Ölüm, Merhamet ve Avcılık


Zaman zaman da olsa, yazılılarımı takip eden avcı kardeşlerimin;

"Nasıl iyi bir avcı olabilirim?"
"İyi bir avcı olabilmek için öncelikle ne yapmalıyım?"
"Neler okumalıyım?"
gibi sorularına muhatap olmaktayım.

Sizce, bu kardeşlerim ne yapmalı?

Onların bu sorularını cevaplandırmadan önce, sanki "bir durum tespiti yapmamız lazım" diye düşünmekteyim.

Bu yazıyı kaleme aldığım tarihte gazeteler, ülkemizde 1 milyon insanın açlık, 29 milyon insanın da yoksulluk sınırları içinde olduğunun haberini veriyor. Neredeyse, ülkemizde yaşayan her iki kişiden birinin ekonomik açıdan zor durumda olduğunu görüyoruz. Son altı ay içinde, 3 kere Doğu Anadolu' ya gittim. Durum gerçekten içler acısı. Son derece genç bir nesil, olanca hızı ile donanımsız olarak aramıza geliyor. Kentler büyüyor ama, göz göre göre köylüleşiyoruz. Kent, sosyal varlığı ile zorunlu olarak aramıza katılanları "kentli" yapacağına, göçler kentleri köylüleştiriyor.

İşte bu ortamda avcılığı tartışacağız.

Siz, bu insanlara avcılığı anlatırken "faydalanan öder" derseniz size hangi gözle bakarlar?
Veya,
Avcılık, içinde bulunduğumuz zaman diliminde "ekonomik bir etkinliktir" derseniz onlar ne anlar?

Aslına bakarsanız bu ülkede herkes, her şeyi sonuna kadar anlıyor!..
İşine gelmediği için "anlamazı" oynuyor.

Üzülerek ifade edebilirim ki ülkemizde yapılan avcılık, hala baskın bir paleolitik dürtünün etkisi altındadır.
Yani, avcıların büyük bir çoğunluğu eylemin sonucunun ocak başında, daha doğrusu tencere başında bitecek bir öykü olmasını isterler.

Bu yaklaşımda, -geleneksel bakış açısının hakim olduğu hallerde- elbette ki bir oranda hak payı vardır. Kim, hangi oyunu, var olan disiplini, kuralı veya geleneksel kaidelerine sadık olmak kaydı ile kaybetmek ister ki?

Cevaplanması gereken soru "Bu kaidelere uyuluyor mu?" şeklindedir.

Ünlü İngiliz avcısı F.C.Selous 1894-1897 yılları arasında avlanmak üzere üç kez Batı Anadolu'ya gelmiş. Yapmış olduğu bir avı anlatırken "Yabankeçileri ve başka yabanhayvanları için Küçük Asya'da ava kapalı bir mevsim yoktu "diyor. Bkz. Av ve Gezi F.C.Selous. Çeviren - Derin Türkömer.

O günden bu güne tam 111 sene geçmiş!.. Bence değişen hiç bir şey yok. Siz ne düşünüyorsunuz?

Onlarca sene, karşılıksız keyif yaşamış insanlara yeni bir yaklaşımı anlatmak gerçekten zordur.

Avcılık, birinin etken, diğerinin edilgen olduğu ve temel karekteristiği farklı türler arasında olmasından kaynaklanan bir etkinliktir. Bu tanımı, avlananın kaçma şansının var olması ve eylemin karşılıksız olma niteliği tamamlar.

Bu tarif, dünya kurulduğundan bu yana, en azından hayvanlar alemi için geçerliliğini korumuştur.

İrdelenmesi gereken "Avcılık eylemi sırasında, (ülkemizde yapılan avcılık için) var olan bu kaideler uygulanabiliyor mu?" veya "sayılan bu öngörüler yeterli midir?" sorularına yanıt aramak olmalıdır.

Üzülerek söylemem gerekiyorsa, bu sorunun cevabı ülkemizda yapılan avcılık için çok büyük bir oranda "Hayır" dır.

Bu kanaate, avcılık kurslarına eğitmen sıfatı ile katılmam sonucu, yapmış olduğum gözlemlerimin sonucunda varabiliyorum.

Bu savımı destekleyen onca istatistiki değer de, beni destekliyor. Yani, var olan kaideler içinde avcılık yanlış yapılıyor.

