Avcılık ve Kitap


..."Altındağ'da bulunan 9'uncu Akşam Sanat Okulu'nda yaşananlar ise tam anlamı ile bir rezaletti. 2'inci ders saatinin sonunda parmağını zile basan kapıcı, bir daha parmağını kaldırmadı!.. Ona da, "2 saat sonra ders bitecek" demişler!.. Kısacası, bu dönemde herkes işine geldiği gibi davranıyor."
28 AĞUSTOS 2005 / ANKARA Bkz.  Güncel / Avcı Eğitiminde Yaşanılan Yanlışlıklar - Bölüm (3)

 

***

Hala, hatırladıkça sırtımdan ter getiren bu çok çirkin olayı, yanılmıyorsam ağustos ayının başlarında yaşamış ve olayın üstünden çok geçmeden, soluğu Söğütözü'nde almıştım.

Giderken yol boyu kendi kendimle konuşuyordum;

- "Öğrenmeye niyetli olmayan insanlara, zorla bir şeyler öğretilebilir mi?"

Yüreğimden kopan "Hayır" sesini duyunca, ben de kesin kararımı hemen vermiştim.

Artık, ciddiyetten uzak tavır sergileyen kulüplerin derslerine gitmeyecektim.

İşte bu ruh hali ile Söğütözü'ne gidiyordum. Amacım, olan biteni tüm ayrıntıları ile Sn.Nihat Aksu'ya anlatmak ve yanlış giden bu eğitim faaliyetini masaya yatırmaktı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Şb. Müdürü Sn.Nihat Aksu'yu 2001 yılından bu yana yakinen tanırım. Dürüst, takipci, kararlı ve doğru bildiğini yüksek sesle söyleyen bir yapıya sahip. Kısacası "her devrin adamı" değil, ama bu özelliği, onu "her devirde aranılanlar"ın arasına sokuyor."

Sn. Nihat AKSU
Doğa Koruma ve Milli Parklar Şb. Müdürü

Ağzından çıkan sözün sahibi olmasının yanısıra, gerektiğinde babacan, yeri geldiğinde de, tatlı sert otoriter tavrı onun diğer meslektaşlarından farklı olan özelliğini ortaya çıkarıyor.

Önüne konan bir dosyada, eksiklik gördüğü zaman "Ha bu nedür!... Çağirun bakayım oni!.. Kim yazmiş buni " demesi an meselesidir. Problemi erteleme, onun üslubunda yok.

Nihat Aksu, üstüne üstlük "Karadenizlidir" dersem, "daha da iyi anlatmış olurum" diye düşünmekteyim.

Daha, idare binasına girmeden kendisi ile kapıda karşılaşıyoruz.

- Oooo.. Hocam Merhaba.. Hayırdür!... Ne yapaysinuz? Hoş geldiniz da...

İşte gerilimimin sıfır noktasına kadar indiği an bu...

- Merhaba Nihat Bey, ben de sizi ziyarete gelmiştim.

- Tamam Hocam şimdu yemek vaktidur. Ha boyle gelesin da beraber yemek yiyolum...

Beraberce işletme bahçesinde bulunan lokantaya gidip oturuyoruz.
Bende sinir minir hak getire. Ağız kulak mesafesi sıfır noktasına gelmiş, sırıtıp duruyorum.
Ne anlatacam ben şimdi?

Neyse laf, lafı açıyor ben, sözü yaşadığım o çirkinliğe getirmeye çalışırken, konu birden bire eğitim kitabına geliyor. Çünkü açılan her yeni kursta kitap yokluğundan dolayı büyük sıkıntı yaşanıyor. Avcılar kitap talebinde bulunuyorlar. İdare "Yok" diyor. Kabak, derse giren veya telefona çıkan bakanlık sorumlusunun başında patlıyor.

Nihat Bey;

- "Bu kitap neden olmiyu!.. Ha yapsana da!..." diyor. Bizi dışardan dinleyen de, sanki her şey yolunda da ben mızıkçılık yapıyorum zanneder. Nihat Bey, o kadar sıcak ve samimi bir ifade ile konuşuyor ki...
Anlatmak mümkün değil. Yaşamak lazım.

- Ben de "tamam yapalım da, işi zora sokan sizin idare" diyorum.

- "Olur mu da!.. Kim yapaymuş. Göster ha ba..." ve benzeri bir kaç şey daha söylüyor.

