Avcı Eğitiminde Yaşanan Yanlışlıklar-1


İçinde bulunduğumuz tarih itibarı ile avcılıkla ilgili eğitim çalışmaları tabir-i caiz ise iyi yolda değil. Bu olgunun çeşitli sebepleri var. İdare içinde üst düzeyde görev yapanlar, konunun ne derecede önem arz ettiğinin farkında değil. İşin önemini kavrayanlar - özelikle geçmiş dönemde de görev yapmış olanlar - ise, idare içinde sınırlı yetkiye sahip.

Tepedekiler, bu iddiamı duyarlarsa (çünkü okumazlar) hemen feryat figan bağırlar;

“Biz eğitimin önemini biliyoruz…”

O zaman sorarlar insana “biliyorsunuz da yanlışlıkları niye görmüyorsunuz“diye.

Bu, olmaması gereken durumun faturasını ise yabanhayatı ödüyor. Bir eğitmen sıfatı ile yaşanan problemleri hemen, hemen 24 saat içinde idareye bildirdiğim halde çözüm yollarının şu an için “tıkalı” olduğunu görüyorum. Bu sıkıntılar er veya geç, mutlaka aşılacaktır. Bu aşamada, yaşanan yanlışlıkları belgeleri ile ortaya koymak, hatta bunu seslendirmeden öte, çözüm yollarını da önermek, her zaman olması gereken bir haldir ve “bir vatandaşlık borcudur” diye düşünüyorum.

Bu tespitimden sonra “problemleri anlatmaya nereden başlasam“ diye düşünürken “baştan anlatalım da bilinmeyen hiçbir şey kalmasın“ fikri bende ağır bastı. Eğitim bağlamında, içinde bulunduğumuz tarih itibari ile avcılığı üç ayrı dönemde incelememiz gerektiğini düşünüyorum.

Geçmişi, bugünü ve geleceği.

Ben bunu, 1'inci 2'inci ve 3'üncü dönem başlığı altında toplamaya çalışacağım.

Avcıların % 90'nının asla okumayacağı geriye kalan %10'nun da %90‘nının okumaya başladıktan sonra yarım bırakacağı bu yazımı, bu düşüncelerle kaleme alıyorum.

Geriye kalan çok küçük azınlık!.. Sizlere çocuklarım adına teşekkür ediyorum. Belki de hiç göremeyeceğim torunlarım adına teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız…

 

1'inci DÖNEM

Cumhuriyet'in 75. Yılı kutlamaları çerçevesinde ülkemizde, dolayısıyla Ankara'da yapılan ilk “Avcılık Kursu” eldeki imkanlar çerçevesinde 1998 yılında aşağıda görülen mekanda yapılmıştı. O günlerde bu kursun açılması sırasında, ders verilecek sınıfın hazırlanması, hocaların tespiti ve müfredatın hazırlanması hususunda çok titiz davranmıştık. Çünkü, “yola nasıl çıkılırsa öyle de devam edilir” zannediyordum.

O halde öyle bir şey yapmalıydık ki, örnek alınacak kadar kıymetli olsun. Özel bir sınıf düzenledik. Gözün eriştiği her yer avcılığı çağrıştırsın diye, bu uğraşıya ait objelerle dolsun istedik. Zannedersem de, “yaptık” diye düşünüyorum. Katkı koyan herkesin bir kere daha eline sağlık. Yaşananları fotoğraflarla belgeleme hususunda göstermiş olduğum çabaların sonucunda bugün sizlere bu aşağıdaki görüntüleri sunma imkanım doğuyor.

İşte, Cumhuriyet Tarihi'nin ilk avcılık kursuna ait fotoğraflar.

İç Anadolu Araştırma Ensitütüsü'nün bulunduğu 3 no'lu binadaki
Dr. Fuat Adalı Salonu.

       

Kuş fotoğrafları – Fişek koleksiyonu.      Duvarlar av malzemeleri ile doldurulmuştu.


Eryaman Poligonu - Kursa 6 hanım kursiyer iştirak etmişti.


   

Not tutuyouz...                                    Ders anında.


  

İşi o kadar ciddiye almıştık ki!..                             İmtihan sırasında.

İmtihan sorularını kursiyerlerin huzurunda açtık.

Kapanış konuşmasında duygu yoğunluğu yaşamıştık.

Kursun bitiminde Sn. Vedat GÜR'ün büyük katkısı ile canlı müzik eşliğinde kokteyl vermiştik.

