Düz yollara virajlar, Arabası olmayan evlere garajlar veeee suyu olmayan barajlar yapacağız...


  
 
 
 Çaykara İlçesi / Derebaşı virajları  Müsellim Barajı /Çamlıdere

                                                                                                                                               

1960-1966 yılları arasında Ankara'da Gençlik Parkı çok popüler bir eğlence merkeziydi.

Gazinolarda Türk Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği'nin en popüler solistleri her akşam sahne alırlardı.

Özellikle semaver eşliğinde seyredilen bu programların kapanma saatlerine yakın dilimlerinde sahne alan komedyenler de fazlası ile ilgi görürdü. 

 Orhan Boran çok ince esprileri art arda yapabilen, güncel konuları hızla sahneye taşımasının yanı sıra, seyirci ile çok sıcak iletişim kurabilen bir sanatçıydı.

Öyküsünü anlatırken çok ciddi, esprisi izleyiciler tarafından alkışlanınca da çok naif bir şekilde sadece başını öne eğer, hafifçe tebessüm ederdi.

Sahneye takım elbise giyerek  çıkması, bir elinde taşıdığı zarif bir mendil onun olmazsa olmazıydı. 

Çok özel bir insandı... Yarım asır geride kaldı, bir benzeri hâlâ gelmedi. Bu kültür karmaşası içinde gelmez de. Ruhu şad olsun.

(...)

1962 veya 1963 yılı olabilir Beşiktaş'ta yeni açılmış olan Işık Özel Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu’nda İnşaat Mühendisliği öğrencisiydim.

Orhan Boran yine o dönem içinde çok popüler olan bir radyo programı yapardı.  

"Doğru mu? Yanlış mı?"  

Sorulan soruya "doğru" dediyseniz cevap da doğru ise başarılı olurdunuz,

"yanlış dediniz" de neden yanlış olduğunu izah edemediyseniz de... O soru için söz konusu puanı alamazdınız.

Park Otel'de yapılan yarışmaya İş Bankası davetiyesi ile katılmıştım. Oturduğum koltuk numarası kura sonucu torbadan çıkınca ben de sahneye çıktım.

Oyunun sonunda 800 puan almıştım. Bunun karşılığı da 800 TL idi.

O puanın  bir rekor olduğunu Rahmetli Orhan Boran duyurdu. 

O tarihte Bebek / Hamam Sokak'ta, 3 arkadaş, bodrum katında bir ev tutmuştuk.

800.00 TL o zaman yaklaşık olarak 1,5 aylık kiramızı karşılıyordu.  

Yine Ankara'ya dönmek istiyorum. Gençlik Parkı'na...

"Ateş Böcekleri" ismi altında ünlenen Ercan Bostancıoğlu ve Yalçın Otağı ikilisi ise genellikle programın sonlarına doğru sahne alırlardı.

Onlar özellikle, akordeon eşliğinde, siyasileri hicvederlerdi.

"Saygıdeğer vatandaşlarım, biz iktidara gelirsek en kısa sürede sizler için:    

Düz yollara virajlar,

Arabası olmayan evlere garajlar...

Veee... 

Suyu olmayan derelere barajlar yapacağız... Der demez kıyamet kopar, alkıştan yer gök inlerdi.

1960-1970 yıllarında siyaset erbabı kişiler, bu komedyenleri mahkemeye vermezlerdi. Herkes güler geçerdi.

 Hoşgörü diye bir kavram vardı şimdilerde unuttuğumuz...

Ankara'ya yaklaşık olarak 100 km mesafede bulunan Çamlıdere İlçesi ile ilgili "önemli bir  bilgiyi" sizlere  aktarmak için klavye başına oturdum.

Anlattıklarınızın konu ile ne ilgisi var diye düşünüyorsanız... Var tabii... Olmaz mı!..   

