Karandere!..



Sizde nasıl olur bilmiyorum ama, ben bazen hayata küsüyorum. Yaşadığım olumsuzluklar kara bulutlar gibi çöküyor üstüme. Yaşama sevincimi kaybediyorum. Edindiğim bilgi ve tecrübeler, daha çok uzun yıllar bu ülkenin sıkıntılı günler yaşayacağını söylüyor bana. Saatlerce düşünüyorum olası çözüm yollarını.

Bir tek sonuca erişiyorum. Mutlak eğitim.

Herkesin tartışmasız kabul ettiği ve asla yanaşmadığı eğitim.

- Hangi alanda eğitim?
- Her alanda.
- Nasıl başlamalı ?
- Seferberlik ilan edilmeli.
- Ne zaman?
- Yarın.

Malatya'da yaygın söylenen bir söz vardır. "Oğlum İreşit (Reşit) sen söyle sen işit" derler. Ben de bugünlerde sıkça bunu yapıyorum.

Yine böylesine için için karardığım bir saatte, telefonum çalıyor. Karşımda dost ve sıcak bir ses.

- Hocam merhaba, ben Nihat Aksu.

Değerli dostlarım avcılık kurslarına eğitmen sıfatı ile gittiğim için bana “hocam” diye hitap ediyorlar. Bu çok onurlu sıfatı hak ettiğimi hiç düşünmedim. Keşke, keşke hak edebilsem. Bundan daha büyük bir sıfat olabilir mi?

Demek istediğim odur ki, bundan biraz utanıyorum desem!..

Beni anladınız değil mi?

Bu düşüncelerle cevap veriyorum.

- Merhaba Nihat Bey

Alışılagelmiş bir hal hatır sormadan sonra Nihat Bey;
“Şerefli Koçhisar'da keklik salma işlemi gerçekleştireceğiz. Gelir misiniz?” diyor.

Bayram çocuğu gibi içimi sevinç kaplıyor.

Ne zordur bilir misiniz ben yaştaki insanları sevindirmek!..
Doymak ve kanıksamak arasına sıkışmışızdır.
Genç bir adam için heyecanlı olan, bizler için sıradandır.

1969 yılında MKE'den satın aldığım ilk tek kırma tüfeğin sevincini hatırlıyorum.
Şimdi silah fabrikası verseler!..
O heyecanın yerini tutabilir mi?
Hiç, ama hiç zannetmiyorum.

Ama bu teklif, ayaklarımı yerden kesiyor. Hemen Nihat Bey'e teşekkür edip memnuniyetle katılacağımı söylüyorum. O da, ertesi sabah saat 06:00 da beni yol üstü olduğu için evden alabileceğini söylüyor. Bu konuda mutabakata varıyoruz.

***

16 Eylül 2005 sabah saat 04:30 biyolojik saat (!) ilk sinyalini veriyor. Gözüm saate ilişiyor. Daha bir buçuk saat var ama, uyumak ne mümkün. Ben de hemen kalkıp hazırlıklara başlıyorum. Eskiden silahımı ve çantamı geceden kapının önüne koyardım. Şimdi, fotoğraf makinem ve objektiflerimi ihtiva eden çantam orada…

- Nasıl da değiştim?
-!..
- Niçin değişiriz?
-!..
- Değişmeli miyiz?
-!..
- Değişmeyen tek gerçek, değişim değil mi?

05:30 da kapıdayım. Arabanın gelmesine daha 30 dk. var. 40 seneye yakın bir zamandır ava giderim. Şimdiye kadar hiç kimseyi kapıda bekletmedim. İş hayatımda da bu böyle oldu.

Çantam ve ben kaldırımdayız.
Sabahın serinliği, sokağın boşluğunda geziniyor.
Derin derin soluyorum bu herkese nasip olmayan hali.
Bu saatte kimseler olmaz yollarda.
Bu, avcılara özgü bir mutluluktur.
Heyecan ile beklerken düşler dünyasına dalarsınız.
Sizi alır, götürür geçmiş zaman dilimlerine.
Farkında olmadan dalar gidersiniz bu hoşluğa.
Tekbaşınalık, avcılara has yoğun bir duygudur.
Dağda, tek başınadır.
Gölde, tekbaşınadır.

Bu, yalnızlık değildir.
Farklıdır ikisi birbirinden.
Tekbaşınalık, büyük ölçekli bir kararlılık ve inisiyatif kullanmayı gerektirir.
Bu avcılığın özünde var olan "özgürlük tutkusu"nun derinliklerine yelken açmanız demektir.
Müthiş bir keyif yaşarsınız.
Neden ava gittiğimizi zannediyorsunuz?

***

Çalan telefonun sesi ile kendime geliyorum. Nihat Bey 5 dakika içinde orada olacağını söylüyor, ben de hazır olduğumu. Gerçekten de kısa bir süre sonra Nihat Bey, Muhafaza Memuru Nevzat Kınalı ile geliyor ve hiç beklemeden şoförümüz Metin Kızmaz ile Ş.Koçhisar istikametine doğru yola çıkıyoruz.