Sınav sonrası kutlama için yaptırılan pastalar, bir dönemin kapandığını,
yeni bir dönemin de açılışını simgeliyordu.


Kapanış konuşması.
Mehmet Emin Bora

Avcılık eğitimine iştirak eden kursiyerler.

Kursun son günü, kokteyl öncesi bir kapanış konuşması yapmıştım. Kısaltarak aldığım metin aşağıdaki gibiydi.

KAPANIŞ KONUŞMASI

İçinde bulunduğumuz an itibarı ile 19 saatlik teorik ders programımızı önceden plânlanan şekli ile tamamlamış bulunuyoruz. Gelecek hafta hep beraber atış poligonuna gidecek ve burada öğrendiklerimizi usta öğreticeler gözetiminde hayata geçirmeye çalışacağız. Daha sonraki hafta da hepinizin bildiği gibi Orman Bakanlığı'nın düzenleyeceği test usulü sınav var.

Bu kısa ders programı içinde avcılık gibi geniş kapsamlı bir kavramı yeterince irdeleyemediğimizin bilincindeyiz. Ama en azından avcılığın dışarıdan görüldüğü gibi hafife alınacak bir olgu olmadığının burada altını çizmiş olduk. Hatta doğayı koruyabilmenin en önemli yolunun ancak bilinçli bir avcılıkla temin edilebileceğini anlatmaya çalıştık. Yıllardır çalışıyoruz da.

Peki, bu gerçeği bile bile kişisel çıkarları için aksini savunanlara şimdi ne demeli?

Bilinçsiz avcıların kötü yönlerini sergilemek sureti ile tüm avcıları töhmet altında bırakma çabası kime ne sağlıyor acaba?

Keşke bu kursu onlarda izleyebilselerdi.

Cumhuriyet tarihinde, olumsuzlukları sergilemenin bu denli prim yaptığı, ahlâksızlığı sanki bir marifetmiş gibi takdim etmenin, bir başarı ölçüsü gibi kabül edildiği hiçbir dönem, ne yazık ki olmamıştır.

Bu çarkın içinde;

Avcıların içinde görünüp, onları arkalarından vuranlar,

365 günün içinde evcil hayvanlar üzerine bir iki yazı yazmak sureti ile halkın merhamet duygusunu istismar edenler,

Görsel gücü istediği gibi yönlendirmek sureti ile halkı yanıltanlar, kısacası gerçekleri saptırma çabası içinde olanlara şimdi sormak lazım.

Niçin iyi şeyleri de kamuoyuna duyurmuyorsunuz?

Bu tanıma girmeyen sağduyu sahibi basın mensuplarını huzurunuzda tenzih ederim.

Artık kurtlar sofrasına yem olmak istemiyoruz. Bu eğitimin her geçen gün yükselen ölçüler içinde yaygınlaşmasını istiyoruz. Umut ederim ki bundan sonra yapılacak benzeri bir etkinlik çok daha mükemmel olacaktır.

Bu kursun düzenlenmesi sırasında:

Başta Orman Bakanlığı'nın değerli bürokratları olmak üzere;

Bizlere her aşamada destek veren kişi ve kuruluşlara,

Sahip olduğu bilgileri bizlerle paylaşan değerli hocalarımıza,

Çalışmalarımız için bizlere rahat bir ortam sağlayan görevli arkadaşlarıma,

huzurunuzda yeniden teşekkür etmeyi, ödenemez bir borç gibi algılıyor, onlara tekrar, tekrar, teşekkür ederken bir ilki hep beraber paylaşabilmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Düşüncelerim bunlarla sınırlı değil.

“Tarih, birtakım rastlantıların sonucu değilse, herhangi bir olayın belli bir tarihte ortaya çıkması da rastlantısal olamaz. Her olayın belli bir tarihte ortaya çıkmasının kendine göre haklı nedenlerinin yanı sıra onun oluşmasını hızlandıran sebepler de vardır” diye düşünmekteyim.

Bugün bizleri bu çatı altında bir araya getiren ortak paydalardan biri öncelikle akıldır. Bir diğeri ise yaban hayatının tükenme tehlikesi karşısında “geçmişten aldığımız bu kıymetli emaneti, gelecek nesillere nasıl aktarabileceğimiz” konusundaki ortak mesuliyet duygusudur. Bu bağlamda, akıl ve sorumluluk duygusunun gösterdiği hedefin adı ise mutlak ve sürekli eğitimdir.

