Kalenin Bedenleri


        

Gümüşhane kalesi

Türk Dil Kurumu'nun internet sitesinde "Kalenin bedenleri"  tamlaması, kalenin burçları arasında yer alan üstü mazgal ve siperlerle örülmüş kalın duvar şeklinde açıklanmaktadır.

Bir evvelki yazımda arz ettiğim gibi  -bana göre- bir "Son Kale" vurgusu yapacaksak doğal olarak bu kalenin burçları da olacak, bedeni de...

Bir bütünün ayrılamaz iki parçasından bahsediyoruz...

Kendinizi ister burcun bir parçası sayın isterseniz bedenin...

Önemli olan "bu duyguyu benimsemek, yaşamak ve yaşatmak olmalıdır" diye düşünmekteyim.

Kale düştükten sonra kalenin"komutanı" olsanız ne değişir ki…

Olsa, olsa var olan ayıbın önemli bir  paydaşı olursunuz.

Aşağıda Bayburt Kalesi'nin bedenlerinin onarımını görüntülediğim bir fotoğraf var. 

Böyle bir benzetme için kullanacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.

Bayburt Kalesi - Bedenlerin tahkimi (restorasyon işlemi)

Var sayın ki - olmaz ama- beden yıkılmış da son burç hala ayakta kalmış olsun...

Bunun bir anlam kazanabilmesi için olağanüstü bir gayretle  bedenin tüm unsurlarını yeniden tahkim etmek  ve süreç sonunda  kalenin asli görevini yerine getirmesini sağlamakla gerçekleşebilir

2018 tarihi itibari ile yabanhayatı bağlamında ülkemizde yaşanan durum hemen hemen budur.

Yeri geldiğinde farklı çözüm yollarını belgeleri ile anlatacağım. Onun için var olan durumu adlandırırken bu yapıya   "Son Kale" demeyi uygun buldum. Bilinen tek gerçek acilen bu alanın savunulması olmalıdır.

Bu benzetmelerden sonra -herhangi yanlış bir yoruma muhatap olmamak için- Son Kale'yi doğa bilimlerinin  "doğru" dediği bilgilerle tahkim edeceğiz.

Başka bir çözüm yolunu en azından ben bilmiyorum

Son yazımda aşağıda görüldüğü gibi sadece dron ile çekilmiş bir hava fotoğrafını sizlerle paylaşmıştım. 

Bu fotoğraf  Sn.Ömer Kıraç tarafından çekilmiştir

O tarih itibari ile bina içinde ince işlerle uğraşıyorduk.

Son Kale'yi toplam 100 gün içinde tamamlayabildim.

Başlangıçtan mutlu sona kadar her aşamayı fotoğrafladım.

Onlar bir kenarda dursun. Siz son halini görün. 

Son Kale

Üç katlı binanın ön cephe giriş kapısı

Ön balkon

Antre  (Girişlerde galoş kullanılacak) 

Tuvalet

  Hatip Kürsüsü

Çalışma masası (1)

Çay, kahve servisi için tezgah

Hatip kürsüsünden giriş katının genel görüntüsü / Çalışma masası (2)

 

Alt katta toplantı odası. 10 gün içinde kapıları tamamlanacak.

25 kişi. ağırlama kapasitesine sahip bu odada görselleri izlemek için perde montajı yapıldı

Bu odanın  seyyar sandalyeleri  yakın zaman diliminde (15 Adet) alınacak . Her iki duvar kenarına monte edilecek 8 kişilik sabit koltuk hazırlanma aşamasında.

Süreç içinde görselleri izlemek için elektronik düzenek yerleştirilecek. 

Üst kata çıkış

Banyo

  250 litre sıcak su kapasiteli güneş enerjisi ile çalışan sistem çatıya monte edildi. 

Misafirhane

2 kişilikj (200x 100) yatak takımı tüm ihtiyaçları karşılamak üzere özenle seçilmiştir.

Çalışma odası

Konuklarımızı bu mekanda ağırlayacağız.

Üst kat küçük cam balkon.   