Hemen altını çizerek söylüyorum. Var olan kaideler de, (yasal düzenlemeler) bir çok yanlışı içinde barındırıyor. Buraya kadar anlatmaya çalıştığıma, çok genel çizgiler içinde "sorunlar" diyebiliriz.

1- Avcının, yabanhayvanı ile karşı karşıya kalması anında yaşanan sorunlar.

2- İdareden veya yasal düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar.

Bu yazının içeriği, birinci sorunun üzerine odaklanmıştır.

Nasıl bir avcı olmalıyız?

Veya

Nasıl iyi avcı olunur?

İşte, içinde pek çok paremetrenin barındığı büyük sorun bu!..

Bu sorulara geçmişte verilen geleneksel cevap "Kim çok vurursa o iyi avcıdır" şeklindeydi. Anadolu'da hala itibar gören yaygın tanım bu şekildedir.

Neden?

Bu sorunun birden fazla cevabı vardır ve hepsi de eğitim eksikliğinden kaynaklananmaktadır. Bu insanlara doğruyu anlattınız mı olumlu tepkiler alıyorsunuz. Dolayısıyla, yabanhayatını içine düştüğü dar boğazdan kurtaracak tek yolun, avcılara ve yerel idarecilere (!) dönük bir eğitim seferberliği olduğunu söyleyebilirim.

Bilinmelidir ki, iyi bir insan olmadan iyi bir avcı olmak, hemen hemen mümkün değildir. İnsan olarak dünyaya geliyoruz ama, içerik anlamında "insan" olabilmek, büyük bir çabayı gerektiriyor. Çocukluktan başlayan bir aile içi eğitimden geçmiş olmanın yanısıra, yaşam boyu süren bir eğitim, iyi bir avcı olabilmenin olsa olsa temel koşullarından bazılarıdır.

Çünkü, çağlar öncesinde yapılan avcılıkla, bugün yapılan avcılık arasında değişen pek çok şey vardır.

Örneğin;

Günümüzün insanı, artık karnını doyurmak için ava çıkmaya mecbur değildir.

Veya,

Karnını doyurmak için ava çıkıyorsa da, günümüzün insanı değildir.

Yaşanan süreç içinde avcı ile avı arasında sonucu belirleyen tüm koşullar avcı lehine değişmiş, ve ölüm yabanhayvanının kaçınılmaz kaderi haline gelmiştir. Dolayısıyla avlanma eylemi, sonucu ve skoru belli olan niteliksiz bir oyun haline gelmiştir.

Örnek için çok uzaklara gitmeye gerek de yoktur. Ankara'da 5-6 avcı (!) 25 adet yabandomuzunu bir gün içinde öldürüp ortalığı kan gölüne çevirebiliyorsa... Bunu da, ellerindeki telsize, dürbünlü tüfeklere ve arazi araçlarına borçlularsa, bu katlimda sizce bir nitelik olabilir mi?

Sadece son elli sene içindeki teknolojik gelişmelerin insanoğunun yaşamına getirdiği kolaylıkların hemen hemen hepsi avcılık bağlamında yabanhayatının aleyhine olmuştur. Örneğin; silah sanayiindeki gelişmelere bağlı olarak vuruş gücü çok yüksek silahlar, uzak mesafeleri gece veya gündüz demeden kolaylıkla yakınlaştıran dürbünler, mesafe ölçerler, her koşulda yol alan arazi araçları, telsizler, telefonlar, navigasyon cihazları ve saymakla bitmeyecek onca araç ve gereç...

Kime karşı?

Binlerce, belki de milyonlarca evvelki hali ile hiç bir değişikliğe uğramadan karşımızda duran çaresiz hayvanlara karşı!..

Avcı olarak var olan bu hali, içinize sindirebilir misiniz?

Onca gücü arkanıza alarak, ilk günkü kadar masum olan hayvanlarla sonucu mutlak ölüm olan bir oyunu oynar mısınız?

İsyanınızı duyar gibiyim...

Avcılık bitti mi?

Avlanmayacak mıyız?

Hayır avcılık bitmedi. Avcılık, çağın anlayışına göre hızla değişmesi lazım!..

Nasıl mı?

Elbette ki, insandan onlarca kere kuvvetli bir yabanhayvanı ile "eşit şartlar" diyerek el-ense çekme gayreti içinde olmayacağız. Ama bu avlanma izni, muhakkak suretle yapılan bir envanter sonucuna göre verilmelidir. Avlanma bedeli de tüm dünyada ne ise, o olmalıdır. Daha yüksek tutabilirsiniz, ama asla daha az olmamalı.

