Ülkemizde Avcılığın Kısa Tarihi Son 50 yıl


 

 

"Av bir iktidar gösterisidir. "

Av; gücü sembolize eder, muktedir ve iktidarda olmayı temsil eder.

Hükümran taraf ile tabî tarafı kesin çizgiyle ikiye ayırır....

Tabî taraf eğiktir, yeniktir, dize getirilmiştir.

Hükümdar avcıdır...

Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali 
 

1

              

En azından son beş sene içinde hemen hemen her gece rüyalarıma giren bir takıntım var...Türkiye'de Avcılığın Son 50 yılı! "Allah akıl versin" dediğinizi duyar gibiyim. Teşekkür ederim. Bana,  ancak bu dileğe, tüm yüreğimle  "Amin" demek düşer. 

Doğru söze ne denilebilir ki...Bu tür bir çalışmanın  ülkemizde karşılığı yoktur. Bunu bana zaman öğretti.Karşılığı vardır!..  Doğru söylediğiniz için, size karşı husumet besleyen insanların sayısı, bir tık kadar da olsa mutlaka artar.

Artmazsa hatırım kalır. Ben onların  gerçek yüzünüzü, aradan geçen bunca zaman sonra ancak görebildim.Gelecek kuşaklar şimdiden görsün istiyorum. Bu  işin bir de iyi tarafı var.. Herkes de kötü değil ki!

Peki bu iyiler kim?Onları da tarihsel süreç içinde tek tek göreceğiz. Daha ayrıntılı bir tanımlama yapmak gerekirse temel kriter  "Yaptıkları veya yapamadıkları (!) çalışmalar" olacak Doğaya bıraktıkları ayak izleri onların şahidi olacak.. Vefat edenlere  her zaman olduğu gibi  halen aramızda olanlara da şimdiden  sağlıklı günler dilerim.  Avcılıkla ilgili yakın tarihimizi yazamazsam! İnanın bana gözüm açık giderim.. Bu bağlamda korkularım var. Yeri geldi vasiyetimi de ilk defa bu konuda yapayım.

Nerede yarım kaldıysam lütfen akil bir avcı kaldığım yerden devam etsin.Bursa'da Sn. Ali Şahin,  Ankara'da  Sn. Ömer Kıraç, Sn. Muzaffer Topak. Sn. Hasan Saday,  İstanbul'da  Sn. Ömer Boravalı,  Sn. Mahmut Kulein, Sn. Ali Üstay var....

İlişkimiz çok yeni ama keşke Sn. Prof. Dr.  Hakan Bozkaya'da el verebilse... Yanlış bilmiyorsam avcılığa ilk defa felsefi boyutta bakan bir  avcı ile karşı karşıyayız. Ne mutlu bizlere. Hangi konu olursa olsun işin felsefi boyutu çok ama çok önemlidir. Eskiden okullarda felsefe dersi vardı. Mantık vardı... Teker teker yok ettiler.Sabun köpüğü içerikli insanların çoğalması sebepsiz değildir.  Temel bilgilerden yoksun bir gençlik yetiştirdik.Merhabanın yerini "Naber?" alırken, karşısındaki  insanın mutluluğunu paylaşmak istiyorsa elini havaya kaldırıp "Çak" demesi, Beraber olmak istediği arkadaşına   "takıl bana"  Dükkân yerine dukan demesi bir dilin yanlış kullanıldığının basit bir bir göstergesidir.  Klasik bir örneği tekrarlamak isterim.  "Kömürün fiyatına arabacının karı da dahil"  denilirse ne anlaşılır? Yumuşatma işaretlerini kullanmazsanız dilin akordu bozulur çıkan ses sizi rahatsız eder.  Kitabı bitirebilirsek.. İnanın bana bu ülkeye yabanhayatı bağlamında en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Aklınızdan geçeni tahmin edebiliyorum.Daha şimdiden  "Bu nasıl olabilir? diye sorgulamaya başladınız.Bal gibi olur, hem de çok kolay olur. Çünkü ben belgeye dayanarak yazacağım.Başat problem, belgeleri tarih sırasına göre düzenlemek olmalı. Neden ve niçin sorularına yanıt aramak olmalı..Bu şekilde problemler kolaylıkla çözülebilir. Aşağıda fotoğraflarını görmüş olduğunuz CD'ler içinde öyle videolar var ki! İzlerken ben şaşırıyorum.Toplamı 15 saat kadar... Resmi evraklar en azından 10 -15  klasör... Şimdiye kadar sitede yayınlamadığım yazılarıma rastladım.Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan yazılarımı topladığım  "Söylenmedik ne kaldı" adlı kitabım  gerçekten çok şey söylüyor.. İçinde toplasan 5 tane öykü çıkmaz. Ama yaşanan  onlarca  problemin nedenini orada kolaylıkla bulabilirsiniz. Tabi ki çözüm yollarını da.Örneğin "Çivici katil" başlıklı yazım silaha karşı olmayı marifet zannedenlere "sormak"  için kaleme alınmıştıNe değişti? Yasaklarla kim nereye varmış ki, siz varacaksınız!...      