Bodrum kat çıkışı

Karo döşenen bu alanın üstü 2019 mayıs ayında kapatılacak. Arka bahçe 250 metre karelik yeşil bir alan haline getirilecek.

Giriş katı arka cam balkon.

Son Kale'yi yukarıdaki fotoğraflarla yeterince anlattığımı düşünüyorum.

Bina hazır ama "Önemli olan içeriktir" dersem  "ortak bir payda oluştururuz" diye düşünüyorum.  Bu bağlamda; 

Ankara'dan Çamlıdere'ye getirebildiğim 5.000'den  fazla kitabı ve  2.000 civarındaki periyodik yayını elimdeki imkanlarla sadece kütüphaneye dizebildim.

Şu anda öncelikler sırasında daha önemli işlerim olduğu için kitap getirme işlemine ara verdik. Özellikle kitapların düzenlenmesi ile ilgili işlerde sadece  eşimle ben beraber çalışıyoruz.

Asansörü olmayan bir binanın 3. katından beden gücü  ile indirdik. Ankara'daki evimizden 110  km mesafedeki Çamlıdere'ye getirdik.

Düzenleme işlemini  zamandan tasarruf edebilmek için akşama bırakıyoruz.

Ümran Bora

26 Eylül.2018 / Saat .23.34

Bana göre doğru yaptım.

Avcıların, "geçmişe dönük önemli bir ölçekteki  yazılı  belleği artık bir arada....

Bunun ne denli önemli olduğunu bundan sonra yayınlayacağım "Bursa Bıçakçıları" başlıklı yazımda göreceksiniz.

Yeri gelmişken Bursa'da kısa sürede olsa beraber olduğumuz meslektaşlarımdan özellikle özür dilemek isterim. Bahse konu bu yazı 3  ay önce yayınlanmalıydı. Ama gelin görün ki iş nereye evrildi.

Orada tanışmaktan çok büyük keyif aldığım, gurur duyduğum arkadaşlarıma buradan seslenmek isterim.

"Bana güvenin. Siz izin verdiğiniz sürece ben sizlerin sesi olurum ve bundan da onur duyarım."   

Kütüphanemizde yeterli sayıda kitap var diye düşünüyorum. İnternet ortamından faydalanmak sureti ile excel tabloları yaptık.

Bunları incelemenizi isterim. Hemen hemen bahse konu tüm başlıklar için elimizde farklı sayıda kitap var.  Doğa Bilimleri ve onun alt başlıklarından biri olanYaban Hayatı ve Avcılık üzerine çok sayıda yazılı kaynağa sahibiz.

Şimdi işin büyüğü beni bekliyor

Kabaca yerleştirilen kitapları konu başlıklarına göre ayırmak, onları etiketlemek ve bilgisayarda kitap takibi ile ilgili programa aktarmak.

Bana kalırsa bu iş 2 yıl sürer.

Çok, ama gerçekten çok zor bir iş. Bu işi layıkı ile yapabilecek birilerini bulabilirsem... Ben başka bir işe soyunacağım!..

Bunu da yeri geldiği zaman sizlere duyuracağım.

Bu arada diğer taraftan da  sürdürülebilir avcılığın temel taşlarını sizlerle beraber yerlerine yerleştireceğiz.

Olacak... İlla ki olacak. Başka bir yolu da yok.  

Böyle biline...

"Sıkıntının bini bir para" dediğinizi duyar gibiyim.

Hepsini kökünden bertaraf etmek için gereken kaynaklara sahibiz.

Bundan hiç şüpheniz olmasın. Bizler sadece kaynakları hoyratça sarf eden bir düzenin parçasıyız. 

Bir örnek vermek isterim. Mesela bir baş mühendisin, şube müdürünün veya herhangi bir bürokratın  canı mesai saati içinde  "dut" yemek isteyebilir. Olamaz mı?  Tabii ki olur.

Ama o kişi makam aracının şoförünü yanına çağırıp  Ankara'ya 100 km. mesafede bir ilçeye dut getirtmek için araç gönderebiliyorsa...  