Nihat Bey'in yolculuk sırasında yapmış olduğu telefon görüşmelerinden anladığım kadarı ile keklikler bir gün evvel geceye doğru Kahraman Maraş Başmühendisliği'nden yola çıkartılmış. Sabah erken saatte bırakılacağı köyde olacakmış. Çok geçmeden, muhtarla yapılan telefon konuşmasından kekliklerin köye getirildiğini de öğreniyoruz.

Takriben 1.5 saat sonra Şerefli Koçhisar'da bulunan Ankara Çevre ve Orman Müdürlüğü Milli Parklar Mühendisliği'ne ait binayadayız.

 

Şerefli Koçhisar

Ankara Çevre ve Orman Müdürlüğü
Doğa Koruma ve Milli Parklar Mühendisliği
Ankara Şb. Md. Sn.Nihat Aksu ve Ankara Çevre ve Orman Müdürü Sn. Haluk Özder
                                 

Kısa bir toplantı yapıp kekliklerin bırakılacağı köye doğru gitmek için yeniden yola çıkıyoruz.

10-15 dakika süren kısa bir yolculuktan sonra Karandere Köyü'ne geliyoruz. Muhtar ve arkadaşları bizi heyecanla karşılıyorlar. Keklikler kamyonda bizleri bekliyor. Bu hayvanların nakli başlı başına bir sorun. Yolculuk sırasında sıcak olmayacak, rüzgar olmayacak beslenmelerine de dikkat edilecek. Kafes tellerinin arasının açıklığ,ı önemli bir problem.

Keklik ürkerse yukarı sıçrıyor ve başı tellere sıkışıp orada kalabiliyor.

Veya sıçrarken tele vurup başı kanayabiliyor. Özel taşıma kafesleri olması lazım. Kanaatim odur ki bakanlığın bu tür özel tasarlanmış bir taşıma kafesini demirbaş edinmesi lazım. Özellikle üst tarafı yumuşak malzeme ile tasarlanmış bir kafese. Tabi bu işi sürdürmeye niyetlilerse. Her nakliye sonrası bu telkafeslerin sterilizasyonu gerekiyor. Aksi takdirde, bulaşıcı bir hastalığı farkında bile olmadan ilden ile taşımış olursunuz.

Sn.Nihat Aksu işine o kadar konsantre olmuş ki benim kendisini izlediğimin farkında bile değil.
Yağmura aldırmadan Karadeniz şivesi ile kekliklerle konuşuyor. "Ne yapaysinuz orda? İyi musunuz?"

Bu tavır, çok ama gerçekten çok önemli. İdareci, işini külfet gibi görürse ondan bir hayır beklenebilir mi? Veya bunun tam aksini sergileyen Sn. Aksu'nun davranışı, sizce de hoş değil mi?
Nihat Bey yılmaz bir savaşçı. Ne gecesi var, ne de gündüzü.

"Bir bardak sıcak çay içelim" diyen muhtarın evine misafir oluyoruz. Geleneksel olarak sergilenen bu tavrı, Anadolu'da hangi köye gitseniz görürsünüz. Bu hal, beşeri anlamda zenginliğimizdir ve bizlere özgüdür.

Karandere Muhtarı Sn. Olcay Beyazıt

Muhtar, kekliklerin süne ile mücadelede etken olacağını düşünüyor. Bunun adı biyolojik mücadele. Ama bu yeterli değil. Kekliğin soyunu bitiren aslında tarım ilaçları. Granül gübreden vazgeçildiği anda bu iddialarımızın ne kadar gerçekçi olduğunu ne yazık ki (!) ancak "Gelecek kuşaklar " görebilecek.

Karandere Köyü 85 hane. 30 civarında avcısı var. Yurt dışında çalışanı çok. Ekinden 1/10 alıyorlar. Bu oran düşük. Muhtar yeniliklere açık ama, ona yön gösterecek elinden tutacak bir öndere ihtiyacı var. Köyde ceviz ağacı yetişiyor ama diken yok!.. "Neden?" diye sorduğumda köyde yaşanan husumetten ötürü fidanların söküleceğini ifade ediyor.

85 kişi avuç içi kadar bir yerde birbirleri ile geçinemiyorlar.

70 milyon kişinin ortak bir hedefe varmasını nasıl sağlarsınız?

- !..

- Düşünmez misiniz?

-!..

- Niye düşünmezsiniz?

Misafir odasında içilen çayların ardından , kolonya tutmak adetten.

Hane halkı ise bu sıra dışı ziyareti meraklı gözlerle takip ediyor. Aradan geçen onlarca yıldan sonra, bu anı nasıl anlatacaklar acaba?

***

Yağmur ince ince de olsa sürekli yağıyor. Kaygılarımız var. Bu hal, salınacak kekliklerin içinde küçük olanlar için iyi değil. Yağmurdan korunabilecekler mi? Ne de olsa uzun bir yolculuktan geldiler. Araziye adapte olana kadar, onları korumak lazım. Bunun için çalılık bir alan, öncelikli tercihimiz olmalı.