Öyle bir an geliyor ki Nihat Bey "Hadi gidelum da bitirelum bu işi" diyor. İşte benim esir olduğum an ve tavır bu. Birisi kısa yoldan karar veriyor.
Üstüne sorumluluk alıyor!..
!..
Yalan ve iftiranın kol gezdiği bir ortamda!..
İş yapılacak!..
Nihat Aksu meydana çıkıyor.
Hodri meydan!..
Gel de hayır de...

Doğruca Gn. Müdür Yardımcısı Sn. Mustafa Akıncıoğlu'nun yanına gidiyoruz. Sn. Akıncıoğlu Daire Başkanı Sn. Yaşar Türkleş ve Planlama Şb. Müdürü Sn. Hasan Saday'ı da makamına davet ediyor.

Başlıyoruz konuşmaya ve 15 dakika sonra bu kitabı;

Yeniden gözden geçirmeyi,
Varsa mevcut yanlışlıkları düzeltmeyi,
Gereken güncellemeleri yeniden yapmayı,
ve...
Geçmişte olduğu gibi,
Bedelsiz olarak yapmayı taahhüt ediyorum.
Süre ise 1 ay!..

Nasıl olmuş!..
Öğrendiniz mi?
Duyduklarınızla bir ilgisi var mı?
Hiç bir zaman olmadı ki şimdi olsun.

Yeniden tasarım işini de, en uygun fiyatı veren ilk yapımcıya veriyorlar.

Çok kısa bir süre sonra ben işbaşı yapıyorum. Tabii ki benimle beraber, bir çok kişi de... Sn. Ali Kozanoğlu silahları, sözlüğü ve benzer konuları ince elekten geçiriyor. Bakanlık, kendi uhdesindeki bölümleri yeniden kaleme alıyor. Yasal düzenlemelerin hemem hemen hepsi değiştiği ve kapsamı genişlediği için, bu aşamada kitabı 2 ayrı cilde ayırmayı uygun görüp, bu değişikliği bakanlığa sunuyorum. Bu önerim kabul görüyor. Bunun dışında idarenin izni ile 2 yeni bölüm ilave ediyorum.

Kitap bitmeye yakın, hep beraber bir araya geliyor ve her sayfayı defalarca tartışıyoruz.

Vaktimizin pek çoğu bilgisayar başında geçti.

Sn. Hafize Arslan.
Biyolog

Sn. Nihart Aksu ve Sn. Hafize Arslan.

Sn.Öznur Karayumak.
Biyolog

Her sayfaya ayrı ayrı bakacağız...

Sn.Rana Kazancıgil.
Y.Kimya Mühendisi

Sn. Rana Kazancıgil, kitabı defalarca okumuş, dizin, imla ve mantık hataları için bizleri yeterince uyarmıştır. Görev alanı bununla sınırlı da olsa, özelikle düğümler bölümünde pek çok düğümün, ülke ve yöre faktörlerine göre, aynı yapıya sahip olmasına rağmen farklı adlarla adlandırıldığını tespit etmiş ve en yaygın ve bilinen adın kitap içinde kullanılması yönünde çaba sarfetmiştir.

Hep beraber bakalım ki!...

Ön hazırlıklar bittikten sonra, işin ihale aşaması oldukça zaman alıyor. İlan süresi zaten başlı başına bir zaman kaybı ama elden gelen bir şey yok. Hep beraber bekliyoruz. İhale yapılıyor. Hesabını doğru yapamayan bir firma işi alıyor ve ertesi gün de "ben bu işi yapamam" diyerek ihaleden çekiliyor. İş, en düşük 2. fiyat veren kuruluşa kalıyor ve malum prosüdür işlemeye başlıyor. Nihat Bey ve çalışma arkadaşları işin bir an evvel bitirilmesi için büyük çaba sarfediyorlar. Çünkü bölgelerden gelen kitap talepleri had safhada. Bunun için onlar kaç kere matbaaya gittiler bunu ben bilemem, ama ben iki kere gittim. Her iki ziyaretimde de, işin büyük bir titizlik içinde yapıldığına şahit oldum. Sahiplerini hala tanımıyorum ama kendilerini böylesine düzenli bir sistem kurdukları için kutlarım.

İş akışı hakkında bilgi alıyoruz.

Eğitim kitabının baş sayfasına ancak büyük önder, büyük eğitimci, büyük devlet adamı
Mustafa Kemal Atatürk yakışır...

Toplam basılacak 25.000 kitabın tüm kağıdı stoklanmış.