İnanın bana, bizim daha 100 sene belimiz doğrulmaz. 

200 sene sonra yaşayacak avcı kardeşlerim beni mutlaka anlayacaktır diye düşünmekteyim.

(...)

Kamu personelinin hizmetinde 130.000 adet araç kullanıldığını yazılı ve görsel basından öğreniyoruz. Sayıştay raporları yürekleri yakıyor. Harcanan benzinin haddi hesabı yok.

Şimdi bir soru soracağım. Bir vergi mükellefi işine gitmek için hangi araçları kullanıyorsa, neden ayrıcalıklı muamele gören bu kişiler de aynı yöntemi kullanmıyor?

Vatandaş üstüne üstlük vergi veriyor. Kamu adına çalışanlara ulaşım, kreş, konaklama v.b ayrıcalıklar verilmesine rağmen ülke şartlarına karşın yüklü bir de maaş alıyorlar. 

Ücretin az olduğunu söyleyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz.

Bir önerim var.

Derhal istifa edecek ve aramıza katılacaksınız.  Hanya mı Konya mı ondan sonra konuşuruz.

Özde milletin kesesinden sefa sürmeye mutlaka son verilmeli.

Üst düzey 1000 makam sahibi tabii ki bu araçları kullanacak.

Bu sayı ülke prestiji için de olsa,  güvenlik kaygısı ile de olsa kabul edilebilir bir rakamdır.

130.000 sizce de fazla değil mi! 

Siz 130.000 makam aracı kullanırsanız... 

O kişi de dut da ister "Yengeni AVM den, yeğenini de okuldan al eve götür" de der...

Önlem!

Hemen sunalım. Neden  kamuya hizmet veren tüm araçlara "Araç Takip Sistemi " takmıyorsunuz?

-!..

Vücudun güneyi cenahı tehlike altındaysa bahse konu örnekteki makam sahipleri dutun sindirim sistemini bozduğunu hemen anımsayacaklardır.

O saatten sonra canları eskisi gibi dut istemeyebilir" diye düşünüyorum.

Ana konumuz her zaman olduğu gibi Yabanhayatı... 

Yaşanan sıkıntıları çözebilmek için bazı önerilerim olacak.

Sn.Ali Üstay - Sn. Mehmet Adakan - Sn. Halil Gülçür  - Sn.Ömer Boravalı - Sn.Mahmut Kulein -  Sn.Derin Türkömer - Sn.Mehmet Ekizoğlu - Sn.Ali Şahin  ve isimleri şu anda aklıma gelmeyen veya benim bilemediğim işinin ehli onlarca saygın insan varken, Yabanhayatının rasyonel idaresinde bizler hala bir dram yaşıyorsak ve acı sona hızla yaklaşıyorsak...  

Bu işte bir yanlışlık var demektir.  

Yaban Hayatı bitmek üzere. Bunu hepimiz görüyoruz ama sesimiz çıkmıyorsa...

Bu işte bir yanlışlık var demektir.  

Hemen hemen her Allah'ın günü bir vatandaşımızın av tüfeği ile öldürüldüğünü televizyonlardan izliyorsak,

Bu işte bir yanlışlık var demektir. 

Dünya ülkelerinde geyik popülasyonu onbinlerle  hatta yüzbinlerle , U.S.A da ise milyonla seslendirilirken  bizler sadece bu tablolara acı acı daha doğrusu "bel bel" bakıyorsak, 

Bu işte bir yanlışlık var demektir.

"Anadolu Yaban Koyunu" sadece bu topraklarda yaşıyor derken afranızdan tafranızdan geçilmiyor. Ama 2004 senesinde Nallıhan'a getirilen 70 civarındaki damızlık  sayısı  (aradan geçen 14 sene içinde) şimdi yirmili sayılarla telaffuz ediliyorsa... Hastalıktan kırılıyorsa, sorumlusu  asla sigaya çekilmiyorsa ... 

Bu işte bir yanlışlık var demektir. 