Popülist yaklaşımlar hiç şüpheniz olmasın ki  sahibini manşet yapabilir.Bu arada gerçek, var olan karanlığın içinde çoktan kaybolmuştur.Ortaya çıkması için uzunca bir zamana ihtiyaç vardır. Bu arada binlerce insanın hayatı kararmış.Kime tasa ki... O zavallı, herhangi bir gazetenin bir köşesinde yer aldı ya... Kendine göre günah da çıkardı.. Gerisi önemli değil... Bir devlet memurunun avcılara hitaben kameraya karşı muhabire alenen hakaret ettiğini izlerken de çok şaşıracaksınız . O kişi süreç içinde  profesör olmuş. Önce tebrik ederim. Şimdi sorum var..."O videoyu tekrar izleseniz  aynı davranışı bir daha sergilemek ister misiniz?  Bu olay yaşandıktan sonra kısa  bir zaman  için milat kabul edildi. Çünkü ilgili bakan çıkıp beyanat vermek durumunda kaldı. Devlet bir adım geri attı.Diyeceğim o ki avcılar açısından Sivil toplum olmanın ilk defa faydasının görüldüğü bir gün olarak kayıtlara geçmesi gerekiyor.Arkası geldi mi? Hayır. Neden?  Avcılara  sormak lazım!.Avcıların pek çoğu günübirlik yaşar. Uzun vadeli işlerden özellikle kaçınırlar.

Yaşadıkları pek çok sorunun temelinde bu davranış biçiminin çok büyük payı vardır...Yeri geldiğinde yaşanmış çok somut örnekler sunacağım.CNN Türk'te Rahmetli Mehmet Ali Birand ile ana haber bültenine çıkmıştık O dönemde ayda en az konusu avcılık olan  1-2 açık oturum, televizyon ekranları tarafından canlı yayınla halkın bilgisine sunulurdu.Bu bağlamda benzer  bir çok belge gün yüzüne çıkmayı bekliyor. 

                               

 

 


