İcat

 

Devamlı olarak eğitim sistemimizin bozukluğundan bahsedilir. Yanlış, eksik, kötü olan her şey için bu mazeret kullanılır. Bebeklere ve küçük çocuklara, yapmamaları gereken şeyler için sonsuz müsamaha gösterilirken, işimize gelmeyince, yapmaları normal olan bir şey için bir araba dayak yerler.

 

Amcalara küfür etmek veya bazı vücut organlarını göstermek teşvik edilir. Çocuk biraz ele avuca gelmeye başladığında ise ortamı karıştırmaması, efendi olması istenir. Çocuk kısa bir zaman önce hoş görülen veya teşvik edilen bir hareketi yaparsa, gelsin odun.

 

Çocuk, eğer geri zekâlı değilse, meraklıdır. Fakat hemen hiçbir sorusuna doğru dürüst bir cevap alamaz. Sorular bir azıcık vücut işlevleri ve insan ilişkileri hakkında ise “leylek”, “gül fidanının dibi” gibi yalanlar söylendiği gibi doğanın veya etraftaki bazı şeylerin nasıl çalıştığı sorulunca, cevap çoğu zaman kesin bir emirdir; “İcat çıkartma!”  Eğer çocuk biraz ısrarcı olursa, gelsin “cennetten çıkma”.

 

Bu minval üzerine, itaate ve ezbere dayanarak ilk, orta, bazen de yüksek öğrenim tamamlanır. Eline her hangi bir eğitim seviyesinde her hangi bir diploma almış olan çocuk yine de saf saf; “Niçin bir iş bulamıyorum?” diye sorarsa, hele biraz da üstelerse, cevap hazırdır; “İcat çıkartma!”

·        * * * *

·         

Askerlikte de büyükler sorgulanmaz. Selânik askeri depolarındaki 89,000 mavzer ve tonlarca cephane ile diğer teçhizat II. Balkan Harbi seferberliğinde gelen erata dağıtılmaz. Ordu bu şartlarda bozguna uğrayınca bütün bu malzeme düşmana teslim edilir*. Moskova dönüşünde veya Sarıkamış’ta veya Stalingrad’da ordular gereksiz telef olur. Ne var ki, Napolyon, Enver Paşa ve Hitler büyük kahramanlardır**.  Ülkeleri ve halkları, kısa bir zaman için dahi olsa, onlarla gurur duyar. Bu durumda büyüklerini sorgulayan olursa, “icat çıkartmaması” genelde terminal bir şekilde sağlanır.

 

İbn-i Sina, Mevlâna, Edison veya Röentgen için “Bilmem nere seninle gurur duyuyor” veya “Sieg Heil!” diye haykıran kaç kişi olmuştur? 

* * * *

Eskiden, ustalar icra ettikleri zenaatın başkaları tarafından taklit edilmemesi için, işin “püf noktasını” çıraklarından, hatta kalfalarından bile saklarlarmış. Bir çok usta ancak çalışamaz hale gelip, işi bırakmaya karar verince,  o işin “püf noktasını”  kalfalarına  açıklarlarmış.  O da, aynı şekilde devam edermiş. Çoğalıp büyümeyen, değişip gelişmeyen, dar çerçeveli bilgileri ile yeknesak bir düzen devam eder, devran dönermiş.

 

         Şayet usta bir kaza, ağır bir hastalık, ani bir kriz veya benzer sebeplerle işinin  “püf noktasını” kendinden sonrakilere aktaramadan terk-i dünya ederse, o bilgi de kaybolurmuş (yandı gülüm keten helvam). Hele hele zenaat ehlinde bilgilerini kağıda dökmek gibi kötü huylar da olmadığından zaman içinde bir çok bilgi, tecrübe yok olmuş.   

 

Az yukarıda bunun arkasındaki sebebin taklit edilmek korkusu olduğunu ifade ettik. Bir işin, bilginin, zenaatın pazarı sonsuz değildir. Aynı malı, hizmeti yapan, satan çoğalır fakat pazar büyümezse fiyat düşer. Malı, hizmeti yapan geçinemez olur.

Bazı yerlerde, bir yenilik yaratan, bulan, yapan kişi bu bilgisini kâğıda döker ve bunu yetkili makama (ister derebeyi, ister kral, padişah, hükümet veya kurul) onaylatırsa, o bilginin izinsiz olarak başkaları tarafından kopya edilmesi, kullanılması yasaklanırmış. Bilgi içeren bu onaylı belgeye de “PATENT” denmiş.

 

         Ateşli silâhlarla ilgili patentler Büyük Britanya İmparatorluğu’nda 1714 se nesinden itibaren verilmeye başlamış.

