İyi - Kötü - Çirkin (2)


Farklı bir bakış açısı - 2'nci Bölüm

Efteni Gölü'nün coğrafi konumu

Geçmişte 814 hektar olan göl, 1976 yılında kurutularak 25 hektara düşürülmüş.

1992 yılında "sedde" yapılarak büyütülmüş, 158 hektara ulaşarak günümüzdeki halini almıştır.

(Ctrl+Maus)'a aynı anda basarken  farenin ortasındaki tekerleği ileri geri yapmak sureti ile haritayı büyültüp veya küçültebilirsiniz.

Bugün ziyaret etmek istediğim üç ayrı yer var.:

1- Efteni Gölü,

2- Yaban Hayvanı Üretme Sahası,

 ve

 3- Ziyaretçi Tanıtım Parkı'nı gezmek istiyorum. 

Yolumun üstünde Efteni Gölü var.

Efteni Gölü 

Efteni Gölü: 

Efteni Gölü denizden 100 metre yükseklikte, Düzce ile Gölyaka'nın sınırları içinde kalmaktadır. Düzce'nin 14 km. güney batısında, Elmacık Dağı silsilesinin eteğinde Asar, Uğur, Küçük Melen sularının ve yan derelerin oluşturmuş olduğu tatlı su gölüdür.

Efteni Gölü, göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan önemli ve ender merkezlerden biridir. Göl, 1992 yılında Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından koruma statüsüne alınmış olup, avlanmak yasaktır. 

Yaklaşık 150 çeşit su kuşu türüne ev sahipliği yapan gölde:

Kuğu, Karabatak, Flamingo, Su Tavuğu, Boz Kaz, Yeşilbaş Ördek, Sakar Meke, Sumru, Kız Kuşu, Çulluk, Balık Kartalı, Balıkçıl, Yılan Boyun, Angıt ilk göze çarpan kuş türleridir.

Efteni Gölü çevresinde gölün izlenebilmesi için Kuş Seyir Terasları ile ziyaretçilerin bilgi alabileceği bir de tanıtım merkezi bulunmaktadır. (Bu bilgileri "Orman ve Su İşleri Bakanlığı"nın internet sitesinden aldım.) 

Kağıt üzerinde yazılı klasik bilgileri edindikten sonra farklı bir bakış açısını ortaya koyabilmek için sahaya iniyorum.   

İlk aksaklığı  fotoğrafta görülen gözetleme kulesine çıktığım zaman fark ettim.

Bana sorsalar canı burnunda!

Oynaşıp duruyor. Bir gün yıkılırsa şaşırmayın. Siz üst katta fotoğraf çekerken alt kattan çıkanlar yüzünden kule sallanıyor!

Bu şartlar altında yukarıda bulunan insanlar nasıl fotoğraf çekecekler!

"Fotoğrafa" hâla "resim" diyen bir toplumun bahse konu kaygısı olabilir mi? Bkz:

Her iki kelimenin farklı anlama geldiğinin bilincinde olmayan haber spikerleri var. Ben niye yadırgıyorum ki!

-!..

Bu konu önemli diye birinci sıraya aldım. Bahse konu olan can güvenliği.

Fotoğrafçıysanız ve elinizde büyük bir objektif varsa (örneğin 400 mm gibi) işiniz iş...

Kuleye tek başına çıkmanız bile başlı başına bir problem. Bir üst kata çıkmak için var olan  -merdiven kovası- boşluk yetersiz!

Çantanızla aynı anda sığamıyorsunuz. Üstelik çok da dik!

Biraz özen göstermeyi akıl edebilecek beşeri sermaye (!) pek çok alanda olduğu gibi burada da görünmüyor.

İşin özü: kule fonksiyonel olmaktan uzak.

Neden? 

-!..

İşe canı gönülden sarılan yok ki!

Ne yaparsan yap maaş aynı!  Hadi diyelim ki bunun çaresi yok. Soran yok, sorumlu yok. Başarıyı takdir eden ise yok gibi!