2

Çok sayıda yazılı evrak  var. Ama çok sayıda şahit  de var... Kim kimdir onları biliyorsunuz.Bu sitede yazdığım yazılar da aslında bu yeni dizinin önemli bir parçası!..  Gayret edersek yapabiliriz.Bana  göre temel yaklaşım Avcı eğitimi ve Yaban Hayvanı Üretme Vakfı' üzerine yapılanmalı. Neden mi? Vakfın kuruluş tarihi 1993. Tesadüfe bakar mısınız! Öykü son 50 seneyi kapsayacak.1970 den 1993'e kadar geçen süre 23 yıl ,1993 den 2020'ye kadar geçen süre de 27 sene. 4 sene gecikme nereden kaynaklandı? Anlatacağım. Neredeyse bir zaman diliminin evveli ve sonrasının orta noktası vakfın kuruluş tarihine denk  geliyor. Bir anlamda  milat sayılabilir Arzum, gelecek kuşaklara elimden gelebildiği kadarı ile fazla bilgi aktarmak... Yapabildiklerim ve tabii ki  yapamadıklarım!.. Kurgu ""vakıftan önce, vakıftan sonra..."üzerine inşa edilebilirse iş görüldüğü kadar zor olmayabilir."Temel prensip, belgeler üzerinde yorum yapmak olmalı" diye düşünüyorum.O zaman sağ duyu sahibi tarafsız bir gözlemci, bu iki farklı zaman dilimi arasında yapılan temel hataları çok daha iyi anlayabilecektir.Doğal olarak özverili çalışmaları da yakından izleyeceğiz.Geride kalan son  4.5 sene içinde Çamlıdere'de oturduğum sitede yöneticilik yaptım. Bu süre zarfında özel hayatıma dair pek çok alışkanlığımı veya rutinimi bilerek erteledim.

Sonuç!.. Geçmişte yaşanan yanlışları unuttular. Sınırlı sayıda insan mutlu oldu.Bu arada benim açımdan önemli olan tek bir gerçek var; Tren kaçmış!... 4.5 sene hayatımdan uçup gitmiş de haberim bile olmamış..Kayıp 4 sene burada...   Ben fark edememişim... Şimdi kişisel bir kanaatimi seslendirmek isterim.  Bizim insanımız: Çok konuşur, az iş yapar.Çok akıl verir,  verir de yeri geldiğinde (!)  ''Ben öyle demedim sen yanlış anlamışsın" der.Der de der... Siz de içinizden "lanet olsun" dersiniz... Ama bu da çare değildir.Sizi herhangi bir konuda coşku ile teşvik eder ... Yola çıkıp arkanıza baktığınızda, yalnız olduğunuzu görürsünüz...Aklınıza Nasreddin Hoca gelir. (Pis pis gülebilirsiniz. Gülmek her derde devadır.) Dost bildiklerinizin %90'ı " Yaralı parmağa merhem (!) olmaz.Ama araba devrildiğinde size  " Ben dememiş miydim" demek sureti ile kendi bilgeliğinin tescilini yine sizden bekler."Beni yalnız bırakan sen ve senin gibiler" demek istersiniz ... Ama bunun hiçbir faydası olamayacağını hayat size çoktan öğretmiştir. Neden bu tavrı sergilerler? Sorgulanması gereken tek gerçek budur. Bu davranış biçiminin temelinde ''korku '' yatar.  Paçayı sıyırmanın bir tek yolu vardır. Şark kurnazlığı...Bu konuda istisnalar hariç ülke genelinde topyekûn bir başarıdan söz edebiliriz.Bu olmaması gereken "sosyal pozisyon" coğrafyamızdan kaynaklanıyor.Yaklaşık olarak 600 yıl süren bir imparatorluktan ve 5.2 milyon kilometre kare bir büyüklükten bahsediyoruz. Her anlamda büyük başarılar var. Bir o kadar da hüzün verici öykü... Padişahın her emrinde at, pusat, çok daha önemlisi evlat vereceksin.Vereceksin de işler ters giderse ufak ufak da  tükeneceksin..Dolayısıyla kurnaz olmak zorundasın. Avrupa'yı gezenler bilirler. Dağ başında tek başına yaşayan insan yoktur.Bizim ülkemizi uçakla gezmişseniz ve koltuğunuz da pencere kenarında ise dağ başındaki tek ev sayısının çokluğu sizi düşündürüyor olması lazım...Bu adamın  Allah'ın bu dağında ne işi var? Mimari literatürde "avlu" veya "hayat" kelimeleri ile bahsedilen yapılanma aslında savunmaya dönüktür.Ev civarına özellikle  ağaç dikilmez. Çünkü gözlem yapmanızı önler.Evler olabildiğince görüş açısının en zengin olduğu  yüksek tepelere yapılır.Ortaçağ'da  dere içine yapılmış tek bir kale gösterebilir misiniz? Neden hava kuvvetleri en caydırıcı güç?Rahmetli dayıma bu tercihin sebebini sorduğumda O da, "Bu Osmanlı'dan kaçışın bir yolu olduğunu anlatmıştı.Ben bunun genetik bir miras olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Şark kurnazlığı olmazsa olmazımız olmuş. 

