jOHANNESBURG-CAPE TOWN


10-23 NİSAN 2012

        Daha önce görmediğimiz bu bölgeyi eşimin Cape Town’da yapılacak Çocuk Ruh Sağlığı kongresi bahanesiyle görmeyi planladık. Önce Johannesburg’a gidiyor, oradan safari için 3 günlüğüne Kruger Park’a geçiyor ve tekrar Johannesburg’da bir gece dinlenerek uçakla Cape Town’a geçip uzun süre konaklamayı planlıyoruz.


       Ankara’dan THY uçağı  saat 21.00 de, İstanbul dan 0.55'de kalkıyor.10 saatlik rahat bir uçuş sonrası Johannesburg’a varıyoruz. Hava alanına yakın (~ 8 km.)  rezervasyon yaptırdığımız Airport Grand Otel’e otelin shuttle'ı(ring servisi) ile gidiyoruz.

 

Mütevazi-temiz bir otel ancak inen, kalkan uçakların  rotası tam üzerinden geçiyor, Allah’tan gece uçuşu pek olmadığından gece rahat bir uyku ve sabah kahvaltıdan sonra grubumuzu Kruger’e götürecek minibüsümüz rehber Marcus’la birlikte geliyor ve çoğu otelimizde kalan ,kongre katılımcısı olan 18 kişiyi toparlayarak Kruger’e doğru yola çıkıyoruz.

 

Büyük düzlükler, yer yer sulu-ağaçlıklı alanlar, basit varoş evleri, terk edilmiş madenci konutları, maden arama sonrası oluşmuş büyük toprak yığınları, tepecikler den oluşan manzarayı izleyerek yaklaşık 400 km.lik yolu 5 saatte alıyor ve yol üstü bir restoranda öğle yemeğini yedikten sonra saat 14.00 civarında Kruger Park’ın ana girişine ulaşıyoruz. Ana kapıdan girişte Rehber pasaportlarımızı alarak kaydımızı yaptırıyor.

 

Kruger Park Ulusal Park alanı çok geniş ve içerisinde 13 dinlenme – geceleme (Rest–camp)imkanı olan kamp var. Rehberimiz bugün hayvanları görme hedefimiz değil demesine rağmen yol boyunca buffalo, çok sayıda impala  zürafa, zebra’nın görülmesi herkesi heyecanlandırıp, fotoğraf makinelerine davranmasına neden oluyor.

Konaklayacağımız Skukuza Rest Camp’a 17.00 sularında varıyoruz. Ana girişten itibaren aldığımız yol fazla olmasa da düşük hızla seyir  ve fotoğraf çekmek için çok durulması nedeniyle akşam saatlerinde ulaştığımız kampta; resepsiyona kayıt, oda anahtarlarının alınması ve odalarda kısa bir dinlenme sonrası akşam yemeğinde buluşmak üzere grup odalara dağılıyor. Bungalovlar saz- kamışlardan yapılmış konik çatıları olan bir oda ve banyo-tuvalet den oluşuyor. Mutfak dışarıda ve önlerinde barbekü ocağı var. Konaklayanların birçoğu ortak mutfaklarda yemek veya ocaklarında ızgara yapabiliyor.

Kaldığımız kampta her şeyin satıldığı bir süper market, ATM para değiştirme ofisi-restoranlar mevcut. Akşam yemeğinde ızgara, et, tavuk, salata, tatlı ve meyve den oluşan bir yemek ve çok övülen Güney Afrika şaraplarının tadına bakarak (ülkemizde de satılan birçok marka var! ) ertesi gün çok erken kalkacağımız uyarısıyla saat 22.00 gibi odalarımıza çekilerek yatıyoruz. Sabahın çok erken saatinde 04.30 gibi uyanıp, sıkıca giyinerek (bu saatler oldukça serin oluyor) safari yapılan araçların bulunduğu alanda toplandık. (üstü ve yanları açık kamyon benzeri bir araca binerek yola koyuluyoruz.

Demokan EROL - Neşe Erol

 

 

 

Rehberimiz ve silahlı (uzun namlulu tüfek) sürücümüz yavaş hızla giden araç içerisinde her an çıkabilecek bir hayvanı görmek ve resimlemek için teyakkuz halindeyiz. Nihayet yol üzerinde piyasa yapan aslanları görüp fotoğraflıyoruz. İlk günün heyecanı ile her hayvan gördüğümüzde stop-stop haykırışlarıyla aracı durdurup uzun uzun fotoğraflarını çekiyoruz.

 

Çok sayıda impala, fil aileleri, antiloplar, çeşitli kuşlar,zürafa,zebra ve uzaktan bir leoparı görüp fotoğrafladık. Kalın giyinmemize rağmen araçtaki battaniyelere de ihtiyaç olduğunu yaşayarak öğrendik. Kampa dönüp kahvaltı sonrası biraz dinlendikten sonra  saat 11.00 gibi kendi minibüsümüz ile günün ikinci turuna çıktık.

Kamp içinden geçen Sabie Nehri’nde hipopotam , timsahları ve vahşi köpekleri gördük.Sürü halinde dolaşan bu köpeklerin oldukça saldırgan olduklarını bir impalayı  parçalayıp yerlerken görerek öğrendik.Kampa dönüp bir şeyler yiyip dinlendikten sonra karanlık çökerken günün ikinci safarisine çıkacağız.