Başarılı olursanız bir üstünüzdeki amiriniz "ben yaptım" diye ortalıkta gezinir durur. Gelenek bu yönde gelişmiştir.    

Yapabildikleri gördükleri ile sınırlı!

(Bunun ne denli önemli olduğunu yazımın sonunda özlü sözlerle anlatabileceğimi zannediyorum (!)

Dünyadan bi haber olmalarına şaşırmıyorum. Çünkü göl çevresinde kaç kule var o bile net değil. 4 diyen de var 1 diyen de... İnternet sitelerinin her biri ayrı telden çalıyor.

Ayrıca bir "ziyaretçi merkezi" muhabbeti almış başını gidiyor. (Onun da ne olduğunu ve ne olması gerektiğini belgeleri ile sizlere sunacağım.)

Koskoca gölde yapabildiğiniz bu ise! Allah yardımcımız olsun.

Ben olsam nasıl mı yapardım! 

Anlatayım :

Öncelikle göl ve yakın çevresinin iklim koşullarını gösteren istatistik tablolarını incelerdim. 

Daha sonra avcılarla ve köylülerle konuşarak, yöredeki yabanhayatı hakkında kapsamlı bilgi toplardım. 

En az bir yıl gözlem yaparak önemli gördüğüm noktaları kayıt altına alırdım.

İşe başlamaya karar verdiğimde yapacaklarımı (a)  dan (z) ye projelendirirdim. (Taslak)

Proje aşaması bitince önce kurum içi, daha sonrada konu ile ilgili tüm sivil toplumluların katılımlarını sağlayarak avam projeyi tekrar tartışmaya açardım.

Var sayalım ki bu evreler de geçilmiş olsun.

Proje ön görüyorsa: 

1- Gölün uygun bulunan dört bir yanına kule yapardım. Belki de 8-10 tane!  Farklı yüksekliklerde....

2- Bazılarını  1 veya 2 kişilik yapardım.  Temel kriteri "kaç kişi rahat fotoğraf çekebilir" diye belirlerdim.

3- Çok iyi kamufle ederdim.

4- Düzenleme sırasında  işin uzmanı olan fotoğrafçıların isteklerini öğrenmeye gayret sarf ederdim. Unutmayalım! Böyle bir tesis Kızılcahamam'da yapıldı ve çürümeye terk edildi. Sebep? Mühendisin inadından! Daha fazla bilgi için Bkz: 

Milyarlarca para çöpe gitti. Ne soran var ne sorgulayan! 

Neden?

Bu yol açılırsa çoğu adamın başı yanar da ondan... 

Emsal olsun istemezler. Tek gerçek bu...

-!..

Trabzan işin can alıcı kısmı!

Yüksekliği, eni, fotoğraf makinelerine göre uygun olmalı. Hedef kitle hiç akıldan çıkarılmamalı.

Çünkü işin ağırlık noktası  bu olacak.. Kuşlar nereden geliyor? Nereye gidiyor? Nerede konaklıyor?

Onları en az ölçüde rahatsız ederken, en güzel fotoğrafları nereden çekebiliriz?

Önemli olan bu ve benzeri soruları doğru yanıtlayabilmek.

Gölün tamamını kameralarla izlerdim. Bu o kadar kolaylaştı ki...

Uzatmak istemiyorum. İşin özü:

Efteni gölü sulak alan açısından önemli bir nokta. Bunu bakanlık söylüyor dünya alem biliyor.

Burası fotoğrafçılar açısından cennete dönüştürülebilir. Bu da gölü korur. Çok sayıda göz caydırıcı olur. Hele de birlerinin elinde fotoğraf makinesi varsa!

Yılın 12 ayı burası arı kovanı gibi işler.

Bu işi gerçekleştirmek için profesyonel bir yönetim ister. Moda söylem ile "akil adamlar" dan bahsediyorum. Onlara danışacak ve son karar: siyasetin değil aklın ürünü olacak. 

Bu projeyi yürütmek için bir kişiyi sorumlu tutacaksın. Bu kişi -performans öncelikli bir değerlendirme yapmak sureti ile-  en az 10 sene görevde kalabilmeli. 