Bu çokluktaki baskı işlemlerinin 4 renk baskı makinası ile yapılması, önemli bir noktadır. Teknik olarak, bir seferde hazırlanan örnek sayfalar, renklerinden ötürü beğenildiği takdirde, bu aşamadan sonra hemen hemen aksaklık minumum düzeye inmektedir.

İşin her aşamasında sıkı bir kontrol gerekiyor.

Kırım makinası tıkır tıkır çalışıyor. 25.000 kitap basılıyor.

Kitaplar, banttan üç ağızlı bıçağa doğru hızla yol alıyor.

Kitaplar, makinenin diğer tarafından üç kenarı kesilmiş olarak çıkıyor.

Sn. İhsan Duru, baskı sistemin neden hata yapmayacağını anlatıyor.

İş bir an evvel bitsin diye, diğer bıçak da devrede. Bu, tek kenar kesebiliyor.

Birinci cildin kapağı basılıyor.

Kitaplar yirmişer adet olarak (shrink) paketleniyor. Bu, taşıma ve muhafaza kolaylığı sağlayacak.

70x100 cm. Roland 700 / 4 renkli baskı makinesi.

Ekim sonuna kalmayız.

Harmanlama esnasında yanlışlık olmaz. Olsa da dikiş makinelerindeki optik göz, hatalı harmanı hemen tespit eder ve makina otomatik olarak durur. Siz merak etmeyin.

Her şey gözetim ve denetim altında ise, geceleri iyi uyku var!..

Birinci cilt bitti.

Ambalajlanmayı bekliyorlar.

Bir yandan iplik dikiş, diğer yandan Amerikan tutkalı... Ciltlerin dağılma şansı, hiç yok gibi...

.

Bölgelerden gelen kitap talepleri artık kolaylıkla karşılanabilecek.

Bu grupta 1200 adet var!..

Şükürler olsun...

Bu kitabın bugünlere gelmesinde iki kişinin gerçekten de büyük emeği vardır.

Planlama Şb. Md. Sn. Hasan Saday

Sebep olan Sn.Nihat Aksu ve bu kitabın yeniden basılması için, uzunca bir süre büyük bir mücadele örneği veren Sn. Hasan Saday. Bu arkadaşlarım, geçmişten edindikleri tecrübe ile bakanlık için çok önemli görevleri yerine getirmektedirler. Kitap işi, bunların içinde çok küçük bir yer işgal eder.

Ha bakayım ki iyi olmiş midur...

İşte, eldeki imkanlar çerçevesi içinde -özelikle zamana karşı yapılan bir yarışta- kitabın ikinci büyük baskısının kısa öyküsü budur. Çok değil 10 gün sonra 2. cilt de elimizde olacak. Başta, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Müdürlüğü personeli olmak üzere, emek sarfeden herkesin eline sağlık.


Sn. İhsan Duru ve Ben (!)

19 Ekim 2005 / Çarşamba. Bugün, Ostim'de ve Şaşmaz'da iki ayrı işim var. Oralara kadar gidince, merakımdan ötürü ayaklarım beni 3'üncü kere matbaaya götürüyor. Birinci cildin de bitmek üzere olduğunu görünce, fazlası ile seviniyorum. Bu yazımın içinde;

"Her iki ziyaretimde de, işin büyük bir titizlik içinde yapıldığına şahit oldum. Sahiplerini hala tanımıyorum ama kendilerini böylesine düzenli bir sistem kurdukları için kutlarım." demiştim.

Bu sefer işletmenin sahiplerinden biri olan Sn. İhsan Duru ile tanışıp, kendisinden hem özgeçmişini hem de matbaanın kapasitesi hakkında bilgi alıyorum. "Kardeşim Cumhur Duru ile ortağız" diye söze başlayan Sn. İhsan Duru, 35 yıllık matbaacı olduğunu, işe Ajans Türk'de 15 yaşında başladığını, kısacası işin mutfağından geldiğini söyledikten sonra; "Bir günde A4 formunda 550.000 adet broşürü teslim edebilecek bir iş gücüne sahibiz" diyor. Mülkiyeti, 1998 yılından bu yana kendilerine ait olan işyerinde, 3 adet 4 renkli, 2 adet de 2 renkli, baskı makinesi var. Diğer yardımcı makinelerin ise hemen hemen hepsi varmış.

Sn.İhsan Duru

Sn.İhsan Duru 1'nci cildi de bitirmenin keyfini ve gururunu taşıyor. Bence fazlası ile hak ediyor. Kendilerine ait bir işyerinde, onlarca makine, 30 kişiye yaklaşan bir istihdam kapasitesi... Ve 3 vardiya!.. Bu ortamda üretiyorlar!.. Elinize kolunuza, bir kere daha sağlık. Kolay gelsin, Allah yardımcınız olsun.