 

3

özde hayatımdan 4.5 sene uçup gitti. Yoksa bu projem çok daha erken zamanda start alabilirdi demiştim Ne zaman ayıldım?  11. Ocak 2020!..Çamlıdere'ye yaban domuzu avlamak için giden arkadaşlarımın arzusu üzerine fotoğraf makinemle  ben de katıldım. Gereken zamanda sahada olduk.Arazide yoğun kar var. Ama olması gereken organizasyon yok! Her şey spontane gelişiyor. Şuraya baksak mı! Orası olmaz şuraya bakalım gibi..Sonuç!. Avcılar açısından üzücü olsa da ben hayatımdan memnunum...Her yeri geldiğinde ifade etmeye çalışıyorum.. Benim avcılığım 20  sene geride kaldı. O defter özgür irademle açılmamak üzere kapandı. Gezi  (!) sonunda Çamlıdere'deki eve uğramam gerekiyordu. Bir kaç kitap alıp Ankara'ya götürmek istedim.Bekçinin cenazesi varmış. Kütüphanenin anahtarını yüksekçe bir yere koymuş.  Hava hafif kar yağışlı her yer ıslak  Saat 16 suları..Anahtarı almak için yaklaşık 1 m yüksekliğindeki ahşap bir çite çıktım. Aldım alacam derken ayağım kaydı... O yükseklikten sırt üstü betona düştüm. Zar zor ayağa kalktım. Kütüphaneye girdim kitabın ancak birini alabildim. Acı hızla  kendini hissettirmeye başladı..Uzun lafın kısası 2 saat sonra çocuklarımın beni Başkent Hastanesi'nin  acil kapısında endişeli gözlerle  beklerken buldum. 2 saat sonra "İç doku zedelenmesi. "Şanslısınız" dediler. Kırık yokmuş. 2 ay inleyerek dolaştım. Hala ses (!)  tamamen kesilmiş değil.Bu yazı konusu bu olaydan sonra daha  hızla gündeme geldiyse... Sebebi budur.  Çağrı her an gelebilirmiş!.. Ben verilen mesajı anlamaya anladım da... İnşallah anlatabilmiş olayım!..Korana yüzünden eve hapsolmak bana yaradı. Her anlamda kişisel muhasebe yapma şansına bu zorunluluk sebep oldu.. Yüzlerce cd onlarca videokaseti tek tek sınıflara ayırdım. Bunları tasnif ederken çok şeyi ötelediğimi fark ettim.Bu yasaklar sayesinde yapmam gereken geriye dönük tüm işlerimi % 50 oranında bitirdim sayılır.  Hepsi yaşanmış olay...  Yaşanmış ve belgeli. 25  civarında video var. Sadece bir hard diskte  milyonun üzerinde fotoğraf var..Bunları ekrana taşımak bile saatlerce zamanımı alıyor. Sadece benim alsa! Şadan Bey 7-24 dizüstü bilgisayarına bağlı, Ömer Kardeşim oruçlu hali ile fırsat buldukça ana bilgisayardan dizüstüne veri aktarıyor

