M

ilemete Manuscript diye anılan M.S.1326 tarihli el yazması kitapta gösterilen bazı ateşli silâhlarda  arbalet okuna benzer bir mermi kullanıldığı görülüyor. Bunu taştan, metalden  veya seramikten  yapılma misketler izlemiş. Yani ilk toplar ve tüfekler tek mermi atıyorlar. Kısa zamanda daha ufak da olsa çok sayıda mermi atılmasının isabet şansını arttırdığı farkedilmiş. Saçma ise bu sürecin bir sonucu.

 

Ne varki saçma kullanıldığında isabet ihtimali artsa da yivsiz tüfeklerin zaten pek parlak olmayan  menzili daha da kısalıyor.

 

Onsekizinci yüzyıl sonlarında bu tüfeklerin bazı değişikliklerle biraz daha toplu attırılabileceği ve dolayısıyla etkili menzillerinin bir miktar artacağı fikirleri bazı silah imalâtçıları tarafından ortaya sürülmüş. Lâkin bundan takriben yüz yıl sonra meşhur İngiliz silâh üreticisi ve “Tüfek ve Gelişimi*” başlıklı kitabın yazarı William Wellington Greener namlularda istenilen derecelerde “şok” yapabildiğini öne sürüyor ve aynı iddialarda bulunan bazı diğer imalâtçılarla yaptığı denemelerde istikrarlı olarak istenilene yakın şoklar yapabilen  bir usta olduğunu ispat ediyor.

 

Saçma tüfekleriyle haşır neşir olan bir çok kişi şokun namlunun iç çapında yapılan bir daralma olduğunu bilir. Akla ilk gelen de daralan saçma “sütunu” veya huzmesinin daha ince, uzun olduğu için daha uzağa gittiğidir. Halbuki, hiç şoku olmayan iç cidarı paralel (silindir) 12, 20 veya 28 numara namlulu tüfeklerle aynı çap saçmalar aynı namlu çıkış hızıyla atıldığı zaman dağılmaları veya “patern çapları” aynı olmakta namlu çapı ufaldığı zaman patern çapı ufalmamaktadır. Burada hatırlamak gereken, çap ufaldıkça atılan saçmanın da gram olarak azaldığı ve aynı numara saçma ile paternlerin çapları aynı kaldığı halde daha seyrekleştiğidir.

 

Şoka bakmadan önce şoksuz namludan çıkan saçmaların neden dağıldıklarını görelim. Ateşlenen barutun basıncı ile namludan çıkan “saçma sütunu” karşısında hava direncini bulduğu sırada çeperden saçmaları bir arada tutan namlu cidarı bir anda geride kalıyor. 300-400 metre/saniye bir hızla peşinden gelen tapa ise bu saçmaları arkadan itmeye devam ediyor. Namludan çıkan en  

 

*    Bahsedilen kitap “The Gun and Its Development”  silâh meraklıları için bir temel başvuru

      eseridir. W.W.Greener (1831-1921) kırma çiftelerde kullanılan bazı çakmak, kilit, ejektör 

      sistemlerinin de mucididir.

öndeki saçmalar bir yandan hava direnci ile karşılaşırken önce arkadan iten tapanın sonra da anide boşa çıkıp genişleyen barut gazlarının etkisiyle çevreye doğru bir yayılma ile yollarına devam ediyorlar. Saçmaların aralarına giren dışardaki durağan hava da yayılmayı/dağılmayı arttırıyor. 

 

 

Gelelim şokun nasıl iş gördüğüne. Mesele namlunun belirli bir açı veya uzunlukla daralmasından çok belirli miktarlarda daralması. Şokun açısı sadece bu geçişin rahat olmasını ve saçmaların az bozulmasını (bu noktaya daha sonra değineceğiz) sağlıyor. Şok aşağıdaki şekilde olduğu gibi eksantirik olarak da yapılsa simetrik (konsantrik) bir şok gibi etki yapıyor.