İşin en önemli noktalarından birisi bu.  Doktora konusu kuşlarla ilgili olan bir mühendisi ara bul veya olmadı yetiştir. Her işin başı insan!

- (!)  

Başarı istiyorsan: 

Ahbap çavuş ilişkilerine girmeyecek, işin içine siyaseti bulaştırmayacaksın. İşe adam yerine, adama iş bulmak son yüzyılın bulaşıcı hastalığıdır.)

Sonuçta ne mi olur?

Duyuru ile bu kuleleri günübirlik kiralayabilirisin. Kulelerin alt katını konaklanacak şekle getirirken, üst katını fotoğraf çekenler için cennete çevirebilirisin. Kişi başına günübirlik minimum 100 TL. ila 150.TL arasında ücret almalısın  (2015 yılı için tahmini bedel.)

(Bir açıklama yapmam gerekiyor: Alt kata gün ağarmadan girileceği için en az 3-4 saat beklenecek demektir. 2-3 ranza koyarsın. İnsanlar uzanarak dinlenebilir. Konaklamaktan kastım bu.)

Gelenlere çekim için yardımcı malzeme kiralayabilmelisin. (Tripod, fasulye torbası v.b)

5- Fasulye veya çekirdek torbası yaptırırdım!

 Kiiii....Fasulye parası isteyebileyim!

Sonuç: 

Dünya uzayda dolaşıyor! İşi abartmayalım.

Bunu da unutmayalım. 

Uluslararası ünün olur. Gelir kaynağın olur.. Olur da olur.

Ne anlatıyorum? Kime anlatıyorum?

Sistemin nasıl işletileceğini sorarsanız onu da ayrıca anlatırım.

Belleklere yerleşsin yeter.

"Denmedi" "Ben bilmiyordum" demeyin diye bir anda aklıma gelenleri kağıda döktüm. 

Bilimsel adı Podiceps Cristatus olan Bahri Podicipedidae familyasındandır /  (Tanımlama trakus sitesinden alınmıştır)

Göl çevresinde tam bir tur yaptım. Her yer pislik içinde. Ortada başarıya ait herhangi bir iz yok.

Ama sorumluluraın her türlü imkanı var!

Var mı? Var.

  

10 Ocak 2012

Bu çerçöp ortada olmasa sizlere eşsiz güzellikte olan bu kuşların hakim olduğu bir fotoğraf sunacaktım... 

Fotoğrafta görülen kuşlar: Kız kuşu / Vanellus vanellus Lapwing 

Tadım kaçtı...

Yaban Hayvanı Üretme İstasyonu'na gideceğim.

Göl hakkındaki düşüncem "Kötü"

İstikamet:

Yaban Hayvanı Üretme İstasyonu. 

Sahaya yaklaşırken beçtavuklarını gördüm. Aralarına bir de horoz karışmış. Beçtavuğu hakkında pek çok şey söyleniyor. Keneleri yok etmek için doğaya salınan tavuklar hakkında söylenenler iç açıcı değil. Bkz:

Beçtavuğu Bkz:

Binalara yaklaşırken sülünler arabanın yanında koşuşmaya başladı.

 Durup poz verenler de oldu. 

Çevremdeki yapılar kırık dökük.  Western filmlerine görülen terk edilmiş Meksika kasabası gibi...

Sıvaları patlamış duvarlar, siyah-beyaz kadar aykırı...Bakımsız kümesler v.s...  

Ali Babanın Çiftliği gibi sahada ne ararsan var.

Yaban Hayvanı Karıştırma Sahası tanımı sanki daha uygun gibi! 

Av camiası içinde sık sık türlerin saflığının önemi gündeme gelir.

Gelmese de getirenler olur!

Örneğin başat konu turnadır. O, ne eder eder... Lafı kekliğe getirir ve buyurur: "Volyerde keklik üretip doğaya salmak türün bozulmasına sebebiyet verir..."

