Koltuk Savaşı


!...

"Koltuk bu.. ... Fazla sallamaya gelmezdi!..
Bürokrat buydu... Tek kutsalı, koltuğuydu,
balık gibi elden kayardı.
Bürokrat her kılığa girerdi.
Bakan "yarın amip ol gel" dese
bürokrat amip olurdu!.."

 

 

8 Aralık 2005 günü Sn. Hüsrev Özkara'yı yeni atandığı Köy İşleri Genel Müdürlüğü makamında tebrik etmek için ziyaretine gittim.

Genel müdürlük makamı, sadece fotoğrafta görüldüğü kadar.

Yani olması gereken sekreterya yok!...

Kapıyı açtınız mı!..

Karşınızda "şak" diye Genel Müdür çıkıyor!..

Alışılagelenin dışında bir yapılanma!..

Neyse görmek istediğimiz "makam" değil ki!..

Sn. Hüsrev Özkara...

O da orada...

-!..

Kıymet atfettiğiniz koltuk mu?

Koltukta oturan mı?

Sn. Özkara nerde oturursa otursun, orası değerlenir...

-!..

Görürsünüz...

Yaptığımız sohbet sırasında Sn. Özkarayı tabir-i caiz ise biraz "kırgın" gördüm. Sohbet ilerledikçe "ona hak vermemek elde değil" diye düşündüm.

Kırgınlığı insanımıza!..

Özellikle de avcılara!...

-!..

Görev sırasında, kendisini günde "en az" 1 kere arayanlar, 2 yılda bir kere dahi aramamışlar.

Mevcut sisteme onca değer kazandıran, sizce bu ilgisizliği hak ediyor mu?

Bunun bir tek adı var.

Vefasızlık!..

-!..

"Ne alakası var" diyebilir misiniz?

-!..

Sn. Hüsrev Özkara ve çalışma arkadaşlarının görev yaptığı dönemde, yabanhayatı idaresine kazandırdığı değerleri hatırlarsanız (!) ne demek istediğim daha kolay anlaşılır.

O dönemde ne yapıldığını öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı okumanız gerekiyor.


Dikkatli bir göz bu kitabın üzerindeki "1. Cilt" yazısını hemen görür. Peki, "2'inci Cilt" nerede?

Bastırmaya fırsat (!) bulunamadı. İdarede görev değişikliği oldu. Onca çalışma, şimdi bir kenarada bekliyor.

Bekletiliyor!..

Neden?

-!..

Bu kitabın belgesel bağlamda, gelecek kuşaklara önemli bilgiler aktaran bir içeriği var.

Kitap taslağına düz (!) bir bakış açısı ile bakanlar, "Bu ne yaa!.. Allbüm bu" şeklinde bir "ses" çıkarıyor.

Onlara (!) hiç bir şey anlatamazsınız.

"Nafile çaba" derler ya...

İşte bu, aynen o.

Laf lafı açıyor, bazen gülüyor bazen de hayıflanıyoruz. "Keşke, keşke daha çok çalışma imkanımız olsaydı" diye...

O sırada kapı çalınıyor ve içeri eski Gn. Müdürlerden Sn. Nevzat Ceylan giriyor. O da tebrik için gelmiş. Sıcak bir ortam oluşuyor. Başlıyoruz ortak konuları seslendirmeye...

Bir ara iki genel müdür aralarında hararetli bir sohbete başlıyor. Ellerinde bir kitap var. Okuyup okuyup gülüyorlar.

Beni de bir merak alıyor ki, sormayın gitsin...

Dayanamayıp soruyorum...

Hayırdır!.. Ben de niye güldüğünüzü öğrenebilir miyim?

Tabi, diyerek anlatmaya başlıyorlar.

Orman Bakanlığı'nda eskiden Orman Genel Müdürlüğü yapan Sn. Apdurrahman Sağkaya emekli olmuş.

Vakti boş (!) geçirmemek için de oturmuş bir roman yazmış. "Koltuk Savaşı"

Güldükleri bu!..

Roman o kadar komikmiş ki!..

Bakanlıkta çalışanlar birer tane edinimiş ve "habire" okuyorlarmış.

Herkesin espri anlayışı aynı olmadığı için, bazıları okurken hiç gülmüyormuş...

Kitabı beğenmeyip sıkılanlar da varmış. Sıkıntıdan terleyenler de...

"Kitabı ben de görebilir miyim?" diye sorunca, Hüsrev Bey çekmecen çıkarıp bana veriyor.

Bakar bakmaz, el koymaya karar veriyorum.

Hüsrev Bey niyetimi anlamış olmalı ki bir ara "bir bakabilir miyim" diyor ve elimden alıp biraz sonra da çekmeceye koyuyor. Bu konuda azimliyim . İşi yüzsüzlüğe vurup "Onu ben alsam " diye sızlanıyorum. Hüsrev Bey yarı gönüllü ,adekbu işten pek de memnun olmasa da kitap artık benim. Sn.Nevzat Ceylan, Hüsrev Beye bir tane bulmak için söz verince ikimizde rahatlıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sn. Nevzat Ceylan anlatıyor;

1997 yılıydı. Sn. Halit Dağlı Orman Bakanı Ben de Mill Parklar Genel Müdürüyüm.