''Çamlıdere Tarihi'' hakkında bilgi edinmek için internet üzerinden araştırma yaptım . Edindiğim bilgilere göre 1930 yılında Mülki teşkilatlanmada yeni değişiklikler yapılır. Yabanabad kazasının adı “Kızılcahamam” olarak değiştirilir. Kızılcahamam kazasına bağlı bazı köyler, Çankırı-Orta kazası ile Çubuk ve Ayaş kazalarına bağlanır. Pazar, Güvem ve Çeltikçi köyleri ile daha önce nahiye merkezi olan Şeyhler (Şorba) “bucak” idari merkezi yapılır. Bucak merkezlerine ''Bucak Müdürü'' görevlendirilir ve ''Jandarma Karakolu'' konuşlandırılır, PTT acentalığı ile sağlık ocağı açılır. 1935 yılında “Çamlıdere” adını alır. 1948 yılında Çamkoru Orman Şefliği ile Peçenek Orman Şefliği kurulur. Kızılcahamam ilçesine bağlı olan Çamlıdere nahiyesi, 02.12.1953 tarih ve 6191 sayılı kanunla ile 1953 yılında ilçe merkezi olur. Kanun metni şöyledir: “Ankara’da Çamlıdere, Erzurum’da Horasan adıyla iki yeni kaza kurulması.” 

Çamlıdere İlçesinin 41 adet köyü var. Yeri geldi onları da sıralayalım:

Çamlıdere İlçesi  Alfabetik Köy Listesi

Çamlıdere'de 2006 yılında bir ev aldım. Her sene, sürekli ikamet etmek kaydı ile, sekizer ay kaldım bu evde. Tam tamıyla 14 sene geride kaldı.

Yukarıda adları yazılı olan tüm köylere defalarca gittim. Bununla da kalmadım. Bu köylerin yaylalarını da bilirim.

Orman içi yollarını, hangi patikanın nereye çıkacağını benden daha iyi bilen biri varsa doğrusu onu da tanımak isterim.

Oryantasyon becerim oldukça yüksektir. Bu da her gezgin için olmazsa olmaz bir yetidir.

Beni bu denli motive eden güç; doğal güzellikler ve özel ilgi alanım olan kelebek popülasyonu dolayısıyla fotoğraf tutkum olmuştur.

Dağda gördüğüm her insanla selamlaşır hâl hatır sorarım. 

Aynı zamanda her sıra dışı figürü de mutlaka sorgularım.

Neden? Niçin? Nerede? Ne zaman? Kim?  vb. sorulara cevap aramak, benim için gazetelerin pazar eklerindeki bulmacalar gibidir. 

Tabii ki bunun bir altyapısı ve nedeni var.  

Avcılığı bırakalı yaklaşık olarak 15 sene geride kaldı. İnanın bana hiç bir pişmanlık duymadığım gibi geriye dönük suçluluk da hissetmedim.

İyi ki avcı olmuşum ve kesintisiz olarak 38 yıl av yapmışım...

Ne mutlu bana ki ülkemin hemen hemen her köşesini gezmişim...

Şükürler olsun ki toplumun hemen hemen her kesiminden can dostlarım olmuş...

İyi ki yaşadıklarımı kayıt altına alıyorum. Dostlarımın fotoğraflarını en az 50 yıldır çekiyor ve saklıyorum... 

Yeri geldi: Nur içinde yat Evliya Çelebi. Bana farklı bir bakış açısı öğrettin

Allah'ın rahmeti her daim üstüne olsun.  

 

54 yıldır araç kullanıyorum. Bunun 44 senesi sürekli olarak arazi aracı kullanmakla geçti.

Şeytan kulağına kurşun... Ne trafik ne de av kazası yaşadım.

Çok renkli bir hayatım oldu. 75 yaşını, ağustos ayında geride bırakmayı ümit (!) ediyorum. 

Bunu önce eşime, sonra da çocuklarıma borçluyum. Hiçbir konuda beni üzmediler...

Bir yaşamın hesabını vermeye benzer bir yaklaşımla yazıya girdiğimin bilincindeyim.

Bu konuya neden mi girdim...

Geçen hafta tek başıma yapmamam gereken bir işe (!) soyundum.

"Ben bunu tek başıma becerebilirim" diye düşündüm.

Daha sonra 60 cm yükseklikten, betona, sırt üstü düştüm.

Oyun bir anda bitebilirmiş.

(!)

Siz ne demek istediğimi hemen anladınız.  

Acilde 3 saat kalınca ben ancak anlayabildim...

