihi eğilim bir zamanlar pratik yönden önemli olan faaliyetleri spor ve ritüel ile tesis etmek olabilir. Amerikan toplumundaki “öncelik” değerlerindeki düşüş ve yabanhayvanının gıda kaynağı olarak azalan ehemmiyeti fonksiyoner-avlanmadan spor ve doğa tipi avlanmaya olan kaymayı hızlandırmış olabilir."

VI . SONUÇLAR VE PRENSİP/POLİTİKA ÖNERİLERİ

Avcıların ve av-karşıtlarının tarifî, karakterizasyonu çeşitli sorunlar ve belirginsizliklerle doludur. Ne var ki bir politika tavsiyesi yanında bu resmetme ve tarifler elle tutulur rakamlar, istatistiki mukayeseler ve hiç değilse gerçek etten kemikten insanların düşünceleri ve fikirleri ile zevkli bir şekilde bağdaşmıştır. Motivasyonal ve tavırsal değerlendirmelerden tüm ilgililer için nelerin en iyi olacağı hakkında tavsiyeler yaratabilmek hem yük altında bırakan hem de çok zor bir değişimdir.

Fotoğraf: M.E.BORA / Kızılcahamam

Her şeye rağmen şunu sormak da gereklidir; bu kadar bilgi sağlandıktan sonra sonuçlardan politika için potansiyel değişiklikler hususunda neler ima edilmektedir? Bilhassa birbiriyle yarışan halk gruplarının görüşlerini ve faaliyetlerini tanımlamaya ve bunlara saygı duymaya nasıl çalışabiliriz, ve de aynı zamanda israfa giden çatışmaları, bölünmüş enerjileri ve acı suçlamaları nasıl asgariye indirebiliriz?

Esas olarak iki ana alanda öneriler akla gelmektedir.

Biri koruma eğitimi üzerinde duran, diğeri devlet faaliyetlerini ilgilendiren.

Koruma (conservation) eğitimi tavsiyesi muhtemelen uygulaması en kolayı ve en göze çarpanı. Esasen, öneri şudur ki avcılar ve av-karşıtları arasındaki çatışmayı ve düşmanlığı azaltmak için ekolojik tavır ve bunun avcılık konusu ile olan ilişkisine daha geniş eğitimsel vurgulama yapılmalıdır. Bu tutumun özel ve kendine has değeri hem avcıların hem de av-karşıtlarının algılayabileceği, potansiyel olarak birbiriyle uyumlu görüş noktalarına haiz olmasıdır. Aslında hem avcılık tarafında hem de av-karşıtı görüşlerin iddialarını destekleyecek ve ekolojik perspektife tümüyle uygun tezler mevcuttur.

Fotoğraf: M.E.BORA / Kızılcahamam

Bir taraftan, hepimiz avlanmanın yabanhayatı idaresi içinde, belirli ortamların yabanhayatı nüfuslarını kendi taşıma kapasiteleri ile uyum dahilinde tutmakta oynadığı önemli rolün farkındayız. Öbür yandan, avcılık o şekilde uygulanabilir ki ekosistem dengesini ciddi bir şekilde bozabilir, hatta bir hayvan türünün güvenliğinin devamını hatta geleceğini bitirebilir. Ekolojistik bakış açısı böylece avcılar ve av-karşıtları arasındaki münazarayı dar bakışlı, kişisel tercihlerden çok daha geniş tarihsel ve ilmi bir çerçeveye yükseltebilir.

Av-karşıtının kendilerini, hayvanların sorunlarına dayanarak hiddetini ilan etmesinden,

Avcının dar açıdan ve birinci şahıs olarak kendi dinlence ve mükafatlandırma şekilleri olarak bakmasından, daha farklı olarak bakmak kaydı ile;

Her iki grubun da yararına olacak şekilde avlanmayı doğal ortam koşullarına bağlı bir çevre faaliyeti olarak ortaya koyabilirler.

Bu doğaldır ki başarması zor bir perspektiftir, ve Susan Flader'in Aldo Leopold'un şu sözlerini tefsirine benzer:

“Doğal çavrenin elmanlarını kapsayacak kadar geniş bir toplum algılayışı ve aynı zamanda senelere değil asırlara yayılmış bir zaman ufkuna bakan bir insan toplumu.”