 

         Sanayi devriminin gelişmesinde en etkin faktörlerden biri “patent” uygulaması. Patent sahibi bu buluşu, icadı için bir müddet başkasına kullandırmama hakkı kazandığı gibi, bu sürenin sonunda kullanmaya başlayanlardan da patent veya telif ücreti almayı hak ediyor.

 

         Dikiş makinesi iğnesinden çengelli iğneye kadar, dolma tüfeklerin daha güvenli ateşlenmesinden, sesleri kayıt eden cihazlara kadar dünya çapında milyonlarca patent alınmış.

 

         Türkiye’de  75 yılda alınan patent sayısı ABD’de 3 günde alınan patent sayısına eşit.

 

* * * *

 

1718 Senesi Mayıs ayının 18 inci günü, Büyük Britanya İmparatoru Majesteleri Kral

George tarafından onaylanan “Patent Beratı” Bay James Puckle’ın icadı olan ağızdan dolma toplu tüfeğin yuvarlak veya kare kesitli veya patlayıcı mermiler atabilecek şekilde imal edilebileceğini,  kare mermilerin bilhassa “Türkler ile imansızlara” karşılı etkili olduğu, ve de “Kral George, Ülke ve Kanunların Müdafaasının, Kişinin Kendisinin ve Protestan Mefkuresinin Müdafaası” olduğu belirtilmiştir. (Puckle’ın işleri pek iyi gitmedi ve kurduğu şirket battı. Zamanın bir gazete muhabiri şöyle yazmış; “Sadece hisse sahipleri yara aldılar.”)

 

Kare delikli “Türk

tipi”  topa dikkat!

 Şekil-1:  James Puckle icadı toplu tüfek

 

3 Aralık 1776’da Patrick Ferguson adına verilen bir kuyruktan doldurma sistemi patent beratı bulunuyor (Şekil-2). Kuyruktan dolma yivli piyade tüfeği tasarımı İngiliz Ordusu tarafından kabul görmeyen Ferguson, Amerikan İhtilâli sırasında yivli tüfek kullanan Amerikan milisleri tarafından Güney Carolina’da vurularak öldü. Birkaç saniye içinde 7 isabet birden almıştı.

 

Şekil-2Ferguson tasarımı kuyruktan doldurma sistemlerinin patent beratı çizimi

 

25 Nisan 1787 tarihinde, Kral III. George ise, Henry Nock tarafından geliştirilmiş olan ve ateşli silâhların daha randımanlı ateşlenebilmesini sağlayan özel kuyruk tıpasının varyasyonlarını ve imalât özelliklerini gösteren patenti onaylamıştır (Şekil-3). 

 

 

 

Doğrudan namlu içine açılan bir falya deliğinden gelen kıvıcımlar barut kitlesinin bir kenarına erişiyor ve sıkıştırılmış sevk hakkını nispeten yavaş ilerleyen bir şekilde ateşliyor. Halbuki, Henry Nock’ın iddiasına göre, bu yeni sistemde falya deliğinden gelen kıvılcımlar kuyruk tıpası içine açılan özel hücreye giren bir miktar dağınık barut zerresini bir seferde ateşliyor, bunların alevi ise hücre önündeki delikten hızla sıkıştırılmış sevk hakkı zerreleri arasına nüfuz ederek daha hızlı ve daha istikrarlı bir ateşleme sağlıyor. Ve, aynı zamanda da namlu ucu hızını artırıyor.

 