1970 ila 2018 arasında görev yapan Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlerinin hemen hemen hepsini tanıyorum.

Bu cümleden kastım şu: Kim ne yaptı? Bu  sorunun bir tek cevabı var. 48 sene içinde sadece 2 kişi  yaptıkları ile hala anılıyor .  

1- Sn.  Nevzat Ceylan (Ak Parti Nallıhan Milletvekili) 

2- Sn. Hüsrev Özkara  (Avukat)

Bu gerçeğin dışında rahmetli Nihat Turhan  ve yine rahmetli Hasan Asmaz'ı  yok sayıyoruz. Çünkü  bu isimlere ait fotoğraflar  bir dönemin idarecileri tarafından duvarlardan indirildi.

Bir kerecik olsa bile bu kurumda liyakat ve sadakatle çalışanlar bırakın ödüllendirilmeyi, anılmadılar  bile. Bunun adı "benden öncesi tufan" mantığıdır. 

Ben, yaşanan bu utanmazlığa karşı her yeri geldiğinde tepki gösterdim . Ölene kadar da bu tavrımdan ödün vermeyeceğim. Layık olan her zaman takdir edilmelidir.

Takdir edilirken hangi makamı işgal ettiği ise sadece teferruattır. Şehit askerin rütbesine bakılır mı?

Bkz: https://www.arpacik.net/icerik_yazar.asp?Icerik=507&Yazar=815

Bkz:https://www.arpacik.net/icerik_yazar.asp?Icerik=497&Yazar=815

Bkz:https://www.arpacik.net/icerik_yazar.asp?Icerik=675&Yazar=815

Hasan Asmaz 7 Haziran 1985 yılında  Birleşmiş Milletlerin  Newyork'taki merkez binasında yapılan özel bir yoplantı ve merasimle B.M Genel Sekreteri Sn. Perez  de Cuellar tarafından Uluslararası SAKAWA Çevre ödülüne layık görüldü.  (50.000  USA doları) 

Bu gerçeği bu güne kadar hiç duymadıysanız... 

Bu işte bir yanlışlık var demektir. 

Yaban hayvanı üretmekte  özellikle de kınalı keklik üreticiliğinde son derece başarılı olan Sn. Mehmet Arpaz, Sn. Tayfun Büyükoğlu, sülün üretmekte ise bir numara olan Sn. Sedat Acar gibi bir orman mühendisiniz olmasına rağmen bu ülkede sülün avı yapılamıyorsa... Keklik  tükenme noktasına gelmiş ise... 

Bu işte bir yanlışlık var demektir. 

Yolda kimi çevirsen ya tabancası var ya da av tüfeği... Genel aramalarda araçta usulsüz taşınan silah sayısını bilemiyorum. Ölenleri  görünce "Bu insanlar hangi eğitim sürecinden geçti de bu silahları kullanma hakkını  onlara verdiniz sorusu kendisine inandırıcı bir yanıt bulamıyorsa...  

Bu işte bir yanlışlık var demektir. 

Bir binek arabasına kaç kişi binebilir? derseniz "bunun yanıtı o aracın ruhsatında yazılıdır" derim. Uçak, tren, vapur, motosiklet, bisiklet ve benzerleri tüm ulaşım araçları  için bu sayıyı yasal olarak tahdit altına almışız.

Ben bunun doğru olduğunu düşünenlerdenim. Peki bu doğru ise  avcı sayısı neden sınırlı değil? 

"Av sahalarının taşıyabileceği avcı sayısı" diye bir kavramdan bahsedildiğini hiç duymadıysanız...

Bu işte bir yanlışlık var demektir.

Sayıları milyonla ifade edilen avcılara karşı, ülke genelinde toplam koruma kontrol yapan görevli sayısı 1500 civarında ise...  

Bu işte bir yanlışlık var demektir.

Not: Yeri, geldi sizlerle bir anımı paylaşmak isterim.

1985  veya 1986  yılı olsa gerek. B.M Genel Sekreteri Sn. Perez  de Cuellar  Türkiyeye geldi. Dönemin Cumhurbaşkanı Rahmetli Turgut Özaldı.