***

Bence, bundan sonra masaya yatırılması gereken konu "Avcı-Kitap" ilişkisidir.

Avcılar okumaz.
Avcılar konuşur.
Çünkü okumak zaman ve fedakarlık gerektirir.

Avcılar gerçekleri öğrenmek için çaba sarf etmezler.
Avcılar söylenileni doğru kabul ederler.
Çünkü araştırma zaman ve fedakarlık gerektirir.

Avcılar bu güne kadar bir çatı altında toplanamadılar ise, sadece bu iki sebep, yeter de artar bile...

Yukarıda temel karekteristik özelliklerinden sadece iki küçük örneğini sunduğum bu kesim, aktif avcıların %90'nını teşkil eder. Kalan %10 avcı bu tarifimin dışındadır. ( Bu oran, iyi niyet çerçevesi içinde yapılmıştır.)

Hal böyle olunca, zaman zaman da olsa, insan yalanla iftiranın kol kola dolaştığı bu zeminde çektikleri için kendisini ister istemez sorguluyor.

"Değer mi?"

-!..

Evet değer.

Neden mi?

Gelecek kuşaklar, eğitime karşı çıkanları asla affetmeyecektir.


Gelecek kuşaklar, eğitim işini sulandıranları da affetmeyecektir.


Gelecek yeni neslin, iyi yönde farklı olmasının temel şartı, ancak ciddi bir eğitim ile mümkün olabilecektir.


Yabanhayatı bu ülkenin en büyük miras değerlerinden biridir.


Onu korumak ve gelecek nesillere aktarmak, yerine getirilmesi gereken büyük bir yükümlülüktür.

Bu ve benzeri daha pek çok şey seslendirilebilir. Ama sadece bu bakış açısı bile bence yeterlidir.
Amacımız, bu fikri paylaşacak avcı sayısını olabildiğince artırmak olmalıdır.
Bunun ise bir tek yolu vardır.
Eğitim.

İlk bakışta "eğitime kim karşı çıkar ki" diye düşünebilirsiniz. Ama bu gerçekçi bir tespit olmaz. Bu ülkede ilköğrenimini kolejde tamamlayan, ama buna rağmen "tahsil durumunuz nedir?"diye kendisine sorulduğunda ise "gerine gerine" "kolej" diyebilen, veya özgeçmişine "kolej" diye yazan, insanlarla karşılaşırsınız.

"Ben ilköğrenim mezunuyum, imkanım yoktu okuyamadım" diyebilse!..

(Bana anlatılanlara göre , daha sonra gece öğretim yapan bir liseden diploma alarak, orta öğrenimini başarı ile tamamlamış. Kutluyorum)

Bu ayıp değil ki!..
Ben, bu insanların içinde bulunduğu hale üzülürüm.
İşte bu insanlardan bazıları, bu kitabın doğruluğunu tartışırlarsa...
En hafif ifade ile komik olurlar,
Tartışmanın usul ve adabı hakkında yeterince bilgi sahibi olmak, bir düze eğitimi gerektirir ki, ortaöğrenimin verdikleri buna yetmez.
Bunların nihai amaçları, seslendirmeselerde, var olan bozuk düzenin gitmesinden yanadır.
Eğitime de karşıdırlar, kitabada.
Ama oyun bozuldu.
Kitap yeniden basıldı.

Bakın ünlü şairimiz Tevfik Fikret nasıl bir benzetme yapıyor.

Ey şanlı avcı dâmını bîhûde kurmadın

Attın fakat ne yazık ki vurmadın!

Mâlik sesin o servet-i ra'din-i gayza ki

Her yerde hiss-i hakk-u halâsın muharriki

 

Kısaca bu dörtlüğü günüz Türkçesine şöye çevirebiliriz

Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın

Attın, fakat ne yazık ki vuramadın!

Öyle bir hınçla, hiddetle gürlemekte ki sesin,

Her yerde harekete geçirir haklı duygusunu halâsın!

 

Şair diyor ki: Sağlık olsun dostum, bir dahaki sefere başarırsın!..


Ben de, başlangıçtan bu yana, kitap hakkında dedikodu üretenlere söylüyorum.


Görüldüğü gibi kervan gidiyor!..

-!..

Seslerini (!) duyuyor musunuz?

Bu yazı 7726 kez okundu...