Bugüne kadar birçok kişinin “bu yapılamaz" dediği eğitim.

Bakın, bir düşünür bu konuda ne diyor.

Hep “bu yapılamaz"diye eleştiren

Kendini beğenmişliğin içinde kalır.

Ve tüm eğlenceyi kaçırır.

Her yeni teklifin, sakıncalarını belirtir.

Ve eğer gücü olsaydı

İnsanlık tarihini de silerdi;

Ne radyomuz olurdu ne de arabamız.

Ne de sokakları aydınlatan lambalarımız,

Ne telgraf ne de telefon

Taş devrindeydik en son

“ Bu yapılamaz” diyenler

Yönetseydi dünyayı

Beşer halâ uykudaydı.

………… Bu kursun açılış tarihinin Cumhuriyetimizin 75. yılı kutlamalarına rastlaması onu daha da anlamlı kılıyor. Hârf devrimini yapmak sureti ile aydınlık yarınlara büyük bir pencere açan, pek çok şeyin olduğu gibi eğitimin de öncüsü, büyük önder M.Kemâl Atatürk ulusal eğitim politikası ile ilgili olarak ;

“Gerçek reform, yalnızca okulların açılması, programlar ve yöntemlerin reformu ile ele alınamaz . Yeni nesillere yalnızca akıl ve mantık bilgisi değil, aynı zamanda ahlâki gelişme ve politik anlayış da verilmelidir. “ demektedir.

Bu ışık altında bilinçli bir avcılığın temelinin atılabilmesinin sağlıklı yolunun ancak avcılıkta “etik” kavramının başlangıçta içimize sindirilmesi ile başlar diyebiliyorum. Bunun yurt genelinde yoğun olarak yaygınlaşmasının vazgeçilmez koşulu sürekli eğitimdir. Bunu “nasıl başarabiliriz?” diye düşündüğümde karşıma çıkan en kısa yol “okumak” ve okumayı teşvik etmek oluyor. 08.11.1998

Evet, kursu kapatırken yer, yer kısalttığım bu konuşmayı yapmışım.

1'inci dönem avcılık kurslarının başlaması böyle olmuştu.

Bu kursun tamamlanmasının ardından kısa bir süre sonra iktidar ve dolayısıyla idare değişti. Milli Parklar Gn. Müdürü Sn. Muzaffer Gültekin görevi, Sn. A.Hüsrev Özkara'ya devretti. Dışardan bakıldığında “tam bir şeyler yoluna girecek” derken ağır taşlar yerlerinden oynayınca, ister istemez bir bedbinlik içine düşüyorsunuz…

“Ne olacak şimdi?” diye düşünmüştüm.

Hoş, Sn. Gültekin ne avcılık kursunun açılışına geldi ne de kapanışına!..

Yine de kendisine teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Ya izin vermeseydi!..

Kursun kapanacağı son gün, bir Gn. Md. Muavini saat 11:00 sularında ”Bize ödül verecekmişsiniz” diye koşarak gelmişti ve ben de “Ne ödülü!.. Size niçin ödül verelim ki?“ diye cevap verince pek bi kızmıştı… “Pazar günü erkenden kalktık… Bilsek hiç olmazsa biraz daha uyurduk” diye söylene, söylene giderken bir yandan da ellerini kolonyalı mendille sildiğini hatırlıyorum.

Halbuki o pazar ben sabah 05:00 de kalkıp kursiyerlerin öğle yemeğini tedarik için ailece uğraş veriyordum…

Neyse bunları yazsak bir türlü yazmasak bir türlü…

Hemen, hemen her dönemde hiçbir çaba sarf etmeden sırf, konumu itibarı ile mükafaatı hak ettiğini zanneden insanlara sıkça rastladığımı söyleyebilirim.

50 ila 60 kursiyerin katıldığı bu etkinlik sonunda katılımcılar 100 puan üzerinden değerlendirilecekti. Asgari 70 puan aldıkları takdirde de başarılı olacaklardı.

Yanlış hatırlamıyorsam %70-80 oranında bir başarı vardı. Hiç kimseye ayrıcalık tanınmamış, eş dost gözetilmemişti. 2-3 eksik puan için bu belgeyi alamayan kursiyerler oldu.

Bundan daha önemlisi kursiyerlerin tamamı, derslerin hemen hemen hepsine gönüllü olarak katıldılar.