Ben bu arada yazılı belgeleri tek tek  inceledikçe yapılan yanlışları çok daha net olarak görebiliyorum.Bir pazıl gibi düşünün. Benim tek farkım büyük resimin tüm parçalarının kafamda yerine yerleşmiş olması..Aslında iş çoktan bitti...  Dolayısıyla "olsa olsa" sizlerden daha çabuk yazarım. Hepsi,hepsi bu kadar.Bir kısmı öykü tadında, büyük bir kısmı da  bilgi ve veri aktarma olacak. Bir anlamda   belgelerin dile gelmesi diyebiliriz.Bir bakanlık düşünün...  50 senedir aynı işi yaparak farklı sonuç almayı bekliyor

Bugn bir ağacın gölgesinde oturabiliyorsak, birisinin çok uzun bir zaman önce o ağacı diktiğini bilmek başka bir şey... Anlayabilmek ise bambaşka...Bunu anlatacağım. Bunu neden yapmak istiyorum? Çünkü 62 senedir başkentte oturuyorum. 1960 ihtilalinden başlamak sureti ile görmediğim kalmadı. Son 50 yılı  yazabilmek için biraz daha geriden başlamam lazım. Hadi bana kolay gelsin. 

4

1958 yılında orta  2. sınıf öğrencisiyken,  babamın tayini dolayısıyla -dönem arası- Ankara'ya geldik. (Mimar Kemal Orta Okulu)1.5 yıl sonra Atatürk Lisesine kaydoldum. Önce futbola daha sonra da voleybola gönül verdim.O sene Ankara şampiyonu olmuştuk. Türkiye Şampiyonası Adana'da yapılacaktı Takım 12 kişiydi .Heyecandan geceleri uyuyamıyordum.Gitmeye 1 hafta kala beden eğitimi hocası geldi ve  "Harcırah 10 kişi için çıktı  dolayısıyla 2 kişiyi Adana'ya götüremeyeceğiz" dedi. Bu, ben ve Yıldırım Benayyat isimli mahalle arkadaşımdı.Yıldırım, daha sonra  medyada (Beyaz atlı prens)  adı ile meşhur olacak) Okullar kapanınca tasdiknamemizi alarak doğruca Bahçeli Evler Cümhuriyet Lisesine kaydolduk. Yapılan haksızlığı içimize sindirememiştik.İlk işimiz voleybol takımına kaydolmak oldu. Bir süre sonunda final maçı için sahada rakibimiz Atatürk Lisesi'ydi. Ben antrenör olarak takımın başındaydım.Maç sonunda Ankara şampiyonu bizdik. O (!) hoca   yanıma yaklaştı ve şaşkın bir ifade ile "Sen neymişsin yahu"dedi.Ben ne olduğumu biliyordum.Ama onun iki öğrencisinin harcırahını çalarak Adana'ya iki  arkadaşını götürdüğünü dolayısıyla ahlaksız bir kişi olduğunu hepimiz öğrenmiştik. Aynı sene lisenin Cumhuriyet Lisesinin ilk kız takımını kurmuştum. Yine aynı sene sezonu Ankara üçüncüsü olarak bitirdik.Bir ay sonra  Türkiye liseler  arası Voleybol Şampiyonası Konya'da yapılacaktı. 20 gün sonra Türkiye şampiyonu Bahçelievler Cumhuriyet lisesiydi. Bütün gençliğim sportif faaliyetle  geçti, hiç sigara içmedim. Hiç sarhoş olmadım ama alkolle aram çok iyidir. Bir büyük içerim.( Bir yılda:) Bunları neden anlattım. İnsan kolay kolay avcı olamaz. Yavaş (!) insandan da hiç avcı olmaz.Bir sebep olması lazım. İlk avıma 1962 yılında yanımızda çalışan Yeniçağalı  bir aşçı vardı Ferhat Usta.... Köyüne giderken benim isteğim üzerine beni önce köyüne ertesi günde domuz avına götürdü..Av sonunda hiç domuz görmemiştik ama Ferhat Usta a 2-3 tane saksağan vurmuştu. 

