Untitled Document
Ana Sayfa Yazarlar Mehmet Emin Bora
   
  Avcılık ve Ben!..
Bu yazı toplam 2611 kez okunmuştur.

Untitled Document

Ben avcılığı önce cinayet olarak görenlerin yanındaydım, son bir yılda düşüncelerim yavaş yavaş değişmeye başladı, şimdi ortalarda bir yerlerdeyim. Hayvanların öldürülmesine üzülür, ama yemeğe gelince hiç itiraz etmeden üstelik de zevk alarak afiyetle yerim.

Bir balığın tutulmasına karşıyım, ama o balık özenle hazırlanıp önüme getirildiğinde mideme ulaşması en fazla 5-10 dakikamı alıyor,

Hele de boğaz manzaralı bir lokantada bu balığı götürüyorsam değmeyin keyfime…

O zaman, aklıma bu balığın yaşam öyküsü hiç gelmiyor.

Ben bu çelişkiyi şimdi (!) daha iyi anlıyorum. Ve pek çok insanı bu yönde ikiyüzlü buluyorum. Hem hayatın içinde, yani evrende yaşayan tüm canlılar istese de istemese de var olan bir hiyerarşi içinde değil mi?

Proteinlerin yapı taşları amino asitlerdir. Doğada bulunan 22 amino asiti insan oraganizması yapamıyor. Avcılık kursunda bunun üzerinde çok duruluyor ki, bu da son derecede doğru bir yaklaşım. Bizler buna "elzem asitler" de diyoruz. Yoğun olarak sadece balık ve etten temin edilebiliyor. Sağlıklı bir yaşam için bu tür bir beslenme şart.
0-5 yaş arası çocukların protein ihtiyacı ise yetişkinlere göre çok daha fazla.

Bu benim ilgi alanımdan daha çok, bilgi alanıma giriyor!.. (*)

Yaşamak için, kim öldürmek zorunda değil ki...

Balıklar ne ile besleniyor?

 

Ya diğer canlılar?


Zaman zaman duygularıma kapılıp "vejetaryen mi olsam acaba?" diye düşünmedi değilim. Ama bu kadar lezzetli etlerden de vazgeçmek işime gelmedi açıkçası. Sonra bitkiler de canlı, onları da koparınca ölüyorlar!..

Ne yani!.. Şimdi ıspanak da mı yemeyeceğiz!..

-!..

O da canlı...

-!..

Ne yaman bir çelişki bu değil mi?

Yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin ve aynı zamanda çok büyük bir güç olan medyanın etkisi altında, yıllarca avcılara kendi içimde söylendim durdum...

Daha da kötüsü avcı olan, birine "neden avlanıyorsunuz, avcılık nedir acaba?" diye de sormadım.

Niye sormadıysam!..

Çünkü ben rahmetli Uğur Mumcu'nun seslendirdiği gibi "bilgi sahibi olmadan kendimce fikir sahibi olmuştum!" Bir konuyu özellikle de yargılamadan önce onu ciddi anlamda bilmek ve öğrenmek gerektiğini atlıyordum. Avcılık kurslarına gidene kadar ben hiç bir şey bilmediğimin farkında değildim ki!..

Bana göre avcılar kalpsiz insanlardı.

Avcılık ise, benim gözümde sadece tetik çekmek veya ne suretle olursa olsun can almaktı.

Ama bu kadar basit değilmiş, avcılığın bir felsefesi varmış, öğrendikçe kendimden utanıyorum. Düşünüldüğünde sadece canlılar sürekli bir alternatifle karşı karşıyadır.

YAŞAM VE ÖLÜM!..

Avcılık ise, yaşam ve ölümün birbiri ile iç içe yaşandığı bir eylem. Yaşamın anlamının tekrar tekrar sorgulandığı bir alan bence. Hem avcılık, insanoğlunun iç güdülerinde olan ve daima olacak olan bir şey... En azından daha çok uzun seneler boyunca...

Avcıların büyük bir kısmı en az bizler kadar, belki de bizlerden daha fazla doğaya ve yaban hayatına özen gösteriyor. Çoğu çevre dostu diye geçinen insandan çok daha duyarlı olduklarını düşünüyorum. Ayrıca tanıdığım birkaç avcıdan hiçbirinin insan öldürebileceğini de düşünmüyorum!..

Onların da sıkıntılı anlar yaşadığını düşünüyorum...

Ben avcılığı, usul, sınır ve kuralları olan bir alan olarak hiç düşünmemiştim. Kafamda ki tek düşünce "bir insan nasıl bir canlıyı öldürebilir?" den ibaretti. Avcılığın sadece öldürme eylemi olmayıp, ekonominin, kültürün ve sanatın bir parçası olduğunu anlamam kolay olmadı. İçinde pek çok da mizahi unsur taşıyormuş...

Avcılık hayvanlara, insanlara ve çevreye ilgi duymakmış aslında. İlk bakışta öyle algılanmasa da dersde anlatılardan çıkardığım kadarı ile, avcı ile avı eşit şansa sahip olmalıymış... Yani yabanhayvanının kaçma şansı olması birinci kural... Doğayla tamamen teknolojiden uzak bir şekilde iç içe kalmak ve avınızla duygusal bir bağ oluşturmak...

Burayı anlayamıyorum işte, böyle bir anda nasıl öldürme eylemi gerçekleştirilir?
Yanılmıyorsam bu sorunun cevabı da "Avcılığın Basamakları" başlıklı bölümde anlatılıyor.


Gerçek avcılar; üreme yeteneğini yitirmemiş, belli bir yaş sınırını geçmemiş av hayvanları avlamazlarmış...

Bir çiftçi nasıl ki hasadını devam ettirmek için her yıl ürün kaldırarak tarlayı yeni üretime hazırlıyorsa, av hayvanları için de benzeri bir durum söz konusuymuş. Her yıl o bölge için fazla olan hayvanlar, kurallara uygun avlandığı zaman hasat edilmiş oluyormuş.

Böyle düşününce anlıyorum ama!

Avcılık ve avcılar konusunda bana bir bakış açısı kazandıran, önyargısız düşünmemi sağlayan bu konuda eğitim veren herkese binlerce kez teşekkür ediyorum.

Ben avcı olmak ister miydim?

Bir yıl öncesinde "hiç işim olmaz derdim" şu an da ise bilmiyorum, aslında birçok insanın ayak basmadığı dağlarda dolaşmak fikri hoşuma gitmiyor değil!..

Doğayla iç içe mücadele etmek beni heyecanlandırıyor… Üstelik "yön duygum yeterince gelişmediği için" ben sürekli kaybolur ve heyecanı artırırdım... Tabi bu şartlar altında benimle ava gelmek isteyen olur muydu!..

İşte onu bilmiyorum!..

Ama eğer kabiliyetim olsa idi, av hayvanlarının resmini,

veya ağaçtan kabartmalarını yaparak işin sanatsal boyutu ile ilgilenir, ülkemde bunları yapmak isterdim.



Bu saatten sonra da gökyüzünden kabiliyet gelmeyeceğine göre!..

Ufak ufak balık avcılığı ile, işin bir ucundan tutsam mı acaba?

-!..

Öğrendim!...

Biliyorum!..

"Rastgele!" diyeceğim.


Geri Dön
 

Bu yazı toplam 2611 kez okunmuştur.

 
Sayfanın başına git
Moderatör: Ömer Kıraç
2004 © ARPACIK | Avcilik hakkinda gerçekleri ögrenmek istiyor musunuz?