• Edebiyatımızdan Şiirler •
Bu yazı 1429 defa okundu..
Untitled Document

XV.YÜZYIL
TÜRK HALK EDEBİYATI


Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı'nın önde gelen şairlerinden Kaygusuz Abdal, taşlamalarında dizelere güldürücü ögeler katarak insanları ve toplumu düşünmeye sevk eder.
Bir koşuğunda anlayışsızlığın, dar görüşlülüğün simgesi olan “kaz”ı şöyle anlatır:


Bir kaz aldım ben karıdan
Boynu da uzun borudan
Kırk Abdal karnın doyuran
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kaza verdik birkaç akça
Eti kemiğinden pekçe
Ne kazan kaldı ne kepçe
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kaz değilmiş be bu azmış
Kırk yıl Kafdağı'nda gezmiş
Kanadın kuyruğun düzmüş
Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz

Kazı koyduk bir ocağa
Uçtu gitti bir bucağa
Bu ne haldir Hacı ağa
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kazımın kanadı sarı
Dişi koyun emmiş tiki
Nuh Nebi'den kalmış belki
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Kazımın kanadı ala
Var yürü git güle güle
Başımıza kalma bela
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

Suyuna biz saldık bulgur
Bulgur Allah deyi kalgır
Be yarenler bu ne haldir
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz


Kaygusuz Abdal nidelim
Ahd ile vefa güdelim
Kaldırıp postu gidelim
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz


Kaygusuz Abdal'ın güldürü ögeleri ön planda olan bir şiiri de şöyledir:


Cümle kaplumbağalar
Kanatlanmış uçmaya
Kertenkele derilmiş
Kırım suyun geçmeye

Bir pire bir med tuzu
Yüklenmiş gider yola
Geh at olup yorgalar
Geh kuş olup uçmaya

Bir karınca devenin
Tepmiş oyluğun ezmiş
Bir budunu götürmüş
Dönüp ister kaçmaya

Çekirge buğday ekmiş
Manisa'nın çayında
Sivrisinek derilmiş
Irgat olup biçmeye

Balıkçıl köprü yapmış
O çayların birinde
Yüklü yüklü ördekler
Gelir andan geçmeye

Ergene'nin köprüsü
Susuzluktan kurumuş
Edirne minaresi
Eğilmiş su içmeye

Kaygusuz'un sözleri
Hindistan'ın kozları
Sen de bu yalan ile
Gidem dersin uçmaya


XV. YÜZYIL
KLASİK TÜRK EDEBİYATI

Şeyhi bu dönem Klasik Türk şiirinin ilk ustalarındandır. Aynı zamanda göz hekimliği öğrenimi görmüştür. Çelebi Sultan Mehmet'i Ankara'da bulunduğu sırada tedavi etmiş, Karşılığında Tokuzlu Köyü'nü tımar olarak almıştır, oraya giderken tımarın eski sahipleri tarafından soyulmuş ve uğradığı felaketi Harname (Eşek Hikayesi) adlı taşlamasında anlatmıştır. Harname bu dönemin gülmece türündeki ilk özgün yapıtıdır. Harname'nin kahramanları zayıf ama ihtiraslı ve kıskanç bir eşek ile öküz dür. Yaşlı,olgun, deneyimli eşek ise danışman rolünü üstlenmiştir.

Olay şu şekilde gelişir:

Bir eşek var idi zaif ü nizar
(Zayıf ve güçsüz bir eşek vardı)
Yük elinden katı şikeste vü zar
(Yük elinden canı yanmıştı)

Çeker idi şu denli yükler ağır
(O denli ağır yükler çekerdi ki)
Ki teninde tü komamıştı yağır
(Vücudunda yaradan tüy kalmamıştı)

Dudağı sarkmış ü düşmiş enek
(Dudağı sarkmış çenesi düşmüş)
Yorulur arkasına konsa sinek
(Sırtına sinek konsa yorulurdu)

Kargalar derneği kulağında
(Kargalar derneği kulağında)
Sineğün seyri gözi yağında
(Sinek ise gözünün yağında dolanırdı)

Eşeğin sahibi bir gün ona acır,onu özgür bırakır,çayıra otlamaya salar:

Gördi otlakda yürür öküzler
(Otlakta yürüyen öküzleri gördü)
Odlu gözleri gerli göğüsleri
(Ki ateşli gözleri, gerili göğüsleri vardı)

Sömürüp eyle yirler otlağı
(Sömürüp otları öyle yiyorlardı)
Ki çekicek ılın damar yağı
(Ki kılını çeksen yağları damlardı)

Boynuz bazısunun ay gibi
(Bazısının boynuzu aya benziyordu)
Kiminün halka halka yay gibi
(Kimininki ise halka halka yay gibi)

Ne yular derdi, ne gam-ı palan
(Ne yular derdi, ne palan derdi)
Ne yük altında hasta vü nalan
(Ne de yük altında inleme derdi vardı)

Eşek,öküzleri yay gibi boynuzlarıyla,semirmiş,özgür görünce onları kıskanır:

Bunların başlarına taç neden?
(Bunların başlarına taç niçin?)
Bizde bu fakr ı ihtiyaç neden?
(Bizde ise bu fakirlik yoksulluk niçin?)

Derdini akıllı,anlayışlı,çok görmüş,sıkıntılar çekmiş,keskin zekalı yaşlı eşeğe anlatır:

Var idi bir eşek ferasetlu
(Çok akıllı bir eşek vardı)
Hem ulu yollu hem kiyasetlu
(Hem deneyimli hem anlayışlı idi)

Çok görmüş geçirmiş zamaneden çağlar
(Çok görmüş geçirmiş)
Yükler altında sızırup yağlar
(Yükler altında çok yağ akıtmıştı)

Nuh Peygamber' in gemisine ol
(Nuh Peygamberin gemisine)
Vermiş İblise kuyruğuyla yol
(Girmesi için İblis'e kuyruğu ile yol göstermişti)

Sen eşekler içinde kamilsin
(Sen eşekler içinde en olgunusun)
Akıl ü şeyh ü ehl ü fazılsın
(Akıllısın,şeyhsin ve erdemlisin)

Sen eşeksin ne şek hakimi ecel
(Sen yüce bilge bir eşeksin)
Müşkülim var kerem et gel hal
(Zordayım bana yardım et)

Yok mudur gökte bizim ılduzumuz
(Bizim gökte yıldızımız yok mudur?)
K' olmadı yeryüzünde boynuzumuz
(Onun için mi boynuzumuz olmadı?)

Yaşlı gün görmüş eşek,öküzlerin arpa buğday işledikleri için Tanrı'nın lütfuna uğradıklarını söyler. Şöyle devam eder:

Bizim ulu işimiz odundur
(Bizim en önemli işimiz odundur)
Od uran içimize o dundur
(İçimizi ateşleyen de o alçaktır)



Dese de eşek öküzler gibi iş yapmak için tarlaya girer. Fakat açlıktan tarlayı talan eder. Mal sahibi gelir,onu döver,birde kulağını ve kuyruğunu keser. Eşek yola gelir:


Batıl isteyü haktan ayrıldım
(Olmayacak şey istedim doğruluktan ayrıldım)
Boynuz umdum kulaktan oldum.
(Boynuz istedim kulaktan oldum)
Diyerek Tanrı dan eşitlik ister:


Göklere erdi nale vü feryat
(Feryadım göklere dek uzadı)
Dat ey padişah-ı adil dat
(Ey adil padişahım eşitlik istiyorum)

Şeyhi uzatma nale vü ahın
(Şeyhi bu inlemeyi uzatma)
Nüktedandur bilür şehenşahın
(Şahlar şahı anlayışlıdır-ne dediğini bilir-)

XVI. YÜZYIL
TÜRK HALK EDEBİYATI

Bu dönemde yaşayan Aşık Kerem taşlamalarıyla ünlüdür. Kendisine ait abartılı bir gülmece örneği:


Gide gide bir sineğe düş oldum
Yakın bildim bu sineğin işini
Tuttum kılıç ile kellesin kestim
Yedi dağ üstüne serdim leşini

Sinek vızıldadı uçtu havaya
Yağın süzdüm üç yüz atmış tavaya
Etin koyduk bin yüz yetmiş tavaya
Peşkeş ettik Kayseri'ye döşünü