 

 

Namlu boyunca hızlanarak ilerleyen saçma sütunu daralan şok bölümüne geldiğinde arkasında yanan barutun 800-1000*  Kg/cm2  basıncı var. Üstelik saçmalar 400 m/s* bir hıza erişmiş durumda. İlerleyen saçma gurubu daralan bölüme gelince ani sıkışma yüxünden saçma sütununun çapı ufalırken boyu uzuyor. Saçmaların arkadaki basınca ve hızlanmaları sebebiyle kazandıkları enerjiye karşı direnmeleri ve yavaşlamaları zor fakat saniyenin 1/10,000* gibi bir zaman zarfında 2-3mm kadar uzayan saçma sütununun önündeki saçmaların durağan dış havanın direncine rağmen ileriye doğru 4 m/s (metre/saniye) hızlanmaları çok daha kolay. Sütunun en önündeki saçmalar 3-4 m/s hızlanırken

 

* Buradaki hız, zaman, basınç rakamları kesin olmayıp örnek olarak rastgele verilmişlerdir.

 

ortasındaki saçmalar bunun yarısı kadar hızlanıyor. Arkadaki saçmalar ise az önce bahsedilen 400* m/s hızda. Yani saçma sütununun  en önündeki saçmalar 404, ortasındakiler 402 arkasındakiler ise 400 m/s hızda. Diğerleri de sütundaki yerlerine göre orantılı hızlarda. Bu durumda en öndeki saçmalar biraz gerilerinden gelenlerden, onlar ise kendi arkalarından gelenlerden daha hızlı oldukları için sütunu yanlara doğru açan “arkadan itekleme” faktörü ortadan kalkmış oluyor. Saçma sütunu öne doğru uzamaya devam ederken öndeki her bir saçma kendi arkasındakileri de durağan havanın direncinden bir nebze koruyor.

 

 

Yumuşak saçmaların* şok bölümüne girince ezilip deforme olarak aralarındaki boşlukları doldurdukları durumda ise saçma sütununda bir uzama olmadığı için ön saçmalarda hızlanma da yok. Bu sebeple saçmaları dağıtan faktörler iş başında. Üstelik saçmaların tamamı bozuk şekilli ve yassı olduğu için dağılma şoka rağmen şoksuz namludan daha da fazla. Bozuk saçma dağılmaları çok ani veya aşırı şok daralmalarında da görülüyor.

 

 

 

*          Bu sebeple, biz “yumuşak” saçmaların makbul olduğunu düşünürken,

bir çok yabancı üretici öğünerek  “sert” saçmasından bahsediyor.

 

 

Bu anlatılanların bir benzerini kendi gözlerinizle kolayca görebilmek için bir bahçe hortumunu bir yerinden katlayarak/boğarak (bir küresel vana ile daha da iyi olur) çok ani açma ve kapama şeklinde  çok kısa süre için belirli bir su miktarı fışkırtmaya çalışın. Hortum aynı durumda iken kısa süreli ve takriben aynı hacimlerde su sütunları atabilmeye başladığınızda hortumun ucunu hafifçe büzerek aynı süreli su sütunlarını atmaya devam edin. Hortumun ucunu hafif hafif artırarak büzmeye devam edin. Aynı miktarda suyun daha ince ve uzun sütunlar  halinde daha uzağa gittiğini göreceksiniz. Basınç ve hacim kolay değişmediği için daralan çap sebebiyle boy uzaması su için en çıkar yol. Bu uzama sebebiyle de önlerde bulunan su kısmının hızı arttığı için su daha ileriye ve daha az dağılarak gidebiliyor. Sıkışma çok fazla artınca da aynen deforme saçmalarda olduğu gibi sağa, sola dağılmaya başladığını farkedeceksiniz

 

 

 

Çizimler: Ali KOZANOĞLU (11, 12 Ekim 2005)