Katılanlar, bu kurstan büyük haz duyduklarını ifade ettiler. İmtihan sabahıydı. Erkenden kalkmış hatta gece hiç uyuyamamıştım.

Sınav heyecanı duyuyordum.

Sınıfta düzenleme yaparken kursumuzun en yaşlı üyelerinden biri yanıma yaklaştı ve bir zarfı yavaşca ceketimin yan cebine koydu. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Aklımdan kötü kötü şeyler geçerken ne yapacağıma bir türlü karar veremiyordum. İki üç saat kadar elim cebime gitmedi.

Gidemedi desek daha doğru olur.

İmtihan bitti kağıtları topladık bana da cesaret geldi. Elimi cebime soktum ve zarfı açtım.

İçinden bir kağıt çıktı...

Ben de bu kağıtta yazılanları orada bulunanların huzunda okudum. 2-3 saat kadar elim cebime gitmedi.Sınav heyacanı duyuyordum.Sanki ben apanış günü. Candan kutlayalım bu av gününü

Ne güzel tesadüf geldi günümüz
Atamızın eseri 75. yıl dönümümüz
Hiç açmayın bağnazlığın önünü
Candan kutlayalım bu av gününü

Mehmet Emin Bora soruyor ;
“Avcılığın özü ne?”
Tükürelim bağnazların yüzüne
Hiç açmayın bağnazlığın önünü
Candan kutlayalım bu av gününü

Yurdumuzun kekliği var kuşu var
Türk Milleti'nin eğilmez başı var
Bu güzelliği beğenmeyen bağnaz kişi var
Gelin kardeşlerim ülkemize sahip çıkalım

Öğrendik sayenizde trap atmayı
Güzel bir şekilde silah tutmayı
Kim hor görmüş Ayşe ile Fatmayı
Gelin kardeşlerim ülkemize sahip çıkalım


Atamızdan bize miras, bir spor
Üret, paylaş, torununa devret
Orman Bakanlığı'nın bu hususta emri var
3167 sayılı kanuna dikkat et

İnsanlık gücünü kullanma sakın
Mevsimi gelince avlanmak hakkın
Limit dışına çıkma ha sakın
Bunu dinlemezsen avcı değilsin

Öğrendiğini öğret eşine dostuna
Yavru yumurta zamanı gitme kuşun üstüne
Bilinçsiz avlananların acıma, var üstüne
Böyle korumazsan avcı değilsin

Gelin arkadaş avımız koruyarak
Orman Bakanlığı'na yürüyerek
İlgililere sesimiz duyurarak
Ağlamayan bebeğe meme yok imiş

Bütün hocalara minnettarım
Üretip korumaya her zaman varım
Eğer koruyamazsak bu mirası
Her an biter, ya bugün ya yarın

Harita , kalibre dedik saplandık
18 dersi bir araya topladık
Ders sonunda anlatılanı notladık
Bu imtihan, bütün kursiyerlere hayırlı olsun

Altı hafta kursiyerlerle tanıştık
Silah, sağlık bilgisi hep tartıştık
Poligonda piknik yaptık kaynaştık
Hatamız varsa af ola, avcı arkadaşlar rasgele

Sevmeyen kimse aşık olamaz
Aşık olmayan, maşukunu bulamaz
Eğitimsiz kişi hedefine varamaz
Eğitimli kişi boşa çabalamaz

Aslımı sorarsan Çiçekdağlı'yım
Kursunuzda 44 kayıt no'uyum
Varsa hatam özür dilerim
Kursunuza canı gönülden bağlıyım

 Turan YILMAZ                                                           

Tüm kalbimle söylüyorum ki o zaman da okurken ağlamıştım şimdi de yüreğim kabara kabara ağlıyorum.

Teşekkür ederim Sn. Turan Yılmaz... Başka ne diyebilirim ki!..

Yeni Kara Avcılığı Kanunu (4915) yayınlandığında, bu kanunun yayın tarihinden önce avcı eğitim kursuna gitmiş avcıların, kazanmış oldukları hakları saklı tutarak bu kursiyerlerin için yeni bir eğitime gerek olmadığını tescil etmiştir. Bu da yaptığımız işin ne kadar doğru olduğunun bir göstergesidir. Bu kurs sonucu Avcı Eğitimi ve Yaban Hayvanı Üretme Vakfı kurucu üyelerinden hiçkimse sertifika almamıştır. Bu öykü böyle başlamış böyle bitmiştir.

 

Bu yazı 4560 kez okundu...