Yine o dönemin Milli Eğitim Bakanı'nın Avni Akyol olduğunu anımsıyorum. Bakanlık izcilerle ilgili bir etkinlik için benden bıçak istedi. Bakanlığa gittim. bir süre sonra Sn.Avni Akyol beni makamına kabul etti.

Marmaris'de yapılacak izcilik kampının açılışını  B.M Genel Sekreteri Sn. Perez  de Cuellar yapacakmış.  Bana özel bir bıçak yapıp yapamıyacağımı sordu. "Emriniz olur" dedim. Bu kelimeyi askerlik görevim dışında hiç kimseye kullanmadım. Kendisini rahmetle anıyorum. Çok nazik bir insandı.  Şu anda bu anılar gözümde canlanırken  tüm konuşmalarımızı anımsıyorum. Sn. Bakandan bir hafta gibi kısa bir süre talep ettim. Olur verdi.

4-5 gün sonra tekrar bakanlığa gittiğimde  özel kalem müdürüne aşağıda fotoğrafını gördüğünüz bıçakları teslim ettim.

Marmaristeki etkinlik basın dünyasının ilgi odağı oldu.

Bir süre sonra dönemin İzcilik Daire Başkanı'ndan öğrendiğime göre bıçaklar çok beğenilmiş.

Bora Bıçakları

Ülkemizde -internetten öğrendiğime göre- 12 adet Orman Fakültesi var.

Kaçında yabanhayatı kürsüsü var? 

İşte araştırma sonuçları.

TÜRKİYE ORMAN FAKÜLTELERİNDE YABAN HAYATI EKOLOJİSİ VE YÖNETİMİ BÖLÜMÜ

(4 yıllık olup yaban hayatı mühendisleri yetiştirilmektedir)

1. Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü (Bu sene 20 öğrenci kontenjanı varmış ama 5 kişi seçmiş)

2. Düzce Üniversitesi Orman Mühendisliği Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü (Öğrenci almamış)

3. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü (Öğrenci almamış)

4. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü (Bu sene 15 öğrenci kontenjanı varmış ama 5 kişi seçmiş)

TÜRKİYE MESLEK YÜKSEK OKULLARINDA AVCILIK VE YABAN HAYATI PROGRAMLARI

(2 yıllık olup, yaban hayatı teknikerleri yetiştirilmektedir. Tüm bölümler öğrenci almıştır) 

1. Artvin Çoruh Üniversitesi Artvin Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

2. Çukurova Üniversitesi (Adana) Aladağ Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

3. Gaziosmanpaşa Üniversitesi (Tokat) Almus Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

4. İstanbul Üniversitesi Ormancılık Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

5. Kastamonu Üniversitesi Araç Rafet Vergili Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

6. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Ulukışla Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

7. Ordu Üniversitesi Akkuş Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

8. Süleyman Demirel Üniversitesi (Isparta) Sütçüler Prof.Dr.Hasan Gürbüz Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

9. Süleyman Demirel Üniversitesi (Isparta) Yenişarbademli Meslek Yüksekokulu

10. Uludağ Üniversitesi (Bursa) Büyükorhan Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı

Görüldüğü üzere eksik bir bilgilendirme var.

Örneğin

İlgili bölüme toplam kaç kişi alınmış?

Bu güne kadar kaç kişi mezun olmuş?

Ne iş yaparlar?

Nerelere atanmışlar?

Görülen o ki bu işe gönül veren öğrenci sayısı istenilen düzeyde değil. Burada sorulması gereken bir soru var diye düşünüyorum. Örneğin bu kadar bölüm açılması bir ihtiyaçtan mı kaynaklandı  yoksa siyasi bir tercih midir?

Neredeyse her ile, ilçeye yüksek okul açılınca yaşanan tüm sorunlar çözüldü zannediyoruz.

Çözüm!..

Çözüm var. Önce kafa, dolayısıyla bakış açısı değişecek. 