Öğrenmenin yaşı yok ki...

Neredeyse besmelesiz gidecekmişim.

Aklıma  bu konu ile ilgili bir özdeyiş geldi:

''Yalnızlıktan zevk alan insan ya vahşi bir yaratıktır ya da bir Tanrı.” F. Bacon

Yalnızlıktan zevk almak çok haşin bir tarif. İnsan olmaya mâni bir hâl.

Ben "minnet etmektense var olan şartları sonuna kadar sürdürmekten yanayım" diyebilirim.    

İnsan gerçekten Tanrı olmak zorunda değildir ama eğer yalnızlıktan zevk almak isterse kendi zihinsel rutinlerini inşa etmesi gerekecektir…

Bu yolculuk ve inşa sürecinde, yetişkinliğin ilk yıllarında, insanın hedeflerinin gerçekleşeceğine dair umutları vardır.

Ama kaçınılmaz biçimde banyo aynası ona ilk beyaz saçları gösterir ve o fazla kiloların gitmeyeceği gerçeğini onaylar.

Kaçınılmaz olarak gözler bozulmaya ve tüm vücutta gizemli bir acı gezinmeye başlar.

Yaşlanmanın ileri safhalarında, eninde sonunda, birileri şu rahatsız edici mesajı iletir bizlere: Senin zamanın doldu artık! 

Bu olduğunda çok az insan hazırdır:

 “Bir dakika, bu benim başıma gelemez. Daha yaşamaya başlamadım bile.

Kazanmam gereken o kadar para nerede?

Daha torunları bile yeterince sevemedim!'' ve

"Çok erken değil mi?'' diye düşünür.

(...)

Not:

Bu kısa metin Sn. Halit Yıldırım'ın bir yazısından kısmen alınmıştır. 

Hayatını yazı dünyasına adayan, çok saygı duyduğum bir dostumdur. 

 

İlkel insanın tüm doğal sezgilerini taşıdığımı düşünüyorum. Yabanıl genlerim, içimde doğuştan var olan "merak" duygusunu olabildiğince tetiklemiştir.

Yürürken sahada 180 dereceyi gözlerimle kontrol edebilirim. İçinizden gülebilirsiniz.

Avcılık dersleri verirken bunun nasıl yapılacağını yetişkin 6500 öğrenciye de anlatmıştım. 

Önceleri bıyık altından gülen kardeşlerim ders sonunda bana teşekkür etmişlerdi. 

Dolayısıyla avcılık, sadece bu ve benzeri farklılıkları barındırdığı için bile olsa "olmazsa olmazımmış" diyebiliyorum.

Avcı eğitimi ile ilgili kitabı yazarken "Avcılığın Felsefesi ve Özü" başlığı altında, insanlık tarihinden kısa alıntılar yaparak sözü Homo Erectus'la başlatmış, Homo Sapiens'le bitirmiştim.

Bu aşamada, Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışan Prof. Dr. Sn. Ioanna Kuçuradi'nin eserlerinden fazlası ile faydalanmışımdır.

Birkaç gün evvel, gecenin geç saatlerinde TV izlerken Habertürk kanalında ''hoca'' ile yapılan söyleşiyi yakalayınca ne kadar sevindim bilemezsiniz.

Onu dinlerken mental anlamda zenginleştiğinizi hissediyorsunuz.  Hocanın basılı tüm kitaplarını sipariş verdim. Son Kale güçlendi diye düşünüyorum.

Avcıların büyük oranda meraklı kişilerden oluştuğunu hepimiz biliriz. Hiperaktif davranış biçimi sergilemeleri de bu işin doğasının zorunlu bir sonucu olsa gerek.

İnsanlık tarihi içinde, yaşam: "hayatta ve ayakta kalabilmek" kurgusu üzerine şekilleniyor.

Dünya her geçen gün biraz daha küçülüyor. Gelişen teknoloji, mesafe konusunu hızla minimalize ediyor.

Dolayısıyla ekonomi her konuda başat problem oldu. Keşke bu kadarla kalmış olsaydı.

Çevre kirliliği geleceğimizi tehdit ediyor. Okyanuslar plastik atıklarla dolmuş... Okuyor ve görüyoruz.