 

 

 

 

Yine üstü ve yanları açık kamyona doluştuk, gece hava daha da soğuk. Gece avlanmaya çıkan hayvanları görmek için aracın iki tarafında bizlerin elle yönettiği projektörler var. Karanlıkta sesleri dinleyerek ve çevreyi ışıkla tarayarak hayvanları gördüğümüzde deklanşöre basıyoruz. Bizim dijital küçük kameralar uzak ve küçük objelerde yetersiz kalıyor.

Milletin elinde bazuka gibi teleobjektifler bir dokunuşta seri atışla elbette çok güzel fotoğraflar elde ediyorlar. Ağını örüp ava hazırlanan büyük bir örümceği ve bukalemun, çeşitli gece avlanan kuşları ve yine hep görerek kanıksadığımız zebra, zürafa, impala, fil vb. görerek kampa dönüyor ve sıradan bir yemek sonrası erken yatıyoruz.

 

Yarın 06.00 da bu alanın dışında yka kampa geçeceğiz. 4 ve 5.günlerde Kruger kamp alanından minibüsümüzle erken saatte hareket ettik. Daha önce görüp resimlediğimiz bazı hayvanlara yine rastladıysak da artık eski heyecan kalmadı gibi. Kahvaltı ettikten sonra devam ederek Moholoholo’ya vardık.

 

Burası vahşi hayvanların rehabilite edildiği bir merkez.Ona komşu Forest Camp denilen özel bir işletme’nin kampında kalacağız. Kamp girişinde araçlardan inerek 9’ar kişi alan 4 çeker araçlara transfer olduk. Oralarda gezinen bir domuz yavrusu,bavulları koklayıp, karıştırarak giriş vizemizi verdi.

Araçlardan birini genç ve güzel bir kız (beyaz) kullanıyor. Stajyer imiş, para vererek burada çalışıyor. Kamp gayet güzel geniş verandalı zevkle döşenmiş, cibinlikli yatakları olan çatısı ve bazı duvarları kamıştan yapılmış hoş chalet  gibi evlerden oluşuyor. Sanırım 10-15 kadar ev var. Bize 2 numarayı verdiler. Adı: Kundu (büyük bir cins geyiğin adı) oraya ulaştığımızda öğle sofrası hazırlanmıştı.

Güzel küçük börekler, peynir çeşitleri eşliğinde biramızı içerek biraz dinlendikten sonra yürüyerek bir patikadan Rehab Center’e ulaştık. Üniformalı, iri bir Afrikalı bir eğitim salonu gibi düzenlenmiş mekanda bize ve bir başka gruba merkezin önemini, koruma. bilinçlendirme, üretme, bilgilendirme yönünden neler yaptıklarını bir hayli heyecanlı ve zevkli bir şekilde anlattı. Daha sonra rehabilite edilen hayvanları gezdik. Bunlar arasında sakat doğduğu için annesi tarafından terk edilen bir rhino yavrusu (18 aylık,150-200 kg.geliyor) elinde süt şişesi ile kendisine sütannelik yapan  genç ve güzel beyaz bir stajyer tarafından besleniyor, eğitiliyordu.

Daha sonra çita, aslanlar, kartallar vahşi köpekler, büyük bir Rhino’yu ayrı kafeslerde izledik. Kimisi düşerek, çarparak, kimisi zehirlenerek, kimisi terk edilerek burada bakıma alınmışlardı. Bu zor uğraşı severek, heyecan duyarak yapan insanları takdir etmemek mümkün değil.

Zavallı ve şanssız bir kartalın kanadının kırık olması, uçamadan ömrünü bir tünekte geçirmek zorunda olması hazin. Zehirlenen bir çıtanın iki bakıcı tarafından getirilerek insanların sevmesine izin verilmesi sırasında bakıcısının elini yalamasını teşekkür olarak mı algılamalı?  Daha sonra iki arazi aracı ile yine gece safarisine çıktık. İmpala sürüleri, zebralar, zürafalar, bizon, çakal, kuşlar gördük, kimisi izledi, kimisi resimledi.


 Döndük güzel düzenlenmiş bir yemek sofrası hazırlanmıştı. Yine bir şişeyi 4 kişi paylaşarak yemeklerimizi yedik. Sonrası kamp ateşi etrafında çocuklaşıp, şakalaşarak bir süre geçirdikten sonra çok zevkli bulduğum chalet de yattık. Sabah yürüyüşü davetine 18 kişiden 5’i katıldı.Biz katılmadık 07:.00 de kalktık kahvaltı ve saat 08:00 - 08:30 gibi yola çıkmak üzere yataklara çekildik. Safari’nin sonu yarın normal yaşama dönüş.

 

Ertesi gün minibüsümüze doluştuk Honesty Bar’da borcumuzu ödedik. İşletici sempatik insanlara veda ettik. Küçük domuz bizi uğurlarken, terkedilmiş rhino yavrusu bakıcısı stajyer tarafından sabah yürüyüşüne çıkarılıyordu.


Uzun bir yol, dönüyoruz. Yolcuların bir kısmı 19:30 uçağı ile Cape town’a uçarken biz dahil bir kısmı bu geceyi Johannesburg’da geçirecek. Daha önce konakladığımız Grand Otel’e döndük. Bu 4-5 günde insanlar birbirine hayli ısındı. Birkaç kişi (4 erkek) hariç, zaten diğerleri meslektaş olduğundan konuları ortak idi. Birbirlerine kart ve mektup adreslerini vererek ,Cape Town’daki kongrede görüşme vaadi ile vedalaştılar.

 

DEVAM EDECEK...

Gelecek bölüm "CAPE TOWN"

Bu yazı 3721 kez okundu...