Kafa nasıl değişir?

(...)

Kitabın adı "Üniversitelerin Misyonu"  

 

 "José Ortega Y. Gasset"

Okur musun?

 Okursan en azından yaşanan yanlışlıklar karşısında bir fikrin olur, belki değişirsin.

Bana göre istisnalar hariç hiç kimse merak edip ne arar, ne de okur.

Nereden  mi biliyorum!

Araştırmalar öyle söylüyor....       

Bakalım ne derecede doğru.

Avusturalya Ulusal Üniversitesi ve ABD’deki Nevada Üniversitesi’ndeki araştırmacılar dünya genelinde en çok kitap okuyanları merak ederek bir araştırma başlattı. Araştırmaya göre gençlik çağındaki çocuklar bu dönemde daha çok kitaba sahip olduğu vakit eğitim hayatlarında daha başarılı oluyorlar. Bu kişiler okuryazarlık konusunda da daha yüksek kapasiteye sahip.Guardian’da yer alan habere göre üniversite dereceleri olan, ancak daha az kitapla büyümüş yetişkinler, 9 yaşında okulu bırakanlarla aynı düzeyde okuryazarlığa sahipti, ama gençken çok sayıda ev kitabı vardı. Bir Estonyalının evinde 218 kitap var

Social Science Research dergisinde yayımlanan araştırmada 16 yaşındaki gençlerin yaşadıkları evlerdeki kitap sayılarına odaklanıldı. 31 ülkede 25 ila 65 yaş arasındaki yetişkinlere, 16 yaşındayken evlerinde kaç tane kitap olduğu soruldu. Buna göre dünyada evinde ortalama en çok kitap bulunanlar Estonyalılar. Bir Estonyalının evinde ortalama 218 kitap bulunuyor. Her üç evden birindeki kitap sayısı ise 350’den fazla. Estonya’yı ortalama 212 kitapla Norveç, 210 kitapla İsveç, 204 kitapla da Çek Cumhuriyeti takip ediyor. Bu rakamlar Britanya’da 143, ABD’de ise 114.

500'den fazla kitap olan ev yok

Araştırma kapsamına alınan ülkeler arasında Türkiye ortalama 27 kitapla son sırada yer alıyor. Türkiye’deki evlerin yüzde 60’ında beş kitap, yüzde 21’inde 20 kitap, yüzde 13’ünde 65 kitap, yüzde 4’ünde 150 kitap, yüzde birinde de 350 kitap bulunuyor. Araştırmada 500 ve üzeri kitabın bulunduğu ev sayısı ise sıfır olarak bulundu.

Burada büyük bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Eksik araştırma diyelim. Öyle evler var ki... Tek başına erişilmez sayıda kitap var. 10.000 civarında kitap bulunan en az 3-5 evi ben biliyorum. 

Acı Gerçek 
Bkz:https://www.yenisafak.com/hayat/turkiyede-evlerde-ortalama-27-kitap-var-3402306

Ankara'daki evimde var olan kütüphanenin bir müdüresi var.. 

Kedilerle uyumanın zor yanı; kedilerin yatağın bir tarafında yatmaları yerine sizin üzerinizde yatmayı tercih etmeleridir.  Pam Brown

Müdire  Hanım (Boncuk)

Çamlıdere'ye ise bu dönemde zorunlu (!) olarak bir çalışan aldım.

Bir aylık. Şimdilik deli gibi koşuşturuyor, boğuşuyoruz arta kalan zamanda ise  yiyip içip yatıyor. 

Bu yılın 2. dönem yavrusu. Dışarısı soğuk ve acımasız. 

Adını "Müdür" koydum.  Onu sahiplenecek bir ev arıyorum.

Minicik bir kedi yavrusu bir sanat şaheseridir.   Leonardo da Vinci

Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bu gafletten doğacak felaketler azalmaz

                                                                                                                                                                      Benjamin Franklin

Mehmet Emin BORA

03.11.2018 / Ankara- Çamlıdere

 

 

 

 

 

Bu yazı 310 kez okundu...