İklim değişikliğinin ayak seslerini bariz şekilde duymaktan da öte artık yaşayarak öğrenir hâle geldik.

Siz ne düşünüyorsunuz? 

!..

Afrikada olan bitenden haberiniz var mı?

!..

Değerli dostum Kaan Otçu, yaklaşık olarak bir ay önce Kenya'daydı. Bakın orada neler oluyor!..

Başat problem, yaşam için olmazsa olmaz olan, su... 

 

Kenya / Marsabit Bölgesi / 6-8 ocak 2020

Bu erkek çocuk okula gidiyor. Eğitim kitapları okulda kalıyormuş, okul çıkışı evine su taşımak mecburiyetindeler. Su bidonları özel bir plastikten yapılmış. Yuvarlamak sureti ile taşıyorlarmış. 

Kaan Otçu tarafından çekilen fotoğraflar:

 

 

 

 

 

Görmeseniz inanır mıydınız?..

 

Su, dünyanın en önemli sorunu. Hesapsız kitapsız su harcamanın önüne geçebilmek için tüm dünya çaba gösteriyor.

!..

Dağlarda gezerken geçmiş yıllara göre su kaynaklarına daha da sempati ile bakıyor musunuz?

Hiç bakmadınız mı?

Belki bundan sonra bakarsınız...

Cevabınız "evet" ise...Siz fiilen avcılık yapmasanız bile avcı atalarımızın genlerini taşıyorsunuz...  

Diğeri mi?

Oradan tesadüfen geçen ve kendisini avcı zaneden, aslında ise, eli tüfekli bir yolcu. Hepsi hepsi bu...

Sn. Kaan Otçu, Kenya gezisi sonunda yukarıdaki fotoğrafları bana gönderirken bir de bilgi paylaştı. Ben de sizlere aktarmak istedim. 

Fotoğraflar, Kenya'nın Marsabit Bölgesi'nde 6-8 ocak 2020 tarihleri arasında çekildi .Ülkede yaklaşık olarak 11 yıldır süren bir susuzluk var.

Bu bölgede bu kadar zamandır yağmur yağmıyor. Üstüne üstlük, çok yakın bir zamanda ayrıca bir de sel felaketi yaşadı.

Bölgedeki tüm hayvanlar ve insanlar bu felaketten çok kötü bir şekilde etkilendiler.

İçilecek kalitede su bulmak çok kolay değil. Mutlaka, derinliği minimum 200 m olan, kuyu kazılması lazım.

Nitelikli içme suyu ihtiyacı ise 200 m'den daha da derin kuyulardan sağlanabiliyormuş.

Bu da çok ciddi maliyetlerle yapılabilecek (60.000 $)  bir konu olarak gözüküyor.

Daha da acısı: Özellikle söz konusu alan eğer Müslümanların yaşadığı bir bölge ise, dünyanın geri kalan zengin kitlelerinin bu bölgeye ilgisi yok denecek kadar az.

2016 yılında  Çamlıdere'de her sene yaptığım turlardan bir yenisini yapmak için yollara düştüm.

Müsellim üzerinden Yukarı Ovacık'a gideceğim. Hem kelebek arıyorum hem de Müsellim Göleti'nde yabani ördek fotoğrafı yakalama şansım var.Yapmış olduğum gezilerin birinde bu şansı yakalamıştım.

09.06.2008 /Müsellim Göketi- Angıt

Müsellim'i geçtim, bayır yukarı tırmanırken yolun sağına açılmış yeni bir yol olduğunu fark ettim.

Tereddüt bile etmeden hemen sağa saptım. Bir süre sonra bir tepeden, kazı çalışmaları yapılan bir şantiye alanını görecek konumdaydım.

05.10.2016  Saat: 12.28

Aşağıda tek bir ağaç var, yanında da birkaç kişi toplanmış yemek yiyor.

Doğruca yanlarına gittim, selam sabah faslından sonra "Hayırlı olsun dedim" ve ne yapıldığını sordum.

İçinizden "görmüyor musun?" dediğinizi duyar gibiyim. 

Tabii ki gördüm. 