         1812’de onaylanan berat (Şekil-3), Joseph Manton nam silâh imalâtçısının “Ateşli Silâhların Kuyrukları ve Çakmaları; ayrıca, Tetik Tablası için Müzikal Yay” icatları ile ilgilidir. Bu berat çiziminde 5 ayrı icat gösterilmiş. Yağmur altında falya çanağındaki ağızotunun ıslanmaması için; A- Kuyruk tıpalarının arasına açılacak ve alttaki tetik tablasında tetik köprüsü önüne çıkacak şakuli bir delik, taşlı çakmaklı çiftelerin iki namlusunun arasındaki oluktan akan suyun, kuyruğa vardığında bu delikten aşağı tahliye edilmesini sağlar ve taşarak çakmaklara akmasına  mani olur. B- Aynı maksatla, tek namlulu tüfeklerin kuyruklarına, çelik yan tarafına meyleden kısma açılacak zaviyeli bir delik, suların ters tarafa akmasını sağlayarak çakmağa akmasını önler. C- Çeliklerin falya deliği üstüne gelen kısmının daha yüksek yapılması ve namlu yan düzlüğü üst hattına kadar varması, çeliğin falya çanağını örten kısmının ise bu yüksek noktadan dış yana doğru meyillendirilmesi de çanağa namlu üstünden akacak suları tahliye eder. Atıcının güvenliği yönünden; D- Çakmak tablasına, horozun az önüne usulünce yerleştirilecek karşı ağırlıklı bir mandalın hafif ucu, tüfek doldurulmak için dipçiği yere dayandığında, namlular şakuli veya şakuliye yakın bir vaziyette iken, karşı ağırlığın tesiri ile dönerek, horoz ön kenarında açılmış olan bir çentiğe takılır ve şayet bir sarsıntı veya dokunma yüzünden  tetik veya tetik ayağı kazara oynar ise, horozun düşerek çeliğe çarpmasını önler.  E- Tetik tablasına monte edilecek, bir ucu boşta duran ve diğer ucu tetik tablasına boştaki ucun tablaya değmeyeceği şekilde bağlanan bir çelik yay,  tetik ayağının horoz göbeği çentiğine oturduğu sırada, tetiğin oynaması ile müzikal bir ses çıkararak horozun tam kurulduğunu belirtir ve aynı işlemin bu enstrumanın takılmadığı bir çakmaktan  normal olarak çıkacak zayıf çıtırdıdan daha rahat duyulmasını sağlayarak atıcıyı kesin bir şekilde haberdar eder (hele birçok atıcının biraz sağır olduğu düşünülürse. A.K.).

 

           

Başka bir Henry Nock icadı ise taşlı çakmağın horoz çeneleri arasına münasip şekilli bir metal parçası sıkıstırılması ve çanağa tam falya deliği karşısında  yerleştirilecek “boru  kapsülün” horoza bağlı bu parçanın darbesi ile ateşini falya deliğine tevcih etmesi ile ilgilidir.

 

 

11 Mart 1817 tarihinde Urbanius Sartoris isimli mucit taşlı çakmakla ateşleme yapan bir tüfekte “namlunun döndürülmesi ile açılıp öne kaydırılması, ile ön ucu yukarı kaldırılan  bir oynar atım yatağının normal şekilde kolayca şarj edilmesi (yani barut ve çekirdeğin atım yatağına ağızdan doldurulması) sayesinde kuyruktan doldurma sağlayan” bir mekanizma için patent alıyor.

           

                                                      Atış Yatağı Ağızdan Dolduruluyor.

           

1818 Tarihli, Elisha Collier tarafından icat edilen dolma toplu ve taşlı çakmaklı tabancanın patent beratı. Daha sonra Samuel Colt tarafından alınan toplu tabanca patent beratına Artemus Wheeler ile Elisha Collier tarafından açılan itiraz davasının ana belgelerinden biri. Her ne kadar Artemus Wheeler’ın patenti de 1818 tarihli olmasına rağmen, Collier bir yandan Wheeler’ın icadından esinlendiğini inkar etmemiş, öte yandan da silâhta bazı yenilikler yapmıştır. Bunlardan biri; horoz kurulduğunda silindiri (topu) otomatik olarak  döndürecek bir yay sistemi, diğer yeniliklerden biri ise; horoz kurulması sırasında, silindirin öne giderek atım yatağının namlu kuyruğuna yaklaşması, ve bu şekilde atım yatağı ağzı ile namlu kuyruğu arasından gaz kaçmasına mani olmasıdır (1890’lardaki hareketli Nagant gibi).

 

           

1831 Senesinde Demondion kapsüllü bir tüfek için “Kuyruktan Doldurma Sistemi” patenti almış. Hareketli kubuz yukarı dönerken horoz otomatik olarak kuruyor. Mermi ve barutu taşıyan ince kağıt bir fişek kuyruktan doldurulup kubuz kapatılıyor. Fişeğin dibine ince bir botu kapsül takılmış. Pauly sistemine benzer bir buluş. Metal yerine yanan kağıt fişek.

 

 

Yine Manton’dan, kapsüllü ağızdan dolma silâhlarda ateşleme randımanını artıran bir mekanizma. Kapsül memesi yolundan yana açılan ufak bir delik, doldurma sırasında namludaki havanın rahatça tahliyesini ve dolayısıyla doldurma işleminin rahat yapılmasını sağlıyor. Horoz bedenine verilen kam şekli sayesinde horoz kurulu iken kapalı olan delik ateşlemeden hemen önce, çakmak tablasına bağlı döner bir kapak ve alttan bastıran bir yay vasıtasıyla mezkur deliği açarak ateşlenen kapsül ile atış yatağı arasında sıkışan havanın dışarı çıkmasını sağlayarak kapsül ateşinin baruta daha kolay erişmesine sebep oluyor. 