Bakan Elazığ'a gidiyormuş . Benim de gelmemi istedi. Uçakla gittik.

O sıralarda Fırat Üniversitesi'nin kampüs alanına bitişik bir saha var.

Biz orayı piknik alanı olarak kullanıyoruz.

Çevredeki vatandaşın bu kadar yakında gideceği başka bir mesire yeri yok.

Üniversitenin o zamanki rektörü de yanlış hatırlamıyorsam Prof. Dr. Eyüp İspir'di.

Bizden ısrala o sahanın üniversiteye tahsis edilmesini istiyordu. Yol boyu bunu düşündüm. "Şimdi rektör burayı bakandan da ister m ister" demeye kalmadan Elazığ'a geldik.

Havalanında bizi Sn.Rektör Eyüp İspir karşılamaz mı!..

Ben daha bakana herhangi bir şey söyleyemeden başladılar kol kola yürümeye. Ne konuşuldu ise konuşuldu Sn. Bakan "Verdim gitti"demez mi!..

Ben bakan gereken bilgiyi veremeden bizim alan sözle üniveriteye verilmişti bile!..

Bunun doğru oladığını düşündüğüm için tahsis işini askıya aldık.

Zaman geçti tabii ki iş gerçekleşmedi. Bildiğim kadarı ile hala da olmadı.

Aldığım bilgiler çerçevesi içinde atmaca ile avcılığı bir düzene sokmak gereğini hissettim. İstiyorduk ki atmaca avlayan o kuşla uzun seneler av yapsın ve bir daha atmaca avlamasın.

Bu yönde hazırlık yaptık. Rahmetli Sabit Tarhan ile bir karar alıp bu kararı hukuki zemine oturtmak için gereken hazırlığı yaptık.

O zaman Müsteşar olarak Sn. Hayri Berk de görev başındaydı.

Devrin Orman Bakanı ise Sn. HaAsan Ekinci idi.

Sertifakaya bağlanacağını duyan Karadenizli avcılar ayaklanmıştı. Her gün onlarca telefon alyorduk. Kıyamet kopuyordu.

Sn. Bakan Rizeye gidecekmiş. Müsteşar Hari Berk!e "Sen de gel" demiş. O da bana aynı teklifte bulundu.

Trabzon Havaalına geldik. Uçaktan iner inmez bağrışmalar başladı "Atmacayı elimizden aldınız!.."

Bakan şaşırdı Hayri Berke döndü "Ne bu iş?" dedi. Oda BAKANA beni göstererek "Nevzat biliyor" dedi.

Ben de Sn. Bakana ayak üstü anlattım. Dinledi ve "Tamam kadırın, eski haline getirin" dedi.

Nereye gitsek ilk laf "Atmaca" oluyordu. Rize de partililerle toplantı yapıldı. Herkes atmacayı konuşuyor başka bir şey konuşmuyordu. Bakan herkese "tamam kaldıracağım" dedi.

Direndik çünkü yaptığımız doğru idi.

Sn. Hasan Ekinci il seçimlerini bir oy yüzünden kaybetti.

Kazanan atmaca oldu.

Ben Milli Parklar Genel Müdürü olduğum zaman avcılık haftanın 7 günü yapılabiliyordu.

3 güne indirmek için karar aldık.

Bu yönde hazırlık yaparak, Merez Av Komisyonu toplantısına geldik.

Kulis yapılıyordu. Hasan Ekinci "Tamam 7 gün olsun, yeni köye eski adet mi getireceksiniz" diyordu.

Sn.Hayri Berk de "Allah aşkına iş çıkarma" diye bana söylenip duuruyordu.

Toplantıda çoğunluğu sağladığım için, çıkan karar avcılığı 3 güne indirdi.

Hayri Berk "Şimdi mafolduk" dedi.

Kızılırmak Deltası'nı 300 dönümden 3000 dönüme çıkarmak istiyorduk Gereken evrakları hazırladık.

Evrakı da Sn.Hayri Berk'e imzalattık.

Neyin altına imza attığını tam anlamadı.

Ortalık yine, ana baba gününe döndü.

Telefonlardan yılan Sn.Hayri Berk "Bu kararı geri çekelim"dedi.

"Ben imzalamam"dedim.

Hayri Berk istemeye istemeye 3 gün evvel "büyültülmeli" dediği saha için, 3 gün sonra "küçültülmeli" dedi ve geri çekme kararını imzaladı.

Ertesi günü Hürriyet Gazetesi'nde ölü bir leylek fotoğrafı çıktı.Katil Hasan Ekinci diye manşetten girmişler.

 

 

 

 

Bu kitabı satın almak için müracaat edeceğiniz adres aşağıdadır.

KOLTUK SAVAŞI

Abdurrahman Sağkaya

Ormancılık ve Tabiatı Koruma Vakfı Yayınları

And Sokak No:6/3      06680 Çankaya/Ankara

Tel: 0 (312) 467 66 16 - 467 68 98

abdsagkaya@yahoo.com

Bu yazı 5747 kez okundu...