Baraj yapıyorlar. Tamam da içme suyu mu, yoksa sulama amaçlı mı? 

Sulama amaçlı ise akla gelen ilk soru şu: Neresi sulanacak ki?

Müsellim'de ne eken var, ne de biçen. Yoncatepe ve Elmalı civarı hariç, ekin ekilen bir yer hemen hemen yok denilebilir.  

Müsellim Köyü

Tarih: 06.06 2008 Saat: 14.06

Çok küçük ölçekli, ekonomik değeri olmayan, birkaç küçük tarlası olan Müsellim Köyü; sadece yaz aylarında, köy sakinleri tarafından işgal ediliyor.

Hayvancılık da zorunlu olarak göz ardı edilmiş durumda. Çamlıdere Yaylası, Ankara'nın merkezinde bulunan bir mahalle ile aynı statüde. Dolayısıyla oranın yerlisi hayvan besleyemiyor. Siyasi kaygı, işi bu noktaya getirdi. 

Muhtelif zamanlarda köy sakinlerine sordum:

— Bu baraj neden yapıldı?

— Ahhh... Bir de biz bilsek!

— Adınızı öğrenebilir miyim?

— Hadi sana kolay gelsin!..

!..

Korku dağları sarmış... Yazık ki ne yazık!

 

Varsayalım ki, yapılan barajın amacı ''içme suyunu karşılamak'' olsun.

Bu barajın üstünde akan bir dere yok ki!..

Baraj, her ne maksatla yapılmış olsa da ana konu su. Öncelikle baraj dolabilmeli. Öyle değil mi?

 Ben bunları düşünürken  oradaki sorumlu:

"Bir delik var kapatamıyoruz. Dolayısı ile su tutmakta zorlanıyoruz." dedi.

Bu, çoğu yerde olabilecek problemlerden biri. "İnşallah başarırsınız" diyerek ayrıldım.

Bu sohbetten sonra her yıl en az bir kere bu sahaya gittim. Çünkü bentin üzeri hem kelebek tutuyor hem de flora açısından çok zengin.

Kızılbacak - Chenopodium botrys

Mahmuz Çiçeği - Centranthus longiflorus subsp. longiflorus

Atmaca  Güvesi /Macroglossum /Hawkmoth 

Tarih: 05.10.2016 Saat:12.28

2017 senesinde tekrar aynı sahaya gittiğimde aşağıdaki manzara ile karşılaştım.

Sular çekilmişti ve arazinin muhtelif yerlerinde duran iş makinelerinin yerlerinde yeller esiyordu.

Şantiyede hiç kimse kalmamıştı.

Tarih: 17.09.2017 Saat: 09:45

Tarih: 17.09.2017 Saat: 09.44

2019'da ise bir kova su bile bulmak mümkün değildi.

Beraber gittiğim yakın dostum Dr. Tufan Erdoğan ünlü bir jeolog.

Uzunca bir zamandır Rusya'da çalışıyor.

Tarih: 2019

Tufan Bey sahaya iner inmez başladı dolaşmaya. Elinde bir cihaz, derelere tepelere doğru tutuyor. 

Merak ettim: 

— Hayırdır ne ölçüyoruz?

— Radyasyon.

Ben neden demeden anlatmaya başladı. "Arkadaşlarım  hediye etti. İlk defa kullanıyorum." dedi.

Aramızda hızlı bir dialog yaşandı.

— Ölçüm sonuçları ne diyor?

— Her yer temiz.

— İyi mi? Yani barajla bir ilgisi var mı?

— Yok, ama buraya baraj yapılamaz.

— Neden?

Tufan Bey sırtını bente verdi. Parmağı ile karşımızdaki tepeleri göstererek bir alanı işaret etti ve: 

 "Burada fay hattı var. İlk depremde bu barajda sıkıntı yaşanır." dedi.

Al sana  yeni bir problem. Kafamda sorular art arda uçuşmaya başladı.

Yapım öncesi mutlaka uyulması gereken bir disiplin vardır diye düşünüyorum.

Örneğin:

1- Geriye dönük kayıt altına alınmış yağış rejimi ile ilgili dönemsel verilerin saptanmasının,

2- Jeolojik yapı analizinin,

3- Deprem riski araştırmasının,

4- Ekonomi bağlamında fayda-zarar karşılaştırmasının yapılması

vs...  