Bakın çok değil 100 yıl öncesine göre artık çok şey biliyoruz. Yabanhayvanlarının yaşamına ait pek çok bilgi edindik. Onların davranış biçimlerini artık kolayca yorumlayabiliyoruz. Göç yollarını izliyor hatta göç eden hayvan sayıları hakkında sağlıklı sayısal verilere ulaşabiliyoruz. Yaşambirliği -ekosistem- içindeki her canlının öneminin farkında olmamız lazım. "Yabandomuzu olmazsa orman olmaz" cümlesinin ne ifade ettiğini derinlemesine düşünmek zamanı çoktan geldi de geçiyor. Yabanhayatının içinde, karınca ile karacanın aynı hayati öneme sahip olduğunun nedenleri ile öğrenilmesi lazım. Kurt ta önemli, kuş da.

Bunların öneminin anlaşılamadığı hallerde, birileri çıkıp geyikleri korumak için,"kurt yavrularının, yuvalarında boğulmalarını" önerir ve savunabilir.

"Cahilin cesareti çoktur" sözü boşu boşuna söylenmemiştir.

Cahilin eksikliği bununla bitmez ki!.. Onun, insana has olan merhamet duygusundan yoksun olması da, bizleri pek şaşırtmaz. Yoğun bir analık duygusu taşıyan kurdun, yuvasına geldiğini ve yavrularını bulmadığı anı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Ayrıca, bu görüşün savunucusu "geyikleri sevdiği için" bunu önermiyor. Derdi, geyik vurmaktır!..

Kurt popülasyonunda bir artış varsa, bu mercek altına alınır. Sonuç müspet ise, bu hayvanlar yavruları ile beraber başka bölgelere sevk edilebilir. Bu, olası çözümlerden sadece bir tanesidir.

Öylesine yozlaştık ki!... İstanbul'da, çöplüklerde aç karnını doyurmaya çalışan köpekleri, dürbün ayarı yapmak için vuran insanlardan bahsediliyor!..

"Avcıyım" demek kolaylaşmaktan öteye "ayağa düştü" diye düşünüyorum!..

Siz ne düşünüyorsunuz?

Avcılık, iyi bir eğitim sürecinden geçmek kaydı ile 2 sene içinde hemen hemen her boyutu ile öğrenilebilir bir uğraştır. Bu süre zarfında, teorik bilgiler başta olmak kaydı ile silah kullanımını da aslanlar gibi öğrenirsiniz.

Bu süre insan olmaya yeter mi?

-!..

Hiç kuşkunuz olmasın ki, ne 2 sene yeter, ne de 12 sene!..

Örnek yukarda...

Ben, avcıların çok uzun süren bir eğitim sürecinden geçmesinden yanayım.

Avcı adayı bu süreci yaşarken, onun insana has duyguları tetiklenmeli, süreç içinde felsefe dünyasının içine çekilmelidir.

Bir canlının ölümü ve yaşamı arasında üstlendiği rol, kendisine anlatılmalıdır.

Regülatör avcı kimliği ön plana çıkartılmalıdır.

Her avcı, bir canlının hayatına son vermenin ne demek olduğunu, vicdanının derinliğinde hissetmelidir. Kendisi ile yüzleşebilmelidir.

Biz biliyoruz ki tüfeği yüzümüze aldığımızda, beynimizden tetik parmağımıza giden ve "çek" komutu için geçen bir süre var. Bu, insanın tepki süresidir (Reaction time) ve saniyenin 1/5 kadar bir zaman sürecini kapsar. Bir de tetik çekme ile başlayan mermi veya saçmanın namluyu terk ettiği zaman dilimi... (Lock time). Bu da 1/7 saniye kadar bir zaman alıyor.

Kısacası ölüm, 1 saniyenin hemem hemen yarısından az bir zamanda bir diğer canlıya ulaşıyor.
Bu kararın arkasında siz varsınız!..

Tetik düşürmeyi, bu bakış açısı ile irdelediğiniz oldu mu?

- !..

- Neden olmadı?

- !..

Ölüm, sizin komutunuzla bu kadar kısa bir sürede bir diğer canlıya ulaşacak!...
Size hangi sürede ulaşacak?
Bir an için ölüm anınızı düşünün!..

-!..

Doğru yoldasınız.

Avcı, -bazı hallerde- bağışlamanın verdiği hazzın, ne denli büyük olduğunu idrak edebilmelidir.
Bunun adı
"Farkındalık"dır.