Sözünü de mutlaka devrin iktidarına methiye düzerek  bitirir. Kulakları çınlasın Çetin Altan'ın bir tanımlaması var. "Hazineden geçinenler".

Çoğu insan buna kızar. Bu da gerçekleri değiştirmez. 

10 numara yağın yakıt olarak kullanılması yasak olsa da fütursuzca kullananlar her devirde olacaktır. 

Elçiye zeval olmaz! 

Hadi bakalım konuş şimdi...  Ali Babanın Çiftliği'ni kim işletiyor? 

-!...

Bu hayvanlar nasıl saf kalacaklar?

-!...

Bir söz var, yeri geldi:

Zihin fukara olursa akıl ukalâ olurmuş.

-!..

0

İdare binası! İdare eder gibi görünüyor. .

Çalışanlar: zaman zaman yaşanan su taşkınları yüzünden neredeyse çalışma masalarına kadar suyun ulaştığını söylüyor.

Bu işletmenin mutlaka  kâr/zarar tablosuna bakmak lazım. Diyeceksiniz ki "kamu hizmeti yerine getirilirken kâr amacı yürütülmez".  

Hangi kamu yararı var? Var da ben mi görememişim!

Anlatır ve belgelerseniz hem sevinirim hem de "yazarım".

İdare Binası

Yaban Hayatı Üretme Sahası sınıfta kaldı.

Bana göre "Kötü" 

Geriye sadece Ziyaretçi Tanıtım Parkı kaldı.

Gidiyorum.

Efteni Gölü Ziyaretçi Tanıtım Parkı 

Sahaya yaklaşırken flamingoları gördüm. E doğrusu sevinmedim dersem yalan olur...

Ne zamana kadar? Ayıyı görene kadar...

Gözlerime baktırma zamanım gelmiş. Flamingo diye gördüklerim fiberden yapılmış maketlermiş!

Başladım gezinmeye!

Ayıya bakar mısınız? Süper....

Kaçmasın diye tel örgü içine almışlar. E bravo doğrusu!  Bu her babayiğidin aklına gelmez...

"Arkadaki irice sandık kılıklı şey nedir? diye bekçiye sorduğumda  anında bir yaşıma daha bastım oldum (71) 

- Ayının evi.

- Yok devenin başı!..

- Deve yok beyefendi.

 -!..

Ayının bahçesi kilit altında!

Ya evi!

-Frrrıttt...

(İçim bir tuhaf oldu... Duygulandım da ...)

Ayı!

Oldu mu şimdi! Bu kilit yakıştı mı? Parmak izi ile açılandan olsa! Bence daha yakışırdı...

Anlaşıldı ki tereyağı bol... Ye, iç, sür, harca gitsin. Soran yok ki......

Bu işte bir terslik var...

Özel evin olacak, kapını üstüne kilitleyecekler! Bu resmen ayı haklarına aykırı...

Üstelik zemin natamam...  Üşütür. Bu vebalin altından kalkamasın. ayı cırcır olur.

Ayının üstüne kapıyı kilitleyeceksin ama evinin tuvaleti yok!

Üstüne üstlük fena yapar!

Görmek istersiniz diye ...

Bilmiyordum deme!...

Altı kabak, üstü şeş hane dedikleri bu olsa gerek... Bkz:

Bu yapı en azından imara aykırı. Görünen bu. Öyle değil mi ayı kardeşim!.  

Sadece bu olsa!

Bahçe demirlerinin et kalınlıkları bana göre iyi seçilmemiş. En az iki misli daha kalın olmalıydı! 

Ayı bu.

 

!!!!!!

Kanatlarını uçacak gibi açmış olan yırtıcının bulunduğu kafesin önüne geldiğimde bir anda 72 yaşına girdim...

Sahayı tam dolaşacağım derken yaş haddinden gidecek gibiyim.  İnşallah yanılıyorum.

Hayırlara vesile olsun. 

Bu görüntüyü sizler de yorumlayabilirsiniz.

Diziliş şu şekilde:

Sağ bek:Bıldırcın

 Ortada: Kartal 

Sol bek: Flamingo 

Gelin görün ki hakeme verilen listede sol kanatta sülün  görülüyor! 