Bunlar bir çırpıda benim aklıma gelenler

Bu kadar az bilgi ile de "kanaat hasıl edilemez" diye düşünüyorum.

Tamam da:

Ortada yarım kalmış bir iş var.

Para sarf edimiş. İşin faturasını da bu millet ödemiş.

Bu yarım kalan işin sorumlusu kim?

''Ben yaptım, oldu.''

Bu mu anlamamız lazım!

!..

Daha onlarca soru sorabilirim.

İnternet üzerinde yaptığım kısa bir araştırmaya göre: Sorumlu Bakanlık, Tarım ve Orman Bakanlığı.

Ona bağlı olarak da Devlet Su İşleri 5. Bölge Müdürlüğü.

Bakın bu "otorite" kuruluş DSİ, kendisini nasıl tanımlıyor:

''Bir kamu kuruluşu olarak kendine verilen; taşkın koruma, sulu ziraati yaygınlaştırma, hidroelektrik enerji üretme ve büyük şehirlere içme suyu temini yanı sıra Belediye Teşkilâtı Olan Yerleşim Yerlerine de İçmesuyu temini gayelerini etkin bir şekilde yerine getirebilmesi bakımından, söz konusu dört maksadın ortak noktası olan baraj çalışmaları konusunda öncelikli faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu sebeple DSİ Genel Müdürlüğü ülkemizde barajlar yapan bir kuruluş olarak bilinir. Aynı zamanda ülkemizdeki su kaynaklarının çeşitli kullanım maksatlarına tahsisinde otorite kuruluştur.''

Bu baraj, Ankara'da ''5. Bölge''nin yetki alanına giriyor. Şantiye girişindeki levhada bu bilgi açıkça yazılmış. Ben levhanın fotoğrafını çektim. Onun değil de aşağıdaki tablonun yaynlanmasının daha doğru olduğunu düşündüm:   

 

ÇAMLIDERE MÜSELLİM GÖLETİ İNŞAATI
İŞİN SAHİBİ T.C.ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI
İLGİLİ GEN.MÜD. DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
İHALEYİ YAPAN DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
KONTROL DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 5. Bölge
SÖZLEŞME BEDELİ 2.483.000.00 TL
İŞ günü 350  / İhale tarihi 2015

 

Önce şu tespit üzerinde hem fikir olmamız lazım.

Neticede ticaretle uğraşan hiçbir özel kuruluş  devlete giderek "Bana baraj yapacak bir saha temin et" diyemez.

En azından böyle bir firmayı ben bilmiyorum.

İhaleye çıkan DSİ 5. Bölge ise, ayrıca "Ben otoriteyim" diyorsa bizleri mutlaka aydınlatır diye düşünüyorum.

İnternet sitelerinde bu konuda ben bir açıklama bulamadım. Varsa da gözümden kaçmış olabilir.

Şimdi kaba bir hesap yapmak isterim. 

İhalenin yapıldığı tarihte (2015) 1 USA Doları 2.725 TL

Tahmini bitim tarihinde (2017) 1 USA Doları 5.945 TL

 2015 tarihi itibari ile ihale bedelinin karşılığı olan $ tutarı ( 2.483,000 00 :/2.725 ) = 911.194.00$

2020 tarihi itibari ile  911.194.00$ ın Türk lirası karşılığı ise  541.249.000,00 TL dir

Yok olan para toplamı minumum bu düzeydedir.

Ortada hiç bir şey yok mu?

Tabii ki var. Kocaman bir duvar 7-8 bağlantı kutusu v.s hepsi de aslanlar gibi duruyor.  

Dilerim ki "otorite" bunları da açıklar.

(Eskalasyon ve benzeri hesaplar gözardı edilmiştir) 

 

 

Tufan Bey'in önderliğinde barajın üstüne çıkıyoruz

Biraz ileride santral görünümlü  bir yapı var.

Yaklaşınca kapısının açık olduğuna şahit oluyorum.  