Her şey iyi, güzel de bu hedefi uygulamaya nasıl sokabiliriz?

 

Başlangıç olarak, hem avcılara hem av-karşıtlarına ekolojistik fikrin perspektiflerini ve ana prensiplerini açıklamak, ve aynı zamanda modern toplumdaki avcılık anlayışının anlaşılması için bu bakış açısının geçerliliğinin gösterilmesi. Yalnız, böyle bir eğitsel gayret şayet avcıların ve av-karşıtlarının temel bakış açılarına ve değerlerine saygı gösterilmezse ne yazık ki çok az sonuç verebilir.

Av-karşıtlarının düşüncelerini ekolojik yönden yanlışlığını anlatma için ortaya koyduğumuz geçmişteki çabalarımız tipik olarak başarısız kaldı ve içerleme ile şüphe yarattı, çünkü av-karşıtlığı bakış açısı hakkında yeterli bilgileri anlayışları ve algılamaları eksikti.

Le Resche'nin önerdiği gibi;

“Av-karşıtları da avcılar kadar samimi olarak düşünülmelidir ve avcılardan daha ziyade, 'kaçıklar' olarak göz ardı edilmeyi hak etmemektedir. Avcılar ve av-karşıtları arasındaki çatışmanın; yaşamın doğası, insan toplumu ve fertler arası ahlak gibi yüce ideallerle ilişkili kökten konular ve temel değerler üzerine kurulduğu kabul edilmelidir. Temel düşüncelere aykırı iddialar tipik olarak kötü yaklaşımlar olarak tanımlanmaktadır çünkü bunlar sadece etkisiz olmamakta üstelik genelde diğerlerinin önemli olarak gördükleri prensipleri küçümsemek, göz ardı etmek ve aşağılamak bu itirazların etkilerini de yok etmektedir."

Fotoğraf: M.E.BORA / Kızılcahamam

Bu yüzden avcılar ve av-karşıtları arasında daha çok "ekologistik bilgi"yi algılamayı teşvik etmek için harcanan her gayrette iki etapta ilerlemek tavsiye edilmektedir. İlk olarak avlanma faaliyetlerine ilişkilerinden ayrı olarak temel ekolojik prensipleri iki gruba da anlatılmaya çalışılmalıdır. Ancak bunda başarı sağlandıktan sonra bu perspektifin avlanma faaliyetlerini anlayabilme yönüne ilgisini gösterecek gayretler sarfedilmelidir. Fertler kendi değerli inançlarını ve tavırlarını terk etmeye değil, sadece başkalarının yabanhayatının ekolojik gereksinimleri ile onların doğal ortamlarının ihtiyaçlarına uygun şekilde uygulanan faaliyetlerini de legalitesini kabul etmeye ikna edilmelidirler.

Umulur ki, bunun sonucunda ekolojik yönden etik olmayan, egoist ve hatta zaman zaman anti-sosyal davranışları bir çok kişi için avcılığın altını kazmış olan bazı avcılar bu suretle ayıklanmış olacaktır.

Av-karşıtları için de dengeli ekolojik gerçeklerden ziyade içgüdüsel bazı heyecanlara dayanan hatalı antromorfik düşünceler azaltılabilecektir.

Fotoğraf: M.E.BORA /Kalecik

Bir çok yönden bu konservasyon eğitimi çalışması avcılardan daha ziyade av-karşıtlarını içerecektir, çünkü çoğu avcılık faaliyetleri zaten artan bir ekolojik bilgi ve algılama yaratılması için oldukça yoğun bir inceleme altındadır. Bunun kontrastı olarak, ikinci etap öneriler sahası - devlet faaliyetlerini içeren sahalar - avcılardan ziyade av-karşıtlarının istekleri ve ilgilerine uyum göstermek yönündedir.


Bu ikinci safha öneriler kısmen av-karşıtlarının (bilhassa en çok sözü geçen ve ağızı laf yapanlarının) devlete, eyalet ve federal balık ve yabanhayatı kuruluşlarına olan ve çoğu zaman haklı güvensizliklerin ileri çıkması sebebi ile vücut bulmuştur. Bu devlet organları sık sık, sadece av-karşıtlarının tavırlarını değil genelde çoğu tüketici-olmayan yabanhayatı faaliyetleri ve av hayvanı dışındaki yabanhayatı türlerini gaale almayarak ve empati göstermeyerek avcılık faaliyetlerini çoğaltmak istemeleri yönünden avcılık menfaatlerinin ajanları olarak görülmektedir.