Ayıptır yahu!..

İşin cılkı çıkmış da haberimiz yokmuş....

 

Sahayı alıcı gözü ile gezmeye başladım. 

Al sana yeni bir örnek!

Çift yumurta ikizleri : Geyik-Meyik kardeşler

Geyikler plajlardaki soyunma kabini tadındaki ahşap yapılarda değil, örneği aşağıdaki fotoğrafta görülen doğal alanlarda sık çalıların içinde yatarlar. 

Geyik muhabbeti yapacak isek gerçek bu yönde...

Konuya yabancı olduğunuz için fotoğraftan pek bir şey anlamamış olabilirsiniz

Örnek vereceğim. İnşallah anlaşılır.

Bir yonca tarlası düşünün!

Var say ki uykun geldi sen de içine kıvrılıp yattın. 1- 2 saat kestirdin diyelim. Uyandın ve ayağa kalktın. Döndün yere baktın!

-!..

Yoncaları yatırdın ya! İşte kalan iz neyse, geyiğin bıraktığı iz de aynen fotoğraftaki gibi olur.

Ama gelin görün ki geyik kardeşe de ahşap ev yapılmış! Ne kadar şanslı hayvanlar...  

Aşağıdaki kareye bittim desem yeridir.

Tasarımcının simetri hasatlığı var. Flamingonun bakış açısı biraz sola kaymalı ki tavşanlarla uyum sağlasın.

E bravo doğrusu...

Flamingonun ayakkabıları metal ve çivi  formunda olsa gerek! Garibim mozaiğe batmış.

Bilindiği üzere ikizler geyiklerle sınırlı değil. Tavşanlar da flamingo da bu anı tespit etmek istemiş...  

Konut sıkıntısı olmasa da, zemin sıkıntısı var. Hayvanların ayakları gömülüp kalıyor. Halı döşeseniz! 

Ormanda gezinti yapanlar bilir... Bu iki hayvan asla ayrılmaz... Bir de evleri varsa! Ki var... Deme gitsin...  

Biraz ötede ince bir zevkin örneği olsa da  var küçük bir eksiklik var. Sular çağlamıyor!

Ama olsun bilim dünyası mesajı aldı diye düşünüyorum.

Bunları öğrencilere göster... Gerisine karışma. 

Sizin de yüreğinizde eski tabir ile "bedii hisler" uyanıyor mu?

Ördek mi tuttu ayı mı tepti, yoksa var olan durum canıma mı yetti.... İşte bunu bilmiyorum ama sahadan hızla ulaklaşıyorum.

Bu yazıyı hazırlarken internet üzerinden edindiğim bilgiler bana "pes doğrusu" dedirtecek ölçekte.

Hep beraber okuyalım.

Efteni Gölü’nde Yaban Hayatı ve Ekolojisi Dersi Verildi…
Aralık 19, 2014
Düzce Üniversitesi Orman Mühendisliği 2. Sınıf yaban hayatı ve ekolojisi dersi, Efteni Gölü’nde yapıldı.

 

Ayrıca Düzce Şube Müdürlüğü’nden Çevre Mühendisi Erdinç Sarcan derse  katılım sağlayarak Efteni Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve Sulak Alanı ile göl ve çevresindeki biyolojik çeşitlilik hakkında bilgiler verdi.Bkz:

-!..

21.yüzyılda geldiğimiz noktaya bakar mısınız?

Yetmemiş!

Bu sahayı Vali Bey'e de gezdirmişler.  Bkz:

-!...

Takdir okuyucularındır.

Bana göre "Kötü" den çok öte de ... "Çirkin" tanımı da  kifayetsiz kalıyor. 

Keşke daha ileri boyutta bir tanımlama kriteri koysaymışım!

!...

Şimdi sıra:  sebep  sonuç ilişkilerini kurmaya geldi.

Cevap çok karmaşık ve anlaşılmaz değil diye düşünüyorum. Hatta çok da basit!

