2005 Yılı Ankara İli Avcılıkla İlgili İstatistikler


"Avcı Eğitiminde Yaşanan Yanlışlıklar" başlıklı 3 bölümden oluşan yazı dizimi takip edenler "3. Bölüm"de benim her ders öncesi avcılardan bilgi edinmeye dönük anket formunu masamda her zaman hazır bulundurduğumu hatırlayacaklardır.

Kursiyer avcılardan bu formları doldurmalarını rica ediyorum. Geleceğe dönük sağlıklı çalışma yapmak istiyorsak, dünü iyi bilmemiz iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Her geçen gün, artık dün olarak anılır. Ben "Bugün bu verileri toplarsak, yarın birilerinin işini kolaylaştırırız" diye düşünüyorum.

Yarınlar!... Çocuklarımızın yarınları!... Kim onların zorluk çekmesini isteyebilir ki?

Bu düşünce tarzı, yani deyim yerinde ise "Ben merkezli yaşam"dan ne denli uzak kalabilirsek, bizim de yarınlar için umudumuz olur.

En azından ben böyle düşünüyorum.

İşte bu mantık çerçevesi içinde, son dört ay içinde eğitmen sıfatı ile gittiğim kurslarda elde ettiğim verilerin dökümü ve bu verilerin "bana" verdiği mesaj.

Bu tabloda bilgi vermeyen avcı sayısının yüksek bir oranda olduğunu görüyorum. Geçmiş dönemde 10.369 avcı için benzer bir anketi değerlendirdiğimde örneğin; mesleklerle ilgili ankette bilgi vermeyen % 7 iken, bu ankette bu rakam %8 e çıkmıştır. Tahsil durumunu gösteren grafikte geçmişte bilgi vermeyen hiç yok iken bugün bu oran %19' lara ulaşmıştır.

Bu durum, önceki yazılarımda seslendirdiğim gibi kurslara "zoraki" gelindiğinin bir anlamda göstergesidir.

Ama ne olursa olsun değişmeyen bir gerçek, gün gibi ortadadır.

Başkentin orta yerinde -ilk öğrenim de artık 8 yıl olarak kabul edilmiştir- düşük bir eğitim düzeyi ile karşı karşıyayız. Bu oran yukarıda tabloda görülen ilk ve orta eğitim birleştirildiği zaman % 33 civarındadır.

Bilgi vermeyenin %50 si ilk öğretim görmüş olsa -ki büyük olasılıkla böyledir- bu oran da %43 e çıkar.

Bu da olumsuz yönde yüksek bir değerdir.

Yukarıdaki analizimi destekleyen yeni bir tablo ile karşı karşıyayız. Geçmişte yapmış olduğum bir araştırma 10.369 avcının %28'inin yarı-otomatik av silahı kullandığını söylüyordu.. Bunu bu ülkede av yaptığı varsayılan 250.000 aktif avcı üzerinden değerlendirseniz bu oran %60' lara kolaylıkla ulaşır ve hatta geçeceğini düşünüyorum.

"Neden?" derseniz, ben de "Eldeki bilgiler kırsal kesimin bilgilerini aktarmıyor ki?" derim.

Bu ülke geneli için vahim bir haldir. Ankara ve civarının bize verdiği mesaj da bu iddiamı destekler mahiyettedir.

Bu ankette yarı otomatik silah kullanan avcı oranı %36 dır.

Kendine güveni az, başarıyı mutlaka "elde etmek" olarak yorumlayan bir avcı gurubu... Avcıların bir kısmı, yarı otomatik silahlarını takoz marifeti ile kullandıklarını sözlü olarak ifade ederek, benim bu tezime karşı olan bir görüşü seslendiriyorlar. Ben de o zaman onlara şu örneği vererek bir soru soruyorum. Örneğin, şehir içinde bir eviniz var ve aileniz için bir binek arabası almak istiyorsunuz.

Ne alırsınız?...

Veya ailenizin ulaşımını sağlamak için, otobüs alır mısınız?

Atıl bir kapasiteyi kim ister ki?

Yarı otomatik bir tüfek, otobüs gibidir...

Onu tercih eden, onun içini (!) doldurmaz ise zarar eder!...

Doldurursa da zarar eden, yabanhayatı olur.

Yeri gelmişken seslendirmek isterim;

1- Ateşli silahların imalatını düzenleyen yasa, acilen değişmelidir.

2- Yarı otomatik ve pompalı silahlarda hazne kapasitesi 2+1 ve sabit takozlu olmalıdır.

3- Mevcut silahlar da buna uygun olmak kaydı ile , belirlenen bir süre içinde derhal modifiye edilmelidir.

Bir diğer enteresan durum pompalı av silahları için söz konusudur. Hangi gazeteyi açarsanız açın o gün av tüfeği ile işlenen bir cinayet vakası var ise, klasik başlık "Pompalı Vahşeti " şeklindedir. Bu toplum üzerinde baskı kurmaya, toplumu şartlandırmaya, korkutmaya dönük, kolaycılıktan başka bir şey değildir. Cinayetin, her hali vahşettir!..