Fotoğraf: M.E.BORA / Beypazarı

Bu bakış açısı tipik olarak avcıların menfaatlerini federal ve eyalet yabanhayatı hizmetlerini kafakola almış olarak düşünürler, ve bunun neticesinde de avcıları, Bil Gilbert'in sözleriyle; “var olan en okkalanmış, şımartılmış ve sübvanse edilmiş dinlence grubu” olarak kabul ederler. Bu güvensizlik çoğu zaman abartılmış ve haksız da olsa içerdiği gerçekler sebebiyle ciddiye alınması gerekir.

Olası tepkiler arasında devlet faaliyetlerinde aşağıdaki altı değişimin yapılması önerilmektedir.


1- İlk olarak, daha geniş yabanhayatı ve çevre endişeleri ile motive olmuş avcılık taraftarı veya karşıtı görüşlerin yeniden oriyente edilmesi. Mesela, devletin bu faaliyetleri düzenleyen mevzuatları hayvanlara yönelik tavırlarını yabanhayatı ve çevrelerini daha çok yönlü kullanımları ve tatmin alanlarıyla ele alan bir şekilde değiştirilebilir. Örnek vermek gerekirse; doğasal tavır fonksiyonlarına yönelik bir takım faaliyetler yaban yaşamı ve açık havada kamp kurma gibi fonksiyonlara yönelebilirler.

2- Doğa-avcılığıyla ilişkili fırsatlar bu kapsamda ele alınabilir. Bir başka fonksiyon pratik tüketim faaliyetlerine avcılık perspektifi ve avlanma, yani geyiklerin et için hasadı bir ilgi odağı olabilir.

3- Üçüncü bir alan spor için avlanma gibi hakimiyetçi düşünceleri kapsayabilir.

4- Dördüncü bir örnek de, ve tabii en çok fikir ayrılıklarına alışkın alan, ahlaki ve insani açıların bahusus içerildiği, ve avlanmayla ilişkin kötü tavırların da kapsandığı ve hayvanlara eziyet ve kötü davranma ile doğal haklarının çiğnenmesi gibi hususları irdeleyebilir.

5- Ekolojistik bir fonksiyon da doğal ortamların bakımı ve sağlıklı yaşatılmasını, nesli tükenme tehlikesinde olan türleri ve koruma eğitimini vurgulayabilir. Bu tavsiyenin maksadı American halkın içindeki, avlanma-karşıtlarını ve değişik avcı tiplerini kapsayacak şekilde, bu grupların ihtiyaçlarını ve arzularını dikkate alarak düzenleme organizmalarını tepkilere göre yönlendirecek ve çeşitli tavırları tatmin edecek bir detaylı tanımlanmanın yapılmasıdır.

6- Bir çok kişiler tarafından önerilen diğer bir öneri de av hayvanı olmayan yabanhayatı türleriyle ilgili tüketim dışı faaliyetlerin genişletilmesidir.

Burada, tarafgir olmasına rağmen, Gilbert'in iddiaları geçerli bir bakış ortaya koymaktadır.

Avhayvanı olmayan türler için yabanhayatı kuruluşları tarafından yapılan inceleme veya yönetim faaliyetleri hemen hemen hiç yoktur. Kamu yabanhayatı işçilerinin dışarılarda bir ağaçkakan, sincap veya baykuş ile ilgili her hangi bir faaliyetini çok ender görebilirsiniz, çünkü hemen hemen tamamen 30 kadar (takriben 1000 tür içerisinden) avlanabilir Kuzey Amerika kuş veya memeli hayvan türüyle uğraşırlar.

               

    

Yabanhayvanı yönetiminin faturasının tamamını avcıların ödediği müddetçe de yönetim faaliyetlerini ve ilgili hususları yeniden oriyente etmenin zor olacağını düşünmek gerekir.

Shaw'un önerdiği şekilde: "Başlangıcından beri yabanhayvanı yönetimi yabanhayvanı tüketim-kullanıcısının ilgileri doğrultusunda finanse ve oriyente edilmiştir. Kamu yabanhayatı yönetimlerinin gayretlerinin çoğunu yönetim ve araştırma masraflarını ödemeye istekli o grubun, spor-avcılarının, ilgilerine göre odaklamış olması kimseye sürpriz olarak gelmemelidir."