 

 

            Richard Jordon Gatling ise gerçek ilk makinalı tüfeğin babası. 1861’de ağızdan dolma kapsül memeli fişekler kullanan ilk şekli askeriye tarafından kabul edilmiş. İcadı çalıştıran, barut gazı veya geri tepme filân değil. İnsan gücü ile çalışan gerçek mekanik bir düzen. Daha sonraları ise bir elektrik motoru ile de çalıştırılmış. Develerden, F-104 avcı uçaklarında  kullanıma  geçinceye  kadar  çok değişim geçirmiş.  Aşağıdaki, bu değişimlerden birinin çizimi. En sağdaki yuvanın içinde bir  “kam” düzeni var. Döndürülen namluların sürgüleri bu kam vasıtasıyla ve sırayla dolduruluyor, kilitleniyor, ateşleniyor ve boşaltılıyor.

                                                                                                                                                                             Namlu Gurubu                     Yuva

Dr. Richard Jordon Gatling’in  tasarım çizimlerinden ikisi.

 

 

Ve daha bir çok mucitten;

 

Taşlı çakmak çeliklerinin daha sert ve hızlı açılması,

 

Horoz ana yayının sürtünmesinin azaltılması,

 

Ateşleme tozunun (kapsül eczası) ve bu tozu kullanacak mekanizmanın icadı,

 

Taşlı çakmakların özel kapsül ile ateşlenmesi,

 

Horoz kurulduğunda yeni bir kapsül peletini otomatik olarak memeye götüren düzen,

 

Eczayı iki kâğıt şerit içine sıralayarak, meme üstüne yürüten mekanizma, vs., vs.!

 

Velhasıl; hemen her gelişme için bir veya birkaç patent! Bazıları gerçekten faydalı, bazıları sadece işi zorlaştırmaktan öteye pek gidemeyen, bazıları diğer icatlar sebebiyle hemen unutulan, fakat bazıları da asırlarca kullanılmaya devam edilen icatlar. İnsanların kullandığı her tür eşya, yaşanılan her tür ortam için binlerce icat.

 

Başlangıçta, hepsi hayal ürünü. Bir çoğu meraklı kişilerin inadı sonucu. Bazıları ise kazara ortaya çıkan icatlar.

 

Çakmaktaşı balta, sapan, ok-yay, tekerlek, olta iğnesi, zımpara kağıdı, üzengi, barut, roket,  pusula, mercek, vida, saat, buhar makinesi, aşılar, gramofon, elektrik ampulü,  radyo, x-ışınları, antibiyotikler, hesap makinesi, daktilo, atom bombası, televizyon, walkman.

 

Acaba bu icatları yapanların büyükleri de; “İcat çıkartma!” dese, veya böyle dediklerinde sözleri gerçekten dinlenseydi, bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olacaktık?

 

Tüfek ve tabanca öldürmek için yapıldı da bunların kurtardıkları hiç olmadı mı?

 

Motorlu taşıtlar kaç kişiyi öldürdü?

 

Aşı veya antibiyotik kaç kişiyi kurtardı?

 

Vırt, zırt dünyanın dört bir yanında mekik dokuyacağımıza yerimizde otursak daha iyi olmaz mıydı?                  Yoksa, koydukları yerde otlar mıydık ? ? ? ? ?

 

Siz siz olun, fazla düşünmeyin!           Meraklı olmayın!!!          İcat çıkartmayın ! ! ! ! !

 


*        Şevket Süreyya Aydemir, “Enver Paşa” Cilt 2, sy. 358.

**     I. Dünya Savaşının ilânı vesilesi ile Kaiser Wilhelm’in Alman ordusuna yayınladığı genelgeden;

“Unutmayınız ki, Alman kavmi, Tanrının seçkin kavmidir. Alman kavminin imparatoru olmam haysiyeti ile, Tanrının ruhu, benim üzerime inmiştir. Ben, Tanrının aleti, kılıcıyım. Tanrının savunucusuyum. Bana itaat etmeyenlerin vay haline! Bana itikat etmeyenlerin vay haline!..

Bu beyanları okuyan Lloyd George’un şu sözleri çok manidardır;

“Delilik her zaman acınacak bir haldir ama, delilik bir devlet reisinde baş gösterince ve bunun önü alınmazsa, çok tehlikeli olur.”

II. Dünya savaşı öncesi, 12 Şubat 1938’de ise Adolph Hitler şöyle konuşmuştu;

“Benim tarihi bir misyonum var. Ben bu misyonu gerçekleştireceğim.  Çünkü, Tanrı bu misyonu yerine getirmek görevini bana verdi. Benimle beraber olmayanlar ezilecektir.”