Uydulardan çekilen yeryüzü fotoğraflarını bilirsiniz... Çok büyük dağlar bile, nokta kadar görünür...

Avcılar, yeryüzünde işgal ettikleri minicik geometrik noktanın, zahiri görüntüsüne aldanmasınlar...

Yabanhayatı ancak, avcıların topyekün gayreti ile düzelebilir...

Haydi avcılar!..

Bu farkındalığın bilincinde olun.

Avcılık eyleminde ölüm, kaçınılmaz olsa da, merhamete mani değildir.

 

Mehmet Emin BORA

06 Kasım 2005 / ANKARA

 

Hocam selamlar,

Ben 24 yaşında, avcılığa yeni merak salmış, her ne kadar avcılık belgemde "avcı" olarak nitelensem de ben kendimi acemi bir avcı adayı olarak görüyorum. Eylül ayında Elmadağ da düzenlenen avcılık kursuna katıldım ve sizin verdiğiniz dersleri de dikkatle dinledim. O günden beri web sayfanızı sık sık ziyaret ediyorum. Hocam benim sorum nasıl iyi bir avcı olurum gibilerinden değil. Kafamda çelişkiler var. Sizin de son yazınızda (Ölüm, Merhamet ve Avcılık) söylediğiniz gibi savunmasız kalan hayvanları avlıyoruz. Kendi kendime düşündüğümde bazen avcılığı kendime yakıştıramıyorum. Yani kendimle çelişiyorum. Ben doğayı ve hayvanları çok seven biriyim ve avcı olarakta onları avlamaya çalısan birisiyim. Nasıl bi tezatlıktır ki bu hem seveceksin hem de öldüreceksin. Bu sorunun cevabını kendime de veremiyorum. Bu soruyu başkalarıda soruyor bana. "Hafta sonu ava gittim" deyince "nasıl kıyıyorsunuz o hayvanlara" diyorlar. Mantıklı düşününce de onlara hak veriyorum. Çünkü, hayvanları vurmamızın amacı beslenmek degil, açlıktan degil. Sadece egomuzu tatmin etmek mi?
Umarım, ne anlatmaya çalıştığımı anlarsınız. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

Erkan PEHLİVAN
Ziraat Mühendisi

 

Gördünüz mü düşünen insanı!..
Bu ve benzeri düşüncelere sahip genç kardeşlerim, bu ülkenin avcılık bağlamında geleceğinin mimarlarıdır. Kendini yargılayan bir birey veya sistem, dünyanın en tehlikeli yolculuğuna başlamış demektir. Bunun bir tek adı vardır.

"İçe yolculuk"

Bu yolculukta hiçbir dış etkene yer yoktur, dolayısıyla herhangi bir kişinin fikrini çelmek için, gerçek dışı savunmalar yapmanıza da gerek kalmaz. En büyük hakim olan vicdanınız ve siz, artık başbaşasınız...
Bu yargılamanın sonu -istisnalar dışında -büyük bir olasılıkla mutlak doğruya yakın bir sonuç doğurur.

Aradığımız da, bu değil mi?

Teşekkürler Sn. Erkan Pehlivan. Siz ve sizin gibi kardeşlerimin varlığını bilmek, bana yaşam sevinci veriyor. Yabanhayatı, sizlerin elinde yeniden hayat bulacak.
Sağolun var olun.
İyi ki varsınız.

NE OKUYALIM?

Marvin Harris 1995 İnekler Domuzlar,Savaşlar ve Cadılar
D. Morris 1997 Hayvansı İnsan İnkılap Kitapevi.
D.Morris 1985 Çıplak Maymun İnkılap Kitapevi.
D.Morris /Hayvan-İnsan Sözleşmesi İnkılap Kitapevi.
.Krishnamurti 2002 Yaşamak ve Ölmek Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Zihin ve Düşünce üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Öğrenme ve Bilgi Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Doğa ve Çevre Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 İlişki Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Tanrı Üzerine Ayna Yayınevi
J.Krishnamurti 2002 Korku Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Sevgi ve Yanlızlık Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Özgürlük Üzerine Ayna Yayınevi.
J.Krishnamurti 2002 Çatışma Üzerine Ayna Yayınevi
j.O.Y Gasset 1997 Avcılık Üstüne Y.K.Yayınları
W.Reich 1985 İnsanın Doğadaki Yeri Payel Yayınları.

Bu yazı 4191 kez okundu...