Haklı olarak bazıları iddia etmektedir ki, eğer avhayvanı olmayan yabanhayatı kaynakları tüketmeyen-kullanıcıları balık ve yabanhayatı kuruluşlarından kendi düşüncelerine daha çok dikkat istiyorlarsa işin mali yükünün bir kısmını da üstlerine almaları gerekmektedir.

Böylece, üçüncü öneri devletin avhayvanı olmayan türler için yürüteceği faaliyetlerin genişletilmesi ve bunun da harç kazanma çalışmalarının da daha genişletilmiş bir kaynak tabanına yayılmasıyla desteklenmesi lazımdır. Bu kaynakların genel harçlardan sağlanması mümkündür fakat hiç değilse meblağın bir kısmının yabanhayatı tüketmeyen- kullanımı ile ilgili malzeme ve faaliyet kaynaklarından ödenmesi daha hakkani görülmektedir.

Yabanhayatı Yönetim Enstitüsünün uygun olarak bildirdiği şekilde sırt-çantası gezginliği, kampçılık ve kuş-gözlemciliği malzemelerine salınacak vergiler olası kaynaklar olabilir.


Prensip değişikliği için yapılan bu iki grup önerinin -arttırılmış koruma eğitimi ve büyütülmüş devlet sorumlulukları- avcılar, av-karşıtları, planlayıcılar ve yönetici profesyoneller arasındaki mevcut çatışma, kötü-bakma ve düşmanlık tavırlarını sileceğini beklemek imkansızdır. Her şeye rağmen yabanhayatı kaynaklarının iyiliği, korunması, akıllı ve çok maksatlı kullanımını iyileştirmek yolunda önemli bir gelişme kaydedilmesi kabildir.

Fotoğraf: M.E.BORA /Eğrekkaya

Hiç değilse, yönetici kuruluşların Amerikan halkı içindeki tüm yabanhayatıyla ilgilenen bölümlerin istekleri yönünde faaliyet gösterdikleri görülürse, daha kapsamlı bir iyi niyet ruhu yaratılabilir. Avcılarla, av-karşıtları arasındaki mevcut çatışma gerek insan gerek ABD doları olarak çok büyük miktarda kaynak ziyanına sebep olduğu sorguya mahal kalmayacak şekilde bilinmektedir.

Bugün pek çok yabanhayatı ve ortamı problemleri mevcuttur, ve milli vergi gelirlerimizin çok azı çevresel ihtiyaçlar, yabanhayatı toplumu için harcandığından gerek enerji gerek kaynakların böyle eritilmesine göz yumulmaması gerekir. Avcılar ve av-karşıtları arasındaki müşterek ilgi ve endişe alanlarının birleştirilebilmesinden sadece buna en çok ihtiyacı olan bir grup faydalanacaktır.

Ülkemizin yabanhayatı.


BİTTİ

 

Sn. Ali Kozanoğlu'nun üstün gayretlerinin neticesinde, bir yazı dizisinin sonuna geldim.
Dilerim ki avcı kardeşlerimin mevcut bakış açılarına, küçük de olsa yeni bir değer kazandırmış olabileyim.
Sn. Kozanoğlu bayram seyran demeden bu performansı ortaya koymasaydı!..
Ben şimdi bu satırları yazamazdım.

Hiç bir şey yapamazdım!...

Kendisine huzurlarınızda bir kere daha teşekkür etmeyi önemli bir borç biliyorum.

Yurtdışı ile var olan temaslarım, iyi bir yolda.

Bugün postadan yeni bir paket geldi. Gönderen:

"Department of Fish and Game - Hunter Education"
                                                Sacromento.Ca. / U.S.A

Mektup içinde avcıları ilgilendirecek çok önemli bilgiler var. En kısa sürede, bunları sizlere ulaştıracağım.

Avcılar, sürekli olarak var olan bilgilerini güncellemelidir.

Bilgi güç demektir.

Güç de aydınlık yarınlar...

Haketmeye çalışalım...

Doğa size yirmi yaşınızdaki yüzünüzü verir.

Elli yaş yüzünüzü hak etmek, size kalmıştır.

                                                                      Coco Channel

Bu yazı 9031 kez okundu...