Ağızdan dolma, bir karabarut tüfeği ile birisinin canına kıyıldığında, ne yazacaksınız?

Bu hoşgörü ile karşılanabilir mi?

Ama gelin görün ki, avcılar pompalı av silahı kullanmazlar!...

Keşke, bu ülkedeki tüm avcılar pompalı av silahı kullansalar. İşte o gün hayvanlara gün doğar diyebiliriz.

Basında yaşanan yanlış bilgilendirmeyi, bir başka örnekle de anlatmak isterim. Ülkemizde her yıl binlerce trafik kazası oluyor. Her yıl 5-6 bin yurttaşımız hayatını kaybederken, onbinlercesi de sakat kalıyor.

Gazeteler neden arabaların türünü, veya şanzuman tipini yazmıyorlar?

Mesela, "Yine otomatik araba ile cinayet!.." veya "Kamyonet ile katliam" gibi!..

Doğru düşünmek, doğru sorgulamak ve doğru haber yapmak zordur.

Bir gazetede bunları seslendirirseniz, hatta daha da ileri giderek "çok bildiğini zanneden bazılarının ayağına basarsanız"

Yazdıklarınızın doğruluğu değil, sizin varlığınız tartışılır.

Sizin köşenizi bir günde yok ederler. "Milliyet Gazetesi'ndeki "Arpacık" başlığı altında yazdığım köşem gibi!..

 

Bu anketin ortaya koyduğu sonuç, çok açık ve nettir. Başkent ve civarındaki ilçelerde avcıların bir tek hedefi var.

Avda mutlak başarı!..

Dışarıdan bakıldığında -benzetmek ne derecede uygun olur bilmiyorum ama- "Kim kaybetmek için sahaya çıkar ki" denilebilir.

Ama özellikle avcılıkta başarı, göreceli bir kavramdır. Bu işin inceliğini bilenler daha farklı düşünecektir. Örneğin av sahasında önüne çıkan az sayıda bir kanatlı topluluğuna silah atmamak başarıdır. Bu davranış biçimi hırsını, akıl ile yenmedir ki bu hali sergilemenin yolu mutlak eğitimden geçer.

Bu avcı, evine eli boş gelse de başarılıdır.

Ülke genelinde ilköğrenim ağırlıklı bir avcı kitlesi "mutlak başarı" için yola çıkarsa neler olabilir?

Bu başlı başına irdelenmesi gereken bir konudur. Ve mutlaka üzerinde durulmalıdır.

"Avcılığın Kısa Tarihi ve Özü" bölümü altında anlatmaya çalıştığım "Avcılığın Basamakları" bölümünü hatırlayanlar, bu bölümdeki "Metod Basamağını" bir kere daha okusunlar ve bir kere daha düşünsünler...

Sizce, en azından bu ankete katılan avcıların büyük çoğunluğu hangi basamaktalar?

Bu anket formunu her kurs öncesi avcılara dağıtmadan önce gerekli açıklamaları sesli olarak yapıyorum.

Diyorum ki:

"Avcı kardeşlerim, lütfen sosyal statünüzü belirlemede kabul görecek ayrımlardan biri de, dolduracağınız bu bilgi formu ile ortaya çıkacak. Dolayısıyla ne iseniz "onu" yazın.

Ve devam ediyorum. Serbest meslek erbabı ne demek, onu anlatıyorum.

Ama nafile bir çaba içinde olduğumu üzülerek ifade etmek isterim.

Gelir Vergisi Yasası'nın 65'inci maddesinde yer alan tanımlamadan da anlaşılacağı üzere "serbest meslek faaliyeti, sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır." Bu tanımlamaya göre serbest meslek faaliyetinin üç ana unsuru bulunmaktadır.

Bu unsurlar;

. Sermayeden ziyade şahsi çalışmaya, bilimsel veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanması,

. Bir işverene tabi olmaksızın kişisel sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması,

. Devamlılık göstermesi, olarak kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı böyle söylüyor. Ben de bunu dilimin döndüğü kadar açıklıyorum.

Üzücü olan odur ki memleketimizde "işsiz ve mesleksiz olan herkes" kendisini "serbest" diye tanımlıyor. Marangoz demiyor... Terzi demiyor... Halbuki bunlar meslektir ve bence çok da saygındır. Evrensel boyutu vardır. Terzi Japonya'da da elbise diker İngiltere'de de... Marangoz olmak kolay mıdır? Rusya'da hala ayakta olan ahşap saraylar!... Binlercesi sadece ahşaptan yapılmış konaklar, köşkler ve evler!... Bunların her birinde emek vardır, sanata ve zenaata ait ip uçları vardır ve marangozların elinden çıkmıştır.

Keşke avcılar asıl mesleklerini söyleyebilseler...

O zaman bu ve benzeri anket sonuçları gerçek profili gösterirdi. Böylece gelecek kuşaklar da daha doğru bilgi edinmiş olurlardı.

Bu kursa katılan 339 kursiyerin yaş ortalaması 45 olarak tespit edilmiştir.

Bu kursiyerler, yılda ortalama 17 gün ava gittiklerini beyan etmişlerdir.

Bu yazı 4523 kez okundu...