Gece onu yemeğe çalıştığımı (!) bugün gibi anımsıyorum.  Salsan uçacak zannedersin. Ama ben kararımı çoktan vermiştim.Avcı olacaktım .            

Mehmet Emin Bora - Ferhat Usta 
Mengen-Yeniçağ.1962

Bunda 5 sene boyunca Mersin ve Adana yaylalarında her yılın en az 3-4 ayını  askeri çadırlarda dağ başında  geçirmemizin çok etkisi olmuştur diye düşünüyorumLise eğitimi sırasında  Türkiye liginde:  Şeker hilal, Şekerspor ve  Hacettepe'de 1. ligde voleybol oynadım.    İstanbul'da Galatasaray'a karşı servisten 9 sayı almam uzunca bir süre konuşuldu Puantajın tutulduğu resmi evrakı masa hakemlerinden rica ederek almıştık.Uzunca bir süre sakladım. Şimdi ortada yok :( 1969   yılının Mart ayında nişanlandım. 4 Mayıs 1970 de evlendim.Arada kalan o bir yıl içinde olanlar oldu. Eşimin dayısı Kars /Göle'de Cumhuriyet Savcısıydı. Avukat Nedim Tanrıöver.  (Allah Rahmet eylesin) İzinli zamanlarında Ankara'ya gelirdi. Aramızda  sıcak bir ilişki oluştu. Hoş sohbet olmasının yanı sıra tez canlıydı.Zaman içinde laf lafı açtı söz avcılığa geldi. Ben bilmiyordum, o da ben biliyorum dedi. Hadi gidelim diyebilmem için önce tüfek sahibi olmam lazımdı.Kısa bir araştırmadan sonra Dışkapı’da MKE'nin satış yeri olduğunu öğrendim. İlk silahımı o sene aldım. 175 TL.12 kalibre tek kırma MKE... O gece beraber uyuduk. Onu daha pek çok gece takip etti.Nedim Abinin geldiği bir dönemde ilk ava beraber çıktık.Babamın  1960 model Dodge Pioneer 8 silindirli otomatik bir arabası vardı. 1966 yılından beri ben kullanıyordum.Nedim abi ile arabaya bindik ben onun yüzüne boş boş baktım.. O da bana seslenerek "şehir dışına çıkalım" dedi. Çankırı istikametine doğru yol almaya başladık Ravlıyı geçtik (Şimdiki adı Akyurt)  Nedim abi bir yandan araziiye bakıyor bir yandan da bana laf yetiştiriyordu..."Yüksek tepeler olacak, ekin mekin... Taşlık olsa ...Yakında ince de olsa  bir dere aksa var ya......İşte keklik orada..Bu ve benzeri pek çok  betimleme  hala belleğimde yaşıyor Döndük dolaştık kimseler yok.Akşam eve geldiğimizde kekliğin yaşam alanını o  bir kere daha  anlattı, ben de pür dikkat onu izledim ve anlatılanları belleğime kazıdım.Nedim abinin izni bitti Karsa döndü   Ben her hafta 3-4 günden az olmamak kaydı ile  aynı araziyi tabir caiz ise karışlamaya başladım.Yaklaşık olarak bir ay sonra ilk palazı (!)  vurabildim (Şimdi onu vuran birisini görsem, ağır konuşurum. Vurana değil,  onu bu mevsimde buraya getirene)Avcı eğitinin neden önemli olduğunu anlatabildim mi? Kır eşek yaşındaki insanlar hala bundan bin beterini yapıyor...Orman Bakanlığı elindeki yarım donanımlı 500  personelle  tüm ülkeyi koruduğunu zannediyor. İşin en acı tarafı da bu...Ava başlamamın kısa öyküsü kabaca bundan ibaret. Sene 1969. Yani 51 sene evvel...

5

Eski anılarımız, yeni umutlarımız olmalıdır.

                                                                 Arsene Houssaye

Mehmet Emin BORA

12.05.2020 / Ankara

Bu yazı 69 kez okundu...