Önce,

Bir dostumun vermiş olduğu konferanstan bir kısmını konumuzla doğrudan doğruya ilgili olduğu için sizlere sunmak istiyorum.

(H. Yıldırım kardeşime de bu mükemmel sunu için sevgi ve saygılarımı sunuyorum.)

"Zaman zaman insanların yaşamlarını, düşünce yapılarına göre oluşturdukları ve bununla sınırladıklarını görebiliriz. İnsanlar başlangıçta, bir şeyleri elde etmek için çaba harcarlar. Ama ancak, hayali bir engele ulaşana kadar devamlı ilerler. Sonra kendi dayattıkları, sınırlayıcı bir tutum yüzünden dururlar. Ve potansiyellerini kullanmadan, yaşam tabakasını olduğu gibi kabul ederler. Kendilerini düşüncelere, hareketlere ve sonuçlara hapsederler. Böylece de, kendi koydukları sınırların ötesine geçemezler.Hâlbuki bizler bir şeylere takılıp kaldığımız zaman, cevaplar ve çözümler aramamaya başlarız. Çünkü istemeden bize yeni kapılar açabilecek, farklı bakış açılarının, ortaya çıkmalarını bir bakıma engellemiş oluruz. 

O nedenle de bizler hayatta ancak:

Kendi oluşturduğumuz sınırlarımız kadarızdır

Oluşturabildiğimiz sebepler kadarızdır,

Bize verilen sorumluluk kadarızdır,

Cevaplarını aradığımız sorularımız kadarızdır,

Tercih ettiklerimiz kadarızdır,

Seçeneklerimiz kadarızdır,

Algıladıklarımız ve merak ettiklerimiz kadarızdır,

Düşündüklerimiz ve yapabildiklerimiz kadarızdır.

Sonuçta:

Hayatta oluşturduğumuz eylemlerimiz kadarızdır.

 

Ama bu eylemi yapabilmek için de öğrenebilmeliyiz…

Ancak “ÖĞRENMENİN” de bir maliyetinin olduğunu Arthur Miller kulağımıza şu dizelerle fısıldamakta:

Önceden öğrenilenler indirimli fiyattan öğrenir,

Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir,

Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenir,

Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir,

Hayattan da öğrenemeyenler, boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenirler."

Efteni Gölü Ziyaretçi Tanıtım Parkı çok şey söylenebilir..

Ayının "inde" "mağarada" yaşadığını 3-5 yaş aralığındaki çocuklar bile masallardan öğreniyor ve  biliyor.

Biz 2015'de üniversite öğrencilerine yabanhayatı diye gerçekdışı mesnedsiz öyküler  anlatıyoruz.  

Bu sahaya eğitim için getirilen öğrencilere yazık değil mi?

Üniversitenin misyonu bu mudur!

-!..

Okumazsınız ama ben yine de sizi bilgilendireceğim.

Ortega'nın aşağıdaki kitabını mutlaka okuyun.

Gasset, J. O., 1998, Üniversitenin Misyonu, Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayıncılık, İstanbul; 

-!..

Celal  Şengör'ün "Bilgiyle sohbet" adlı kitabını okuyun. Kitabı görünce korkabilirsiniz. 399'uncu sayfadan başlayın. "Bilim Sosyolojisi" 

Ufkunuz açılır.

(...)

O gençlerin hemen hemen hepsinin cebinde telefon var. Telefon üzerinden internete girseler çok daha fazla -gerçek- bilgiye ulaşabilecekleri gün gibi aşikar... 

Yazık bu gençlere... Daha ne diyeyim ki... 

“Her insan kendi görüş sahasının sınırlarını, dünyanın sınırları olarak kabul eder.”

                                                                                              Arthur Schopenhauner

 

         15 Haziran 2015 /Çamlıdere

İkinci Bölümün Sonu

Gelecek Yazı: Abant Ziyaretçi Merkezi - Kızılcahamam Ziyaretçi Merkezi - Seyir Terası (2)

 

 

 

 

Bu yazı 2954 kez okundu...