Havanın açıldığını görünce vakit geçirmeden hemen işbaşı yapıyoruz.

Kafeslerin bir ucunda Sn. Nihat Aksu, diğer ucunda Ş.Koçhisar'da görevli koruma memuru Sn.Ali Parlak var.  Sn. Haluk Özder ise, duruma hakim, yapılan çalışmaları merakla izliyor.

Elbirliği ile kafesler traktöre taşınıyor.

 

Şimdi sorun, kekliklerin nereye bırakılacağı konusunun tartışılması. Muhtarın kafasında belirlenmiş bir alan var. İlk seçenek orası. Bize, yola çıkmak düşüyor.

Köyün içinden geçerken evlerinden kafalarını çıkartıp, bizleri hayretler içinde izleyen köylülerle karşılaşıyoruz.

 

Traktör önde, bizler de arkasında...

Bu sıra dışı olayın şahitleri sadace köylüler değil.

Köyün doğu yamaçlarına doğru çıkıyoruz.

Çok kısa bir süre sonra muhtar "İşte burası" diyor. Cascavlak bir tepedeyiz ve köye bir taş atımı mesafede!.. "Bre aman, burası olmaz" şeklinde ilk feryat benden geliyor. Arkadaşlarımın da bana katılmasıyla muhalefet cephesi bir anda kuvvet kazanıyor. Nihat Bey; "Hani ilk geldiğimizde bize gösterdiğin bir yer vardı ya... İşte o yere gidelim" diye söyleyince, karar da verilmiş oluyor. Tekrar köyün içinden yeni alana doğru yol alıyoruz.

Muhtar, bu durumdan pek memnun görünmüyor. O, köye yakkın bırakılısa daha iyi korunacağını düşünüyor. Ama bu keklik!.. Vazo değil ki koyduğun yerde dursun. Bi uçar!..

Yakınında çeşme bulunan, etrafı çalılarla kaplı bir alana geliyoruz.
Kafesler açılmadan önce çevreye yem atıyoruz.

Salma işleminde bırakılan keklikler serbest kalır kalmaz ilk gördükleri sahayı, tabir caiz ise kafalarına resmediyorlar. Buna İngilizcede "Flas back" deniyor. "Hatırlama kaydı" gibi düşünebilirsiniz. Bunun sonucu olarak keklikler, bir süre sonra salındıkları bu alana geri dönüyorlar. Adaptasyon sürecinin sonunda, yaşam ortamlarına uygun olarak gurup davranışı sergiliyor ve farklı alanlara kısa mesafeli   (10 -15 Km.) göçler yapabiliyorlar.

Kafesler hemen yere indirilip kapakları açılıyor.

Çok beklemiyoruz.

 

Yeni bir yaşama "merhaba" diyen keklikler derhal uçmaya başlıyor.

İkinci kafeste daha küçük keklikler var. Büyüklerin hemen arkasından onları salıyoruz. 15-20 bireyden oluşan ve alaylar halinde yaşayan keklikler, bir sürü lideri tarafından güdülüyor. Baskın bir karektere sahip ve erkek olan lider, bu statüyü gerektiğinde kavga ederek elde ediyor. Çok kısa bir süre önce bırakılan kekliklerden liderlik vasfına sahip olanlar, çoktan ötmeye başladılar bile...

Tabii ki bu çağrıya uymaya hazır adaylar da var.

Kekliklerin gökyüzüne doğru uçuşlarını mutlulukla izliyoruz.

Bir avcı için, bu sahneden daha hoş ne olabilir ki?

Güle güle...

Bu fotoğrafı çeken haftalık Tuz Gölü Haber Gazetesi'nin muhabiri Sn.Osman Recep Kargın'a teşekkür ederim. Benim başka türlü bir şansım yok.

Başarılı bir salma işlemi, bu fotoğraftaki arkadaşlarım tarafından yapıldı.
Başta, bu karede görülmeyen Sn.Nihat Aksu olmak üzere...
Sadece benim emeğim yok.
Bazıları bu tür aktiviteleri neden yayınladığımı merak edebilir.
Benim onlara söyleyeceğim bir tek söz var.

 

Fikir ona derler ki, bir yol açsın,
Yol ona derler ki, bir gerçeğe ulaşsın.

                                                                                                     Hz. Mevlana

 

Ülkemizin, dar boğazlardan çıkabilmesinin vazgeçilmez koşulu, eğitim ve üretimdir.
Bu aktivite, bir anlamda 3-4 senedir uygulanan bir "fikirdir"

Not:

Yaşadığımız bu güzellikleri, Kahraman Maraş İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'ne bağlı
Doğa Koruma ve Milli Parklar Şb. Md.Sn. Fikret Çetinkaya'ya ve onun çalışma arkadaşlarına borçluyuz. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.
Üreten herkesin ellerine sağlık.

Bu yazı 21240 kez okundu...