Böylesine garip işlere tanık  olunca  aklıma ilk gelen soru hep şu olmuştur. Bkz: https://www.arpacik.net/icerik_yazar.asp?Icerik=1002&Yazar=815

Devletin yetkili kişilerine, yani ''DSİ 5. Bölge''de bu işten kim sorumlu ise ona sormak isterim:

Bu baraj inşaatı, varsayın ki sizin özel malınız olsaydı!..

Bu kadar para yatırınca tüm varlığınızı kurda kuşa emanet eder miydiniz?

Nerede yanlış yaptığınızı sorgulamaz mıydınız?

Özde: Su fakiri olan bu alana "baraj yapılır" olurunu kim imzaladı?

Barajın akıbeti ne olacak?

!..

Bu  sorularıma  yanıt alabilirsem müteşekkir kalacağım.  

Kablo bağlantı kutularının araları kuş yuvaları ile dolmuş. Bu bir güven işareti olabilir.

Suyu olmayan baraj titizlikle korunuyor, delili aşağıda...

 

15 Ocak 2020 tarihinde, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın bir konuşmasını izledim.

Bakın Sn. Cumhurbaşkanımız ne diyor:

 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Akıllı Şehirler Kongresi'nde konuştu. Erdoğan, "Ülkemizde bundan sonra atılan her adımın akıllı şehirler stratejisine uygun olmasında kararlıyız. Hesapsız kitapsız iş yapılmasına izin veremeyiz. Akıllı şehir uygulamalarında sadece kendi ihtiyaçlarımızı karşılamakla kalmayacağız dünya pazarlarına da gireceğiz.'' dedi.

Bu konuşmadan bir gün evvel de  Tarım ve Orman Bakanı Sn. Bekir Pakdemirli aşağıda görmüş olduğunuz beyanatı verdi:

Sn.Bekir Pakdemirli'yi  bu tavrından ve doğru yaklaşımından dolayı yürekten alkışlıyorum.

Dolayısıyla ''5. Bölge'' hudutları içinde yaşanan bu olayın en gerçekçi açıklamasının da kendisi tarafından yapılacağına inanıyorum.

Sn. Bakanım. Gelin köylüden yana olun. Doğadan yana olun. Milli Parklar Genel Müdürlüğünü kapatmayın. Tam aksine sayılarını hızla çoğaltmaya gayret edin.

İnsanları köye dönmeye teşvik edin.

Köyde sürekli ikamet edeceklere ayrıca teşvik verin.

Çocuklar köylerde okusun. Sabahın köründe yollara düşmesinler.

Kentin nimetlerini köylere taşıyın. Muhtar, ihtiyar heyeti, öğretmen, astsubay, tarım görevlisi, kır bekçisi köyü aydınlatsın. Kötü mü olur? 

Çağın adı dijital değil mi? Ha şehirde ha köyde! Ne fark eder? Eksinler biçsinler besicilik yapsınlar. İnsanlar temiz havada doğa ile uyumlu yaşasınlar. 

Bu ve benzeri oluşumları gerçekleştirmek için sosyolojinin kendine özgün uygulamaları var.

Siz bu kararı alın... Batı dünyasını S 400 alımından çok daha fazla korkutur.

Başarı dilklerimle saygılar sunarım.

  

2020 yılına girerken Merkez Bankası, ihtiyat akçesini genel bütçeye aktardı. Para hareketleri sıradan insanlar tarafından kolaylıkla takip ediliyor.

Birikiminin eriyeceğini düşünenler çok kısa sürede dövize dönüyor. Batı dünyası ikili değil, onikili oynuyor. Ekonomi bağlamında  her yeri geldiğinde devletimizi  sıkııştırmaya çalışıyor. 

Hâl bu ise... "Her kuruşa sahip çıkmalıyız" diye düşünüyorum.

Su kaynakları ilk 20 sene içinde petrol kadar değerlenecek.  

 

Bunu seslendirmeyen kalmadı, anlayan da olmadı.  

Devlet gemiye, halk da suya benzer. Gemiyi taşıyan sudur ama gemiyi deviren de sudur.

                                                                                                                                                                                                                                         Konfüçyüs

Mehmet Emin Bora

28.01.2020 /Ankara

 

 
 

Bu yazı 140 kez okundu...