Sineği meydana tutup attılar
Beş yüz kese akça yağın sattılar
Kemiklerinden bir köprü çattılar
Hesap ettik iki bindir yaşını

Karışladım yedi karış dizi var
Yüz otuz harmandan büyük gözü var
Seksen kantar iç yağının hası var
Yazın görmüş zemherinin kışını

Derisini çadır edip oturduk
Etin kestik dört köşeye yetirdik
Gürcistan a Mirahur a götürdük
Açtık biz ağzını saydık dişini

Ol sineği gören kaçtı geriye
Karşı koydu yüz bin atlı çeriye
Kanatların yelken ettik gemiye
Fil burnundan uzun gördüm başını

Ben bilirim karanlıkta geleni
Gelip benim tatlı canım alanı
Dertli Kerem söyledi bu yalanı
Ya kim gördü o sineğin eşini

XX. YÜZYIL
TÜRK EDEBİYATI


Rahmi Karatay, gülmece ve yergi türünde şiirleriyle tanınmıştır. Şair ‘Kırk Gün Taban Eti Bir Gün Av Eti' şiirinde avcılık ekseninde yinelemeler yoluyla olayları güldürü ögeleriyle süsleyerek toplumun bir başka yönüne ışık tutuyor.

Kırk gün taban eti bir gün av eti
Avcılıkla başlar tarihi beşer
Öyleyse durmadan avlanmalıdır
Lakin bu iş biraz yorulmak ister

Kolay iş değildir çoktur zahmeti
Kırk gün taban eti bir gün av eti


Canın keklik ister ördek vurursun
Bıldırcın sanırsın leylek vurursun
Bir sürü içinden bir tek vurursun
Bazı av bulunmaz gezer durursun


Fakat sağlam tutmak gerek niyeti
Kırk gün taban eti bir gün av eti


Bin türlü avcılık olur koruda
Kimisi günlerce yatar pusuda
Kimisi avlanır bulanık suda
Kiminin ömrü de geçer uykuda

Çile dolduranlar bulur himmeti
Kırk gün taban eti bir gün av eti

Her alanda olur türlü avcılar
Şakşakçılar tuzakçılar,tavcılar
Yavru baz taşıyan göz bağıcılar
Gözleri sürmeli nice hacılar

Hepsi de sabırla bekler kısmeti
Kırk gün taban eti bir gün av eti

Avcılıkta bazen yürünmek gerek
Yerinde bir posta bürünmek gerek
İcabında yerde sürünmek gerek
Bazen de şahlanıp görünmek gerek

Çoktur sürünerek bulan nimeti
Kırk gün taban eti bir gün av eti

Durur durur bir turnayı vurursun
Bazı ceylan ister ayı vurursun
Fırsat düşer bir kurt dayı vurursun
Şansın varsa aslan payı vurursun

Hiçbir şeyde yoktur avın lezzeti
Kırk gün taban eti bir gün av eti


ALİ ŞAŞMAZ

Ali Şaşmaz dosttur, bir renkli kişi,
Belli olur avlaklara gelişi,
Kaz avında usta, bilir bu işi,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

Sitelerden tahtaları alırdık,
Kaz avında tarlalara taşırdık,
Beton gibi nice güme yaptırdık,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

Gümedeki amerikan barını,
Doldurursun viski ile rakını,
Unutursun, düşünmezsin yarını,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

Kazı vurur, düşürür hem gümeye,
Herkes başlar kahkahayla gülmeye,
Taşınırdık Kulu ile Gölbeğe,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

Arabada mangal ile kömürü,
Zannedersin sanatıdır güldürü,
Yeri gelir esirgemez küfürü,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

Yaz gününde erken çıkar sefere,
Her avlakta tezgah açar bir kere,
Gülmekten katılır, yatarsın yere,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

Bazı bazı sabahlardık avlakta,
Aksarayda, Tuz Gölünde Yunakta,
Ava doyamadık Altınçanakta,
Ali Şaşmaz ile ava gidince

Bahar balık avlar, yazın bıldırcın,
Kazla ördek, keklik farketmez kışın,
Günlerce dolaşsan ağrımaz başın,
Ali Şaşmaz ile ava gidince.

 

 
Bu yazı 1429 defa okundu..


Her hakkı saklıdır Arpacık.Net, 2005